3. bölüm · İki göz renk farkı
....
📖 3. BÖLÜM: YÜZLEŞME VE BÜYÜK SIR
Koridorlarda yankılanan siren sesleri kalbimin atışıyla yarışıyordu. Livay önümde, silahı hazır bir şekilde ilerliyordu. Tam ana çıkışa ulaştığımızı sandığımız anda, binanın devasa demir kapıları büyük bir gürültüyle kapandı. Işıklar aniden söndü ve sadece kırmızı acil durum ışıkları yanmaya başladı.
"Durun!"
Karanlığın içinden gelen bu ses, Livay’ın donup kalmasına yetti. Ağır adımlarla gölgelerin arasından uzun boylu, bakışları buzdan daha soğuk bir adam çıktı. Bu, Livay’ın babasıydı. Yani ailemi benden koparan o canavar.
Livay beni arkasına sakladı ve silahını babasına doğrulttu. Elleri hafifçe titriyordu ama sesi kararlıydı: "Bırak bizi baba. Onu o laboratuvara sokmana izin vermeyeceğim."
Babası kahkahayla karışık acı bir gülümseme bıraktı. "Oğlum... Kendi kanına, kendi ailene bir kız için mi ihanet ediyorsun? Olivia’nın o gözleri sadece bir renk değil, bizim soyumuzun gücünü uyandıracak olan tek şey. O gözler senin de hayatta kalmanı sağlayan şeyin ta kendisi!"
Duyduklarımla başım döndü. "Ne saçmalıyorsun sen?" diye bağırdım Livay’ın omuzunun üzerinden. "Annemi ve babamı sen öldürdün! Sen bir katilsin!"
Adam bana doğru bir adım attı, Livay silahını ateşlemeye hazırlandı. "Katil mi? Ben sadece emanetimi geri aldım Olivia. Senin ailen sandığın o insanlar, yıllar önce seni bizden kaçıran bakıcılardı. Sen ve Livay... Siz birbiriniz için yaratıldınız. O gözlerin biri yeşil, biri mavi; çünkü biri senin gücün, diğeri Livay’ın hayatı!"
Livay şok içinde arkasına, bana baktı. Silahı tutan eli yavaşça aşağı indi. "Baba, yalan söylüyorsun..."
"Yalan mı?" dedi adam ve elindeki kumandaya bastı. Karşıdaki dev ekranda eski bir laboratuvar kaydı belirdi. İki bebek yan yana yatıyordu. Birinin gözleri masmaviydi, diğerinin ise benimki gibi iki farklı renk. Görüntüdeki bebek bendim.
O an anladım ki, hayatım boyunca kaçtığım o canavarlar aslında gerçek ailem olduğunu iddia eden bu insanlardı. Livay aslında benim düşmanım değil, belki de tek gerçek parçamdı. Ama bu, ailemi öldürdüğü gerçeğini değiştirmiyordu.
Tam o sırada Livay babasına döndü ve gözlerinin içine baktı. "Eğer onu bu yüzden istiyorsan, o zaman beni de öldürmen gerekecek. Çünkü o gitmeden ben de hiçbir yere gitmiyorum."
Livay aniden yan taraftaki yangın tüpüne ateş etti. Ortalığı beyaz bir duman bulutu kapladı. "Koş Olivia!" diye bağırdı. Elimi tuttu ve o kargaşanın içinde babasının öfkeli bağırışlarını arkamızda bırakarak karanlığa doğru koştuk.
