11. bölüm / 11
İlkbahar-10- AY KIZI
Bölümler 11Şu an: -10- AY KIZI
- 1 GİRİŞ847 kelime
- 2 -1- ÜNİVERSİTE1.572 kelime
- 3 -2- HAYIRSIZ İSİM838 kelime
- 4 -3- SİNEMA3.281 kelime
- 5 -7- VAR MISIN, YOK MUSUN?2.318 kelime
- 6 -8- AJANDA1.277 kelime
- 7 -9- PARTİ2.833 kelime
- 8 -10- AY KIZI1.888 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 -11- ÇAT KAPI2.843 kelime
- 10 -12- KALBİN SIZISI1.253 kelime
- 11 -13- EVRAK908 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İYİ OKUMALAR💗
Furkan’la birlikte aşağı kattaki, kapalı alanda kalan ön bahçeye indik. Hazal telefonda konuşuyor, yanlarında Buse, Güliz ve diğer kişiler vardı.
“Ne oluyor” diye, söze girdim. “Bilmiyoruz ki. Hazal konuşmuyor,” buse demişti. Hazal bana taraf dönüp “abla, babam...”
Gözleri dolmuştu. “Ne olmuş babama?” Diye sordum. Cevap vermedi. Telefonda kişinin sesi sanırım Hazala sesleniyordu. Lakin Hazal donmuş gibiydi. “Hazal,” diye seslendim. Duymuyordu.
Kulağındaki telefonu aldım. Telefonu kulağıma yerleştirip “ben Hazal’ın ablasıyım.”
“Hilal.” Bu ses, İlyas Ağabey’e aitti. Babamın iş arkadaşıydı. “Babanız kalp krizi geçirdi. İznik devlet hastanesine geldik.”
Duyduklarımla karşısında şaşkınlıkla ağzım açılmıştı. “Tamam, geliyoruz ağabey.” Telefonu kapattım. Hazala bakındım.
“Hazal iyi misin? Bak korkma hiç bir şey olmayacak. Hadi gidelim. Anneme de haber verelim. Hazal hadi.” Donmuş gibi sesi çıkmıyordu. “Abla, ya babama bir şey olursa?” olmayacaktı. Olmamalıydı. Hayatımdaki başka bir erkeği de kaybedemezdim.
“Olmayacak söz veriyorum. Hem kötüyü çağırma ki iyi olsun.” Hazal’ın elinden tuttum. Buse’ye dönüp, “buse sen kendin dönebilir misin?” Diye sordum. “Dönerim.” Furkan’dan ses geldi. “Ben bırakırım sizin aklınız burada kalmasın.”
“Tamam. Sağ ol.” Hazala tekrar döndüm. “Hazal hadi ablacığım.”
Hazal’ı çekiştirmeden önce çantamı aldım. Ve dışarı çıktım. Furkan'ın çağırdığı taksiye binip hastaneyi söyledim.
Anneme yolda gelirken haber vermiştim. Bütün diğer herkese arayıp durumu izah ettim. Babaannem ve dedeme söylememeleri için kesin tembih etmiştim. Eğer babamın durumu kritik değilse, bir de onları telaşlandırmaya gerek yoktu.
Hastaneye vardığımızda taksiciye ücreti verip üstünü almadan arabadan indim. Şuan onu düşünecek durumda değildim.
Hızlıca hastaneye girip, danışmaya babamın ismini verdim. “İlker Kaya” danışmadan babamın olduğu acil bölgesine önüne gelmiştik.
“İlyas ağabey, babamın durumu nasıl? Bir anda nasıl kalp krizi geçirdi?”
“Hilal, bilmiyorum. Bir anda arabada güle konuşa eve geçerken kalbini tutmaya başladı. Sonra soluğu bir anda burada aldık. Allah'tan arabayı ben sürüyordum. Yoksa bir de trafik kazası yapardık.”
“Doktorlar ne dedi?”
“Bir şey demediler. Bir Allah'ın kulu bir şey demiyor.” Stresli bir ofladım. Hazal oturağa geçmişti. Annem, Tarık amcam, Feride yengem, melek halam herkes bir kaç dakika sonra buradaydı. Hazal oturduğu yerde yeri izliyordu. Annem ise kendinde değil gibiydi. Amcamla yengem sakince oturuyor gibilerdi. Melek halam, bir sağ bir sola dönüp dönüp yürüyordu.
Akşam saat 22.34’tü.
Hastanelerden nefret ederdim. Sevincin ve hüznün birleştiği tek yerdi.
Kendimi sakin tutmaya çalışıyordum. Çünkü ağlarsam elime hiç bir şey geçmeyecekti. Sonuca göre duygularımı yaşardım. Yine öyle olacaktı. Şimdilik güçlü taraf olacaktım. Sakin, soğukkanlı ve aklı başında olan tarafta kalacaktım. Ve sonucu öğrenmeden ağlamanın gayesi yoktu.
İşte beklediğim an gelmişti. Doktor, acil kapısından çıktı. Herkes bir anda ayağa fırlamıştı. Her birimiz doktorun ağzından çıkan iki kelime ile ya feryat figan olacaktık. Ya da sevinçten şükredecektik.
İçimden bir ses öldü diyordu. Çünkü havada gezen bir hüzün dalgası vardı. Hissediyordum.
Doktor sadece iki cümle ile yanımızdan ayrılmıştı.
“Biz elimizden gelen her şeyi yaptık. Başınız sağ olsun.” Hayır, yanlış duymuştum. Olmamalıydı. Hayata sımsıkı tutunan İlker Kaya şimdi yok muydu? Hayır, olamaz. Olmamalı.
Kendi iç diyaloglarımdan başka sesler de duyuyordum. Ama duymak istemiyordum. Ağlayışlar. Yakarışlar. Havada tuz buz olmuştu. Sırtımı duvara yaslanmıştım.
- Bu sefer ayaklarımı zemine sağlam basamamıştım. –
Bacaklarımı kendime doğru çektim. Alışkın olduğum gibi sessiz sedasızca ağlamaya başladım. Birine sarılmak istiyordum. Bacaklarımı kendime daha çok çektim. Bir nevi kendime sarılıyor gibiydim.
Burnuma aniden dolan tanıdık, keskin ve ferah koku içimi ferahlatmıyordu. Canım yanıyordu.
Ağlayışlarım sessizdi. Haykırışlarım sessizdi. İçimde ki kız daha çok ağlıyordu.
Küstah bir tavırla; içimden bir ses, ‘seni sevmeyen biri için mi ağlıyorsun’ dedi. “Ne güzel kurtuldun.” Hayır! Bu küstahça düşünce bana ait olamazdı. Çünkü o kişi benim babamdı!
Beni sevmese bile babamdı. Babam için ağlıyordum. Henüz kendisine soramadığım o kadar çok sorum vardı ki. Şimdi kim cevaplayacaktı?
Eline ne geçti baba?
Kısacık hayatında bana hayatı zehir etmekten başka eline ne geçti?
Kızım deseydin. Son günün gibi bana sarılsaydın. En önemlisi de sevseydin be baba! Şimdi istesen de sarılamazsın. Şimdi istesem de sana sarılamam.
Babam varken babasızlığı öğretmeseydin.
Keşke babam varken babasızlığı bilmeseydim…
Kalbim de açan bu acı; şimdi sessiz sedasız, sensiz mi devam edecekti? Şimdiden özledim. Şimdiden bir koltukta yaşlandığını seyretmeyi özledim. En çok da tartışmayı özlemiştim. İnatlaşmayı. Sevmemeni özledim, baba! Sevilmemeyi...
Acil kapısı açıldı. Babamın sedyede yatan cansız bedeni çıktı. Hazal, Baba diye bağırdı. Yerimden kalkıp babama bakmadım. Bakamadım. Buna cesaretim yoktu. Bunu yapamazdım.
Hastane de ne kadar kaldık bilmiyorum. Kaldığımız dakikalar boyunca bana yıllar geçmiş gibi gelmişti. Hani bazı zamanlar vardır. Hayatın çok yavaş ilerlediğini düşündüğümüz zamanlar. Şuan ağır çekim girdabındaymış gibiydik.
Saatler sonra hastaneden ayrıldık. Eve gelirken arabayı annemin kullanmasını istemedim. Gözlerimi sildiğim sırada yine soğukkanlı olmak vardı. Kalbimde hüzün, aklım da derin düşünceleri bir kenara süpürdüm. Araba’nın sürücü koltuğuna ben geçtim. Hazal ve annem arkaya oturdular. Evin yoluna arabayı sürdüm. Arabayı park ettim.
Evin içinde 3 kadınlık. Ama içimizde yatan hüzün dalgası vardı. Hazal eski kendi odasına gitmişti. Odama geçtim. Kapımı kapattım. Çünkü evin içinde ki üç kadının aklında kendi hatıraları vardı. Üstümü hiç çıkarmak istemedim.
Ben bugünü hiç bu şekilde tahmin yürütmemiştim. Bugüne çok hevesle hazırlanmıştım.
Hevesle hazırlanmanın sonu bu muydu?
Çat kapı gelen ölüm haberi miydi?
Bu mu olmalıydı?
Üzerimde hâlen Furkan'ın verdiği sweat shirt vardı. Farkında olmadan Furkan'ın sweat shirt’ üne mi sarılmıştım?
Ne yani, az evvel birine sarılmak istediğim sırada Furkan'ın kokusuna mı sarılmıştım?
Sweat shirt’ ü tekrar kokladım. Ağlayışlarım arasındaki o koku, Furkan'ın kokusu muydu yani? Bu düşünce çok saçmaydı. Bu düşünceyi unutmayı tercih ettim. Sweat shirt’ e zarar gelmesini istemediğim için üzerimden çıkartım. Yatağımın karşısında duran çay seti ikili koltuklardan bir tanesinin üzerine koydum.
Üstümü hiç değiştirmeden yatağa girdim. Düşüncelerim doluydu. Kendimi nedensiz doğar doğmaz 2-0 geriden başlamış hissediyordum. Sanki hayatımın en başında kaybetmişim gibiydim.
Uyumak istiyordum. Çünkü her şeyin bir rüyadan ibaret olduğunu düşünmek bana iyi hissettirecekti. Uyumak istemiyordum. Çünkü sessizce ağlamak bana iyi gelecekti. Çünkü bugün bildiklerim yüreğime düşen yaradan başka bir şey değildi. Sabah çok dinç olmam gerekiyordu. Olan biten her şeyin aklımın bir oyunu olmasını düşünerek gözlerimi ruhi âleme bıraktım.
ɤ
Furkan Özdemir’in anlamıyla
Balkonda oturmuş derin düşüncelere dalmıştım. Birkaç saat önce yanımdaydı. Cam balkonu saran korkulukların önünde konuşuyorduk.
En güzel düşünceydi kendileri. Hilal... İsmi gibi ay yüzlü. İsmi gibi yüzüne vurmuştu, güzelliği...
İlk karşılaşmamızda onun diğer kızlardan bir farkı vardı. İçindeki güzellik yüzüne yansımış, ay gibi parlıyordu. İlk defa tuhaf hissediyordum. İlk defa bir kıza karşı kalbimde farklı bir duygu vardı.
“Gönül meselesi mi, evlat?” Dedi, babam şen şakrak sesiyle.
“Nereden bildin?” hafif gülümsemesi ile konuşmaya başladı. “Ee, bizde eski toprağız. Ama bizde bu yollardan geçtik, oğlum.”
“Otursana baba.” Oturmadan, “kahve?” sorusunu onaylamıştım. “Olur.”
“Hatice bize kahve yapar mısın?”
“Tabi efendim.”
Babamın içeriye olan yüzü, bana dönmüştü. “Partiye gelen kızlardan biri mi?”
“Evet.” Derin soluklar aldı. Belli oluyor. Anlatsana.”
“Neyi anlatayım, baba?”
“Kıza nasıl vurulduğunu? Nerde, nasıl tanıştığınızı? Bu kadar düşüncelere nasıl daldırdığını...”
Bu sefer derin soluklar alan bendim.
“Gözlerinde saklamaya çalıştığı sevgisizliği görüyorum. Dıştan baktığında güçlü duran kızın ardında saklanan kişi aslında hassas biri. O kadar çok kendini geri plana atıyor ki, bazı günler aynalara bakmaktan çekiniyor. Diğer kızlar gibi davranmıyor. Temas sevmiyor mesela. Yüzüne en çok gamzesiz gülümsemesi yakışıyor. İnsan onunlayken bütün kötü bağımlıklardan vazgeçiyor. Bir tek ona bağımlı kalıyor.”
“Vay, vay. Sen baya bu kıza vurulmuşsun be oğlum. Sözlere bak.”
Babama baktığında gülümsüyordu. “Hanım! Bizim oğlanın içinden şair çıktı.”
“Baba ya, dalga geçme.” Babam, tekrardan gülümsemiş “tamamdır, paşam.”
“Kahveler geldi! Ne konuşuyorsunuz bakayım baba oğul burada, fısır fısır.”
“Şimdilik ikinizin arasında canı isterse anlatır sana hayatım.”
“İyi peki öyle olsun. Ben gidiyorum o hâlde.” Annem içeri girmeden başıma öpücük kondurdu. Gülümsedim. “21 yaşıma gireceğimi hala kabullenemiyor,” dedim.
Babam da gülümsemişti. “Çünkü annen,” demişti. Annem, gülerek “çok hızlı büyüyorsunuz, oğlum. Ne yapayım. Neyse iyi geceler” dedi.
Annem içeri girdiğinde babama, “annemi gördüğünde nasıl davrandın. Yani ne bileyim hiç karamsar düşünmedin mi? Olur mu olmaz diye?”
“Oğlum bizim zamanımız da insanlar da ilişkiler de basitti. Ben anneni, bir kafe de kenar da otururken rastladım. O gün beni hayırsız amcan yengen yüzünden ekmişti. Neymiş hanımına söz vermiş, sinemaya gideceklermiş. Adam yüzüğü takar takmaz hanımcı oldu ya.” Babamın tatlı sitemine güldüm.
“Ee sonra? Sonrasında iyi oldu gelmemesi. Sinirden etrafa bakınırken annenin güzelim bakışlarıyla karşılaştım. O kadar içten bakıyordu ki, şu karşıdaki İznik gölünün güzelliği nedir ki? Zaten bana baktıkça ben annene tav oldum. Annen, kafeden kalkmaya yakın bütün iletişim bilgilerimi peçeteye yazdım, garsona verdim. 6, 7 ay sonra evlendik.” Kahvesinden bir yudum aldı.
“Annen baktı ki ben kararlıyım. Usulüyle ailesiyle tanıştım. Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Yani demem o ki bir şey istiyorsan kararlı ol. Bak o gün eğer hayırsız amcan beni ekmeseydi, ben bakışlarının güzelliğine tutulduğum kadının parmağında evlilik yüzüğümüz olmayacaktı. Sen bizi es geç. Biz artık yaşlandık. Sen bu kız hakkında şunu diyor musun, tam da evleneceğim kız diye?”
“Diyorum tabi ki baba.” Kahvelerimizden tekrar aldık.
“Şu yüzden soruyorum. Emin olmak için yani. Kızı seviyorsan net ol.”
“Netim zaten. Bugün sevdiğimi söyleyecektim, olmadı.” Kaşlarını havalandırdığı yüz ifadesiyle, “o niye?” diye sormuştu.
“Başkasını seviyormuş.” Dilimden dökülen sözcükler bugün öğrendiklerime karıştı. “Anladım... Biliyorum öyle bir şey yapmazsın ama ben yine de söyleyeyim, yarın bir gün kızı üzdüğünü duyarım, o zaman farklı konuşurum seninle. Kızı seviyorum diye yanlış bir harekette bulunma sakın. Temas sevmiyor dedin bak. Ona göre davran sonra bozuşmayalım aslanım.”
“Baba, sence ben sevdiğim kıza zarar verir miyim?” tekrar havalanmıştı kaşları. “Ben, bilmem oğlum. Siz gençler, biraz kafanız havada geziyorsunuz. Yanlışını görmeyeyim.”
“Tamam baba.”
“Peki, bu sevdiğiniz kız, Hilal mi?”
“O kadar belli oluyor mu ya?”
“Olmuyor da kıza fazla derinden bakıyorsun. Oradan azda olsa anlıyor insan.” Başımı aşağı yukarı salladım. “Bu kız sporla falan uğraşıyor mu?”
“Evet, uğraşıyor. Eski boksör. Maçlara gitmeyi bırakmış. Ama hâlen boksla uğraşıyor.”
“Tamda insanını bulmuşsun oğlum sende. Bizim oğlan basketbolla ilgilenir. Kızda boksla... İyi olmuş, iyi. Bu kızı sevmen iyi denk gelmiş. Ben sana kızarsam kızla konuşmam yeterli olur.” Gülerek döktüğü cümleye gülerek karşılık vermiştim. “Baba ya!”
“Baba falan yok. Vallahi kıza bir yanlışın olursa benim yanıma gelmeden kız işini bitirir.” Gülmeye başladım. “Peki, hiç dövüşmelerini izledin mi?”
“İzledim. Bir kere birine yardım ederken 3 kişiyi dövmüştü.”
“O niye?”
“Yardım ettiği kıza bu 3 herif rahatsız ediyordu. Kızı, kenara çekti. Beni görünce yanıma getirdi. O ana o kadar şaşırmıştım ki, bir an ne oluyor diye kendimi sorguladım. Yanına gitmeye meylendiğim sırada da bu sefer o 3 erkek, hilali rahatsız etmeye koyuldu. Birkaç dakika içinde 3’üde yerde uzanıyordu.”
“O kıza ne oldu?” diye sordu. “Kızı, evine kadar bıraktık.”
“Bıraktık?” Kaşları olması gereken yeri alırken sormuştu. “Tek başına gitmesini istemedim.”
Beni onaylayan yüz ifadesiyle, kafasını aşağı yukarı salladı. “Aferin. En doğrusunu yapmışsın. Sevdim ben kızı. Yardımsever biri.” Babamın gülmesine hitaben kahkaha atmıştım. “Çok yardımsever, hayvanları korur. Çevreye duyarlı. Büyüleyici biri. Ona dair her şeyi ayrı güzellikte.”
“Hatırladığıma göre biraz çekingen. Parti de konuştuğumuz da biraz utangaç ve de şapşaldı diye hatırlıyorum.”
“Kendisi farkında değil ama benim yanımdayken devreleri değişiyor. Her zaman sakin olan kızın yerini utangaç ve çekingenlik alıyor.”
“Ama farkında değil öyle mi?” Aşağı yukarı başımı salladım.“Ben bu boksör kızı, tam tanımadan sevdiğime göre ailecek tanışmamız lazım. Gelinim olması gereken konulardan biri boksör olması. Bayıldım.”
Babama gülümsemiştim. “Baba ya!”
“Takım tutuyor mu?”
“Tercih etmiyor.” Başını usulca salladı. “İyi aslanım, bugünlük bu kadarlık yeter. Malûm benim koca bebek bensiz uyuyamıyor. Bana müsaade, sende bu kızdan nasıl güzel dayak yerim onu düşün.”Uyarıcı ses ve gülümseyerek, “Baba!”
“Tamam, tamam. Allah rahatlık versin evlat.”
“İyi geceler baba.” Babamın ardından fincanları mutfağın lavabosuna koydum. İçlerine biraz su akıttıktan sonra makineye yerleştirdim. Odama yürüdüm. Yatağımın yanındaki tekli koltuğumun üzerinde olan mont ve hırka gözüme ilişti.
Dudaklarım iki yana kıvrıldı. Bu ara fazla unutkandı. Yatağa geçtim. Ellerimi başımın arkasında birleştirdim. Derin soluklarımın karşısında canlanan ay kızı'nın yüzüyle birlikte kendimi uykuya teslim ettim.
&
BÖLÜM SONU DEĞERLENDİRME KÖŞESİ
Bölüm etkileşimi
