3. bölüm / 12
İki Yol Tek Gerçek2.Bölüm Sayın Hakim
Bölümler 12Şu an: 2.Bölüm Sayın Hakim
- 1 1.Bölüm797 kelime
- 2 2.Bölüm Sayın Hakim818 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3.Bölüm Açık Ama Kapalı1.636 kelime
- 4 4.Bölüm Kaçmak2.206 kelime
- 5 5.Bölüm İyi Olmayan Dönüş2.714 kelime
- 6 6.Bölüm Endişe3.824 kelime
- 7 7.Bölüm Gerçekler4.386 kelime
- 8 8.Bölüm Ege3.043 kelime
- 9 9.Bölüm Kayıp3.935 kelime
- 10 10.Bölüm Toprak5.093 kelime
- 11 11.Bölüm Gurur Meselesi4.197 kelime
- 12 12.Bölüm Final403 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
(Eflah’ın ağzından)
Bazı cümleler insanın kulağında kalır.
Ege’ninki kaldı.
“Önemli olan, senin ne yapacağın.”
Uyuyamadım.
Çalıştım.
Dosya açtım.
Kapattım.
Ama aklımda hep aynı kadın vardı.
Siyah gözlü, buz gibi görünen…
ve bir sokakta çocuk gibi ağlayan kadın.
Arya.
Ben savcıyım.
Şüphe görünce peşini bırakmam.
Bu kez dosya kağıttan değildi.
İnsandı.
İlk iş Ege’yi buldum.
Kolay olmadı.
Adam hayalet gibi yaşıyordu.
Bir spor salonunda karşıma çıktı.
Beni görünce hiç şaşırmadı.
“Seni bekliyordum.” dedi.
“Kim yaptı?” dedim direkt.
Eldivenlerini çıkardı.
“Israrcısın.”
“Mesleki deformasyon.”
Gülümsedi ama içinde mizah yoktu.
“İsim veremem.”
“Niye?”
“Çünkü Arya istemiyor.”
Çenem gerildi.
“O karar vermiyor artık.”
Bir anda sertleşti.
“Yanlış.”
Bir adım yaklaştı.
“Hayatında ilk kez bir kadının kararına saygı duymayı dene, savcı.”
Sessizlik.
Haklı olmasına sinirlendim.
“Bana en azından ne olduğunu söyle.”
Ege başını çevirdi.
Bir süre sustu.
Sonra:
“Üniversitede biri vardı.”
Durdu.
“Hocası.”
İçimde bir şey sertleşti.
“Güvendi. Yaklaştı. Sonra…”
Cümleyi bitirmedi.
Gerek yoktu.
Bazı boşluklar daha yüksek konuşur.
“Şikayet etti mi?” dedim.
“Etti.”
Acı acı güldü.
“Kanıt yok dediler.”
Ellerim yumruk oldu.
“Sonra?”
“Sonra yaşamaya devam etti.”
Gözlerime baktı.
“Ama eskisi gibi değil.”
Günler Sonra
Konuyu bırakamadım.
Eski kayıtlara baktım.
Üniversite çevresi, kapatılmış soruşturmalar, isimsiz başvurular.
Bir isim dönüp duruyordu.
Profesör.
Nüfuzlu.
Temiz geçmişli görünen kirli adam.
Tam dosyayı derinleştirecekken…
telefonum çaldı.
Adliyeden çağrı.
Yeni hakim atanmıştı.
Aynı salonda birlikte çalışacaktık.
Umursamadım.
Ta ki salona girene kadar.
Mahkeme Salonu
Cübbe omzumda.
Dosyalar önümde.
Kalabalık uğultulu.
Katip yerleşiyor.
Ben ayağa kalktım.
Kapı açıldı.
Ve içeri o girdi.
Arya.
Siyah saçları toplu.
Yüzü kusursuz sakin.
Üzerinde hakim cübbesi.
Bir restoranda sipariş yöneten kadın gitmişti.
Burada… hüküm taşıyan biri vardı.
Salon bir anda küçüldü.
Benim için.
Gözleri salonda gezdi.
Bana geldi.
Bir saniye durdu.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi geçti.
Kürsüye çıktı.
Oturdu.
Tokmağı eline aldı.
“Duruşma başlasın.”
Sesi…
düz, temiz, keskin.
Beni sokakta ağlayan kadına kimse inandıramazdı.
Ben ayağa kalktım.
İddianameyi okumam gerekiyordu.
Ama beynim başka yerdeydi.
O ise dosyaya bakıyordu.
Bana değil.
Hiç değil.
Duruşma boyunca tek hata yapmadı.
Sorular net.
Kararlar hızlı.
Bakışlar kontrollü.
Ben konuşurken bile yüzünde tek çizgi oynamadı.
Bittiğinde herkes dağıldı.
Ben kaldım.
O da evrak topluyordu.
Yaklaştım.
“Sayın hakim.” dedim.
Başını kaldırdı.
“Sayın savcı.”
“Bu mu yani?” dedim.
“Ne?”
“Sokakta ağlayan kadın gidip yerine bunu mu koydun?”
Bakışları buz kesti.
“Mahkeme salonunda kişisel konuşma yapmayın.”
“Ben kişiselim zaten.” dedim.
Evrakları topladı.
Ayağa kalktı.
Yaklaştı.
Çok yaklaştı.
Alçak sesle konuştu.
“Burada ben hakimim.”
Bir saniye durdu.
“Dışarıda da seni ilgilendirmem.”
Yanımdan geçti.
Parfümü bile disiplinliydi.
Kapıya yürüdü.
Durdu.
Arkasını dönmeden söyledi:
“Ve o dosyaların peşine düşmeyi bırak.”
Kanım çekildi.
Dönüp bana baktı.
İlk kez gözlerinde öfke vardı.
“Bazı mezarlar açılmaz, Eflah.”
Gitti.
Ben olduğum yerde kaldım.
Çünkü ilk kez…
bir davada suçluyu değil, mağduru ikna etmem gerekiyordu.
Şöhret kelimesinden hiç hoşlanmadım.
İnsanlar başarıyı parlatıp vitrine koymayı sever.
Ben dosyaları severim.
Ama bir noktadan sonra istemesen de adın yürür.
Kazanılan davalar, çözülen dosyalar, kameralar, manşetler…
Ve bir gün uyanırsın, sana “dünyanın en ünlü savcısı” derler.
Saçmalık.
Ama manşetlerde mantık aranmaz.
O gün adliyenin konferans salonundaydım.
Basın toplantısı dediler.
Benim için zaman kaybı.
Ama bakanlık istedi.
Geldim.
Kravat taktım.
Pişman oldum.
Salon doluydu.
Kameralar.
Mikrofonlar.
Işıklar.
Sorular sırayla geldi.
Yeni dava…
Yolsuzluk soruşturması…
Uluslararası iş birliği…
Cevapladım.
Kısa.
Net.
Sıkıcı.
Sonra arka sıradan bir kadın gazeteci el kaldırdı.
Gülümsemesi tehlikeli türdendi.
“Sayın Kara…”
Durdu.
“Kariyerinizi biliyoruz.”
Salon hafif güldü.
“Peki özel hayatınızı hiç bilmiyoruz.”
Ben su bardağına uzandım.
Tehlikeyi sezdim.
“Hayatınızda biri var mı?”
Salon canlandı.
Kalemler kalktı.
Kameralar yakınlaştı.
İnsanlar suç örgütlerinden çok bunu merak eder.
Cevap vermeden önce istemsizce salona baktım.
Ve onu gördüm.
Arya.
Arka tarafta, sütunun yanında ayakta.
Muhtemelen başka bir duruşmadan çıkmıştı.
Cübbesi kolunda.
Yüzü sakin.
Ama gözleri… bende.
Duraksadı.
İlk kez.
Arya Tunç’un yüzünde bir anlık boşluk gördüm.
Sanki yürürken görünmez bir basamağı kaçırmış gibi.
Benim nefesim değişti.
Gazeteci tekrar sordu.
“Var mı?”
Gözümü Arya’dan çekmedim.
“Var.” dedim.
Salon uğuldadı.
Birileri güldü.
Birileri not aldı.
Gazeteci heyecanlandı.
“Kim?”
Arya kıpırdamadı.
Ama parmaklarının cübbe kumaşını sıktığını gördüm.
Gülümsedim.
“Henüz ikna olmadı.”
Bu kez kahkaha yükseldi.
Kameralar patladı.
Gazeteci daha da heveslendi.
“Yani tek taraflı bir aşk mı?”
“İtiraz ediyorum.” dedim.
Salon yine güldü.
“Yargılama sürüyor.”
Ama ben hâlâ Arya’ya bakıyordum.
O ise…
ilk defa bana bakmamayı başaramıyordu.
Başını hafif yana çevirdi.
Gözleri karardı.
Öfke mi?
Rahatsızlık mı?
Korku mu?
Belki hepsi.
Son soru geldi.
“Bu kişi kamuoyunun tanıdığı biri mi?”
Arya o anda döndü.
Gitmeye başladı.
Mikrofona eğildim.
“Evet.” dedim.
Adımlarının yavaşladığını gördüm.
Sadece bir saniye.
Sonra devam etti.
Basın toplantısı bitti.
Ben dışarı çıktım.
Koridor boştu.
Uzakta Arya yürüyordu.
Hızlı.
Kaçan biri gibi değil…
yakalanmak istemeyen biri gibi.
“Sayın hakim!” diye seslendim.
Durdu.
Yavaşça döndü.
Yaklaştım.
“Duraksadın.” dedim.
“Hayır.”
“Evet.”
Çenesini kaldırdı.
“Kendinize fazla anlam yüklüyorsunuz.”
“Sen de fazla saklıyorsun.”
Bir adım yaklaştı.
Sesi alçaldı.
“Bir daha beni röportaj malzemesi yaparsan…”
Durdu.
“…seni mahkemede süründürürüm.”
Gülümsedim.
“Bu flört mü?”
Gözlerini kapatıp sabır topladı.
Sonra açtı.
“Bu uyarı.”
Yanımdan geçti.
Bu kez omzu omzuma değdi.
Kasıtlı.
Ben arkasından baktım.
Ve ilk kez bir davada ilerleme kaydettiğimi hissettim.
Bölüm etkileşimi
