İlkbahar kitap kapağı

10. bölüm / 11

İlkbahar

-9- PARTİ

Vaveyla Yazarı: Ellarose

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: -9- PARTİ

SLAMLAR BEKLENEN BÖLÜMLE KARŞINIZDAYIM
YILDIZA BASMADIN;

GÖZYAŞIM PIT SİZE İYİ OKUMALAR ✨

~

Güliz, doğum gününe hazırlanmak için buluşmak istemişti. Almak istediğim bir şey yoktu ama kızlar beni zorla getirmişlerdi.

Bir o mağaza bir bu mağazaya girmekten hem sıkılmış hem de yorulmuştum. Kızlar, kıyafet bakınırken Buse gizlice yanıma geldi. "Geçen ki konuşmamız hakkında ne düşünüyorsun?" demek istediği neyse anlayamamıştım. "Hangi konuşmamız?" sesini daha çok alçaltıp konuşmaya koyuldu.

"Furkan." Söylediği isimle gözlerim devrildi. Furkan'ı seviyordum ama arkadaş olarak.

"Hayır, Buse. Furkan'ı arkadaş olarak seviyorum. Bunu sana kaç kere daha söyleyeceğim? Mümkünse zihninde bunu sabitle." Oflayarak eşofmanların olduğu yere ilerledim.

Arkamdan gelerek konuşuyordu. "Ya kızım, seni seviyor." Oflayarak Buse'ye döndüm. "Eee, bana ne bundan. Ben Yusuf'u seviyorum, biliyorsun."

"Ama Yusuf'u sevdikçe üzülüyorsun." Tekrar ofladım. "Sana ne bundan. Üzülecek olan benim." Gözlerimi Buse'den kaçırdım. Yani gerçekten Buse, Furkan'la Yusuf'un konuşmalarını duyduğundan beridir, beni bu şekilde darlıyordu.

"Ne demek, sana ne? Sen benim kardeşimsin. Kardeşimin üzülmesini istemiyorum. Elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Hem beni iki dakika dinlesen-"

"Yapma Buse. Ben, senden böyle bir yardım istemedim. Lütfen, artık beni bir sal!" dedim ve yanından uzaklaştım. Eşofman bölümünden tişört bölümüne ilerledim.

Hâlen Yusuf'u sevmemi kabullenemiyordu. İnsanı, çileden çıkarıyordu. Kolyemle oynamaya başladım. Olduğum bölümde, fısıltılı şeklinde biri konuşmaya başladı.

"Bir yerde çok güzel bir söz okumuştum. 'Kızlar sevdiği adamla değil, onu seven adamla birlikte olduğu zaman büyür,' diyordu. Demek istediğim eğer Furkan seni seviyor ise kabul etmekten çekinme-"

Gizlice arkamdan fısıldayan Buse'nin sözünü kestim. "Buse yeter!" sakin tutmaya çalıştığım sesim, çığırından çıkmıştı artık. "İstemiyorum diyorum ya! Sen buraya benim sabrımı sınamak için mi geldin?"

"Hilalim. Bak şimdi-" sözünü tekrar kestim. "Niye sadece başkalarının duygularını önemsiyorsunuz? Benim ne hissettiğimin hiç mi önemi yok, sizin için? Ben, kimim zaten? Hilal, kimseyi sevemez. Sevilemez. Düşünemez. Varsa yoksa sizin düşünceniz. Benim düşüncelerim ne olacak?!"

"Var tabi ki. Seni önemsiyorum. O yüzden Furkan'ın seni sevdiğini söylüyorum." Bir kızların olduğu bölgeye bir de bana bakarak konuşmuştu. Kızların, bizden apayrı bir uçta olması daha rahat konuşmamızı sağlıyordu.

"Buradan öyle gözükmüyor, daha çok kırmak içinmiş gibi geldi bana," burnumu havaya dikip söylemiştim bunları.

"Çünkü yanlış taraftan bakıyorsun."

"Nereden bakmamı isterdin, Buse? Saçmalıyorsun iyice. İkisi arkadaş. Ben Yusuf'u seviyorken niye Furkan'ı isteyeyim? Ben Yusuf'u seviyorum. Bu, hep böyle kalacak. Sevse de sevmese de! Anla artık şunu"

"Yusuf'un ne içinden eminiz ne de dışından. Yusuf, senin için her türlü kapalı bir kutudan ibaret. Ama Furkan öyle değil. Seni gerçekten seviyor ve değer veriyor. Yanlış yoldan gittiğini fark ettiğin zaman doğru yola adım atmaktan korkmamalısın. Yusuf'u sevmiş olman Furkan'la olamayacağın anlamına gelmiyor-" dedikleri ile kan beynime zıplamıştı.

"Geliyor! Diyelim ki, istedim. Furkan'la, Yusuf'u birbirine düşürmüş olma ihtimalim söz konusu olur. Sen yine de diyorsun ki; Furkan da, Furkan. Çok istiyorsan, Furkan'a git!"

"Öyle demek istemediğimi biliyorsun. Hem sen demiyor muydun, hayat her zaman istediğimiz yoldan yürümez diye. Aynı o mantık."

"Değil. Bir tarafta benim sevdiğim. Diğer tarafta ise beni seven Furkan vardı. Ben kardeş gibi büyüyen arkadaşlıklarını bozmak istemiyorum. Sadece Yusuf'u sevmek istiyorum. Yusuf olursa, olur. Olmazsa bende yoluma bakarım. İşte o zaman başkası girer hayatıma. Anlıyor musun beni?"

"Seni zaten anlıyorum, canım benim."

"İyi. Şimdi ne yaparsan yap. Mümkünse benden bugün uzak dur!" Son sözlerim ardından Buse'nin yanından ayrıldım. Tek yaptığı saçma sapan konuşmak! Güliz'lerin yanına gitmeye koyuldum.

Kızların yanına geldiğimde bana kıyafet bakmaya başladılar. İstemediğimi söylemiştim ama nafile. Buse'nin elinde tutup bana uzattığı elbise aşırı kısaydı. Görmezden geldim.

Güliz başka bir elbise göstermişti.

Beğenmeyerek geri koydum. Güliz'in gösterdiği elbise çok fazla cesaret isterdi. Arkalı önlü dekolteli, nerdeyse bikini bölgesine kadar uzanan yırtmacı vardı. Yani giyerdim ama ne gerek vardı. Sonuç olarak benim değil, Güliz'in güzel hazırlanması gerekmez miydi?

Kızların renkli elbiselerinden ziyade, ilgimi çeken, siyah bir elbise olmuştu.

İlgimi çeken bir elbise olduğunu görünce, kızlar zorla giyinme kabine sokmuştu. Elbise, diz kapaklarımın çok fazlasıyla üstünde biten, siyah, dar kesim, boğazlı ve sıfır kollu olan bu elbise vücut hatlarımı sarmasıyla fazla dikkat çekiyordu. Kumaşı çok yumuşaktı. Kumaşın inceliği nedeniyle iç tenim belli oluyordu. Ve aynaya baktığımda üzerimde güzel duruyordu, aslında. İç göstermesi beni biraz rahatsız etmişti.

Kızların çağırmasıyla kabinin dışına çıktım. "Şaka gibi! Böyle fiziğin var ama sen elbise sevmiyorsun?" cırlayan sesiyle Güliz konuşmuştu.

"Aşırı güzel oldu." Buse söylemişti. Gözlerimi kaçırdım.

"Çıldırtıyorsun beni hilal ya! Farkında mısın? Bilmiyorum. Hepimizden daha güzel fiziğe ve güzelliğe sahipsin. Ve sen bunu kimseye paylaşmak istemiyorsun." Demişti Güliz. Ben öyle hissetmiyordum.

"Fark ettiniz mi? Karın kasları da belli oluyor." Suna demişti.

Karın bölgemi kollarımla sarmalayıp, utanç dolu sesimle, "üstümü değiştirebilir miyim, artık?"

"Ben şu fizik için yıllarca uğraşmam lazım. Kız, sergilemekten çekiniyor. Git, git." Utangaç dolu bedenimi kabine yönelttim. Kabine tekrar girip pantolonumu ve sweatshirt'ü geri giydim. Kenarda asılan montumu, beremi ve elbiseyi elime alıp kabinden çıktım.

Kızların hepsi çok beğenmişti. Sanırım böyle güzel bir gün için bir kere giyilebilirdim. Elbisenin en güzel yanı hem spor hem de topuklu ayakkabı giyebilecek olmasıydı. Altına beyaz bir spor ayakkabı giyildiğin de daha hoş duracağını düşünüyordum.

Mağaza koşturmamız bittiği gibi güzellik merkezinde, kızlar tırnaklarını yaptırıyorlardı. Şahsen elbiseye laf etmedim ama tırnak asla yapmazdım. Kenarda durmuş kızları bekliyordum. Güliz, "sende yaptırsaydın keşke" demişti.

"Antrenman yaptığımda kırılırlar. Bir de onlarla uğraşamam."

"Sende kuzum takma tırnak yaptır."

"Olabilir" kendimi kedi gibi hissediyordum. Tırnak yaptırmak hiç benlik değildi. Ayrıca bunlarla hareket etmekte çok zordu.

Hiç bir zaman Barbie olmayı becerememiştim zaten.

Tek temennim her zaman yumruğumun güçlülüğü olmuştu.

ɤ

Saatler sonra Güliz'lerin evlerinin içeriye 3 kız birlikte adımladık. Hafif makyaj, Saçlarımı sırf bugünün özelliği için salık hâlde bırakmıştım. Atkuyruğu aşığı olduğum için salık yapmazdım. Hafif dalgalı, uzun ve koyu kahve saçlarımın üstünde siyah kulaklığım, iki adet aksesuarla süslenmiş gerdanım da boks eldivenli kolyem ve zincir vardı. El ve ayak bileklerimde en çok sevdiğim Gold bilekliklerime yer vermiştim.

Üşümemek için üzerime geçirdiğim gri hırkamın üstüne siyah şişme montum ve ince ten görünümlü peluşlu, çorabımla önlemimi almış bulunmaktaydım. Hava çok soğuktu. Pantolon giymek daha mantıklı ama neyse... Çünkü halen kar yağıyordu.

Zile bastığımız kapı içten açıldı. Kapının ardından Güliz göründü. "Hoş geldiniz aşklarım!"





( Aklınızdaki ile devam edebilirsiniz )

Kulaklığımı, kulaklarımdan çıkardım. "Hoş bulduk" deyip, elimdeki hediye paketini Güliz'e uzattım. Tek tek incilerle diktiğim çanta ve içinde Hazal'ın hediyesi olarak kolye vardı. "Ya, çok teşekkür ederim Hilal." Soğuk Atmosferden kurtulup kapının eşiğinden içeri girdik. İçerideki hava, yüzüme üflediği için soğuktan buz tutmuş bedenim bir anda eriyip, gitti.

Geldiğimiz bu ev gerçekten her detayıyla, ilmek ilmek işlenmiş gibi özenli, çok hoş ve kendince mütevazılığını koruyordu.

İçerideki kişi sayısı azdı. Biz mi erken gelmiştik yoksa insanlar mı geç kalmıştı, anlayamamıştım. "Erken geldik sanırım." Montumu çıkarırken konuşmuştum. Elbisemin eteklerini düzelttim. Yukarı sıyrılıyormuş gibi hissediyordum. Tüm gün bu şekil hareketlerime dikkat edecektim. Şimdiden varlığından rahatsız olmuştum.

"Aslında tam zamanında geldiniz. Hava karlı bir de yerler biraz buzlu. Ondan dolayı biraz geç gelecekler. Bazı kişiler şuan da yoldalar."

Güliz hem dış kıyafetleri topluyordu hem de kızlara sarılıyordu. Sıra bana geldiğinde kulağıma "çok güzel olmuşsun. İstersen rollerimizi değiştirelim. Çünkü bugün bütün gözler senin üzerinde olacak." Sonlandırdığımız sarılmada "teşekkür ederim." Demiş bulundum.

Odaların bir tanesinin kapısı açıldı ve Furkan gözüktü. Gözlerimi kaçırdım. Buse, Furkan'ın beni sevdiğini söylediğinden beridir, istemsizce kendisine kaçamak bakışlar atıyordum.

Alışkın değildim, birinin beni sevdiğini bilmeye...

Ya da birinin beni sevmesine alışkın değildim...

Sonuç olarak her ikisine de alışkın değildim...

Bize doğru geliyordu. İçimde oluşan heyecan ve gerginlik vardı. Gözlerinin üzerimde olduğunu hissediyordum.

Beni sevdiğini biliyor olsam da bakışlarından rahatsız olmuştum.



İnadına gözlerimle onu süzdüm. Gri, kumaş pantolon, altından gözüken tişört ve siyah sweat shirt vardı. Son olarak onun yeşilliklerine diktim. Bu sefer gözlerini çeken o olmuştu. Nasılmış rahatsız edilmek, beyefendi? Her zaman kadınlar mı rahatsız olacak? Çünkü yapmış olduğu, hiç hoş bir şey değildi.

"Hoş geldiniz" demişti. Karşılık verip, gözlerimi çektim. Kızlarla, beraber oturma odasına yönlendiren Güliz'i takip etmeye koyuldum.

Sadece iki adım atmıştım ki, Furkan önümü kesmişti. "Biraz konuşsak olur mu?" yutkundum. Bir saniye de rahatsızlık duyan bedenimin yerini çekingenlik almıştı. "O-olur ne konu hakkında?"

"Özel bir durumla ilgili." Köşeye sıkışmış gibi hissediyordum. Ne konuşacaktık ki? İçimden düşündüklerim olmasın diye yalvarmaya başladım. "T-tamam. Konuşalım." Sesimi ayarlamaya çalışırken daha çok batırıyordum.
"Beni takip et." Cevap vermek yerine başımı sallamıştım. Sessizce oflamaya başladım. Aynı zamanda eldivenli kolyemle uğraşıyordum.

Stresten parmaklarımı yiyordum. Başım yere doğru eğilmiş Furkan'ın ayaklarından takip ediyordum. Furkan'ın ani durmasıyla, sırtına tosladım. Ve düşünmekten boğulduğum için durduğunu fark edememiştim.

Furkan'ın yeşil gözleri görüş alanıma girdi. Karşıdaki kişi ilerimizde duran kadına taraf dönmüş şekilde konuşuyordu, bu sırada. "İyi misin?" Alnımı elimle kaşıyıp, "durduğunu fark etmedim." Dudakları hafif yana kıvrıldı. Şu şapşal halime kim olsa gülerdi. Of ya. Rezilliktim gerçekten! "Önemli değil," dedi ve bir kez daha gülümsemişti. Tekrar önüne döndü.

"Baba." Duyduğum kelimeyle kaşlarım havalandı. Furkan'ın sesinde farklı bir detay saklı gibi konuşuyordu. Furkan'ın sesiyle birlikte babası da ona taraf dönmüştü. Küçük bir uyarı gibi... Hafifçe kafamı Furkan'ın bel ve kolu arasındaki boşluğuna yanlamasına eğilip, babasına bakmaya başladım. Babası, Furkan'ı ne kadar da çok andırıyordu, öyle. Furkan'a cevaben babasının tok sesi, "efendim evlat?"

"Bir anda önümüze niye çıkıyorsun?"

"Önümüze derken?" Bir anda Furkan'ın sırtı, görüş alanımdan çekilmesiyle babasıyla göz göze gelmiştim.
- Ama yanlamasına eğilmiş şekilde -

Beni yerin altına gömün şuan da ya! Şapşal ve çekingen hâlimle ne de güzel gözüküyorumdur şimdi? Utançtan kızarmışımdır da! Of, of.

Alttan alta Furkan'ın güldüğünü görüyordum. Şu hâlim utanç vericiydi!

Bedenimi hemen dikleştirdim. "Hoş geldin kızım." Çekingen sesimle, "hoş buldum, efendim. Bilekliğim düştü zannettim de..." ıkına sıkına dudaklarım döküldü sözcüklerim. Düştüğüm hâllere bak ya! Ben bu hallere düşecek kız mıydım? Furkan halen gülüyordu bir de. Babası bir bana Furkan'a baktı. Bir kez daha yutkundum. "Bizim oğlan, yaramazlık yapmıyor değil mi?" yaramazlıktan kastı neydi?

"Anlamadım. Ne yaramazlığı efen-dim?" sözüm Furkan tarafından kesilmişti. "Baba; izin verirsen, arkadaşımla, bir şey konuşacaktım..."

"Sonra konuşursunuz. Zamandan bol ne var? Şimdi geçelim içeriye, Güliz kırılasın. Hadi oğlum." Farkında olmadan tuttuğum nefesi dışarıya verdim. Oh be. İçim rahatlamıştı.

İçeriye bir tık seri adımlarla kızların olduğu odaya girdim. Birkaç kişi daha gelmişti. Bir köşeye oturmadan önce Buse'nin gözleri beni hedef almıştı. 'Hayırdır neredesin' der gibi bakışlarından gözlerimi kaçırdım. Hiç kimseye hesap vermek zorunda değildim. Özelliklede Buse'ye. Ona olan kızgınlığım henüz dinmemişti.

Bir müddet içeride oturup gelenleri bekledik. Hafif eğlenceden sonra ıslıklarla ve konfetilerin patlamasıyla pasta kesilme faslı olmuştu. Konfetiyi patlatan Yusuf ve Furkan olmuştu.

Dağıtılan pasta meyveliydi. İştahımda pek yoktu. Bu nedeniyle Hazal'ın önüne itekledim. "Niye yemiyorsun?"

"Meyveli. Bir de iştahım yok. Hem fiziğimi de korumam lazım." Ağzını beş karış açarak konuşuyordu. "Ay manyak. İyi tamam ver. Sen sporla kafayı ye, bende pastayı." Kıkırdayarak önündeki pastayı yemeye koyuldu. Kakaolu olsa belki yerdim.

Partide herkes farklı bölgelere dağıtmıştı. Bütün cesaretimi bugün burada harcayacaktım. Yusuf'u bulmam gerekiyordu. Bahçede görünürde yoktu.

İçeride olabileceğimi düşünüp adımlarımı içeriye yönelttim. Ani bir çarpışmayla düşecekken son anda beni tutan kollar sayesinde, sendeleyerek ayaklarımı zemine sağlam bastım. Bakışlarımı, beni tutan kollardan kaldırarak kafamı biraz yukarıya doğru çevirdiğimde yeşil gözlerle karşılaştım.

Yeşil gözlerin sahibi, "iyi misin?" diye sormuştu. Ben niye bu çocuktan her defasında kaçarken kendimi ona çekilir şeklinde buluyordum?

"S-sağ ol iyiyim." Furkan'ın kokusu buram buram burnuma doluyordu. Orman gibi gözlere zıt olacak denizi andıran ferah, erkeksi kokusu bedenime yayılıyordu. Yüzlerimiz fazla mı birbirine yakındı? Yok, canım. Bana öyle geliyor olmalı. Daha neler.

İşin aslı hâlâ belimi saran şekilde duruyorduk. ( Dans eder şeklinde. ) Dışarıdan bakan insanlar yanlış anlamasa bari.

Ikına sıkına sözcükler ağzımdan döküldü. "İzin verirsen eğer ayağa kalksam." Yeni fark eder gibi bir hali vardı. Bir anda gözlerinde oluşan aydınlanma ile beni ve kendisini usulca düzeltti.

Elbisemin eteklerini düzelttiğim sırada ikimizde birbirimize bakamıyorduk. Söze atlayıp "tekrardan teşekkür ederim," dedim. "Önemli değil," cevabına hitaben "b-ben içeriye gideceğim," demiş bulundum. Neden, bilmiyorum ama sanki bilmesi gerekiyormuş gibi düşünceye kapılmıştım.

Önümden yanlamasına çekilip, "buyur" dedi. Ellerini geç anlamında tutuyordu. Başımı sallayıp içeriye girdim. Furkan'la az evvelki hareketimiz de, 10 tur koşmuş gibi içimi sıcak basmıştı.

Furkan'ın yanından ayrıldığımda odalara uzaktan bakıyordum. Yani hangi odadaydı bu çocuk? Evden ümidimi kesip arka bahçeye çıktım.

Duyduğum seslerle ayaklarımı yavaşla frenledim. "Ne zaman birlikteliğimizi bizimkilere söyleyeceğiz? Çok sıkıldım artık, bu durumdan." İsyan eden sesi bir yerden tanıyordum ama kim olduğunu çıkaramamıştım.

"Yakında söyleriz. Bu kadar aceleci olma." Yusuf'un sesiydi. Yok. Ben yanlış duydum. Hayır, olamaz. Kesin yanlış duymuştum.

"İlk gruba söyleyelim. Sonra seni ailemle tanıştırayım." Konuşmanın sonunda tuhaf sesler duydum. Öpücük sesleri miydi, bunlar?

"Yusuf!" Kız uyarıcı bir sesle konuşmuştu. "Efendim, Suna'm" Hafif başımı öne çıkardım. Ve ikisinin sarılı hâlde gördüm.

Hayır! Hayır! Hayır! Kafamı iki yana sallayarak bu duyduklarımı ret ettim. Bunu kabullenmek istemiyordum. Bu olamaz. Olmamalı. Arkadaşım dediğim kız, sevdiğim çocukla olmamalı.

Duyduklarımla elimle ağzımı kapatmıştım. Diğer Elim, kolyemle oynuyordu. Gözlerim dolmaya başlamıştı. Bu hassas kalbimden nefret ediyordum.

Yumruklarım gibi sende güçlü olsana!

Kırılma hemen mesela!

Kulaklarımın, bedenimin ve kalbimin daha fazlasına katlanabileceğini düşünmüyordum. Duyduklarımla arka bahçeden uzaklaştım.

Benim sevdiğim erkek, arkadaşımla birlikteydi. Bu nasıl olabilirdi? Hayallerim her zaman olduğu gibi yine yıkılmıştı.

Ben ne düşünmüştüm ki? Bu hayatta kim beni severdi? Hiç kimse! Ben ne zaman bir erkek tarafından sevilmiştim ki, şimdi sevilecektim?
Yoksa ben, sevilmeyi hak etmiyor muydum?

Evin içine girdim. Sesten ve atmosferden biraz uzaklaşmak için lavaboya girdim. İkinci kattaki lavaboya girdiğim hâlde ses yine de duyuluyordu. Gözlerimdeki yaşı sildim. Bir yenisi daha geliyordu.

Aynadaki kendime baktım. Bir kişi çok dikkatli baktığında gözlerimin içinde oluşan sevgisiz büyüyen kız gözüküyordu. Ne olursa olsun kimse beni bu şekilde görmeyecekti. Eve gidecektim ve ağlamaya doyana kadar ağlayacaktım.

Şimdi değil, hilal. Burada ağlayamazsın. Burası, senin evin değil, Hilal. Demişti içimdeki kendim. Ağlayamazdım. Sonraya sakladım gözyaşlarımı. Her zamanki gibi maskemi takacaktım. Yüzü gülen. Sakin konuşan. Utangaç veya çekingen olacaktım. Ama sevgiye ihtiyaç yanımı rafa kaldıracaktım.

Kendime çeki düzen verdikten sonra beyaz ve kahve tonlarıyla süslenmiş lavabodan ayrıldım.

Aşağıdaki kalabalığın içine tekrar gitmek istemediğim için balkona çıktım. Balkonu saran siyah camlar güvenliğini sağlamasaydı, ayaklarımı sarkıtırdım. Bunun yerine ayaklarım yere sağlam basıyor, karşımda duran güzelliklere bir sağa bir sola savruluyordum.

Bu evin manzarası insanı, alıp götürüyordu. Keşke az önce gördüğüm o görüntüleri de aklımdan alıp götürseydi. İznik gölünü süsleyen
ağaçlar yavaşla ilkbahar için gün sayıyordu.
Bende bir gün sevilmek için gün sayıyordum.

Hayır. Hayır. Sevemezdim. Arkadaşım yarın bir gün karşıma geçip, evleneceklerini söylese, ne yapacaktım? Alışıktım ne de olsa ben. Alıştırılmaya mahkûm edilmiştim.

Hayat her zaman sevdiğim insanları başkalarına armağan etmişti. Alışkındım ben bunlara. İnsan yine de küçük bir umuda sarılmakta kendini alıkoyamıyordu işte. Hava bile bana inattı. Karlı, yağmurlu gösteren hava durumunda iki saat sonra güneşliydi.

Yan tarafımda yerde gözüken birinin karaltısı yavaşça bana yaklaşıyordu. "Yusuf mu," diye sordu. Ona bakmadan sesinden tanımıştım. "Anlamadım," diye cevap verdim. "Diyorum ki; Yusuf'a mı âşık oldun?"

Ne? Nasıl anlamıştı ya? "Hayır!" şaşkınlıklarımla ona döndüm. Ama bakmaya çekiniyordum. Tekrar manzaraya çevirdim kafamı. Derin soluklar aldı. "Yusuf'a olan bakışlarını görmemek için ya kör olmak lazım. Ya da bir kişiye âşık olmamak lazım."

Cevap veremedim. "Iı, hayır. Âşık falan değilim."

"Bana düşmez belki ama Yusuf'tan uzak dur. Senin tahmin ettiğin gibi biri değil o. Çünkü seni bu kısa zaman içerisinde az da olsa çözdüm-"

"Ne kadar çözmüş olabilirsin ki?" sessiz soruşumu duymadığını düşündüğüm içi rahattım. "Tahmin edemeyeceğin kadardan da çok." İrislerim büyüdü ve kontağını Furkan'da aldı. Duymuş muydu?

"Ve... Sen eğlence peşinde koşan bir erkeğin oyuncağı olacak kız değilsin. Suna'yı bilmem. Ben, bir seni bilirim. Bir, seni konuşurum." Gözlerim daha çok büyüdü.

"Netlik istiyorsun ama yanlış bölgelerde geziyorsun. Tabi ki bir şey diyemem." Gözlerimi büyütmemi hüzün kapladı. Furkan da bana taraf dönmüştü. Tekrar başımı manzaraya çevirmiştim.

Montum aşağı katta olduğu için hafiften esen poyraz nedeniyle vücudum irkildi. Üşümek, soğukluk bunlar bana her zaman iyi gelmişti.

Furkan'a hiç bir şey söyleyememiştim. O da benim gibi manzaraya bakıyordu. Ellerini, gri eşofmana koymuş uzaklara bakınıyordu.

Bu elbisenin içinde de kendimi çok tuhaf hissediyordum ya! Yabancıydık birbirimize. Elbise hiç giymiyorum ya da giymem demiyorum. Sadece tarzım değildi. Açık ve bunun gibi detaylı kıyafetler sevmezdim. Sanki küçük bir milim hareket etsem etek uçları yukarı çıkıyor gibiydi. Kendimi çıplak hissetmeme sebep oluyordu.

Furkan'ın derin solukları düşüncelerimin arasına girmişti. Bakışlarımı ona çevirmiştim. Üzerindeki sweat shirt' ün boyun uçlarından yukarı doğru çekerek çıkarttı. "Ne yapıyorsun?" Diye sordum.

Hiç cevap vermemişti. Üzerindeki sweat shirt' ün altından Beşiktaş forması gözüktü.

"Senin Beşiktaş'a olan zaafın gerçekten beni benden alıyor."

"Başka ne alıyor," dedi. "Bilmem. Aklıma bir şey gelmedi." Sweat, bir anda benim kafamdan geçti. Ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Ama her düşünce çok saçma yollara sokuyordu beni.

"İşte şimdi içim rahat etti," demişti. Bir anda kızların konuşması gelmişti aklıma gerçekten bu olabilir miydi? Pek, inanasım gelmiyordu niyeyse.

"Ben mi giydireyim yoksa sen mi giyersin?"

"G-giyerim de, niye verdin bunu? Anlamadım." Düşüncelerim nedeniyle zar zor konuşmuştum.

"Titriyorsun." Fark etmemi ister gibi konuşuyordu. Sen niye bu kadar ılımlısın, Furkan? Demek istedim. Niye bana karşı fazla iyisin? Keşke sana bunları sana sorabilsem.

"Fark etmemişim. Aslında benim aşağıda hırkam vardı. Sen bunu al. Benim yüzümden üşütmeni istemem."

"Çok konuşuyorsun, hilal." Dedi ve sweat shirt tamamen bana giydirdi. İçime dolan erkeksi ve bir o kadar da hoş koku beni benden almıştı. Mest olmuştum. Ay ne diyorum ben?!

Ben, birisine aşığım. Orası biraz muamma ama... Saçma sapan düşüncelere dalma Hilal! "Alırım ben içeriden bir şeyler. Ben de çok var bunlardan. Sen beni düşünme. Onu boş ver de, söylemeden edemeyeceğim, bugün apayrı güzel olmuşsun."

İçimi kavuran çekingenlik ve utangaçlık kendini belli ettiği için gözlerimi kaçırıp, teşekkür ettim. Hayır, da ben hiç utanan biri olmamıştım. Ne oluyordu, bana? Furkan da bugün bir farklılık vardı. Gözlerinde okunan farklı bir telaş mı desem, sevinç ya da kırgınlık mı, bilemedim. Farklıydı. Ama çözememiştim.

&

BİRAZDAN DİĞER BÖLÜMLERİ ATACAĞIM

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.