İlkbahar kitap kapağı

13. bölüm / 11

İlkbahar

-12- KALBİN SIZISI

Vaveyla Yazarı: Ellarose

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: -12- KALBİN SIZISI

BU BÖLÜM YUSUF’LA İLGİLİ PIRILTILAR VAR.

İYİ OKUMALARRR 💗

Her evde pişen yemek nasıl farklı oluyorsa cenaze törenlerinde de yas günleri farklı oluyordu. Babaannem, ‘ölenle, ölünmüyor kızım’ demişti. Haklıydı. Ölenle, ölünmüyordu gerçekten de.

Yasta olan her birbirimiz hayatına kaldığı yerden devam ediyordu. Yeri geliyor ağlıyorduk. Yeri geliyor kahkahamızla günümüzü aydınlatıyorduk. Yine de hayatımıza bir şekilde devam ediyorduk.

Yas evinde ağlayan çoktu. Kırgın olanımız çoktu. Son kez sevdiğini söyleyemeyen daha çoktu. İler ki haftalarda babamın 40’ı çıkacaktı. Beş gün süren acımız hâlâ ilk günkü gibiydi.

Acımız, derin ve tazeydi…

Ölenle, ölünmüyordu belki ama anılarımız da onunla birlikte ölüyordu… Yine aynı kırgınlıklarımı süpürgeye topladım. Onlarla yaşamaya alışmıştım. Alışmaya mahkûm edilmiştim. “Kız çocukları en çok babalarına kırılırmış, derlerdi.” Elimin altında ki toprağı okşarken sanki babama dokunur gibi oldum. Babamın şimdiden sesini bile unutmuştum.

“Keşke onları haksız çıkartsaydın, baba. Keşke… Benim tek kırgınlığım sensin. Kırgınlık sebeplerimden birisin…”

“Ayrılma vakti, baba.” Mezarlıkta son cümlemi kurdum. Yorgun bedenimi mezarlığın dışına sürükledim.

ɤ

Vize sınavlarımızın çok güzel geçmesi ile birlikte kendimizi film izlemeye atmıştık. Her zamanki gibi Yusuf ve Suna yine yoktular. Yağmur ve Bulut’un birbirlerine önceden söz verdiği bir randevu olduğu için gelememişlerdi.

Buse, Furkan, Doğukan, Güliz ile birlikte marketten aldığımız içeceklerle ağaç eve gelmiştik. Bir insanın kendisine ait mekân ya da kafa dinlenme yeri olması gerçekten çok güzeldi. Furkan, bu konuda çok şanslıydı.

Furkan, yanımda oturmuş dizüstü bilgisayarından film seçiyordu. Güliz heyecanla, “acaba vahşi robot filmini mi izlesek?” dedi. “Çocuk muyuz biz ya?” bunu Doğukan demişti.

Güliz, devirdiği gözleriyle Doğukan’a mazur bakışlarını yolluyordu. “Zaten siz ne anlarsınız, animasyondan.”

“Bence izleyebiliriz,” demiştim.

“Gerçekten mi?” başımla onayladım. “Evet, niye olmasın? Rafadan tayfa da izleyebiliriz. Çocukluk filmim.”

“Ay, olur. Ne olur, o olsun. Lütfen, ben çok seviyorum.”

Furkan, kulağıma doğru eğilmiş şekilde bana yaklaştı. “Bir şey mi oldu?” Sordum. Elini uzattı. Gülümsemesini de eksik etmemişti.

“Diyorum ki, her ihtimale karşı elimi şimdiden uzatayım. Tutmak falan istersen,” konuşmasında ima vardı. Dediklerinden hiç bir şey anlam çıkaramamıştım. Ayrıca imalı konuşmasına da gıcık olmuştum.

“İlk sinemaya gittiğimizde elimi tutmuştun. Yanlışlıkla.” Son kelimesini bastırarak söylemişti. O anları hatırladığım gibi yüzüm buruştu. “Çok kötüsün, Furki. Yanlışlıkla olmuş sonuçta!” bulunduğum hâlimle eğlenen havası vardı. Havasını bırak adam daha çok gülmeye başlamıştı.

“Bir de gülüyorsun.” Benim sitemime daha da gülmüştü. “Çok komiksin.” Gülüşleri daha çok kahkahaya dönüştü. Doğukan’ın birkaç kez bize olan bakışlarını görünce hafiften rahatsız olmuştum.

Gözlerimi sahte bir sitemle devirdim. Bende onunla birlikte gülmeye başladım. Gülüşlerinin sonunda elini uzatıp “ister misin?” Diye, sordu. “Sağ ol, canım. İstemez. Sende kalsın.” Sol dudağı yana kıvrıldı. “Sen bilirsin. Fikrin değişirse eğer tutabilirsin.” Gözlerimi tekrar devirdim.

“Hıhı. Tabi,” dedim ve Furkan’ın bağlantı kurduğu duvara bakınmaya başladım. Furkan, izleyeceğimiz filmi duvara aktarmıştı. ‘Bird Bix’ filmini izleyecektik. Oy çokluğu ile gerilim-korku izleyecektik.

Furkan'ın gülüp, gözlerini benden çektiğini varsayıyorum çünkü öyle hissediyordum. Aynı zamanda yanımdaki koltuktan kalkıp Doğukan’ın yanına gitmişti.

Kızlarla birlikte bir koltukta oturuyorduk. Furkan ve Doğukan tekli koltuklardaydı. Elimdeki elmalı maden suyumdan bir yudum aldım. “Ne izleyeceğiz?” Güliz’in sorusuna cevap olarak “gerilim” demiştim.

“İyi de, ben sevmiyorum. Bence filmi değiştirelim.” Güliz’e cevap veren Furkan olmuştu. “Oy çoğunluğuna göre seçtik ya, ağabeyciğim.”

Doğukan, dalga geçer havasıyla “korkuyor musun, yoksa Güliz?”

“Ne korkacağım be!” Diye çıkıştı. Ama biliyordum ki Güliz korkuyordu. Ortaya atılıp “korktuğumuzdan değil, pek sevmiyoruz. Hem burada bizden daha çok korkan bir tek sen varsın. Bu yüzden bu boş eleştirilerle bizle dalga geçmezsen sevinirim.”

“Ben mi, ben?” Dogi, hayretler içerisindeydi. Çünkü açığını yakalamıştım. “Erkek adam, korku filminden mi korkar kızım?”

Doğukan’ın devreleriyle daha çok oynadım. “Sen korktuğuna göre demek ki korkarlarmış. Ha, ben cinsiyet değiştirdim diyorsan orası ayrı bir konu.” Güliz ile birlikte kıkırdamaya başladık. Furkan'a doğru döndü. “Bana, korkaksın dedi, Furkan.”

“Hilal, haklı. Sende korkuyorsun. Hiç benim kardeşime laf atma. Bana öyle bakma. Doğruları söylüyorum.”

“Ya, ben sadece biraz kasılıyorum o kadar. Korkak falan değilim,” diyerek yükseldi. “Hıhı. Tamam, değilsin. Ama burada erkek-kız ayırımı yaparak bizi birbirimizi ayrıştırma.” Güliz’e, tek gözümü kırptım.

“Güliz, hem merak etme, ben filmi 30 dakikalık izledim. Korkulacak bir durum olduğunda ben sana haber veririm.”

Güliz neşeli ve bilmiş sesiyle, “Doğukan efendi, Doğukan Efendi. Kendine gel, bizim tarafımızda olan ve senin karşında oturan bir boksör var. İstediğin kadar sporla ilgilen. 1.50 boyunla bana kafa tutma. Cücesin, cüce. Hilal, seni yere serer.” Güliz’in konuşmasıyla kendimi anaokulunda hissetmiştim. Neredeyim, ben böyle Allah’ım.

“Abart. İyi ki boyum, 1.78 yani. Benim elim de, armut topluyordu, zaten Güliz.” Güliz’den kaçırdığı gözlerini bana yönlendirdi. “Hilal ödüllerin var mıydı senin?” Kafamı salladım. “Ciddi misin?” gülümseyerek, “evet” dedim. “Tek bir bölgeye mi çalışıyorsun?”

“Hayır. Karın kası, bacak, kol.”

Şaşkınlıkla, “karın kasın var mı?” utana sıkıla gülmüştüm. “Evet.” Doğukan inanmıyormuş gibi görünüyordu. “Ama kızlar pek sevmez.” Bilmiyorum dercesine dudak büktüm. “Ben seviyorum. Görüntüsü bile hoşuma gidiyor, yani.”

Doğukan, rahatsız olduğum gülüşüyle, “en çok erkeğe mi, kıza güzel duruyor sence?” Omuzlarımı kaldırıp indirdim. 1 saniyelik Furkan’a baktığımda pürdikkat bizi dinlediğini fark ettim. “Kişiden kişiye değir tabi ki ama bence erkeklere daha çok yakışıyor. Ama dediğim gibi görüntüsü hoşuma gidiyor diye yaptım.”

“Ben çoğunlukla kol çalışıyorum. Karın bölgesi, ilgimi çekiyor ama kararsızım.”

“Aslında sana yakışır. Hatta Furkan’a bile yakışır. Vücutta çok absürt durmuyor.” Furkan’ın kaşları anlamsız şekilde kalktı.

“Furkan’a, bile derken?” yanlış anlaşılmıştım. Kendimi izah etmek için, “basketbolla ilgileniyorsun ya hani, bu tarzlardan hoşlanmazsın diye dedim.” Sıktığı çenesini başka yöne çevirerek, sesli soluk verdi.

Geriye doğru kollarımı esnettim. Güliz, kollumu tutup, “bu kolsa benim ki, yağ bezesi mi?” Boşluma geldiği için gülmüştüm. “Çok abartılacak bir kol kasım yok.” Güliz’in yüzü iki saniyede bir şekilden şekle girmişti. “Bence var.” Bilmiyorum dercesine dudak büktüm.

Güliz’in şaşkın bakışları üzerimden başka yönlere çekildi.

- Doğukan’a taraf -

Şahsen, Güliz gibi çocuksu hareketleri hiç sevmezdim. İster hâl ve hareketler olsun. İster konuşma olsun. Pek sevmediğim bu hareketler, nedensizce Güliz’e yakışıyordu. Başkası yapsa zıt düşebilirdi. Güliz’de güzel bir görüntü oluşturuyordu. Gözüme çarpmak yerine hoşuma gidiyordu. Çocuk gibi, neşe doluydu. İçi kıpır kıpırdı.

Güliz’in filmi başlatmasıyla herkesin dikkati filme yönlendi. Her dakikada bir kolumdaki tişörtü Güliz çekiyordu. Ya da kolumu sıkıyordu. Bir ara bana acıyıp acımadığını bile sormuştu. Onu rahatlatmak için “hayır” demiştim. Dakikaların ardından, film bitmiş rahat nefes vermiştik.

“Rica etsem, kolumu alabilir miyim?” dememle kolumda olan eller gevşeyerek benden uzaklaştı. “Unuttum. Kusura bakma.” Tatlı olabileceğimi düşündüğüm gülümsememle, “önemli değil” demiştim.

Ayağa kalkıp mutfaktan su aldım. Sağ tarafımdan uzanan kolla birlikte arkaya adım attım. Birine çarpmıştım. Çarpmamla birlikte arkamdakinin kolu havada asılı kalmıştı. Alıp verdiği solukları, atkuyruğu yaptığım saçlarımın açık bıraktığı enseme çarpıyordu. Yutkunma sesi işitmiştim.

Tanıdık koku, burun deliklerime ilişti. Arkamdaki de bende hareket etmiyorduk. Bu yakınlıktan rahatsız olmuştum. Çekilmeye yeltendiğim sırada havada olan sağ kolu tezgâha indi. Sol kolu da aynı şekilde tezgâhtaydı. Yutkunma ihtiyacı hissettim.

“Benim, seninle konuşmam gerekenler var.” Furkan’ın sesiydi… Dudaklarımı kemiriyordum. Usulca Furkan’a taraf döndüğüm de Furkan’ın bakışları dudaklarımda gezinmişti.

Furkan konuşmaya başladığında, gözlerim yerlerinden çıkacak kadar büyüdüler. “Ben, senden çok pis hoşl-” Furkan’ın sözünü kesen birisin buraya doğru yaklaştığını gösteren ayak sesleri olmuştu. Hemen kendisini omuzlarından arkaya doğru itekledim. Mutfağa gelen kişi, Doğukan’dı. Furkan’ın benden uzaklaşmasıyla rahat nefes verdim.

Doğukan, görüş alanımıza girdiğinde Furkan sinirli bakışlar atıyordu. “Ne oldu size? Betiniz benzininiz atmış.”

“Film. Film, bende biraz etki yarattı da onu konuşuyorduk.” Aklıma ilk geleni söyledim. Ve mutfaktan kaçar adım, ayrıldım.

Gün sonuna kadar Furkan’la göz temasından çekindim. Nerdeyse bana ilanı aşk edecekti! Yusuf ‘a olan hislerimi bildiği hâlde! Son zamanlarda olan bitenle birlikte Yusuf’a olan hislerim azalıyormuş gibi geliyordu. Geçen hafta Sunay’la birlikteliklerini herkese söylemişlerdi.

Hatırladıklarım kalbimi daha çok acıtmıştı. Yusuf, eski gözlerimle bakamıyordum. Onunla atan kalbim, onu istemiyordu artık.

Yusuf artık benim kalp sızım olmaya doğru yol alıyordu…

&

NASILDI BÖLÜM

YUSUFA OLAN HİSLERİ DEĞİŞMEYE BAŞLIYOR. HİLAL NE KADAR YUSUF’U SEVİYOR OLSA DA AKILLI BİR KIZ. ARKADAŞININ SEVDİĞİNE O GÖZLE BAKMAK ONA YANLIŞ HİSSETTİRİYOR.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.