11. bölüm · İki göz renk farkı
....
BÖLÜM 11: ŞEHRİN GÖLGELERİ
Şehrin paslı tabelaları rüzgarda gıcırdayarak sallanıyordu. Olivia ve Livay, o sisli sokaklarda yan yana yürürken etraftaki binaların pencerelerinden onları izleyen gözleri hissedebiliyorlardı. Burası normal bir şehir değildi; burası kanundan kaçanların, unutulmuşların ve karanlık işlerin döndüğü bir sığınaktı.
Olivia: (Fısıldayarak) "Livay, burası çok tekinsiz. İnsanlar bize neden öyle bakıyor?"
Livay: "Çünkü burada herkes birbirinden korkar Olivia. Lenslerini sakın çıkarma ve başını öne eğ. Babamın adamları buraya kolay kolay giremez ama burada kendi başımızın çaresine bakmalıyız."
Bir süre yürüdükten sonra, sapa bir sokaktaki yıkılmak üzere olan eski bir pansiyona girdiler. Resepsiyonda oturan yaşlı, tek gözü kör adam onlara ters bir bakış attı ama Livay cebindeki son parayı masaya bırakınca anahtarı sessizce uzattı.
Odaya girdiklerinde Olivia kendini yatağa bıraktı. Yorgunluktan ve içindeki o bastırılmış güçten dolayı her yeri ağrıyordu. Livay ise pencerenin perdesini hafifçe aralayıp dışarıyı gözetlemeye başladı.
Olivia: "Livay... Babamın, yani o adamın üzerimde yaptığı deneyler... Sadece gözlerimi değil, ruhumu da değiştiriyor. Bazen kendimi tanıyamıyorum. İçimde bir şeylerin kırıldığını hissediyorum."
Livay pencereden ayrılıp Olivia’nın yanına oturdu. Elini tutmak istedi ama Olivia’nın teni o kadar sıcaktı ki neredeyse elini yakacaktı.
Livay: "Bu senin suçun değil Olivia. O, seni bir silah olarak tasarladı ama sen bir insansın. Bu şehirde o deneyleri durdurabilecek, hatta belki de o güçleri tamamen kontrol etmeni sağlayacak birini tanıyorum. Eski bir laboratuvar çalışanı... Babamın yanından kaçan biri."
Tam o sırada, odanın kapısı sertçe vuruldu. Olivia ve Livay aynı anda ayağa fırladı. Livay silahını kapıya doğrulttu. Kapının altından siyah bir zarf itildi.
Olivia zarfı alıp açtı. İçinde sadece bir koordinat ve kısa bir not yazıyordu: "Emanet yerinde değil, gözler parlıyor."
Olivia: "Bizi buldular mı? Livay, baban buraya gelmiş olabilir mi?"
Livay: "Hayır, bu babamın tarzı değil. O kapıyı kırarak girerdi. Bu başka biri... Belki de bize yardım etmek isteyen o adam."
O an Olivia’nın gözlerinden biri lensin arkasından sızan bir ışıkla parlamaya başladı. Şehrin elektrik direkleri aynı anda cızırtı yapıp patlarken, Olivia dizlerinin üzerine çöktü. Güç, artık kontrol edilemez bir boyuta ulaşıyordu.
Livay: "Dayan kanka, dayan! Şimdi gitmemiz lazım. Bu koordinatlara ulaşmalıyız!"
Bölüm biterken, pansiyonun sokağına siyah camlı cipler hızla giriş yaptı. Livay ve Olivia, arka pencereden çatıların üzerine atlarken, şehirdeki tüm ışıklar Olivia’nın öfkesiyle birer birer sönmeye başladı. Karanlık artık onların tek dostuydu.
