İki Yol Tek Gerçek kitap kapağı

27. bölüm / 12

İki Yol Tek Gerçek

11.Bölüm Gurur Meselesi

Vaveyla Yazarı: Bediha Ferhan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: 11.Bölüm Gurur Meselesi

Arya’nın işe döneceği sabah evde garip bir enerji vardı.
Savaş öncesi hazırlık gibi.
Ama topuklu ayakkabılı.
Arya aynanın karşısındaydı.
Saçlarını topluyor, ceketinin yakasını düzeltiyor, yüzüne sert bakışını geri takıyordu.
Aylarca anneydi.
Yaralıydı.
Yorgundu.
Bugün yine avukattı.
Arya
Toprak kapıdan onu izliyordu.
“Anne yine insanları mı korkutacaksın?” dedi.
Arya hiç bozulmadan cevap verdi.
“Sadece haklı olanları koruyacağım.”
Toprak düşündü.
“Biraz da korkut.”
Ben kahkaha attım.
Basın
Adliye önüne geldiğimizde kameralar dizilmişti.
Mikrofonlar hazır.
Başlıklar aç susamış kuşlar gibi bekliyordu.
Aylar sonra Arya’nın dönüşü haber olmuştu.
Yürürken yanında kaldım.
Bu kez koruma gibi değil.
Eş gibi.
Bir muhabir seslendi:
“Arya Hanım, dönüşünüz hakkında ne söyleyeceksiniz?”
Arya kısa cevap verdi.
“İşim beni bekliyordu.”
İkinci soru bana geldi.
“Eflah Bey, eşinizin yeniden göreve başlaması hakkında ne düşünüyorsunuz?”
Durup mikrofona baktım.
Sonra Arya’ya baktım.
Sonra tekrar onlara döndüm.
“Gurur duyuyorum.” dedim.
“Evde bir savaş verdi.”
“Şimdi dışarıda da kazanır.”
Arya bana yan gözle baktı.
“Şiir yazma.” dedi kısık sesle.
Muhabirler güldü.
Ben devam ettim.
“Bir de şunu ekleyeyim…”
“Evde de zaten son sözü o söylüyor.”
Arya dirseğiyle kaburgama vurdu.
Haklıydı.
Dosya
O gün romantik açıklamalarla bitmedi tabii.
Öğleden sonra bize ağır bir dosya geldi.
Organize suç, sahte şirketler, kara para, kayıp tanıklar.
Kalın klasör masaya bırakıldığında masa hafif iç çekti.
Arya dosyayı açtı.
Ben karşısında durdum.
“Hazır mısın?” dedim.
“Doğum yaptım, vuruldum, seni evde taşıdım.” dedi.
“Dosya mı korkutacak?”
Bazen bu kadına yeniden hayran oluyorum.
Sonra bana ters bakıyor, dengeleniyorum.
Okul
Akşamüstü Toprak’ı almaya ben gittim.
Ama bu kez başka bir şey vardı.
Eskiden okula savcı Eflah Kara olarak giderdim.
Herkes tanırdı.
Dik duruş, sert yüz, hızlı adım.
Koridorda sessizlik olurdu.
Bugün ilk kez sakin gittim.
Toprak’ın babası olarak.
Kapıdan girdim.
Müdür hemen ayağa kalktı.
Okul Müdürlüğü
“Hoş geldiniz sav…” diye başladı.
Elimi kaldırdım.
“Bugün sadece babayım.” dedim.
Adam şaşırdı.
Ben de biraz şaşırdım.
Sınıf kapısında bekledim.
Çocuk sesleri içeriden geliyordu.
Kalem sesleri.
Sandalye gıcırtıları.
Hayatın normal sesi.
Kapı açıldı.
Toprak beni görünce çantasını düşürdü.
“Babam gelmiş!” diye bağırdı.
Sınıftaki herkes bana döndü.
Eskiden bu bakışlar korkudan olurdu.
Bugün meraktan.
Koşup sarıldı.
Karnına dikkat ederek eğildim, tuttum onu.
“Niye sen geldin?” dedi.
“İstedim.”
“Arabanla mı?”
“Evet.”
“Dondurma alır mıyız?”
“Pazarlık çok hızlı başladı.” dedim.
Öğretmeni yanımıza geldi.
“Bugün çok iyiydi.” dedi.
“Arkadaşına kalemini verdi.”
Toprak hemen itiraz etti.
“Bir günlük kampanya.”
Ben güldüm.
Elinden tuttum.
Okuldan çıktık.
Yavaş adımlarla.
Acele etmeden.
Bir zamanlar insanlar beni makamımla tanırdı.
Bugün bir çocuğun eliyle tanınıyordum.
Daha sessizdi.
Daha küçüktü.
Daha değerliydi.
(Arya’nın ağzından)
Bazı sabahlar daha başlarken tuhaf gelir.
Saat normaldir.
Ev normaldir.
İnsanlar yine aynı insanlardır.
Ama beden sana gizli bir mektup bırakır.
O sabah öyleydi.
Mutfakta kahve kokusu geldiği anda midem döndü.
Direkt lavaboya koştum.
Arkamdan Toprak’ın sesi geldi:
“Anne yine babamın kahvesi yüzünden mi?”
Ben cevap veremedim.
Çünkü meşguldüm.
Eflah peşimden geldi.
Saçlarımı topladı.
Sırtımı tuttu.
Böyle anlarda fazla iyi davranması sinir bozucu olabiliyor.
“İyi misin?” dedi.
“Hayır.” dedim.
Toprak kapıdan baktı.
“Ben tost yerim.” dedi.
Kimse cevap vermeyince çekip gitti.
Yüzümü yıkadım.
Aynaya baktım.
Kalbim hafif hızlı atıyordu.
Çünkü insan bazen bazı ihtimalleri bedeninden önce hatırlar.
Mutfakta sandalyeye oturdum.
Eflah karşıma geçti.
“Ne düşünüyorsun?” dedi.
Doğrudan söyledim.
“Hamile olabilirim.”
Kaşının biri kalktı.
Yüzü değişmedi.
Tehlikeli derecede değişmedi.
“Eflah?” dedim.
“Sakinim.” dedi.
“Hayır değilsin.”
“Çok sakinim.”
Tam o sırada bardağı fazla sıkınca çat diye ses çıktı.
Kupada ince çizik oluştu.
Baktım.
“Tabii.” dedim.
Ayağa kalktı.
“Ben çıkıyorum.”
“Nereye?”
“Bilimsel bir göreve.”
Montunu aldı, çıktı.
Bekleyiş
Ben salonda volta atarken Toprak yanıma geldi.
“Anne.” dedi.
“Hı?”
“Babam niye asker gibi gitti?”
“Test almaya.”
Bir saniye düşündü.
“Matematik testi mi?”
“Hayır.”
“Ben de gelirdim.”
Buna güldüm.
Sonra yine gerildim.
Kapı açıldı.
Eflah geri döndü.
Elinde poşet vardı.
Yüzünde savcı ifadesi.
Sanki ülkede kriz var da çözmeye gelmiş.
Poşeti masaya bıraktı.
Bana baktı.
Çok kontrollü bir sesle konuştu.
“Önce şunu söyleyeyim.” dedi.
“Ne?”
“Çok ümitlenme.”
Kaşlarımı çattım.
“Olmayabilir.” dedi.
“Belirti başka şey de olabilir.”
“Sonra üzülmeni istemem.”
O anda anladım.
Bu konuşma benim için değil.
Kendisi içindi.
Kendi kalbini yavaşlatmaya çalışıyordu.
“Tamam.” dedim yumuşakça.
“Elimizde veri yok.” dedi.
“Tek test kesin sonuç değildir.”
“Yanılma payı vardır.”
“Eflah.”
“Hı?”
“Nefes al.”
Sustu.
Test
Banyoya girdim.
Kapıyı kapattım.
Kalbim çok hızlıydı.
Ellerim de.
Bir çubuk bazen insana koskoca gelecek gibi görünür.
Dakikalar uzun sürdü.
Dışarıdan Toprak’ın sesi geliyordu.
“Baba sen niye koridorda volta atıyorsun?”
Eflah’ın sesi:
“Yürüyorum.”
“Niye?”
“Sebepsiz.”
Kapıyı açtım.
İkisi birden bana döndü.
Test elimdeydi.
Bakmaya cesaret edememiştim.
Eflah yavaşça yaklaştı.
“Ben bakayım mı?” dedi.
Başımı salladım.
Aldı.
Gözlerini indirdi.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra yüzündeki bütün disiplin dağıldı.
“Çift çizgi.” dedi kısık sesle.
Ben nefesimi tuttum.
“Ne?”
Bu kez bana baktı.
Gözleri dolmuştu.
“Çift çizgi.”
Dizlerim boşaldı sandalyeye oturdum.
Elim ağzıma gitti.
Gülmekle ağlamak arasında kaldım.
Sonra ikisini de yaptım.
Toprak zıplayarak geldi.
“Ne oldu?”
Eflah ona döndü.
Bir an durdu.
Sonra gülerek söyledi:
“Galiba terfi aldın.”
“Ne terfisi?”
“Abi oluyorsun.”
Toprak dondu.
Sonra gözlerini büyüttü.
“Ben mi?”
“Evet.” dedim ağlayarak gülerken.
Bize baktı.
Sonra kendini işaret etti.
“Ben mi?”
“Evet sen.”
Bir saniye sessizlik oldu.
Sonra bağırdı:
“ODAMI KİMSEYE VERMEM!”
Ben kahkahaya boğuldum.
Eflah başını eğdi.
“Bizim aile normale yaklaşınca hemen geri dönüyor.” dedi.
Haberi saklamak gibi bir planımız vardı.
Beş dakika sürdü.
Çünkü Toprak sır saklama konusunda delikli sepet gibiydi.
Ege akşam kapıdan içeri girdi.
“Elimde tatlı var.” dedi.
“Açım. Kimseye vermem.”
Toprak salondan koşarak çıktı.
“Dayııı! Ben abi oluyorum!”
Ege kapıda dondu.
Poşet elinden kaydı.
Tatlı kutusu yan döndü.
Benim favori baklavanın kaderi değişti.
“Ne oluyorsun?” dedi.
“Abi!”
Ege yavaşça bana döndü.
Sonra Eflah’a.
Sonra tekrar bana.
“Siz…” dedi.
“Bir dakika…”
Sandalyeye oturdu.
“Su verin.”
Eflah gayet sakin geçti yanından.
“Ben de öyle tepki vermedim.” dedi.
“Sen zaten robot gibi yaşıyorsun.” dedi Ege.
Ben gülmeye başladım.
Şoktan Sevince
Bir süre sonra Ege yanıma geldi.
Diz çöktü.
Elini omzuma koydu.
“Gerçek mi?” dedi daha yumuşak sesle.
Başımı salladım.
Yüzü değişti.
O alaycı çizgiler yumuşadı.
Gözleri doldu.
“İyi.” dedi.
“Çok iyi.”
Sonra bana sarıldı.
Sıkı sıkı.
“Bu ev biraz daha gürültüyü kaldırır.” dedi kulağıma.
“Kaldırmaz.” dedim.
“Katlanır.”
Toprak
O sırada Toprak sessizleşmişti.
Bu nadir olur.
Bir çocuk sessizleşince ya plan yapıyordur… ya hissediyordur.
Bu ikincisiydi.
Yavaşça yanıma geldi.
Karnıma baktı.
Sonra hiç konuşmadan sarıldı.
Kollarını belime doladı.
Yanağını karnıma yasladı.
Ben saçlarını okşadım.
“Ne oldu?” dedim.
Cevap vermedi önce.
Sonra çok küçük sesle konuştu.
“Orada mı şimdi?”
Kalbim sıkıştı.
Çünkü neyi sorduğunu biliyordum.
“Evet.” dedim.
Bir süre sustu.
Sonra fısıldadı:
“Diğeri gibi gitmesin.”
Oda bir anda ağırlaştı.
Ege başını çevirdi.
Eflah gözlerini indirdi.
Ben dizlerimin üzerine çöktüm.
Toprak’la aynı hizaya geldim.
“Biz onu unutmadık.” dedim.
“Hiç unutmayacağız.”
Gözleri doldu.
“Ben bazen düşünüyorum.” dedi.
“Abi miydi, abla mıydı…”
Ben de ağladım.
“Ben de düşünüyorum.”
Karnıma tekrar sarıldı.
Bu kez daha sıkı.
Sonra ciddiyetle konuştu.
“Bak.” dedi karnıma.
“Ben Toprak.”
“Ben bağırırım ama iyiyim.”
“Ben oyuncak paylaşmam ama biraz paylaşırım.”
“Annemi çok üzme.”
“Babamı korkutma.”
“Ve…”
Bir an durdu.
“Gitme.”
Ege burnunu çekti.
“Ben ağlamıyorum.” dedi kimse sormadan.
Eflah sessizce pencereye döndü.
Omuzları gerilmişti.
Toprak devam etti.
“El sıkışalım.” dedi.
Sonra benim karnıma minik elini koydu.
“Antlaşma.”
Gülerek ağladım.
“El sıkıştı.” dedim.
“Tamam.” dedi rahatlayarak.
Sonra bana baktı.
“Şimdi tatlı yiyebilir miyiz?”
Ege ayağa fırladı.
“Baklava şehit oldu!”
Toprak ilk kez kahkaha attı.
O ses evin içindeki bütün gölgeleri biraz geri itti.
(Eflah’ın ağzından)
Hamilelik haberi geldikten sonra evde yeni bir düzen başladı.
Arya daha çabuk yoruluyordu.
Daha erken uyuyordu.
Sabahları kahve kokusuna savaş açıyordu.
Toprak ise resmî olmayan güvenlik müdürü olmuştu.
Kimse onu atamadı.
Kendini atadı.
Gündüz sürekli sorular soruyordu.
“Anne su içtin mi?”
“Koştun mu?”
“Merdiveni hızlı çıktın mı?”
“Bebek şu an ne yapıyor?”
Son soruya kimsenin cevabı yoktu.
Ben bunu tatlı sanıyordum.
Bir geceye kadar.
Gece
Saat üç civarı uyandım.
Yanımdaki boşluk yüzünden.
Elimi uzattım.
Arya yataktaydı.
Ben yanlış alarm verdim sanırken kapı aralığında bir gölge gördüm.
Küçük.
Dikilmiş.
Hareketsiz.
İlk bir saniye refleksle doğruldum.
Sonra gölge burnunu çekti.
Toprak’tı.
Kapıya kadar gittim.
Fısıldadım.
“Ne yapıyorsun?”
İrkilmedi bile.
Sanki nöbette yakalanmış asker gibiydi.
“Bakıyordum.” dedi.
“Neye?”
“Anne nefes alıyor mu diye.”
Bir insanın göğsüne görünmez taş böyle oturur.
Sessizce.
Ağır.
“Niye?” dedim.
Omuz silkti.
“Bazen kötü şeyler gece oluyor.”
Cümleyi o kadar düz söyledi ki daha çok acıttı.
Çünkü çocuklar travmayı şiirle anlatmaz.
Kısa cümleyle anlatır.
Diz çöktüm.
“Her gece geliyor musun?”
Başını salladı.
“Ne zamandır?”
“Biraz.”
Bu çocuk zaman ölçülerini de bana benzetmişti.
Arkamdan Arya’nın uykulu sesi geldi.
“Eflah?”
Toprak hemen geri çekildi.
Yakalanmış gibi.
“Gel.” dedim ona.
“Yok.” dedi.
“Bu emir.”
“Evde savcı değilsin.”
“Babayım.” dedim.
“Daha yetkiliyim.”
Gözlerini devirdi ama geldi.
Yatağa çıktığında Arya doğruldu.
Saçları dağılmış, yüzü uykulu.
Toprak’ı görünce hemen açıldı.
“Ne oldu?” dedi.
Toprak cevap vermedi.
Direkt onun yanına sokuldu.
Başını karnına koydu.
Arya bana baktı.
Ben sadece başımla işaret ettim.
Sonra her şeyi anladı.
Anneler bazen kelimesiz tercümandır.
“Kontrole mi geldin?” dedi yumuşak sesle.
Toprak çok hafif başını salladı.
Arya battaniyeyi üstüne çekti.
“Rapor nedir?”
Toprak kulağını karnına dayadı.
“İkisi de yaşıyor.” dedi.
Arya ağlamaya başladı.
Sessizce.
Ben de tavana baktım.
Erkeklik denilen saçma tiyatro bazen gözyaşını erteletiyor.
Sonrası
Toprak ortada yattı.
Bir eli Arya’nın karnında.
Bir eli benim kolumda.
Sanki nöbeti paylaşmış gibi.
“Artık kapıda bekleme.” dedim.
“Niye?” dedi gözleri kapanırken.
“Çünkü içeridesin.”
“Ya unutursam bakmayı?”
Arya alnını öptü.
“Biz birbirimize bakıyoruz zaten.”
Beş dakika sonra uyudu.
Derin.
Belki ilk kez korku görevinden izin aldı.
Karanlık odada onları izledim.
Karım.
Oğlum.
Henüz görünmeyen bebeğim.
Ve düşündüm:
Bazı çocuklar oyuncak nöbeti tutar.
Benim oğlum aile nöbeti tutuyordu.
Artık onu tek başına bırakmayacaktım.
Hamileliğin bazı anları sessiz gelir.
Bir gün bakarsın sadece haber vardır.
Sonra bir gün bakarsın… görüntü olmuş.
Arya’nın karnı belirginleşmeye başlamıştı.
Henüz çok büyük değildi.
Ama artık eli fark etmeden oraya gidiyordu.
Yürürken ben fark etmeden ona göre yavaşlıyordum.
Toprak ise her sabah farklı açıdan inceleme yapıyordu.
“Bugün biraz daha çıkmış.” diyordu.
Sanki inşaat kontrol mühendisi.
Arya işe dönmüştü ama bazı günler yoruluyordu.
O sabah da dosya yüzünden erkenden çıkmıştı.
Toprak okuldan izinliydi.
Bana döndü.
“Ben de geleceğim.” dedi.
“Nereye?”
“Senin işe.”
“Adliye oyuncak parkı değil.”
“Zaten siz daha çok ağlıyorsunuz.” dedi.
Mantıksız değildi.
Adliye Girişi
Elinden tutup içeri girdim.
Güvenlik görevlisi bizi görünce gülümsedi.
Adliye
Toprak elini kaldırdı.
“Selam memur abi.”
Adam güldü.
“Hoş geldin patron.”
Toprak bana döndü.
“Gördün mü?”
“Şımarma.” dedim.
Kapıdan geçer geçmez yürüyüşü değişti.
Omuzlar geride.
Çanta tek tarafta.
Yüzde artist ifade.
Sanki binanın hissedarı.
Koridorda ilk memuru gördü.
El salladı.
“Özlediniz mi beni?” dedi.
Kadın kahkaha attı.
“Çok.” dedi.
İkinci katta zabıt katibi gördü.
“Ben geldim.”
“Duyduk.” dedi adam.
Üçüncü katta çaycıya seslendi.
“Bugün bisküvi var mı?”
“Sen gelince stok yenileniyor.” dedi adam.
Ben yavaşça şunu fark ettim:
Bu binadaki herkes Toprak’ı benden değil… Arya’dan tanıyordu.
Çünkü Arya onu yıllarca yanında getirmişti.
Duruşma aralarında beslemişti.
Dosya okurken dizine yatırmıştı.
Katip odalarında uyutmuştu.
Ben savcı olarak biliniyordum.
Toprak ise annesinin çocuğu olarak seviliyordu.
Bu, garip şekilde gurur vericiydi.
Resmî İlan
Katip odasına girdik.
İçeride üç kişi vardı.
Bizi görünce biri bağırdı:
“Adliyenin çocuğu gelmiş!”
Bir diğeri ekledi:
“Resmî maskot!”
Toprak kaşlarını çattı.
“Maskot ne?”
“Çok sevilen kişi.” dedim hızlıca.
“Tamam.” dedi.
“Olurum.”
Sonra içeri girip herkese tek tek sarıldı.
Sanki seçim turu yapıyor.
Soru
Bir kadın çalışan çömeldi.
Toprak’a gülerek sordu:
“Annenin karnındaki bebek kız mı erkek mi?”
Toprak ciddi ciddi düşündü.
Sonra bana baktı.
Ben omuz silktim.
Kadın tekrar sordu:
“Peki sen ne istiyorsun?”
Toprak hiç cevap vermedi.
Direkt yanıma geldi.
Bacağıma sarıldı.
Sonra kafamı aşağı çekip yanağımdan öptü.
Oda sessiz kaldı.
Ben bile hazırlıksız yakalandım.
“Bu ne demek?” dedi biri gülerek.
Toprak bana sarılmaya devam ederek konuştu:
“Bu demek ki önce babam.”
Herkes güldü.
Ben eğilip onu kucağıma aldım.
“Yani?” dedim.
“Önce bunu seviyoruz.” dedi yanağımı sıkıp.
“Sonra bebeği konuşuruz.”
Kalbime biri yumruk atıp çiçek bırakmış gibi oldum.
Onu alnından öptüm.
“Karar mantıklı.” dedim.
Sonrası
Odama geçtiğimizde masama yayıldı.
Kalemlerimi dizdi.
Mühürle oynamaya çalıştı.
Üç kişiye emir verdi.
“Büyüyünce ne olacaksın?” diye sordum.
Hiç düşünmeden cevap verdi.
“Annem gibi korkusuz.”
Sonra ekledi:
“Senin gibi de biraz bağıran.”
Güldüm.
O gün anladım.
Makam odaları, unvanlar, dosyalar… hepsi geçici.
Bir çocuğun seni kalabalığın içinde seçip koşarak sarılması ise kalıcı.
⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️
Cinsiyeti öğrenme günü evde seçim günü gibiydi.
Toprak sabah altıda kalktı.
Arya zaten heyecandan uyumamıştı.
Ben ise sakin görünmeye çalışıyordum.
Başarısızdım.
Hastaneye giderken Toprak arka koltuktan sürekli konuşuyordu.
“Kız olursa ben öğretirim.”
“Erkek olursa da öğretirim.”
“Ben zaten her şeyi biliyorum.”
“Şüpheli ifade.” dedim.
Arya güldü.
Elini karnına koydu.
Ben de elimin üstüne elimi koydum.
Bazı mutluluklar sessiz yaşanır.
Muayene Odası
Doktor ekranı çevirdi.
Hastane
Toprak sandalyenin ucunda oturuyordu.
Neredeyse monitörün içine girecekti.
Doktor gülümseyerek söyledi:
“Tebrikler…”
Kısa bir duraklama yaptı.
“Kızınız oluyor.”
Arya’nın gözleri doldu.
Ben nefes verdim.
Toprak iki saniye düşündü.
Sonra bağırdı:
“Ben abiyim!”
“Zaten öyleydin.” dedim.
“Şimdi resmî oldum!”
Odayı kahkaha doldurdu.
Arya elimi tuttu.
Parmakları titriyordu.
“Bir kızımız olacak.” dedi.
Başımı eğip alnını öptüm.
“Evet.”
İçimden bir isim geçti.
Ama söylemedim.
Bazı isimler önce kalpte bekler.
Çıkış
Koridorda yürürken Toprak önden sekerek gidiyordu.
Arya yanımdaydı.
Elim belindeydi.
Hayat birkaç dakikalığına kusursuz görünüyordu.
İnsan en çok o anlarda saldırıya açık olur.
Kapı çıkışında iki adam yaklaştı.
Yüzleri tanıdıktı.
Dosyalardan.
Geçmişten.
Karanlık işlerden.
Birinin omzu bana çarptı.
Refleksle Arya’yı geri çektim.
İkinci adam çok daha hızlıydı.
Parlak bir çizgi gördüm.
Sonra soluk boşluğumda ateş gibi bir acı.
Geri sendeledim.
Ses çıkarmak istedim.
Çıkmadı.
Arya bağırdı.
Toprak’ın çığlığını duydum.
Ama boğuk, uzaktan gibi.
Adamlar kaçtı.
Ben duvara tutundum.
Nefes almak bıçak gibi batıyordu.
Konuşmaya çalıştım.
“Arya…”
Hiçbir şey çıkmadı.
Sadece hava.
Arya beni tuttu.
“Eflah! Bana bak!”
Bakıyordum.
Konuşamıyordum.
Bu, acıdan daha korkunçtu.
Toprak önümde ağlıyordu.
“Babaaa!”
Elimi uzattım.
Başını tuttum.
İyi olduğumu anlatmak istedim.
Yalan olacaktı.
Hastane
Sedye.
Işıklar.
Koşan ayak sesleri.
Kan kokusu.
Bunların hepsini biliyordum.
Ama bu kez masanın diğer tarafındaydım.
Doktorlar konuşuyordu.
“Derin değil.”
“Akciğer korunmuş.”
“Travma var.”
“Ses telleri etkilenmiş olabilir.”
Ses telleri.
O kelime kafamda yankılandı.
Ben konuşarak yaşayan adamdım.
Mahkemede.
Evde.
Öfkede.
Sevgide.
Şimdi sessizlikle yüz yüze kalmıştım.
Sonra
Uyandığımda oda sakindi.
Arya başucumda uyuyakalmıştı.
Toprak koltukta kıvrılmıştı.
İkisi de savaş sonrası gibi görünüyordu.
Boğazım yanıyordu.
Konuşmayı denedim.
Yok.
Sadece kırık bir nefes sesi.
Arya uyandı.
Göz göze geldik.
“Konuşma.” dedi hemen.
Elimi kaldırdım.
Yazı ister gibi işaret ettim.
Kağıt getirdi.
Titreyen elle yazdım:
Kız mı kesin?
Arya ağlayarak güldü.
“Evet manyak adam.” dedi.
Bir daha yazdım:
İsim düşündüm.
“Şimdi mi?” dedi.
Başımı salladım.
Kağıda tek kelime yazdım:
Umay
Arya kağıdı göğsüne bastırdı.
Ağladı.
Ben ses çıkaramadım.
Ama o an ilk kez sessizliğin de konuşabildiğini öğrendim.
(Arya’nın ağzından)
Hastane odasının sabahları tuhaf olur.
Güneş girer ama sıcaklık getirmez.
Işık vardır ama huzur yoktur.
O sabah da öyleydi.
Eflah yatakta yarı oturur haldeydi.
Yüzü solgundu.
Boğazında bandaj vardı.
Gözleri ise her zamanki gibi ayıktı.
Sessizlik ona hiç yakışmıyordu.
Toprak kapıda bekliyordu.
İçeri girmek istiyor ama korkuyordu.
Çünkü çocuklar bazen en sevdiği kişiyi kırılmış görünce ne yapacağını bilemez.
“Gel.” dedim.
Yavaşça yürüdü.
Yatağın yanına geldi.
Eflah ona bakınca yüzünü buruşturdu.
“Acıyor mu?” dedi.
Eflah hafifçe omuz silkti.
Yalan.
Toprak dudaklarını sıktı.
“Baba…”
Eflah elini uzattı.
Gel işareti yaptı.
Toprak hemen yatağa çıktı.
Dikkatlice.
Sonra Eflah onu tek koluyla kucağına çekti.
Karnına zarar vermemek için yavaş hareket ediyordu ama yine de sarılışı güçlüydü.
Toprak yüzünü onun göğsüne gömdü.
Bir süre hiç konuşmadılar.
Bazen aile dediğin şey cümlesiz anlaşır.
Sonra Toprak başını kaldırdı.
Gözleri dolmuştu.
“Konuş.” dedi.
Eflah kaşlarını kaldırdı.
“Lütfen konuş.”
“Bağır bana.”
“Şaka yap.”
“Bir şey de.”
Kalbim çatladı sandım.
Eflah konuşmayı denedi.
Boğazından kırık, zayıf bir ses çıktı.
Yarım nefes gibi.
Toprak hemen doğruldu.
“Oldu!” dedi umutla.
Ama Eflah yüzünü ekşitti.
Canı yanmıştı.
Ben yanlarına gittim.
Toprak’ın saçlarını okşadım.
“Biraz zaman lazım.” dedim.
“Ne kadar biraz?” dedi.
Çocuklar süreleri sever.
Belirsizliği sevmez.
“Doktor amca dedi ki şişlik inince daha iyi olacak.” dedim.
“Ses telleri darbe almış. Dinlenecek.”
“Ses teli ne?”
“Boğazın içindeki konuşma ipleri gibi düşün.”
Toprak düşündü.
“Babamın ipleri mi koptu?”
“Hayır.” dedim gülümseyerek.
“Sadece yoruldu.”
Toprak hemen Eflah’a döndü.
“Ben de yorulunca konuşmam.”
Sonra ekledi:
“Demek ki normalsin.”
Eflah güldü.
Sessiz güldü.
Ama gözleri tamamen güldü.
Toprak iki eliyle onun yüzünü tuttu.
“Dinlen.” dedi ciddi ciddi.
“Ben senin yerine konuşurum.”
Ben kahkaha attım.
“Onu zaten yapıyorsun.” dedim.
Toprak beni duymadı bile.
Eflah’a talimat veriyordu.
“Su iç.”
“Kağıda yaz.”
“Sinirlenme.”
“Kimseyle kavga etme.”
Eflah kağıdı aldı.
Bir şey yazdı.
Toprak’a uzattı.
Kağıtta şunu yazıyordu:
Sonuncusu zor.
Toprak ilk kez o sabah güldü.
Sonra tekrar sarıldı.
Ben onları izledim.
Biri yaralı bir adam.
Biri korkmuş bir çocuk.
Ama ikisi de birbirini iyileştiriyordu.
(Eflah’ın ağzından)
Hastanede öğleden sonraları uzundur.
Saat ilerler ama oda ilerlemez.
Koridor aynı kalır.
Duvar aynı renktir.
İnsan kendi düşüncelerinde volta atar.
Ben de konuşamadığım için daha çok düşünüyordum.
İğrenç deneyim.
Arya kantine inmişti.
Toprak resim yapmak için çocuk odasına götürülmüştü.
Kapı açıldı.
Ege içeri girdi.
Elinde çiçek yoktu.
Meyve yoktu.
Normal insan davranışı yoktu.
Sandalyeyi çekti.
Oturdu.
Bana baktı.
Ben ona baktım.
“Sesin yokmuş.” dedi.
Başımı salladım.
“İtiraf edeyim…” dedi.
“Ev daha huzurlu.”
Kağıdı alıp yazdım.
Defol
Okudu.
Sırıttı.
“Yazın hâlâ çirkin.”
Bir süre sustu.
Sonra yüzü değişti.
Şakayı bıraktı.
“Canın çok yandı mı?” dedi.
Omuz silktim.
“Yalan.” dedi hemen.
Bu adam beni gereğinden fazla tanıyordu.
Yatağa biraz yaklaştı.
Dirseklerini dizlerine koydu.
Sessizce konuştu.
“Toprak beni aradı.” dedi.
“Telefonu açtığımda ağlamıyordu.”
“Bu daha kötüydü.”
Gözlerimi kapattım.
O anı düşünmek istemiyordum.
“Adamları buldum.” dedi.
Gözlerimi açtım.
“İkisini de.”
Odadaki hava sertleşti.
Nasıl diye sormama gerek yoktu.
Ege bir şey istediğinde yöntem anlatmaz.
Sonuç söyler.
Kağıda yazdım.
Nerede?
“Bir depoda başladılar.” dedi.
“Şimdi farklı yerlerdeler.”
Başımı hafif yana eğdim.
“Beni öyle bakma.” dedi.
“Öldürmedim.”
Kısa durdu.
“Henüz.”
Kağıda tekrar yazdım.
Saçmalama
“Bak konuşamıyorsun diye seni daha az ciddiye alıyorum.” dedi.
Sonra cebinden telefon çıkardı.
Masaya bıraktı.
Ekranda iki fotoğraf vardı.
Yüzleri morarmış.
Korkmuş.
Konuşmuş yüzler.
“Kim gönderdi?” dedim bakışla.
“Kimse.” dedi.
“Ben sordum.”
Ege bazen cümleleriyle bile insanı ürpertiyordu.
“Bunlar taşeron.” dedi.
“Emri veren başka.”
“Adı da çıktı.”
Kalem istedim.
Hızlıca yazdım:
Dosya bana
“Hayır.” dedi direkt.
Kaşımı kaldırdım.
“Hayır.” dedi tekrar.
“Sen yatakta yat.”
“Ben hallederim.”
Öfkeyle yazdım:
Sen karışma
O da eğildi.
Benim göz hizama geldi.
“Karıştım bile.” dedi sakinçe.
“Çünkü bu kez sadece sana yapılmadı.”
“Kapıda Arya vardı.”
“Toprak vardı.”
“Benim ailem vardı.”
O cümlede ilk kez “benim” kelimesi sert değil, sahip çıkan bir şeydi.
Kapı açıldı.
Arya içeri girdi.
Bizi görünce durdu.
“Niye ikiniz de suç işlemiş gibi bakıyorsunuz?” dedi.
Ege hemen ayağa kalktı.
“Ben meyve getirdim.” dedi.
“Elin boş.”
“Yolda tükendi.”
Arya göz devirdi.
Ben kağıda yazdım:
Yalan söylüyor
Ege kağıdı elimden aldı.
Altına ekledi:
Ama işe yarıyor
Arya ikimize baktı.
Sonra iç çekti.
“Biri konuşamıyor, diğeri susmuyor.” dedi.
“Benim kaderim bu.”
Ege kapıya yöneldi.
Çıkmadan önce dönüp bana baktı.
Şakası yoktu bu kez.
“Dinlen.” dedi.
“Ben dışarıdaki sesi hallederim.”
Kapı kapandı.
Odanın sessizliği geri geldi.
Ama artık başka bir sessizlikti.
Çünkü bazı savaşlarda konuşan değil… senin yerine yürüyen adam değerlidir.
(Ege’nin ağzından)
Toprak’ı dondurma almaya götürüyorum diye evden çıkardım.
Bu teknik yıllardır çalışır.
Çocuklar dondurma kelimesinde sorgulamayı bırakıyor.
Ama Toprak artık tehlikeli derecede akıllanmıştı.
Arabaya biner binmez gözlerini kıstı.
“Yalan söylüyorsun.” dedi.
“Niye?”
“Arabada dondurma kokusu yok.”
Bir an sustum.
Haklıydı.
“Tamam.” dedim.
“Önce bir yere uğrayacağız.”
“Nereye?”
“Adalet dağıtım merkezine.”
Bunu beğendi.
Kemerini taktı.
“Tamam.”
Depo Değil, Ofis
Eski film sahnesi bekliyorsanız üzgünüm.
Karanlık depo, zincir, bağırış falan yoktu.
Ben aptal değilim.
Adamları avukatların da olduğu bir ofise getirtmiştim.
Polis tutanakları hazırlanıyordu.
Kamera kayıtları masadaydı.
İfadeler alınmıştı.
Gerçek ceza bazen yumruk değil, kaçamayacağın gerçektir.
Toprak içeri girince iki adam da başını kaldırdı.
Bizi tanıdılar.
Renkleri soldu.
Toprak elimi tuttu.
Bu kez sıkı.
“Bunlar mı?” dedi.
“Evet.” dedim.
Adamların biri konuşmaya başladı.
“Çocuk yanlış anlıyor, biz…”
“Elindeki cümleyi yerine bırak.” dedim.
“Bugün kimse masal anlatmayacak.”
Sustular.
Karar Hakkı
Toprak’a döndüm.
“Bak.” dedim.
“Bugün önemli bir şey öğreneceksin.”
“Neyi?”
“İnsan biri sana kötülük yaptı diye sen de kötü olmak zorunda değilsin.”
Kaşlarını çattı.
“Yani dövmeyecek miyiz?”
Avukat öksürdü.
Ben de öksürdüm.
“Hayır.” dedim.
“Daha can sıkıcı bir şey yapacağız.”
“Ne?”
“Bedel ödeteceğiz.”
Masadaki evrakları gösterdim.
“Şikayet büyütüldü.”
“Tazminat davası açılacak.”
“Çalıştıkları yerler öğrenecek.”
“Mahkeme görecek.”
“Kaçamayacaklar.”
Toprak uzun uzun düşündü.
Sonra adamlara baktı.
“Ben de ceza seçebilir miyim?” dedi.
“Evet.” dedim.
Sandalyeden indi.
Yavaşça onların karşısına gitti.
İkisi de göz temasından kaçıyordu.
Toprak ellerini beline koydu.
“Bir.” dedi.
“Babamdan özür dileyeceksiniz.”
Sessizlik.
“İki.”
“Annemden de.”
Adamlar başını salladı.
“Üç.”
“Beni görünce yol değiştireceksiniz.”
Avukat güldü, sonra ciddileşti.
“Dört.”
“Bir daha hiçbir çocuğu korkutmayacaksınız.”
Bu kez odada hava değişti.
Çocuk cümlesi yetişkin tokadı gibi indi.
Adamların biri fısıldadı.
“Özür dileriz.”
Toprak hemen döndü.
“Bana değil.” dedi.
“Onlara.”
Benim Cezam
Sıra bana gelmişti.
Sandalyeye oturdum.
Bacak bacak üstüne attım.
“Benim cezam basit.” dedim.
“Her duruşmaya geleceksiniz.”
“Her belgeyi imzalayacaksınız.”
“Her soruya cevap vereceksiniz.”
“Ve ne kadar küçük sandığınız bir çocuğun hayatına ne kadar büyük korku bıraktığınızı her gün hatırlayacaksınız.”
Kimse konuşmadı.
Çünkü bazı cümleler bağırmadan da ağırdır.
Çıkışta
Toprak arabaya binince bana baktı.
“Dayı.” dedi.
“Hı?”
“Ben biraz dövülmelerini istemiştim.”
Gülmemek için camdan dışarı baktım.
“Biliyorum.” dedim.
“Ama bu da güzelmiş.”
“Niye?”
“Korktular.” dedi.
“Ve ben korkmadım.”
Direksiyonda elim durdu.
Bazen bir çocuğun iyileştiğini raporla değil, tek cümleyle anlarsın.
“Evet.” dedim sessizce.
“Bugün en önemli kısmı oydu.”
⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️⚖️
(Arya’nın ağzından)
İnsan bazen hiçbir şey yapmadan gündem olabilir.
Ben sadece yürüyordum.
Gerçekten.
Suçum buydu.
Sabah adliyeye giderken hava güzeldi.
Karnım artık iyice belirgindi.
Üzerimde açık renk uzun bir elbise vardı.
Saçlarımı toplamamıştım.
Toprak’a göre “anne prenses gibi ama sinirli” görünüyordum.
Haksız sayılmazdı.
Kapıdan inerken muhabirler gördü.
Sonra flaşlar başladı.
Basın Mensupları
“Buraya bakar mısınız?”
“Arya Hanım bir kare!”
“Hamilelik nasıl gidiyor?”
“Bebeğin ismi belli mi?”
Ben cevap vermeden yürüdüm.
Ama belli ki kameralar kararını vermişti.
O gün benimle barışmışlardı.
Çünkü öğlene doğru internet karıştı.
Haberler
Telefonuma onlarca mesaj geldi.
Ege ilk yollayan oldu.
Başlık şuydu:
‘Adliyenin En Güzel Annesi Görüntülendi’
Altında benim yürürken çekilmiş fotoğraflarım vardı.
Birinde saçım rüzgarda uçuyordu.
Birinde karnımı tutuyordum.
Birinde gülmüşüm.
Ben ne zaman gülmüşüm bilmiyorum.
Ege yazmıştı:
Ülke seni konuşuyor, ben yıllardır anlatıyorum.
Telefonu kapattım.
Sonra başka haber çıktı.
‘Soğuk Avukat Arya’dan Yumuşak Kareler’
Bu başlığı atan insanın özgüveni fazla yüksekti.
Eflah’ın Tepkisi
Akşam eve geldiğimde salon sessizdi.
Bu, tehlike işaretidir.
Eflah sessizse ya plan yapıyordur… ya sinirlenmiştir.
İçeri girdim.
Kanepede oturuyordu.
Elinde tablet.
Yüzünde mahkeme öncesi ifade.
“N’oldu?” dedim.
Tableti bana çevirdi.
Benim fotoğraflarım.
Yakınlaştırılmış.
Parlatılmış.
Yavaş çekim montajlı bile vardı.
“Beğenmişler.” dedim.
“Fark ettim.” dedi kuru sesle.
Yanına oturdum.
“Sen niye surat astın?”
“Surat asmadım.”
“Eflah.”
“Devlet ciddiyetiyle oturuyorum.”
Gülmemek için dudağımı ısırdım.
“Sen kıskandın mı?” dedim.
“Hayır.”
Bir saniye durdu.
“Evet.”
“Niye?”
“Çünkü yorumları okudum.” dedi.
“Niye okudun?”
“Sinirlenmek için.”
Bu adam bazen kendi tuzağına gönüllü basıyordu.
“Ne yazmışlar?” dedim.
Tabletinden okudu.
“‘Çok zarif.’”
“‘Işıldıyor.’”
“‘Hamilelik yakışmış.’”
Sonra diş sıkarak ekledi:
“Bir tanesi kalp bırakmış.”
Kahkahayı patlattım.
“Sen ciddi misin?”
“Evet.” dedi.
“Kalp bırakmış.”
Sanki ulusal tehdit.
Müdahale
Telefonu eline aldı.
Birilerini aradı.
“Kaldırın.” dedi.
Ben döndüm.
“Kimi?”
“Fotoğrafları.”
Ayağa fırladım.
“Sen delirdin mi?”
“Hayır.” dedi.
“Önlem alıyorum.”
“Ne önlemi?”
“Toplum fazla rahat.”
Gülmekten dizlerim kırıldı.
Yarım saat sonra gerçekten bazı haberler silinmişti.
Bazıları da “güncellendi” diye görünüyordu.
Bu adamın bağlantıları vardı.
Ve gereksiz kullanıyordu.
Sonrası
Yanına gidip kucağına oturdum.
Kollarını belime doladı.
Hâlâ somurtuyordu.
“Kıskanç.” dedim.
“Koruyucu.” dedi.
“Manyak.”
“Eş.”
Gülümsedim.
Yüzünü tuttum.
“Bak.” dedim.
“Bütün ülke baksa da ben eve sana geliyorum.”
Yüzündeki çizgi yumuşadı.
Sonra karnımı öptü.
Sonra beni.
Tam o sırada Toprak içeri girdi.
Bizi görünce durdu.
“İğrenç.” dedi.
Sonra ekledi:
“Anne internette çok güzel çıkmışsın.”
Eflah tekrar somurttu.
Ben kahkahaya boğuldum.
(Eflah’ın ağzından)
Hamileliğin son aylarına doğru evin ritmi değişti.
Arya daha yavaş yürüyordu.
Merdiven çıkarken duruyordu.
Gece dönmek için bile plan yapıyordu.
Ama en çok değişen şey bedeni değil… zihniydi.
Kaygı sessizce gelmişti.
Bir sabah hazırlanmadı.
Bu olağandışıydı.
Arya işe gitmeye üşenen biri değildi.
Ateşi olsa dosya sorardı.
Ama o gün salonda oturuyordu.
Ellerini karnına koymuştu.
Sessizdi.
Yanına gittim.
“Hazırlanmadın.” dedim.
“Gitmek istemiyorum.” dedi.
Sesindeki şey tembellik değildi.
Korkuydu.
Diz çöküp yüzüne baktım.
“Bir şey mi oldu?”
Başını salladı.
“Hayır.”
Sonra gözleri doldu.
“Ya bir şey olursa?”
İnsan bazen mantıklı değildir.
Ama haklı hisseder.
Hamilelikte bu ikisi sık kavga eder.
“Elim ayağımın altında değil.” dedi.
“Dışarıda olursam…”
Cümleyi bitiremedi.
Elini tuttum.
“Tamam.” dedim.
“Tamam ne?”
“Gitmiyorsun.”
“Dosyalar var.”
“Bekler.”
“Mahkeme…”
“Başkası girer.”
“Senin işin?”
“Ben de gitmiyorum.”
Kaşlarını çattı.
“Saçmalama.”
“Çok geç.” dedim.
“Kararı verdim.”
Ev Hali
O gün ikimiz de evde kaldık.
Toprak okuldaydı.
Ev ilk kez sakin bir liman gibiydi.
Arya kanepeye uzandı.
Ben laptop açtım, çalışıyormuş gibi yaptım.
Aslında beş dakikada bir ona bakıyordum.
Su içiyor mu.
Rengi iyi mi.
Yüzü gerildi mi.
“Bakmayı kes.” dedi gözlerini kapatmadan.
“Neyi?”
“Beni.”
“İmkansız.”
Gözlerini açtı.
“Romantik olunca sinir oluyorum.”
“Not edildi.” dedim.
Öğleden Sonra
Yanına oturdum.
Karnı iyice belirgindi.
Elimi koydum.
Bir süre sessiz kaldım.
Bugüne kadar “bebek”, “küçük hanım”, “mini bela” gibi şeyler diyordum.
Ama ilk kez ismi ağzıma geldi.
Yavaşça söyledim.
“Umay…”
Arya bana baktı.
Gözleri bir anda yumuşadı.
Tekrar karnına döndüm.
“Umay.” dedim bu kez daha net.
“Baban burada.”
Tam o anda avucumun altında sert bir hareket oldu.
Net. Güçlü.
Tekme.
Elimi çektim.
Sonra tekrar koydum.
“Yaptı mı?” dedim.
Arya gülmeye başladı.
“Evet.”
“Bana mı attı?”
“Muhtemelen sesini beğenmedi.”
Kaşımı kaldırdım.
Yeniden elimi koydum.
“Umay.” dedim ciddi ciddi.
“Bak daha doğmadan saygı önemli.”
Bir tekme daha geldi.
Arya kahkahaya boğuldu.
“Bence cevap verdi.” dedi.
Ben başımı karnına yasladım.
“İkiniz birleşmişsiniz.” dedim.
Bu kez içeriden hafif bir kıpırtı daha oldu.
Sanki küçük biri içeriden yerini değiştiriyordu.
Akşamüstü
Arya’nın başı omzuma düştü.
Yorulmuştu.
Saçlarını okşadım.
“İyi ki kalmışız.” dedi kısık sesle.
“Ben de.” dedim.
“Bazen korkuyorum.”
“Biliyorum.”
“Geçer mi?”
Bir süre düşündüm.
Sonra dürüst cevap verdim.
“Belki tamamen geçmez.” dedim.
“Ama yalnız olmaz.”
Gözlerini kapattı.
Elimi tuttu.
Diğer eli karnındaydı.
Benim elim de üstünde kaldı.
Üç kat sessizlik.
Anne.
Baba.
Kız.
Ve içeriden son bir tekme daha geldi.
Sanki toplantıya katılmıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18