İlk bakış kitap kapağı

13. bölüm / 12

İlk bakış

11. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Birhikayem Var

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: 11. Bölüm

Mirza Dağdeviren :

Akşam masadaki birinin düğünü var, bu yüzden işten erken çıkıp hazırlanmaya eve geldim. Fakat dün yaşananlar aklımdan çıkmıyor. Dedeme bu konudan bahsetmeli miyim, bilmiyorum; kafam çok karışık gerçekten. Bir Ersoy olabilir mi? Eğer öyleyse Akıncıoğulları durmaz, olay büyür. Çalışma odamın kapısı açıktı, masanın üstündeki dosya bana bakıyordu resmen; Zümra Ersoy'un dosyası, Gökalp'ten istediğim dosya.

Hiç okuyamadığım o dosyaya adım adım ilerledim. Masanın önünde durdum,uzun uzun baktım dosyayı elime aldığım gibi Kapı tıklandı, dosyayı geri bıraktım ve çalışma odasının kapısını kapattım. “Gel,” dedim. Adar, siyah takım elbisesi ile bana baktı. “Vayyy, yakışıklı ağabeyime bak! Maşallah, tü tü!” Hiç büyüyemeyen bir eşşekti. “N oldu Adar?” diye sordum.” Ne olacak fıstık bir şey olmadı “ “ söylesene oğlum “ Biraz sağa sola baksada, ağzındaki lafı sonunda çıkardı.

“Kız güzel bence evlen,” dediği ile ağzım istemsizce açıldı, şaşırmıştım. “Ne, ne kızı oğlum, ne diyorsun?” Adar yine gözlerini kaçırdı benden, birkaç adım uzaklaştı. “Ben yine dan diye girdim sanırım konuya ııı Zümra Ersoy’u diyorum,” dedi. “Git gide şaşırıyorum. Sen nereden biliyorsun onu?” Dedemin gidip de Adar’a anlatmayacağını biliyorum; Gökalp’te gizlediğim bir şeyi anlatmaz, nereden öğrenmişti?

“Dedemle sen konuşurken kapının önünden geçmek suretiyle yanlışlıkla bir şeyler işitmiş olabilirim . İnsanlık hali, ne var sanki?” Birkaç adım daha geri gitmesiyle elimi omzuna attım. “Yani bizi dinledin,” dedim. Omzundaki elimi sıkmaya başladım. “Hayır, estağfurullah, hiç olur mu öyle şey? Sadece kulaklarım iyi duyuyor, ondan. Şey, ağabey, canım yanıyor ama…” Elimi geri çektim.

“Sen zümranın güzel olduğunu nereden biliyorsun?” pis pis sırıtarak koltuğa ilerledi. “Bizde deriniz, bizde deriniz.” Sinirlerim geriliyordu, sıcak basmaya başladı. Elimi kravatıma atıp çekiştirdim. “Adam akıllı anlat sana lan!” çıkışımla Adar irkildi. “Tamam, tamam, kızma ya yakışıklı.” Dümdüz yüzüne baktım; gelişine bir tane yumruk atsam yok hayır, kardeşime vuramam. Bakışlarımı anlamış olmalı ki en sonunda konuştu.

“Bakma öyle, tamam dedemle seni dinlendim, sonra kızı merak ettim. İnternetten biraz araştırdım, sonra Gökalp ağabeyin de araştırdığını öğrendim. Dosyayı sana getirdi ama okumadın. Ben de merak edip o dosyayı da okudum. Akşam evlerine gidince resimlerini gördüğüm için tanıdım ama sizin bakışmanızı görünce tam oldu. Bence kimse kapmadan sen bu kıza niyetini belli et.”

Ne kapması, kim kapıyor, ne alaka? Ayrıca o, hakkımda ne düşünüyor, bilmeden. Sonuçta kaç kere denk geldik, kaç kere görüştük? Gerçekte kim olduğunu bile bilmiyorum; burada bile yaşamıyor. Nasıl olur ki? “Neyi bu kadar taktın da uzaklara daldın?” Bu düşünceleri Adara söylesem, beni rahatlatabilirdi çünkü o, daha rahat, pek bir şeyleri kafaya takmayan biri. “Bilem—”

“Büyük ihtimalle Ersoylardan” kanımın çekilmesiyle kala kaldım; lafımı bile bitiremedim. Adara'ya baktım, “Nasıl, nereden çıkardın bunu?” anladığım gibi miydi? Yani, nasıl Ersoylardan? “Kız, ailesinin en küçük çocuğu ve tek kızı; iki ağabeyi olduğunu söylemiş bir röportajında. Kesinlikle Ersoylarla alakam yok demese de genel olarak isim benzerliği diye biliniyor ve garip bir şekilde kızın bilgilerini sır gibi saklıyorlar. Dosyada ise eğitim hayatı falan var, ailesiyle ilgili bir bilgi yok.”

Bilgiler belliki onlarda ve çok iyi saklıyorlar. Masanın üstünde titreyen telefonum ile babamın aradığını gördüm. Telefonu açtım: “Hadi oğlum, çıkıyoruz. Nerede kaldınız?” Babama “Geliyoruz” diyip telefonu kapattım. Adara, “Bu konuştuklarımızı kimseye söyleme. Düğünden sonra ben bir şeyler düşüneceğim” dedim. Adar kafa sallayıp beni onayladı. “Zaten şu an kimse bilmese daha iyi; kaç yıllık sır, bizden öğrenilirse hiç iyi olmaz.”

Beş araç ile yola çıktık. Ben kendi aracımla çıkmıştım; dedem ayrı, babam ayrı, ağabeyim ile Adar da ayrı araçla geliyordu. Düğün alanına varana kadar düşünceler beynimi kemirdi. Onu merak ediyorum; çok güzel bir kadındı tanışmak isterim. Şimdiye kadar hiç bir izdivacı kabul etmedim. Ağabeyimden sonra sıra bana gelmiş sayılıyordu; yine de istemedim, hiç beğendiğim, ilgimi çeken biri olmadı. İşler daha ilgi çekiciydi. Dedemle konuşmalarımızda falan derdim: “Birini göreceğim, beğeneceğim, peşinden koşacağım bir aşk istiyorum” diye.

Peki, bu aşk o mu? İşte bunu bilmiyorum. Aşk mı, onu da bilmiyorum; ben hiç aşık olmadım ki ama heyecanlandığım doğru. Ya da sürekli onu düşündüğüm, olmadık yerde aklıma geldiği... Nasıl bir ilişkimiz olurdu acaba? Son günlerde bunu düşünüyorum.
Buralarda yaşamadığı gayet belli.
Alışabilir mi buralara? Ya da ben onunla gitsem, nereye gideriz ki?
O nereye isterse oraya gideriz, ne olacak?

Bir dakika, ya nereye gideceğiz? Bir dur, önce kadınla bir konuş, bir tanış. Hadi, sen beğendin; o seni beğendi mi ki?

Dış göz:

Mirza'nın kafası karman çorman. Sonunda düğüne geldiler. Düğün kır düğünüydü, açık alandaydı. Sahnenin etrafında masalar vardı; bir kısmı masa üyeleri için ayrılmıştı. Masada pek hükmü olmasa da Rüstem Ağa sevilen bir üyeydi. Oğluna da anlı şanlı bir düğün yakışırdı, yapıyordu da.

Dağdevirenler masalarına geçtiler. Biraz sonra Ersoylar geldi. Mirza'nın gözleri aradığı kişiyi bulamadı. Adar ile bakıştılar; gelmemiş miydi, yoksa gitmiş miydi? Haşim Dağdeviren ile Baver Ersoy selamlaştılar. “Asrın ile Pamir nerede, Baver?” diye sordu Haşim Ağa. “İşlerle ilgileniyorlardı, gelirler birazdan.”

Torunlarının geç kalma nedeninin biricik Zümra'sı olduğunu tahmin edebiliyordu Baver Ağa ama sorun değildi; zaten gerginlerdi. Zümra çıkar gelirse ne olacaktı? O sırada Akıncıoğulları da düğüne giriş yaptı, herkes yerlerine geçti. Düğün başlamak üzereydi. Rüstem Ağa, masa masa gezerek üyeleri selamladı ve yerine geçti.

Bir araç daha geldi otoparka. Düğün açık alanda olduğu için biraz ilerideki otoparkı herkes görebiliyordu. Ersoyların aracı gelmişti; plakadan herkes bunu anlayabilirdi. Baver Ağa ile Cihangir Ağa birbirlerine baktılar. Yeşim Hanım gözlerini bile kırpmadan araca bakıyordu. Rosa Hanım, torununu bilirdi; ne yapabileceğini de az çok tahmin edebiliyordu.

Birçok kişi Pamir ile Asrın'ın geldiğini bildiği için önemsemediler. Genç bekar kızlar ise araca bakıyorlardı; o araçtan inen yakışıklı, malvarlıklı bir erkek hayatlarını değiştirebilirdi. Sürücü kapısı açıldı, Pamir indi. Aynı anda sağ taraftan da Asrın indi; jilet gibi takım elbiseleri ile dimdik duruşları bir bakana bir daha baktırırdı.

İki kardeş, birbirlerine baktılar onaylar gibi. Asrın, aracın arka kapısını açtı, elini uzattı; zarif bir el tuttu. Elini ,bir ayağını dışarı attı, sonra kendisi çıktı. Düğünde bir sessizlik oldu; herkes gelen kişinin kim olduğunu tartışırken düğün alanına giriş yaptı Ersoy kardeşler. Önlerine zümrüt yeşili elbisesiyle salına salına yürüyen kadın kimdi?

Rüstem ağa ayağa kalktı, gelenlerin karşısına geçti. “Hoş geldiniz, çocuklar” diyerek gülümsedi. Ne kadar gelen kızın kim olduğunu merak etse de ses etmedi. “Hoş bulduk, Rüstem ağa” diye selamladı Pamir ile Asrın. “Sen de hoş gelmişsin, kızım. Rüstem Çetin ben,” dedi. Önündeki kıza elini uzattı. Uzatılan eli tutup sıktı, gülümseyerek “Memnun oldum, Zümra Ersoy” dedi.

Konuklardan çıt çıkmıyordu. Rüstem Ağa şaşırsa da tepki veremedi; birkaç adım geri çekildi. Zümra ailesinin olduğu masaya doğru ilerlemeye devam etti. Ayağa kalktı, Baver Ağa masanın önüne Zümra'ya doğru birkaç adım attı. O da durdu. Zümra da dedesinin önünde durdu. “Hoş geldin torunum,” dedi. Zümra gülümsedi, dedesinin elini öpmek için uzansa da Baver Ağa, izin vermedi Zümra'nın elini tutup avcunun içini öptü, sonra da alnını öptü.

Torununu kimsenin önünde eğilmesine izin vermeyecekti; bu, kendisi bile olsa, şimdiden herkes yerini bilmeliydi.

Pamir, kız kardeşi için sandalyenin birini çekti. Zümra oturdu, sol yanına Pamir, sağ yanına Asrın oturdu. Ersoylar korkularını belli etmeden dimdik bir şekilde duruyorlardı.

Halis Akıncıoğlu sinirle yerinden kalktı, elini beline attı. Silahını çıkaracaktı ki Rüstem ağa kolunu uzatıp onu tuttu. “Halis ağam, yapmayın,” dedi. Oğlunun düğünü mahvolamazdı, olmazdı. “Ne yapıyorsun, Rüstem ağa? Görmüyor musun, yalan söylemişler bize. Kızım yok dedi, varmış, kandırdı bizi. Ne demek oluyor bu? Hesabı sorulmayacak mı?” Rüstem ağa da şok içindeydi; hatta Haşim ağa bile arkadaşının torununa şokla bakıyordu. Bunu yıllarca nasıl saklayabilmişlerdi?

“Halis ağa, haklısın ama yine de bunu düğünümde yapma. En kısa zamanda masayı toplar, hep beraber sorar öğreniriz ama şimdi değil,” dedi. Halis, Rüstem'e baktı. Evet, düğün yeri zamanı olmayabilirdi ama yine de o silahı belinden çıkarıp Baver ağanın kafasına dayamak istiyordu. Sanki bu isteği hissetmiş gibi Baver ağa kafasını Halis'e doğru çevirdi. Uzun süre bakıştıktan sonra Halis ağa yavaşça yerine oturdu.

(…)

Düğün bitmek üzereydi, ortalık biraz duruldu; bazı insanlar gitmeye başladı ama Zümra, oturmaktan sıkılmış bir halde ağabeylerine baktı. Çalan halay ile birlikte Pamir’i dürttü, sonra Asrın’ı dürttü, "Hadi" dercesine sahneyi gösterdi. Ağabeyleri tabii ki bu isteği çeviremezdi. Pamir ayağa kalktı, elini Zümra’ya uzattı ve el ele sahneye çıktılar. Pamir halay başıydı, Zümra ortada Asrın’ın yanında idi; halaya başladılar.

Zümra salına salına oynadı, yeri geldi, ağabeyinden halayı aldı, başa geçti. Bazen omuzlarını sallaya sallaya, nazlı nazlı oynadı. Ersoy kardeşler düğünü coşturmuştu; herkes hayranlıkla bakıyordu. Zümra oynarken, "Ayıp, sus, otur!" diyip gölgelemeye çalışmaktan ziyade, başında aslan gibi dikilen ağabeyleri deste deste para yağdırdılar. Kardeşlerinin başından aşağı, yeri geldi birlikte oynadılar.

Düğün bitti, herkes dağıldı.
Tabii insanlar durur mu, laflar da dağıldı:
“O kız kimdi?”
“Pamir’in karısıymış.”
“Yok, Asrının yavuklusuymuş.”
“Ersoyların kızı mıydı?”
“Saklamışlar mı yıllarca?”
“Yok, öz kızları değilmiş, ondan saklamışlar.”
“Kız kötü yola düşünce bunu sürmüşler.”

Zümra Ersoy:

Düğünden çıktık, arabalarda dağıldık; kimseden ses çıkmadı. Eve geldik, direkt odama geldim. Üzerimi değiştirdim. Kafamı biraz dağıtmak ve hiçbir şey düşünmemek istemiyorum. Bir fincan papatya çayı yapıp balkonumda oturmak istiyorum. Ne telefona bakacak ne de kitap okuyacak halim var.

Mutfağa geldiğimde Cemile Hanım çay yanına atıştırmalık koyuyordu. “Hanımın bir şey mi istediniz?” diye sordu. Kafamı sallayıp, “Evet, papatya çayı yapacaktım ama malzemeler…” dedim. Etrafa baktım; büyük bir mutfaktı. “Siz geçin, ben yapar getiririm,” dedim. Onu onaylayıp mutfağın yan taraftaki kapısına ilerledim. Herhalde avluya çıkıyor diye düşündüm; çıksam da kendimi farklı bir yerde buldum.

Küçük bir alandı; erzaklık gibi bir yerdi. Yukarı giden küçük bir merdiven vardı. Yukarı kısmını merak ettim. Merdiveni çıktığımda avluya geldim. Bir salıncak ile küçük bir sehpa vardı. Manzarası çok güzeldi; yıldızlar ile şehir hiç bu kadar örtüşmemişti. Korkuluklardan aşağı baktığımda sabah kahvaltı yaptığımız avluyu gördüm. Masada dedem ile babam bir şeyler konuşuyorlardı. Bir süre onları izledim. Dedemin telefonu çaldı, biri ile konuşup ayağa kalktı. Babam da dedemle kalksa da sonra geri oturdu. Dedem hızla çıktı gitti.

Gelen tıkırtıyla irkilip hızla arkama baktım. Asrın ağabeyim elindeki tepsiyi sehpanın üzerine bırakıp yanıma ilerledi. Benim gibi aşağı baktı, sonra kafasını manzaraya çevirdi. Gözleri yaşarmış gibiydi; dolu dolu ağlamak üzere gibi değil, duygusal bir dolulukta gibi. Yaşarmış yüzüme bakmadan tek koluyla hızla beni kendine çekti, sıkıca sarıldı. Şaşkınlıkla ben de ona sarıldım; o kadar sıkı sarılıyordu ki sanki kaburgalarım kırılacaktı. Beni içine hapsetmek ister gibi saçlarıma kokulu öpücükler kondurdu.

Hiç ayrılmak istemezcesine ağır ağır geri çekildi, biraz gerideki salıncağa ilerleyip yanımıza kadar getirdi. “Asrıncığım, iyi misin?” seslenişimle duraksadı, bana baktı. Yüzündeki acılı tebessümle “İyiyim, biraz kardeşimi özlemişim sadece,” dedi. Geride kalan sehpayı da getirdi. İki fincanın birini aldım, birkaç yudum içtim. Asrıncığım da yanıma oturdu, kendi fincanını aldı, biraz içti ve geri bıraktı. Salıncakta hafif bana döndü, konuşmadı; konuşmak istemiyor gibiydi.

Küçükken ona "Asrıncığım" derdim; ben üzüldüğümde ya da onu üzgün gördüğümde ya da nazlanacakken, o benim ağabeyden öte Asrıncığımdı. Az çok olanı tahmin ediyordum: "Ne diyorlar, aşağı da gitmemi mi bekliyormuş hepsi?" Kafasını sağa sola salladı, "Yok, hepsi değil," diyip biraz sesini incelterek, "Babaannem, 'Ben torunumu bilirim,' diye hava atıyor," dedi. Yaptığı taklide gülerken arkadan ince bir ses geldi.

“Git eşşek, ben öyle mi yapıyorum?” Hızla arkamıza baktık. Pamir ağabeyim gülerek yanımıza geldi. “Kaysana kız!” dedi. Salıncağa baktım. “Nereye kayıyım ya?” desem de beni hafif ittire ittire iki kişilik salıncağı üçlemiştik. Müq

Bir sessizlikten sonra, karşımdaki manzaradan gözlerimi alıp ikisine çevirdim; gergin mi, duygulu mu yoksa sinirli mi, karar veremeyeceğim şekilde gariplerdi. "Konu ne?" İkisi de hızla bana döndü. "Ne konusu, yok konu monu!" Pamir ağabeyimin konuşmayacağını anlayıp Asrıncığıma döndüm. "Yok yok, ona bakma Zümra, bana bak." Yandan yüzümü tutup çevirmeye çalışan Pamir ağabeyim ile anladım ki kesin bir şey var ve Asrıncığım bana anlatır. "Hayır Zümra, o susamaz, anlatır, dinleme onu."

Pamir ağabeyimin sesini Asrıncığım bozdu. “Zümra, senin Mirza ile ilişkin mi var?” Şokla kalakaldım. Pamir ağabeyim yandan hâlâ söyleniyordu: “Salak bu çocuk ya, ben öğrenmek istemiyorum. Hazır değilim, belki bu sorunun cevabına sen niye dan diye soruyorsun?”

Şokla o mükemmel soruyu sordum: “Hangi Mirza?” İkisinin de sesi kesildi bir an. “Lan, o ne demek? Bir ilişkin mi var?” diyen Pamir ağabeyime baktım. “Hayır, yok,” desem de artık çok geçti. “Niye var gibi konuştun o zaman?” “Öyle mi konuştum?” dedim.

“Konuşmadım,” bir anda tatlı tatlı gülümseyip, “Şaka yapıyorum canım kardeşim, tabii ki ilişkin olabilir. Bizle paylaşabilirsin,” dedi. Tabii ki bu rolünü yemedim.

“Ağabey, ağabeylerim, lütfen konuya açıklık getirir misiniz? Bir ilişkim yok ama siz bunu nereden çıkardınız?” Bir süredir sesi çıkmayan Asrın ağabeyime döndüğümde donuk bir şekilde yere bakıyordu. “Ağabey,” diye kolumla dürttüm ama tepki vermedi. “Al işte, çocuğu da şoka soktun.” Pamir ağabeyime yönelik söylediğimle o da ayaklandı. “Lan, benimle ne ilgisi var? Adama 'sevgi' - tövbe tövbe, şeyim var dersen ne yapsın?” Gerçekten mi, bakışları atarken, “Şeyim var, ne demek ağabey? O daha riskli, tövbe tövbe,” dedim.

“Zümraa,” sus diyordu, bir nevi ona bakmadan Asrıncığıma döndüm. “Asrıncığım, yok öyle bir şey, kendine gel.” Yavaşça gözlerini kaldırıp bana baktı.

(…)

Ağabeylerim sakinleştikten sonra sorumu tekrarladım: “Ee hadi anlatın, nereden çıktı bu laf?”

“Mirza ağabeyimle konuşmak istemiş, konuşurken ben de dahil oldum. Seni soruyor, nasıl yıllarca sakladığımızı, kim olduğunu falan. Biraz fazla eşeleyince biz de tereddüt ettik. Dikine adama soramadık tabii, bacımla 'Ne iş?' diye ama 'Derdin ne, ne alaka?' diye sordum. 'Derdim Zümra,' dedi. Kala kaldık orada. 'Nasıl?' dedi ağabeyim. 'Yakında öğrenirsiniz,' dedi ve gitti. Ağabeyim az daha peşinden gidip dövecekti, zor tuttum. Önce Zümra'ya soralım dedim, iyi demişim değil mi?”

Şaşırmıştım, ne alaka ki gerçekten? “Yani ağabey şey…” Pamir ağabeyim bir anda çıkışınca irkildim. “Ney, Zümra? Anlat artık, yaşlandım burada!” Hızla panikle ellerimi sağa sola salladım. “Hayır, hayır, sevgili değiliz, sadece birkaç kere denk geldik, o kadar.”

“Nasıl denk geldiniz?”
“Nerede denk geldiniz?”
“Konuştunuz mu?”
“Ne konuştunuz?”
“Bir şey mi dedi?”
“Bir şey mi yaptı?”

“Ayyy!” İkisinin peş peşe sordukları soruları böldüm. “Bu ne ya? Sakin bir şey demedi, bir şey yapmadı da…” Aklıma gelen konuşmamızla hafif gülümseyip, “Ama şey…” dedim, ayaklarımı ileri geri sallayarak. “Neyyy?” Evet, yine aynı anda söylediler. Anlatmak istiyorum; ağabeylerim ne kadar tepki verseler de, kızmazlar biliyorum. Ve ilk kez böyle bir şey yaşamışken, onlar da bu kişiyi tanıyorken daha iyi gözlem yapardık.

“Şimdi şöyle…”

“Puşta, bak puşta, bir de yeniden görüşelim falan diyor.” Evet, her şeyi anlattım.

“Sen ne hissettin, gelse evet der misin?” Tabii ki bu medeni bir soru Asrıncığım'dan. “Oğlum, bir dur, bir sindiriyim. Sonra sor. Asrın, kurban olayım ya, içimde öküz sürüsü var resmen; oturdular, kalmaya da niyetleri yok gibi.”

“Ağabeylerim, sakin olun, ortada bir şey yok diyorum.” Onları sakinleştirmeye çalıştıkça batıyorduk. “Ama bir şey olabilir gibi de geliyor bana.” Pamir ağabeyim fazla dertlenmişti, kıyamam ya. “Tamam, ağabey, sakin ol. Eğer bir gün bir şey olursa ben sana söylerim, zaten biliyorsun.”

“Tamam, yeter, ben gidiyorum. Benden bu kadar, daha fazla dayanamayacağım.” Arkasına dönüp giderken hızla Asrın ağabeyime dönüp işaret parmağını sallayarak, “Sen de saçmalayıp kızın kafasını karıştırma,” diyip aynı hızla avluyu terk etti.

Bir süre sessizlikten sonra Asrın ağabeyim kolunu uzattı, beni tutup göğsüne yatırdı. Biraz salandıktan sonra konuşmaya başladı.

“Zümram, ağabeyinin bir tanesi, sen bir şeyler hissettin mi bu adama?” Evet, gelmişti, gelmekte olan. İşin kötü tarafı, ben de bilmiyorum. Yani birkaç muhabbetimiz oldu, yakışıklı adam hoşuma gitti, evet ama o kadar. Yani o kadar dır, ilk bakışta aşkımdan ölecek değilim, değil mi?

-
-
-
-
-
Merhabalar nasılsınız

Kitap hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorum bu benim ilk kitabım hatalar yada göze çarpan yerler olabilir belki bazı gözden kaçırdığım saçma görünen yerler bilemiyorum belki ilerde bir düzenleme yaparım benim gözüme çarpan şeyler var ama bunun dışında sizin yorumlarınızı merak ediyorum rica etsem benimle paylaşır mısınız 💖✨

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18