Bölümler 12Şu an: 6. Bölüm
- 1 Ön söz262 kelime
- 2 1. Bölüm1.499 kelime
- 3 2. Bölüm1.670 kelime
- 4 3. Bölüm1.367 kelime
- 5 4. Bölüm1.744 kelime
- 6 5. Bölüm1.179 kelime
- 7 6. Bölüm1.340 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 7. Bölüm1.294 kelime
- 9 8. Bölüm710 kelime
- 10 9. Bölüm2.653 kelime
- 11 10. Bölüm4.024 kelime
- 12 11. Bölüm2.489 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Lara ile otelden çıkıp yola koyulmuştuk fakat şirketi bir türlü bulamıyorduk. "Şu lanet konum ne diyor?" diye Lara'ya cırladığında, "Ay bilmiyorum, şimdi de geri dön diyor," onun da bana cırlaması gecikmedi. "Tekrar konum istesek -salak mı bunlar- mı derler?" Çünkü bu, istediğimiz 3. konumdu. "Büyük ihtimalle derler." Arabayı kenara çektim, Lara ile bir süre bakıştık. "Ne yapacağız?" sorum karşısında Lara sadece omuzlarını kaldırıp indirdi, bilmiyorum dercesine.
(...)
Lara arabadan inmiş, etrafta dolanıyordu. Elinde konum ile bir şeyler çözmeye çalışıyor gibiydi. Arabanın camını açıp camdan çıktım. "Birine mi sorsak?" dedim. "Burada soracak kimse yok; sokak bomboş, arabalar da geçmiyor." "Buldum, buldum! Zümra, buldum!" Lara büyük bir sevinçle yerinde zıplıyor, bağırıyordu. "Ne buldun?" diye sordum. Koşarak arabaya binip eliyle sağ taraftaki binayı gösterdi. "Şurdaki binayı görüyor musun?" "Evet." "İşte onun arkasında bir bina daha var. Orası o yola gitmemiz gereken yer." "Gerçekten mi?" Bakışlarımı görmüş olmalı ki "Ne?" diye sızlandı. "Ya asıl olay, o yola nasıl bağlanacağımız değil mi?"
(...)
Aynı yere tekrar gelmiştik ve bu tarafta insan, araba, hiçbir şey yok; hayvan bile yok. "Ne lanet sokakmış, çıkamadık! Üç kere geçtik buradan, of!" Lara'nın sızlanışlarına hak veriyorum; ben de çıldırmak üzereyim ve çok geç kalmıştık. Sağ camda bir tık tık sesi ile ikimiz de çığlık atıp cama baktık.
Mirza Dağdeviren :
Toplantı bitmişti, her şey halledildi, konu kapandı, diye düşünülse de Akıncıoğulları'nın pek rahat duracaklarını sanmam. Geldiğimiz yer eski bir yapıydı. En üst katında geniş bir alan vardı; büyük, ahşap, yuvarlak bir masa bulunuyordu. Toplantılar orada olurdu. Bir alt katta oturma alanları ve küçük bir çay-kahve köşesi vardı. Bir alt katta büyük, iki kapılı bir giriş ve karşıda direkt merdivenler bulunuyordu. Böyle üç katlı bir yer, aşiret işleri için genelde burası kullanılır. Bir alt kattaki oturma alanına geçtiğimde Pamir ve Asrı'nın ileride camın önünde konuştuğunu gördüm.
Yanlarına ilerledim. Asrının beni fark etmesiyle Pamir'in lafını kesti ya da bana öyle geldi. "Züm-" ne? Pamir Zümra mı diyordu? "Mirza, napıyorsun? Bayadır görüşemiyoruz." Yok artık, ben bugün hiç iyi değilim; o kız ayarlarımı bozdu, zaten aklımdan da çıkmıyor. "İyiyim, işler yoğundu bu ara, siz nasılsınız?" Pamir girdi lafa. "İyi, bizde de işler yoğun, bir de bu aşiret işleri çıktı, biliyorsun." Bir süre daha konuştuktan sonra artık çıkmaya karar verdim. Eve gitmek istiyorum, akşama işlerim var. Vedalaştıktan sonra çıktım.
Göktuğ kapının önünde beni bekliyor, "Noldu, bitti mi?" diye sordu. Onaylar şekilde kafamı salladım. Arabaya doğru yürüyorduk; ani bir fren sesi ile yola baktım. Siyah bir Mercedes AMG 63 vardı, içinde bir hareketlenme var gibiydi. "Beş oldu bu, aynı yerde dönüp duruyorlar, yabancılar belli ki," diyen Göktuğ'a baktım. "Gidip baktın mı? Başka bir şey olmasın, paparazzi falan?" Göktuğ kafasını sağa sola salladı. "Yok, onlar böyle mi olur? Yabancı işte, yolu kaybetmiş belli ki, bulamıyor da," dedi. Biraz arabayı inceledim ve arabaya doğru ilerledim. "Hey Mirza, nereye? Off, off!" sızlanarak peşimden geliyordu.
Arabaya yaklaştığımda siyah camlardan pek bir şey görünmüyordu. Şoförün camı hafif açıktı, içerden sesi geliyordu. "Ya Lara, o sokaktan gittik, geri buraya veriyor işte," diye sızlandı. Belliki gerçekten kayıp olmuşlardı. Cama tıklattım, içerden çığlık sesi geldi; bunu beklemiyordum. Göktuğ da beklemiyordu ki, irkildi. Cam yavaşça açıldı. Yok artık, bu o!
Zümra Ersoy:
Cama döndüğümde biri vardı; bir heykel gibi. Adamın keskin çene hatları, kirli sakalı, dolgun dudakları, yüzüne orantılı düz burnu, hafif çekik, gizemli sarı gözleri, kavisli kaşları, geniş alını, siyah saçları ve esmer teni ile buluşması, uzun boynu buradan bile belli oluyordu. Boyun damarları görünüyordu; onlara tırnaklasam ne olur ki? Takım elbisesi, geniş omuzları ve uzun boyu ile evet, kalbim hiç iyi değil.
Camı indirdiğimde bir duraksadı gibi, sarı gözleri büyüdü. "Buyurun," diye lafa girdim. Kendini toparladı; biraz şaşırmış gibiydi. "Merhaba, yabancısınız sanırım. Kaybolduysanız yardımcı olmak isterim," demişti. Ben sana nasıl güveneyim, bal gözlüm diyesim gelse de, "Yok, kaybolmadık, teşekkürler," dedim. "O yüzden mi beş kere tur attınız burada?" Hafif gülümsemesiyle dediği şeyle biraz rezil olsam da, dik duruşumdan vazgeçmedim. "Siz bizi mi takip ettiniz?" pek öyle bir izlenim vermese de, dedim. Ne var yani, can güvenliği bu. Ayrıca şu an aşağıda tuttuğum elimde bir silah olduğunu bilse, çok başka konuşurduk.
"Yanlış anlaşılmak istemem, şu karşıdaki binada toplantım vardı. Çıktığımda sizi gördüm, yardımcı olmak istedim. Bu kadar size zarar vermek gibi bir amacım yok. Rica ediyorum, nereye gitmek istiyorsanız söyleyin, yardımcı olayım." Lara'ya baktığımda onayladı. "Tamam, bir şey olursa camı kapatırım. Kapatamazsam vururum, olmadı döverim. Saldıracak bir tipe de benzemiyor ama hayırlısı." "ZÜE Holdinge gitmeye çalışıyorum." Bal gözleri biraz kısıldı.
(...)
Çok şükür, Holdinge gelmiştik. Buradaki yöneticiyle tanıştık ve direkt toplantıya geçtik; zaten çok geç kalmıştık. Toplantı bittikten sonra odama geçtim, dosyaları, anlaşmaları, bütçeleri her şeyi kontrol ettim. Belirli işlere izin verdim; koca bir gün böyle geçmişti. Gece yarısı oldu, birazdan otele geçeriz. Büyük ihtimalle Lara da çok yoruldu zaten.
Hem işle uğraştı hem de çalışanlarla "Bu yeni gelen patron kim? Eski patron mu? Holding satıldı mı? Yeni patron bu mu? Yok yönetici yok, yönetici asistanı." Bazıları benim müşteri olduğumu, bazıları da iş görüşmesi için geldiğimi düşündü. Şahane, onlara hak veriyorum; sonuçta çoğunlukla Canalp gelse de bazen de Asrın ağabeyim geliyordu. Beni görmek onları şaşırttı. Neyse ki bugün işler bitti. Zaten bir daha gelebilir miyim, bilmiyorum.
Aileme haber gitmediği için iyi hissediyorum. Yarın sabah Mardin'e gidecektik; kapılarına dayanacağım ve bomba orada patlayacak, hadi hayırlısı. Son imzayı da attım ve kalktım; ceketimi, çantamı aldım, odadan çıktım. Lara kapının önündeydi. "Ben de sana geliyordum, işin bitti mi?" halinden belli oluyordu, bayağı yorulmuştu. "Evet, bitti, hadi gidelim." Lara da eşyalarını topladı ve çıktık. Arabaya bindik. "Otelin konumunu açayım mı? Sabahki olaydan sonra güvenemiyorum da." Lara'nın lafının üstüne küçük bir kahkaha attım. "Sen aç, yine de ama bu sefer kontrollü gidelim."
Otele doğru sürüyordum ama aklıma sabahki olay geldi; gülümsemeden edemedim. Adamla rezil olmuştum, bir de dönerken karşılaşırmışız. "O ne ya öyle, tatlı tatlı sırıtmalar! Bak bak, ısırırım o yanakları!" diyerek yanaklarıma yapışan Lara'ya, "Ya Lara, bir dur! Bak, araba kullanıyorum. Hem ne sırıtması, hemen abartma!" dedim. Ellerimi ittirerek söylediklerim tabii ki ona işlemedi. "Senin aklında sabahki yiğido var, değil mi? Bir için aktı zaten, ben gördüm." "Ay yok artık!" dedim. "Lara, lütfen güzel konuş. Yok öyle bir şey, bak sen yine abartıyorsun. Adam evli barklı falan olur, hem ayıp!"
"Ay, ne evi ne barkı, parmağında yüzük yoktu. Ayrıca, sana olan bakışları da gayet aşık aşık tı. Adam, ilk bir dakikada konuşmayı unuttu; sen de etkilendin tabii. Ben o an sizi shipledim gitti." Bir şey demek istemiyorum; ben konuştukça uzatacak çünkü. "Şimdi bir şey diyeceğim, yine kızacaksın ama neyse, yine de diyeceğim: tekrar görmek isterdin bence." Ay, konuşmayayım, o da konuşmaz diyorum ama yok. "Neyin tekrar görmek istiyorum, Lara? Gece gece başladın yine." Otele gelmiştik; neyse ki arabadan hemen inip valeye teslim ettim. Hızla otele yürüyorum, Lara da peşimden hızla konuşa konuşa geliyor.
"Ne, değil, kimi salağa yatma, ne var? Etkilendim, evet, görmek istiyorum desen." Resepsiyonun önünden geçtik. Asansöre doğru yürüyoruz, arkamdan konuşa konuşa geliyor: "Sanki ayıp bir şey, o da senden etkilendi, bence çok yakışırsınız." Asansörün düğmesine bastım, geliyor, bekliyoruz, hâlâ konuşuyor: "Ay Zümra, bir daha karşılaşırsanız güzel güzel konuş, olur mu?" Bir kat kaldı, geliyor ve hâlâ konuşuyor: "Bak, sen inat ediyorsun ama ne var, biri ile konuşsan, hayatına birini alsan..." Geldi, kapı açıldı, asansöre bindik, hâlâ konuşuyor: "Bu ayıp değil, sevmek isteyebilirsin, sevilmek isteyebilirsin..."
"Ay, yeter Lara! Evet, kabul, hoş çocuk ama olmaz. Sen de biliyorsun, ayrıca bir daha nerede göreceğim? Hem gördüm, ne diyeceğim ben? Ailemle görüşüp konuşamıyorum. Birini sevsem, adama ne diyeceğim? Ailemle konuşayım diye geldim ama ne konuşacağımı bile bilmiyorum. İnsanlara Mardinliyim bile derken düşünüyorum. Her şey risk, anlıyor musun? Çocukla oturup güzel güzel konuş diyorsun ama nasıl olur, bunu demiyorsun. Ailemle nasıl tanıştıracağım, ben tanışamadım ki daha. Ailemle bugünkü adamı kabul, hoş, yakışıklı bir beyefendi. Tekrar görüşsek, bilemiyorum. Konuşmak isteyebilirim ama yapamam, oldu mu Lara?"
Lara'nın şok olmuş suratını görünce küçük bir patlama yaşadığımı anladım. "Lara, üzgünüm, bir an hepsi aktı gitti," dedim. Gülümsedi ve "Ben üzgünüm, üstüne çok geldim ama bu duyguları anlatmanı istedim," dedi. Asansör çoktan kata gelmişti ama Lara başka bir katın tuşuna bastı. Kafamı çevirip baktığımda omuz silkti. "İlk kez bu duyguları yaşıyorsun ve anlatmanı istedim, sen de anlattın, rahatladın. Şimdi otelin terasında çaylarımızı içerken konuşabiliriz," dedi.
Bölüm etkileşimi
