İki Yol Tek Gerçek kitap kapağı

9. bölüm / 12

4.Bölüm Kaçmak

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: 4.Bölüm Kaçmak

(Arya’nın ağzından)
Bazı sabahlar sessiz başlar.
Sonra bir cümleyle bütün hayatın yön değiştirir.
O sabah öyleydi.
Eflah yanımda uyuyordu.
Yüzü sakin.
Nadir görülen bir durum.
Normalde uykusunda bile kaşları hafif çatık olurdu.
Sanki rüyasında bile birilerini sorguluyordu.
Ben ise gözümü tavana dikmiş, midemde garip bir dalga hissediyordum.
Önce önemsemedim.
Sonra ikinci dalga geldi.
Hızla yataktan kalktım.
Banyoya zor yetiştim.
Arkamdan kapı sesi geldi.
“Arya?”
Eflah’ın sesi uykulu ama gergindi.
“İyiyim.” dedim.
Yalan söyledim.
Kapı aralandı.
Bana baktı.
Yüzümden bir şey anladı.
Çünkü bir anda tamamen uyandı.
“Hazırlan.” dedi.
“Gerek yok.”
“Hazırlan, Arya.”
Savcı sesiyle konuşuyordu.
İtiraz kabul etmeyen tonuyla.
On dakika sonra arabadaydık.
Direksiyonda gergin bir Eflah.
Yan koltukta susan ben.
Beni kendi arkadaşı olan doktora götürdü.
Güneş.
Sıcakkanlı, net konuşan, gözünden hiçbir şey kaçmayan biri.
Beni görünce gülümsedi.
“Bu surat ifadesiyle geliyorsan ya hasta ya da Eflah yüzünden sinirlisin.”
“İkisi de olabilir.” dedim.
Eflah kollarını bağladı.
“Kontrol et.”
Muayene Sonrası
Beni odaya aldı.
Birkaç test, birkaç soru, bekleyiş.
Dakikalar uzadı.
Sonra Güneş elindeki dosyaya baktı.
Sonra bana.
Sonra tekrar dosyaya.
“ Arya…” dedi yumuşakça.
“Hamilesin.”
Dünya sustu.
Sadece tek bir kelime yankılandı.
Hamile.
Elim istemsizce karnıma gitti.
Gözlerim dolduğunu fark etmedim bile.
“Emin misin?” diye fısıldadım.
Gülümsedi.
“Oldukça.”
Tam o anda telefonum çaldı.
Eflah.
Kapının dışında bekliyordu ama sabırsızlıktan arıyordu.
Titreyen parmaklarla açtım.
“Ne oldu?” dedi hemen.
“Bekle, geliyorum.”
Ağlamaya başladığımı o an fark ettim.
“Niye ağlıyorsun?”
Sesi sertleşti.
“Arya, ne oldu?”
Dudaklarım titredi.
Ve söyledim.
“Hamileyim.”
Sessizlik.
Uzun.
Keskin.
Sonra…
“Ne?” diye bağırdı.
Telefonu kulağımdan uzaklaştırdım.
“Şaka yapma.”
“Şaka yapmıyorum…”
“Böyle şeyin şakası da olmaz!”
Sesi öfkeliydi.
Şaşkındı.
Kontrolünü kaybetmişti.
Güneş telefonu elimden aldı.
“Eflah, sakin ol.”
Karşıdan hâlâ ses geliyordu.
“Gerçekten Arya hamile.” dedi Güneş netçe.
Bir saniye sessizlik.
Sonra Eflah’tan yüksek bir küfür koptu.
Ardından:
“Defolun gidin! Hamileyse bile dönmeyeceğim!”
Dünya yeniden sustu.
Nefes alamadım.
Telefon elimden kaydı.
Gözlerim karardı.
Ve yere düştüm.
Sesler Uzaklaştı
Güneş’in sesi geliyordu.
“Arya! Arya, gözünü aç!”
Bir şeyler yapıyordu.
Adımı söylüyordu.
Ama hepsi suyun altından geliyormuş gibiydi.
Sonra…
başka bir ses duyuldu.
Tanıdık.
Gür.
Panikli.
Endişeli.
Eflah.
“Güneş!” diye bağırıyordu.
“Bir daha dönmeyeceksin.”
Güneş Durdu.
Nefes aldı.
“Arya’ya ben bakacağım.”
Sessizlik.
Sonra daha alçak ama titreyen sesi:
“Seni de her zaman kardeşim olarak göreceğim.”
Telefon kapandı.
Gözlerimi yavaşça açtım.
Güneş bana bakıyordu.
Bir eli omzumda.
Diğeri telefonun üstünde.
“İyi misin?” diye sordu.
Kapıya baktım.
Kalbim çılgınca atıyordu.
Çünkü onu tanıyordum.
Eflah kaçmazdı.
Önce bağırırdı.
Sonra korkardı.
Sonra koşardı.
(Ege'nin ağzından)
İnsan bazı haberleri duyunca oturur.
Ben ayakta kaldım.
Ama içim çöktü.
Arya hamileydi.
Kız kardeşim…
Yıllarca hayata karşı tek başına durmuş, kimseye yaslanmamış kadın…
şimdi anne olacaktı.
İlk düşündüğüm şey mutluluk olmadı.
İlk düşündüğüm şey şuydu:
Eflah nerede?
Onu bulmam zor olmadı.
Çünkü kaçan insanlar saklanmayı iyi bilir.
Ama iz bırakırlar.
Bir depoda buldum.
Şehrin dışında, terk edilmiş bir yer.
Masada dosyalar.
Bilgisayar açık.
Duvarlarda fotoğraflar.
İsimler.
Bağlantılar.
Eflah pencere önünde durmuş sigara yakıyordu.
Beni görünce şaşırmadı.
“Geleceğini biliyordum.” dedi.
Kapıyı sertçe kapattım.
“Sen aklını mı kaybettin?”
“Muhtemelen.”
Yanına yürüdüm.
“Arya hamile.”
Başını eğdi.
Gözleri kapandı bir an.
Sonra…
çok farklı bir şey sordu.
“Cinsiyeti belli mi?”
Donup kaldım.
“Ne?”
“Bebek.” dedi kısık sesle.
“Kız mı… erkek mi?”
O an anladım.
Kaçan adam değil, parçalanan adam karşımdaydı.
“Henüz belli değil.” dedim.
Gülümsedi.
Acı bir gülümsemeydi.
“Ben kız isterdim.”
Durdu.
“Arya gibi gözleri olan.”
Sinirim dağıldı.
Yerine öfkeyle karışık acı geldi.
“Öyleyse geri dön.” dedim.
“Yanında ol.”
Başını iki yana salladı.
“Dönemem.”
“Niye?”
Masadaki dosyaları bana itti.
Kalın klasörler.
Fotoğraflar.
Banka hareketleri.
Sahte kimlikler.
“Kalpazanlar.” dedi.
“Uluslararası ağ.”
Bir dosyayı açtı.
“Bunlar sadece sahte para basmıyor.”
“Karayı aklıyorlar.”
“Silah taşıyorlar.”
“İnsan satın alıyorlar.”
Boğazım düğümlendi.
“Ben bu dosyaların içine girdim.” dedi.
“Çok derine.”
“Çık.” dedim.
“Geç kaldım.”
Bir fotoğraf uzattı.
Kırmızı işaretli kendi resmi.
Aranıyordu.
“Beni biliyorlar.”
“Yerimi, yüzümü, Arya’yı…”
Sesi ilk kez kırıldı.
“Bebeği bile öğrenirler.”
Sessizlik çöktü.
“Bu yüzden mi o gün öyle konuştun?” dedim.
Başını çevirdi.
“Telefonu kapatabilmesi için.”
“Onu bayılttın.” dedim sertçe.
Gözlerini kapadı.
“Biliyorum.”
İlk kez Eflah Kara’yı güçsüz gördüm.
Ne savcıydı.
Ne ünlü adamdı.
Sadece korkmuş bir adamdı.
“Geri dön.” dedim tekrar.
“Beraber çözeriz.”
Bana baktı.
“Ege…”
Bir adım yaklaştı.
“Ben gidersem onlar da gelir.”
Masaya yumruk attım.
“Peki Arya ne yapacak?”
Sessizce cevap verdi.
“Benden nefret edecek.”
Durdu.
“Ama yaşayacak.”
Bu cümle odada asılı kaldı.
Kapıya yöneldim.
Sonra durdum.
Arkamı dönmeden sordum:
“Adı ne olsun isterdin?”
Uzun süre cevap vermedi.
Sonra kısık sesle söyledi:
“Kızsa… Umay.”
Bir nefes aldı.
“Erkekse… Arya ne isterse o.”
Kapıyı açtım.
Ve ilk kez ona acıdım.
Çünkü bazı adamlar düşmanlarından değil…
sevdiklerinden uzak durarak yanar.
Cinsiyet
Bazı günler insan gülümserken bile içinde eksik bir sandalye olur.
O gün ev doluydu.
Balonlar tavanda.
Mavi beyaz süsler duvarlarda.
Masada pasta.
Kutular.
Kahkahalar.
Ama herkesin fark etmeden baktığı tek boşluk vardı.
Eflah.
Arya bunu söylemedi.
Ben de söylemedim.
Ama kapıya her ses geldiğinde başı kalkıyordu.
Sonra hemen toparlanıyordu.
“Elindeki kamerayı indir artık.” dedi bana.
“İndirmem.” dedim.
“Bir gün pişman olursun, sonra ‘keşke çekseydin’ dersin.”
Gözlerini devirdi.
Hamilelik ona yumuşaklık katmıştı.
Ama sabrı hâlâ sınırlıydı.
Telefonum cebimde titreşti.
Mesaj yoktu.
Ben yine de açıp baktım.
Belki o yazmıştır diye.
Yazmamıştı.
Bahçe
Herkes toplandı.
Arya ortada duruyordu.
Bir elini karnına koymuştu.
Diğer elinde ip.
Kutunun içinden renkli duman çıkacaktı.
“Hazır mısınız?” diye bağırdı Güneş.
Kalabalık bağırdı.
Arya gülmeye çalıştı.
Ama ben onu tanıyordum.
Gözleri doluydu.
Kamerayı biraz yakınlaştırdım.
“Çekiyorum ha!” dedim.
“Kes sesini Ege.” dedi.
İpi çekti.
Bir an sessizlik oldu.
Sonra kutudan mavi duman yükseldi.
Kalabalık çığlık attı.
Alkışlar.
Kahkahalar.
Sarılmalar.
“Oğlan!” diye bağırdı biri.
Arya yerinde kaldı.
Dumana baktı.
Sonra karnına.
Sonra… gözleri doldu.
Bir damla yaş süzüldü.
Sonra bir tane daha.
Gülüyordu.
Ama ağlıyordu.
“Elahim…” diye fısıldadı.
Çocukken ona takıldığı isimle.
Sadece ben duydum.
Kamerayı indirmedim.
Çünkü bazı acılar da hatıra olur.
Yanına gittim.
“Niye ağlıyorsun?” dedim.
Burnunu çekti.
“Bilmiyorum.”
Durdu.
“Belki… babasına çok benzeyecek diye.”
Sarılmadım.
Biz öyle kardeşler değildik.
Sadece omzuna dokundum.
Bu yeterdi.
Gece
Herkes gitti.
Ev sessizleşti.
Videoyu açtım.
Baştan sona izledim.
Arya’nın kapıya bakışlarını kestim.
Mavi dumanı bıraktım.
Gözyaşlarını bıraktım.
Sonra videoyu tek bir kişiye attım.
Eflah Kara
Mesaj yazmadım.
Gerek yoktu.
Bir Yerlerde
Cevap hemen gelmedi.
Dakikalar geçti.
Sonra telefon çaldı.
Eflah arıyordu.
Açtım.
Konuşmadı.
Sadece nefes sesi vardı.
Ağır.
Dağılmış.
“İzledin.” dedim.
Sessizlik.
Sonra çok kısık bir ses:
“…erkek mi?”
“Evet.”
Bir şey devrildi karşı tarafta.
Cam mı, sandalye mi, adamın kendisi mi… anlamadım.
Sonra boğuk bir nefes geldi.
Ve ilk kez Eflah’ın sesinde yenilgi duydum.
“Ağladı mı?” diye sordu.
Gözlerimi kapattım.
“Evet.”
Uzun sessizlik.
Sonra sadece şunu dedi:
“Ben yokken…”
Cümleyi bitiremedi.
Telefon kapanmadı.
Ama konuşma da kalmadı.
Sadece bir adamın yıkılışını dinledim.
(Eflah’ın ağzından)
İnsanın en ağır yalnızlığı…
sevdiği insanların hayatını ekrandan izlemekmiş.
Bunu öğrendim.
Ege’den video geldiğinde geceydi.
Depodaki masada tek başımaydım.
Dosyalar önümde.
Silah çekmecede.
Kahve soğumuş.
Ben daha soğuk.
Telefon titredi.
Ege
Mesajsız video.
Kalbim istemsiz hızlandı.
Açtım.
Video Başladı
Salon dağınık ama sıcak.
Arya koltukta oturuyor.
Karnı iyice belirginleşmiş.
Saçları dağınık.
Elinde meyve tabağı.
Bağırıyordu.
“Hayır, o isim olmayacak!”
Kameranın arkasından Ege’nin sesi geldi.
“Gayet güzel isim.”
“Berbat.”
“Karizmatik.”
“Saçma.”
Gülümsedim.
Aylar sonra ilk kez.
Ege kamerayı yaklaştırdı.
“Arya Hanım, babası yok diye tek karar merci siz değilsiniz.”
Arya gözlerini kıstı.
“Bir daha söyle de tabağı kafanda kırayım.”
Ege kahkaha attı.
“Bakın tehdit ediyor. Kayıtta.”
Arya yastık fırlattı.
Kamera sallandı.
Ben istemsiz güldüm.
Gerçekten güldüm.
Unutmuşum.
Sonra Ege sordu:
“Tamam, son karar. Ne olacak adı?”
Arya sustu.
Elini karnına koydu.
Yüzü bir anda yumuşadı.
Ben nefes almayı unuttum.
Yavaşça konuştu.
“Toprak.”
Ege durdu.
“Toprak?”
Arya başını salladı.
“Çünkü sağlam olsun.”
Durdu.
“Düştüğü yerde kalsın diye değil…”
Gözleri doldu.
“…üstünde hayat büyüsün diye.”
Boğazım düğümlendi.
Ege kısık sesle sordu:
“Eflah duysun mu bunu?”
Arya yüzünü çevirdi.
Sertleşmeye çalıştı.
“Umurumda değil.”
Tam o anda burnunu çekti.
Yalancı.
Video bitti.
Telefon elimde kaldı.
Masaya oturdum.
Sonra kalktım.
Sonra tekrar oturdum.
Bir adam bazen ne yapacağını bilemez.
Ben o adamdım.
Toprak.
Oğlumun adı vardı artık.
Ve ben yanında değildim.
Gece
Dayanamadım.
Arabaya bindim.
Şehre girdim.
Farları bile kısık kullandım.
Sanki gece beni ele verecekmiş gibi.
Arya’nın evinin önüne geldim.
Işıklar sönüktü.
Bir pencere hariç.
Yatak odası.
Anahtarım yoktu.
Ama Ege’de vardı.
Ve Ege benden nefret etse de…
yedek anahtarı hep aynı saksıya koyardı.
Aile genetik olarak inatçı, güvenlik olarak zayıftı.
Sessizce içeri girdim.
Ev aynı kokuyordu.
Lavanta.
Kahve.
Arya.
Yatak odasının kapısını araladım.
Uyuyordu.
Yan yatmış.
Bir eli yastığın altında.
Diğer eli karnında.
Dünya o odadaydı.
Yavaşça yanına oturdum.
Saçının bir tutamını kulağının arkasına koydum.
Uyanmadı.
Fısıldadım.
“Merhaba, Sayın Hakim.”
Gözlerim yandı.
Ama ağlamadım.
Henüz.
“Özür dilerim.” dedim.
“Bin kere dilerim.”
Karnına baktım.
“Toprak ha…”
Gülümsedim.
“Benden habersiz isim koymuşsunuz.”
Arya uykusunda hafif kıpırdadı.
Ben donup kaldım.
Uyanmadı.
Daha da eğildim.
“Seninle konuşmayı özledim.”
Duraksadım.
“Kavga etmeyi de.”
Eline dokundum.
Refleksle parmakları kapandı.
Uykuda bile tuttu beni.
Kalbim parçalandı.
“Ben kötü adam değilim Arya.” dedim kısık sesle.
“Geç kaldım sadece.”
Karnına doğru eğilip fısıldadım.
“Toprak…”
“Benim sesimi unutma olur mu?”
Boğazım düğümlendi.
Sonra tekrar ona baktım.
“Bir gün anlatacağım her şeyi.”
“Ve eğer çok geç olmadıysa…”
Elini öptüm.
“…eve döneceğim.”
Sabaha kadar gitmedim.
Sadece oturdum.
Onlar uyurken…
hayatımın yanında nöbet tuttum.

⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️
Bazı geceler yaklaşırken ses çıkarır.
Bazıları sessiz gelir…
ve hayatını ortadan ikiye böler.
Toprak’ın doğduğu gece öyleydi.
Ama ben bunu sonradan öğrendim.
Depodaydım.
Masanın üstünde haritalar, banka hareketleri, isim listeleri.
Kalpazanların ana bağlantısına saatler kalmıştı.
Ben dosyaya bakıyordum.
Aklım ise her zamanki yerdeydi.
Arya’da.
Telefonum çaldı.
Ege.
Saat gece yarısını geçmişti.
Açtım.
“Ne oldu?” dedim direkt.
Sessizlik.
Sonra onun soğuk sesi geldi.
“Hiç.”
Yalan söylediğinde sesi daha sakin olurdu.
“Ege.”
“Meşgulsün sanırım.”
Çenem gerildi.
“Neler oluyor?”
“Senin seçimin oluyor.” dedi.
Telefon kapandı.
Ayağa kalktım.
Tekrar aradım.
Açmadı.
Bir daha aradım.
Yine yok.
İçime kötü bir şey çöktü.
Aynı Saatlerde
Sonradan öğrendim.
Arya’nın sancısı evde başlamış.
Önce önemsememiş.
Her zamanki gibi dişini sıkmış.
Sonra ikinci sancıda duvara tutunmuş.
Güneş çağrılmış.
Güneş paniklemiş.
Çünkü Arya inatçıydı.
Ve yanında tek kişi oydu.
“Ege nerede?” diye sormuş.
“Yolda.” demiş Arya.
“Eflah?”
Arya sadece gözlerini kapatmış.
Cevap vermemiş.
Ben
Arabaya atlayıp Ege’yi bulmaya gittim.
Onu hastane otoparkında yakaladım.
Duvara yaslanmış sigara içiyordu.
Yüzü bembeyazdı.
Yakasından tuttum.
“Hastanede ne işin var?”
Elimi itti.
“Bırak.”
“Arya burada mı?”
Bana baktı.
Sessizlik.
Ve o sessizlik her şeyi anlattı.
Kanım çekildi.
“Doğum mu?”
Hiçbir şey demedi.
“Ege!” diye bağırdım.
“Evet!” diye patladı.
“Doğum!”
Bir adım geri çekildim.
“Niye haber vermedin?”
Güldü.
Sinirli, kırık bir gülüş.
“Ne diyecektim?”
Sesini yükseltti.
“Gel de yine yarı yolda bırak mı?”
Yumruğumu sıktım.
“O benim oğlum.” dedim dişlerimin arasından.
“O zaman babası gibi davransaydın!” diye bağırdı.
Otopark sessizleşti.
Rüzgar bile durdu sanki.
Ege üzerime yürüdü.
“Hamileliğinde neredeydin?”
“Kontrollerinde?”
“Gece kusarken?”
“İsim koyarken?”
“Her korkusunda?”
Her cümle yumruk gibiydi.
“Sen dosya kovalarken…”
Göğsüme parmağını bastı.
“…kız kardeşim tek başına çocuk büyüttü.”
“Neden yaptığımı biliyorsun.” dedim.
“Biliyorum.” dedi.
“Ve umurumda değil.”
Bu kez sesi düştü.
En tehlikeli hali.
“Çünkü iyi niyet, boş beşiği sallamaz.”
Nefesim kesildi.
Kapıya baktım.
Hastane ışıkları gözümü aldı.
İçeride oğlum doğuyordu.
Ve ben dışarıda hesap veriyordum.
Haklı bir adama.
“Şimdi girecek misin?” diye sordu Ege.
Adım atamadım.
“Cesaretin var mı?”
Başımı kaldırdım.
“Beni durduramazsın.”
“Ben değil.” dedi.
“Yaptıkların durdurur.”
Tam o anda içeriden bir bebek ağlaması yükseldi.
Uzak.
Ama net.
Dünya durdu.
Toprak.
Dizlerim boşalacak gibi oldu.
Ege de sustu.
İkimiz de kapıya baktık.
Bir oğul doğmuştu.
Bir adam ise hâlâ kapının dışında kalmıştı.
(Ege’nin ağzından)
İnsan bazen en çok bağırdığı kişiye sonra acır.
O gece Eflah’a öfkeliydim.
Ama Toprak’ın ilk ağlayışı duyulduğunda…
ikimiz de sustuk.
Çünkü bazı sesler kavganın üstüne çıkar.
Hastane koridorunda bekledik.
Yan yana değil.
Aynı tarafta da değil.
Ama aynı kapıya bakarak.
Dakikalar sonra Güneş çıktı.
Yorgundu.
Ama gülüyordu.
“Anne de iyi, bebek de iyi.” dedi.
Ben ilk nefesimi o zaman aldım.
Eflah hiçbir şey demedi.
Sadece duvara yaslandı.
Gözlerini kapattı.
Sanki ayakta kalmak bile çaba istiyordu.
“Görebilirsiniz.” dedi Güneş.
Ben kapıya yöneldim.
Sonra dönüp ona baktım.
Kımıldamadı.
“Gel.” dedim.
Başını iki yana salladı.
“Eflah…”
“Kız kardeşin önce seni görsün.” dedi kısık sesle.
“Ben sonra…”
Bir şeylerin ters olduğunu hissettim.
Ama içeri girdim.
Çünkü Arya beni bekliyordu.
Oda
Arya bitkindi.
Saçları dağılmış.
Yüzü solgun.
Ama gözleri canlıydı.
Kucağında küçücük bir insan vardı.
Toprak.
Yaklaştım.
Burnum sızladı.
“Merhaba ufaklık.” dedim.
Arya yorgun bir gülümsemeyle sordu:
“Geldi mi?”
Yalan söylemek istemedim.
“Dışarıda.” dedim.
Bir saniye sustu.
Sonra sadece başını salladı.
Hiç şaşırmamış gibi.
Bu canımı daha çok yaktı.
Toprak’ı kucağıma aldım.
Ufacık.
Sıcak.
Kaşları çatık.
“Babası.” dedim istemsizce.
Arya gözlerini kapatıp gülümsedi.
Koridor
Yarım saat sonra çıktım.
Kapı boştu.
Duvar boştu.
Bekleme koltuğu boştu.
Eflah yoktu.
Önce tuvalete gitti sandım.
Sonra aşağı indim.
Otoparka baktım.
Arabası da yoktu.
Telefonunu aradım.
Kapalı.
Bir daha.
Yine kapalı.
Öfkem geri geldi.
Ama bu kez başka türlüsü.
Daha ağır.
Depoya gittim.
Şafak söküyordu.
Kapıyı açtım.
İçerisi sessizdi.
Masa dağılmıştı.
Haritalar yoktu.
Dosyaların çoğu alınmıştı.
Bilgisayar sökülmüştü.
Sadece bir sandalye devrilmişti.
Ve masanın üstünde tek bir şey vardı.
Bir anahtarlık.
Üzerinde küçük metal terazi simgesi.
Eflah’ın yıllardır taşıdığı şey.
O an anladım.
Gitmişti.
Sadece hastaneden değil.
Her yerden.
Duvara yumruk attım.
Ses boş depoda yankılandı.
“Şerefsiz…” dedim.
Ama sesim kırıldı.
Çünkü onu tanıyordum.
Kaçmak için gitmemişti.
Korumak için gitmişti.
Kendi aklınca.
En tehlikeli fedakarlık türü buydu.
Kimse istemeden yapılanı.
Eve döndüm.
Arya’ya ne diyeceğimi bilmiyordum.
Gerçeği mi?
Yalanı mı?
Hiçbirini hak etmiyordu.
Odaya girdim.
Toprak annesinin yanında uyuyordu.
Arya gözünü açtı.
İlk sorduğu şey:
“Eflah nerede?”
Boğazım düğümlendi.
Kız kardeşime hayatımda ilk kez cevap veremedim.
Sadece şunu dedim:
“…bilmiyorum.”
Ve o an yüzünde oluşan sessizlik…
bir insanın terk edildiğini anladığı andı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…