8. bölüm / 11
İlkbahar-7- VAR MISIN, YOK MUSUN?
Bölümler 11Şu an: -7- VAR MISIN, YOK MUSUN?
- 1 GİRİŞ847 kelime
- 2 -1- ÜNİVERSİTE1.572 kelime
- 3 -2- HAYIRSIZ İSİM838 kelime
- 4 -3- SİNEMA3.281 kelime
- 5 -7- VAR MISIN, YOK MUSUN?2.318 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 -8- AJANDA1.277 kelime
- 7 -9- PARTİ2.833 kelime
- 8 -10- AY KIZI1.888 kelime
- 9 -11- ÇAT KAPI2.843 kelime
- 10 -12- KALBİN SIZISI1.253 kelime
- 11 -13- EVRAK908 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İYİ OKUMALAR ✨ 💗 🤝🏼
Kütüphanedeki saçlarımı bozmamıştım. Topuz olduğu gibi yerinde duruyordu. Rahatlığımdan ödün vermeyi hiç sevmiyordum. Yola çıkmadan önce markete uğramıştık. Yolda giderken gözlerim yolu izliyordu.
“Neden bu kadar yıldızları seviyorsun?” Furkan’ın soru ile bakışlarımı yoldan ayırdım.
“Bilmem. Annemin dediğine göre küçüklüğümde bahçede yatar yıldızları izlermişim. Küçüklükten kalan bir alışkanlık sanırım.”
Furkan, yolda sürat halinde olan aracı ormanlık olan bir yolda ilerlemeye başladı. Kestirmeden gittiğini varsayıp örselemedim. Sessizlik olmasın diye bende ona bir soru yöneltim. “Sen neden seviyorsun?” neyi sorduğumu anlamamış gibi gözüküyordu. “Yıldızları kastediyorum,” dedim.
“Çünkü sen seviyorsun. Değer verdiğim kişilerin sevdiği her şeyi severim.”
Bu güzel yorumu ne diyeceğimi bilememiştim. Birkaç saniye düşündüm durdum. Furkan’a en layık olanını içlerinden seçmiştim.
“Sen, benim gibisin. Bende, sevdiğim kişilerin değer verdiklerini severim. Mesela, ben de basketbolu çok seviyorum. Bir ara birlikte maç yapabiliriz.”
Yolda olan bakışları beni buldu. Gözlerinde anlamsız bir yoğunluk karmaşası vardı. Farklıydılar. Güzel ve etkileyiciydiler. Belki de hipnoz edici derecede güzeldiler. Furkan’ın yeşilliklerinde farklı bir pırıltı vardı.
Kaybolmak istiyordular. Ya da var olmak…
Sanki gözlerinin içinde bir soru vardı, cevaplanmayı bekleyen.
Var mısın, yok musun der gibiydiler. Sanki yavaşça bana çekilir gibi bir hâli vardı.
Gözleri tekrar ağaçlık yolu buldu.
Ani oluşan karmaşık atmosfer bir anda tuzla buz oldu. Nedensizce kendimi, Furkan’la her yan yana gelişimizde ona kavrulurken buluyordum.
Aramızda farklı bir bağı vardı. Bizi bir arada tutan ve yok edebilecek bu bağ, onun saçlarına karışan parmaklarım gözlerimin önünde canlanıyordu. İçimde oluşan küçük bir kıvılcım onu istiyordu.
Aklımdaki bu düşünce karmaşasından kendimi kurtarıp, sonunda o soruyu sormuştum. “Nereye gidiyoruz?
Eve giden yolda değildik. Kütüphaneden çıkmış beni eve atmak istediğini söylemişti. Lakin burası benim evimin tam tersiydi. “Sana bir sürprizim var. Eve seni sonra bırakacağım. Biraz geç dönebiliriz.”
“O zaman anneme haber vereyim. Geç geleceğimi söyleyeyim.”
“Çok iyi olur.” Anneme geç geleceğimi haber eden küçük bir mesaj gönderdim.
“Sürprizi çok merak ettim. Peki, bu sürprizi bizim ekip biliyor mu?”
“Sayılır. Ama sevmezler. Sevmedikleri için de gelmezler. Senin âşık olacağın bir yer.”
“Yer dediğine göre burası bir mekân!” demişti. Heyecanla yerimden sıçrarken. Furkan’ın gür kahkahası kulaklarımda yer aldı. “Evet, bildin. Ama lütfen gidene kadar sakin olur musun?”
“Tamam.” Sakince sağa sola sallanmaya başlamıştım. Çocukluğumda olduğu gibi sürprizler beni çocuk gibi heyecanlandırıyordu.
– Ne kadar karakterime uymasa da –
“Şey diyorum. Bu sürprizden sonra kütüphaneye geri gitsek. İleriki haftalarda vize sınavları başlıyor. Hem sabahlarız hem de birlikte çalışırız.”
“Burada da sabahlaya biliriz.”
“Nereye gittiğimizi bilmiyorum ama kütüphane tercihim.”
“Bakalım gördüğünde de böyle konuşacak mısın?” Furkan’ın son sözlerinden sonra içim daha çok kıpır kıpır olmuştu. Yol boyunca tekrar konuşmamıştık.
Furkan'ın dakikalardır büyüsü bozulmasın diye, dil döktüğü sürpriz şuan bütün çıplaklığıyla karşımdaydı. Dilim lâl olmuş şekilde ne cevap vereceğimi bilmiyordum.
Ağaç ev?
“Hayatımda kaç kere ağaç ev gördüm? İnan ki bilmiyorum. Ama bu benim hayallerimin ötesinden de güzellikte bir ağaç evdi! Hatta Dünya’nın en güzel evi olabilir!”
Furkan arabayı park etmesini beklemeden araba durduğu gibi kendimi dışarı attım. “Sen şuan bu kadar iltifatı dışından görüp beğendiysen, içeriye girdiğimizde çıkmak hiç istemeyeceksin diye yorumluyorum.”
Furkan ne ara arabayı park etti de geldi yanımda konuşuyordu, bilmiyorum. Gözümü büyüleyen bu eve hemen girmek istiyordum. Merdivenleri seri hâlde hemen çıktım.
“Lütfen bana süt olduğunu söyle?” Furkan’ın merdivenleri bitirmesini bekliyordum. Ya bu tatlı telaşıma ya da soruma gülmüştü. Önemli değildi. Ama daha önemlisinden habersizdi. Dünya’nın eşi benzeri olmayan güzelliğindeki gülümsemesi olduğundan habersizce gülümsemişti. Kalbime fidan ekmeye inat etmişti. O ne güzel gülümsemedir, öyle yeşil gözlü bey? Az kalsın âşık olacaktım.
“Var. Sen geleceksin diye almıştım.” Ders çalışırken sıcak çikolata çok güzel gidiyordu. Aynı zamanda soğuk havalarda en güzeliydi…
- Kışın en sevdiğim şeylerden biriydi. -
“Teşekkür ederim. Senin gibi ince düşünceli insanları çok seviyorum,” dedim ve Furkan’ı beklemeden açılan kapıdan içeriye sızdım. İleriye doğru adım atmıştım ama etraf karanlıktı. Ensemdeki saçlarıma değen kol sayesinde ışık, odayı aydınlattı. Sarımsı ışık ilk gözümü alsa da daha sonra alışmıştım. Gözlerim ışıktan dolayı hep ağrırdı. Alışkın olduğum sarımsı ışık burada da vardı.
Yaptığı hareketle içimde bir his oluşmuştu. Eve olan bakışlarımın arasında boynuma değen metal bir cisim değmişti. Yıldız ve incilerle süslenmiş çok güzel bir kolye gerdanımdan salınıyordu.
Furkan’a döndüm. Gülümseyerek konuştum. “Çok güzelmiş.” Gülümseyerek, “bunu görünce ilk aklıma sen geldin.” Teşekkür ettim.
Bakışlarımı Furkan’ın gözlerinden eve geçiş yapmıştım. Beni büyüleyen her yerin yıldızlarla donatılmış olmasıydı. İçeriye attığımız gibi yüksek tavandan asılan yıldızlar olmuştu. Perdelerde led ışıklı yıldızlarla dekore edilmişti.
Furkan'ın burada vakit geçirdiği o kadar belliydi ki. Ev tamamen Furkan'ı hitap ediyordu. Çoğunlukla kahve tonlarına ağırlık verilmişti. Ağacın güzel kullanılması ve Furkan'ın zevki bir arada olduğu belli olan bu ev çok hoş gözüküyordu. Ahşapla bütünleşen siyah ve beyaz renkler, eve farklı hava katmıştı.
Kendi odamda da kullandığım kahve tonlarının burada da olması yabancılık çekmeyeceğimin habercisiydi. Furkan bir adım atıp, yanımda durmuştu.
“Yıldızları çok sevdiğini söylemiştin. Ben de senin için yıldızları ağaç evime çağırdım,” dedi. Yıldızları sevdiğimi unutmamıştı.
Kendisi içimdeki küçük kızı delicesine mutlu ettiğini görebiliyor muydu acaba?
“Sadece yıldızları çağırmamışsın ki Furki! Yeni bir Evren inşa etmişsin! Ve ben bu evren’ in şimdiden müptelası oldum!”
“Müptelası olacak çok şey var; sen gibi... Yıldızlar ve sen gibi sevgili...” şaşkın gözlerim Furkan’la bütünleşmişti.
Yüzündeki afallama kendisini ele verdiğini anlamıştı. Saniyeler içinde kendisini toplamış ve konuşma gayretinde bulunmuştu. “Bir kitapta okumuştum. Bir anda aklıma geldi.” Diyerek kendisini açıklamıştı. “Güzelmiş.” Dedim.
“Eve olan aşkın bittiyse, artık oturabilir miyiz?” Furkan konuşana kadar ayakta dikildiğimizi yeni fark ediyordum. Halimizi güldüm.
“Kusura bakma,” dedim ve öne atılıp koltuğun kenarına oturdum. “Evin gerçekten çok güzel.” Yine tekrarlayarak. “Teşekkürler. Evime hiç bu kadar iltifat almamıştım sanırım.” Sesinde dalga geçen bir tını vardı. Aynı zamanda gülerek konuşması beni de güldürmüştü.
“Eee şimdi ne yapacağız? Ders mi çalışalım?” diye sordum. Soruma karşılık olarak, “Aç mısın?” diye sormuştu. Furkan’ı “çok değil” olarak yanıtlamıştım. “Bir düşünelim bakalım, ne yapabiliriz?”
“Malzeme varsa kek yapsak olmaz mı?” diye ortaya fikir sunmuştum. “Ben çok severim. Hem sıcak çikolatanın yanına güzel gider.” Diye sözlerimi sonlandırdım.
“Olur, aslında. Bende pek aç değilim zaten. Biraz atıştıralım sonra ders çalışırız.” Furkan’ın cevabı ile yerimden kalktım. “O zaman durduğumuz kabahat. İşe koyulalım.” Furkan’ın yerinden kalkması ile ilk önce ellerimizi yıkadık. Daha sonra kek malzemelerimizi küçük tezgâhımıza koyduk.
“Süt, az var. Sadece içeceklere yeter. Kek’e yetmez. Ben gidip alayım.”
“Gerek yok,” diyerek yanıtlamıştım. “Nasıl gerek yok. Sütsüz kek mi olur?” Sanırım sütsüz kek yapıldığını bilmiyordu.
“Olur. Niye olmasın? Ben evde hep suyla yapıyorum, mesela. Hem süt gibi yoğun sertliği olmuyor. Keki suyla yaptığın zaman hem yumuşak oluyor hem de lezzetli oluyor. Sütten hiçbir farkı da olmuyor. Ayrıca sütü başka bir şeyde de kullanma imkânı sağlıyor. Tasarruf yapmış da oluyoruz.”
Gerçekten süt yerine su koyulduğunda sünger gibi yumuşak oluyordu. Ve de alerjisi olana da birebir güzel tarif imkânı sağlıyordu.
“İyi peki, dediğin gibi olsun.” Kekin malzemelerini teker teker kaba boşalttık. “Kuru yemiş var mı?” çünkü kendi sevdiğim gibi yapacaktım.
“Geçen Güliz badem almıştı. Dur bir bakayım.” Furkan'ın çekmeceden bulduğu bademlerin birazını ezmiş şeklinde kek kabının üstüne gelecek şekilde en dibine koydum.
“Fındık veya ceviz olsa daha güzel olurdu. Bununla yetineceğiz artık.” Kekin içindeki kakao, tarçın ve portakal kabuğu ile çok güzel bütünleşecekti. “Fındığa alerjim var. Evimizde hiç fındık bulunmaz.” Furkan’ın cevabı ile şaşırmıştım. Çünkü bunu ilk defa duyuyordum. “Ben bunu bilmiyordum.” Gülümsemişti.
Sonra kek hamurunu döktüm. “Çok güzel kokuyor.” Furkan’a hitaben başımı sallamıştım. Gerçekten çok güzel kokuyordu.
Önceden Furkan'ın ayarladığı sıcak fırına koydum. Küçük mutfağı toparlamaya koyulduk. Mutfak tezgâhını sildikten sonra kâğıt peçete yardımıyla kuruladım. Aklıma gelen soruyla merakla, “senin şu sevdiğin kızı çok merak ediyorum.” demiştim. “Görmek istemezsin.” Diye cevap vermişti.
“Nedenmiş ya?!” Sahte bir sitemle konuşmuştum. “Merak ediyorum işte. Göstersen ne olacak sanki?” neden bu kadar sevdiği kızı gizliyordu? Gerçekten merak ediyordum.
“Peki. Kek pişerken onu anlatayım. O arada da sıcak çikolatayı yaparız. O zaman gösteririm.”
“Tamam.” Furkan mutfak tezgâhının önünde durdu. Kollarını hafif sıyırdı. “Anlatmaya nereden başlayayım? Bilmiyorum.” Konuşurken, hafif kavruk teniyle birleşen damarlı elleriyle ilk; kakao, nişasta ve çok az döktüğü sütle hepsini karıştırıyordu.
“Ben kendilerine ay güzeli diyorum. Kendi güzelliğinden bir haber.” Sos tavasına 2 bardaklık sütü bodoslama koydu.
“Güzelliği gözlerimi kamaştırması yetmiyormuş gibi bir de akıllı, kibar, yardımsever, açık sözlü, dürüst.” Karıştığı karışımı sütle birleştirdi. Son olarak toz şeker ekledi. “O kadar dürüst ve açık sözlü ki; kalbinden ne geçiyorsa dili onu zikrediyor.”
Tezgâh altında ki dolaplardan kesme tahtası çıkarmıştı. “En çokta bu huyu hoşuma gidiyor.” Gelirken marketten aldığımız biter çikolatasını, sos kaynayana kadar tahta üzerinde küçük dilimlere böldü. “Ilımlı, kavruk bir teni var. Çok beyaz tenli olmak istiyor. Ama ona yakışan, en çok vücudunda gezinen şeftali tonları olduğunu bilmiyor. Kalbim bir tek onunla atmasını istiyorum. Ve onun kalbi de benimle.”
Bitter çikolatasını İçine ekledikten sonra hazır olan sıcak çikolatanın üstüne kremayı sıktı. “Hazır.”
“Harika görünüyor," demiştim.
Hazırladığı sıcak çikolataları kupalarımıza boşaltıyordu. “Sıcak çikolata sever. Bitter çikolataya bayılır. Çikolata ve kakao olan her şeyi çok sever.”
“Benziyormuşuz. Bende çok seviyorum.”
“Biliyorum,” demişti muzip bir tavırla. “Kardeşinden bahsettiğin de gözlerinin içi güler. Kardeşine karşı koruma kalkanı gibi. Her zorlukta yanında olmaktan zevk alıyor. İnan bana tanısan çok seversin.”
“Tanışalım o hâlde.” Hâlen çok sıcak olan sıcak çikolatadan bir yudum aldı. Koltuğun yanındaki mutfak tezgâhına bıraktı. Çok sıcak olduğu için şu anlık içemiyordum. Biraz beklemek zorundaydım. Bir şeyler düşündüğü belliydi. Çünkü kafasında olan biteni tartıyor gibi bir hali vardı.
“Tanışamazsın.” Verdiği cevaba gülmüştüm. “Neden? Yani, bu kızı bu kadar gizli yapan ne? Niye herkesten saklıyorsun?” Bir yudum içeceğimden aldım. Sorumu cevaplamada önce derin soluklar aldı.
“Çünkü… Çünkü seni, seninle tanıştıramam, Hilal. Seni, sana anlatmam için elime kalem tutuşturmalısın. Kalbim sana virane olmuşken, sözlerim şifasız kalıyormuş gibi hissediyorum. Seni gördüğüm günden beri, kalbim sana kayıtsız kalamıyor, ay güzeli…” Sözleri beni afallatmıştı.
“Senin sevdiğin kız, ben miyim?” Şaşkınlıkla işaret parmağımla kendimi göstermiştim. Şaşkınlığım sesime de yansımıştı.
Öğrendiklerim, bedenimde şok etkisi yaratmıştı. Başını aşağı yukarı doğru salladı.
“Seni seviyorum. Öyle böyle değil. Ciddi anlamda seviyorum. Ay güzeli.” Furkan konuşuyordu. Ben daha çok afallıyordum.
Hoyratça adımları bana savruldu. Nefesimi kesen sesi yerini, bakışları aldı. Kollarını iki tarafıma da dayamıştı. İki tarafa da dayadığı kolları, beni sıkıştırır gibi bir hâli vardı. Kolları yetmezmiş gibi bir de üst bedenini bana yaklaştırdı. Yaptığı yakınlık nedeniyle koltuğa sinmiştim. Yaptığı hareketlerle şaşkınlığım dinmiyordu.
Öne gelmiş olan perçemlerimi, tek eliyle kulağımın arkasına usulca itekledi. Eli yüzümde sabit kaldı. Kirpiklerim birkaç kez açılıp kapandı.
Yüzümün yarısını parmakları kavrarken, yaramaz gözleri ilk önce yüzümün her anında gezintiye çıkmıştı.
Sonra tek bir yerde durdu. Yaklaştı… Yaklaştı... Ve daha da yaklaşmıştı. Nefesi bedenimi kesiyordu. Emin olmak için yüzüme bakmıştı. Yaptığı jestle dengesizleşmiştim. Dudaklarımda kalan çikolata ve kremanın usulca tadına bakmıştı. Solukları soluklarıma karışmak ister gibi bana çekiliyordu.
Ne yapacağımı bilememiştim. Bu sefer aklımı değil, duygularımla hareket etmiştim. Aklıma gelen ilk şeyi yapmaya koyuldum. Gözlerimi kapatmıştım. Karşılık vermiştim. Ellerimle, tişörtünü sıkıca tutup daha çok kendime çektim. Bu ahenkli âna bizzat kendimi daha çok kaptırmak istedim.
Kalçamın altından tutup beni koltuğun üstüne oturttu. Aynı boyda olmuştuk. Bu hareketiyle bir kaç saniye içinde ayrılan dudakları tekrar dudaklarımın üzerinde yer edindi.
Bacaklarımın arasında olan bedeni bana daha çok sokulmak ister gibiydi. Kalçamdaki elleri bir anda tişörtümün içine sızdı. Bu hareketle gözlerim kocaman açıldı. Gözlerim açıkken yaşadığım ana bizzat setretmeye başladım. Belimde gezinen soğuk elleri ona daha çok sokulmamı arzuluyordu.
Ellerimi, tişörtünden yavaş adımlarla birlikte boynuna çıkarttım. Parmaklarım saç diplerinde ve saçlarının arasında dolaşıyordu. Bir ses duymuştum. Fırının sesiydi. Anlaşılan o ki; bu ses, karşımdaki kişinin hiç umurunda değildi.
Bir anda bir titreşim hissettim. Titriyordum. Öyle böyle bir titreme değildi bu. Sanki zemin titriyordu. Gürültü bir titreşim bedenimi ele geçirmiş gibiydi.
Gözlerim aralandı. Eşofmanımın cebimde ki telefon titriyordu Telefonumu elime aldım. Alarmımı kapattım. Ders saatim yaklaşmıştı.
Bir dakika. Bir dakika. Ben şuan neredeyim diyerek, kafamı etrafta gezindirdim.
Hâlen kütüphanedeydim. Peki, ben az önce ne gördüm öyle? Vücudumu saran utanç ve afallama ile gözlerim büyüdü. Ben rüyamda Furkan’la öpüşüyor muydum? Gözleri, hatırladıklarıyla açılabileceğim kadar açtım. Yok artık! Daha neler!
Beynime gelen sonradan bilgilendirmelerle yanımdaki Furkan’ın sırasına baktım. Furkan yoktu. Ne kadar da tuhaf ve utanç verici bir rüyaydı öyle.
Sanırım annem haklıydı. Üzerime hiç bir şey almadan uyuyunca garip rüyalara maruz kalıyordum.
Bunlar hep Buse’nin başının altından çıkıyordu. O yüzünden oluyordu. Geçenlerde bana bir şey anlatmıştı. Of Buse, of!
O gün ki konuşmalarımız gözümün önünde film şedidi gibi akıp geçmişti.
2 Gün Önce
…
Kızlar, kolumdan çekip kenara çektiler. “Hilal biz diyoruz ki; acaba bu Furkan seni seviyor olabilir mi?”
“Nereden çıkardınız şimdi siz bunu?”
“Sana olan davranışları çok farklı.”
“Emin misiniz? Yani ben hiç öyle düşünmüyorum. Furkan birini seviyor biliyorum ama o kişi benim olduğumu düşünmüyorum.”
“Eminim, kızım. Geçen Yusuf’la konuşurken duydum-.” Heyecanla sözünü kesip hemen söze atıldım. “Yusuf ne dedi peki?”
“Orasını duymadım,” dediğinde yüzüm istemsizce asılmıştı. Hevesim kaçmıştı. “Nasıl duymadın ya?”
“Alper geldi, yanlarına. Hemen konuyu değiştirdiler. Furkan, seni çok güzel seviyor.”
“Bana ne be!” Buse’nin sözlerine, içimdeki hüzün dalgasının yerini öfke almıştı. “Ben Yusuf’u seviyorum. Sanki bilmiyorsun. Başkasını istemiyorum.” İstemeyecektim de!
“Furkan'ın, Yusuf’a seni nasıl anlattığını duysaydın böyle demezdin.” Omuzlarımı kaldırıp, indirdim. Hazal, merakla yerinde kımıldandı. “Ne dedi, ne dedi?”
“Dur bir dakika. Hepsini hatırlamaya çalışıyorum.” Bir kaç saniye bekledikten sonra tekrar konuşmaya başladı.
“Yüreğimde ki mağarayı ısıtan tek meşale. Ay'ın güzelliğini sadece isminde değil yüzünde de taşıyan tek güzel. Ay kızı. Demişti.”
“Bana bakın bunu hiç kimseye söylemiyorsunuz. Ayrıca konuyu partide açmıyorsunuz. Duydunuz mu beni?”
“Duyduk asker.”
“Dalga geçme buse!” Demiştim, uyarıcı bir sesle. “Tamam, tamam ya.”
…
Hatırladıklarımla daha çok sinirlendim. Unutacaktım! Bu rüyayı görmemiş gibi davranacaktım. Hiç kimseye bahsetmeyecektim. Hiç kimseye! Böyle bir şey nasıl bahsedilebilirdi ki zaten? Of, gerçekten çok utanıyordum şuan kendimden. Rezillik. Ne kadarda utanç vericiydi.
Kafamdakilerle boğuşurken tanıdık birinin sesini işittim. “Uyanmışsın.” İçimdeki utanç duygusu, sesin sahibi ile birlikte ikiye katlanmış oldu. Bu durumdan kurtulmak için bahane bulmam lazımdı. “Hıhı. Şey… Ben… Ben gidiyorum.” Dilimden ilk dökülen bu olmuştu.
“Nereye? Hem birazdan bizimkiler buraya gelecekler. Hep birlikte çalışalım, demiştik.” Furkan’ın sorusu ile afalladım. Bende bilmiyordum. Sonradan aklıma gelen bilgiyle, “derse” demiştim. Sonuç olarak bakıldığımda yalan değildi.
“Dersim var. Onlara söylersin.” Furkan’a daha fazla bakamıyordum. Gördüğüm rüyanın şokunu henüz atamamıştım. “Peki, söylerim.” Diyerek beni yanıtlamıştı. Çantama sıramdaki her şeyi gelişigüzel fırlatıp, fermuarını çekmiştim. Kulaklığımı boynuma takmış, montumu üzerime geçirmiştim.
“Görüşürüz,” demişti. Furkan’a cevaben “hıhı görüşürüz,” demiştim. Utanç dolu bedenimi kütüphaneden uzaklaştırıp derse girdim.
&
BÖLÜMÜ BEĞENDİNİZ Mİ?
RÜYALARIN SAÇMALIK SEVİYESİ ADLI BÖLÜMLE KARŞINIZDAYIM
BUSE?
HİLAL?
FURKAN?
Bölüm etkileşimi
