6. bölüm · İHANETİN DALGALARINDA
5:Bölüm
Çaresizlik nedir bilirmisiniz? Ben bilmezdim.
Fakat artık öğrenmiştim. Çaresizlik elinden hiçbirşey gelememesidir. Ve ben şuan çok çaresizdim.
Bir haftadır bu depoda boş bir şekilde oturuyordum. En son uyumak için buraya gelmiştim. Uyandığımda ise depo kilitliydi. Ve asıl yaşadığım şok aşşağıya inen bodrum katınında kapısının kilitli olmasıydı.
Orayı kimse bilmiyorduki, acaba Yaralı'mı kilitlemişti.
Ama neden?
Hayır onun yaptığını düşünmüyordum.
1 haftadır uyuduğum vakit biri gelip depoya yemek bırakıyordu. Kilitli kalmıştım.
Lavabo ihtiyacımı gideremiyeceğim için suyu bile her seferinde bir yudum içiyordum!
Sırtım duvara yaslıydı ve dizlerimi kendime çekmiştim. Saçlarım yağlanmış, vücudum pisti. 1 haftadır duş almadım. Ve kirli yerde yatıyordum.
Saat kaçtı onu bile bilmiyordum.
Başımı duvara yasladığım sırada kulağıma gelen ayak sesleriyle dikleştim. Biri geliyordu.
Sessiz ve hızlı hareketlerle ayaklanıp kapının arkasına geçtim. Sanırım yemek için geliyordu.
Her kimse onu öldürüp burdan kaçıcaktım. Kocaman gemide beni kolayca bulamazlardı.
Temkinlice kapının arkasına geçip beklemeye başladım. Nefes alışverişim hızlanmıştı. Ayak sesleri kapının önünde durdu.
Bir kilit sesinin duyulmasıyla kapı açıldı. İçerisi karanlık olduğu için beni göremezdi.
Birkaç adımla öne çıktı. Hemen arkasında sırtıyla bakışırken onun bir erkek olduğunu geniş omuzlarından anlamıştım.
Elinde ise hiçbirşey yoktu.
Birkaç adım daha attığı sırada çevik bir hareketle ayağımı kaldırdım. Bir tur etrafımda dönerken ayağımın parmak ucuyla kafasına vurdum.
Hareket etmesine fırsat vermeden arkadan bacaklarına vurdum. Acıyla inleyip bana döndü. Fakat yüzüne yediği yumrukla yine gerilerken ağzından birkaç küfür mırıldandı.
Tam yine vuracağım sırada "Dursana kızım!" demesiyle şok ile kaldım. Bu ses...
"Yaralı?"
Yerde iki büklüm olmuş burnundaki kanı silerken zorlukla ayaklandı.
"Neymişsin kızım sen?!"
Onun burda ne işi vardı?
"Sen... Sen neden bur-"
"Çabuk bulun onu!"
Duyduğum Soğanın sert sesiyle kapıya bakmıştımki yaralı aniden kolumdan tutup dışarı çekti. Olayları kavrayamazken onun "Çabuk, konuşma ve hızlan! Gidiyoruz!" demesiyle ona ayak uydurdum.
Çünkü gitmek ve burdan kurtulmak istiyordum.
Biz koridorda koşarken arkamdan birinin "Burdalar, kaçıyorlar!" demesiyle arkama bile bakmadan koştum.
Yaralı yine o kar maskesini takmıştı. Kolumdaki eli ise sıkıca elimi kavramıştı.
Beni bırakmamaya kararlı gibiydi.
Biz hızla koşarken geminin hiç bilmediğim bir merdiveninden yukarı çıktık.
Nefeslerim düzensizdi ve arkamızdan ayak sesleri geliyordu. Kulağıma kılıç sesleri eşliğinde silah sesleri gelince küfür ettim. Çok yakınımızdaydılar!
Yaralıyla bir üst kata daha çıktık. Geminin güvertesine gelmiştik. Burası arka taraf olmalıydı çünkü boştu.
Etrafıma bakınca anlık şok yaşadım. Gemi hâlâ ülkedeydi. Bir hafta olmuştu ve daha ülkeden çıkmamışlardı.
Hava karanlıkken en tepedeki ay gemiyi yeterince aydınlatıyordu. Fakat bulutlar yavaştan ayın önüne geçmeye başladı.
Buna şuan kafa yoramazdım.
Aç olduğum için enerjim yoktu ve yorulmuştum.
Gemide son sürat koşarken alnımdan terler akmıştı ve omuzumda hafif sızı vardı.
"Kahretsin! Yakalanamayız!"
Yaralı sinirle konuştuğunda adımları durdu. Tam geri dönmüştükki karşımızda gördüğümüz kişiler ile durduk.
Başta soğan beyimiz vardı. Hemen arkasında ise Sipah, Ösar, Kazar ve sayamayacağım kadar insan...
Hepside nefretle bize bakıyordu. En önde olan soğan ise fazla sinirliydi. Elinde kocaman bir kılıç, dağınık saçlar ve öfkeden kızarmış gözler.
Gözlerimiz onunla kesişti. Sinirle bana bakarken arkasındaki adamlara hitaben konuştu.
"Adamı öldürün, kadınla ben ilgilenirim"
Ne?
Yaralı elimi dahada sıkınca bakışlarım ona döndü.
Nefretle karşısındaki adama bakarken "Siktir git! Ölürümde onu sana bırakmam!" diye konuştu.
Soğan alayla gülerken kaçış için bir yol aradım.
Kalbim hızla atarken Soğan "Kadını alın!" diye emir verdi.
İki adam bize doğru gelirken yaralıya döndüm. Aklımda bir fikir vardı.
Uzanıp kulağına "Ben seni kollayacağım, sen de gidip bir silah bul ve soğanı öldür. O onları yönetiyor." dememle şok ile bana döndü.
İki adam yürüyerek geliyordu.
Bana sinirle baktı.
"Seni burda bıra-"
"Çabuk git! Yoksa ikimizde ölürüz!"
Birden bağırmamla afallasada hızla kendini topladı. Hiç beklemediğim anda dudakları alnıma değdi.
Ben daha ne olduğunu anlamadan koşmaya başladı.
Eli elimden koparken içimde anlamsız bir boşluk oluşmuştu.
"Çabuk yakalayın!"
Adamların neredeyse tamamı soğanın emriyle onun peşinden koştu.
Bakışlarım kalanlara döndü. Eda, Delen ve Nira da burdaydı.
Küçücük çocuk ne diye burdaydı?
İki adamda tam dibime girmişti artık. Sakince birbirimize bakıyorduk.
Kilolu olan adam çevik hareketle belinden çıkarttığı kılıcı boynuma dayadı.
Tepkisizce ona baktım. Birkaç kişi çığlık atarken diğer adam arkama geçip bileklerimi tek eliyle kavradı.
Diğer eliylede ensemden tutup yere çöktürünce dizlerim daha yerle buluşmadan soğan "SAKIN!" diye gür sesiyle bağırdı.
Adamlar ve ben ona baktığımız sırada öfkeyle bu tarafa doğru geldiğini gördüm.
Dizlerim yerle buluştu. İçimdeki öfke ve kin artarken arkamdaki kişi geri çekilmişti.
Fırsattan istifade önümdeki adamın yüzüne yumruğu geçirdim. O gerilerken ayaklanıp arkamdaki kişiye döndüm. Onada fırsat vermeden tekmeyi yüzüne geçirdim.
O yeri boylarken belindeki silahı alıp soğana doğrulttum. Bu tarafa gelen adımları aniden kesildi.
"Bana yaklaşırsan tetiği çekerim!"
Sözlerimde yalan yoktu. Zaten o bana yaklaşmasada tetiği yine çekecektim.
Bugün ölücekti.
Bana bakan gözlerinde tereddüt vardı.
Benim silahı doğrultmamla tüm adamlarda çıkarttıkları silahlarını ve kılıçları bana doğru doğrulttular.
Deren aceleyle Nira'yı alıp burdan uzaklaşırken Eda ağlayarak bana bakıyordu.
Gözlerinde olan o korkuyu bu mesafeden bile çok net görebiliyordum.
Beni ne ara bu kadar çok sevmişti hiçbir fikrim yoktu.
Bakışlarımı etrafımdaki herkesde gezdirdim.
"Şimdi beni dinleyin..."
Biraz blöf yaparsam zaman kazanabilirdim belki.
Hepsi pür dikkat beni dinlemeye başladı.
Direkt soğana bakıp konuşmaya başladım.
"Size dediğim gibi burada bana yardım eden birileri var. Ve biz her türlü tedbir için bilin bakalım ne yaptık?"
Gözlerimde son derece ciddiyet vardı. Soğan merakla ve sorgularcasına tek kaşını kaldırdı.
Birazdan söyleyeceğim şey ortama bomba gibi düşecekti haberleri yok.
Onların üzerinden oynayacaktım.
"Gemiye bombalar yerleştirdik, ve kumandası şuan bana yardım eden kişilerin elinde. Ben ölürsem gemi patlar. Ve son birşey daha... Bana yardım eden bir kişi de şuan tam aranızda."
Herkes dehşetle birbirine bakıp aralarına mesafe koyacak şekilde ayrılırken Soğan alayla güldü.
"Bu seni öldürme-"
Tamam, ciddiyeti arttıralım.
"İyi, kaybedecek hiçbirşeyim yok."
Adımlarım gerilerken geminin ucuna geldim ve silahı şakağıma dayadım.
Kadınlar çığlıkla koşturmaya başladı.
"Öyleyse ölelim ve cehennemi boylayalım!"
Elim tetiğe gitti. Soğan bir adım attığında tereddütle durdu.
Silah boştu...
Ağırlığından bile anlamıştım, mermi bitmişti.
"Hayır, sakın!"
Eda bana doğru atılınca Ösar onu tuttu. Onun elinden kurtulmak için çırpınıp ağlıyordu.
Etrafı yumuşatmak için soğan sakince "Tamam, in hadi. Sana birşey yapmayacağız" dedi.
Bu adam benimle dalgamı geçiyor?
Tam ona cevap vereceğim sırada arkadan Kazar çıktı. Elinde olan silahı bana doğrultuyordu. Aniden abisinin arkasından çıkıp tetiğe basınca bedenim buz kesti.
Eda çığlık atarken kulaklarımda uğultu oluşmuştu.
Bedenim iki adım daha gerilerken elimdeki silah elimin titremesiyle yere düştü.
Sesler kesildi.
Ve bir silah daha patladı.
Yine sarsılırken görüntü bulanıklaşıyordu.
Dizlerimin üstüne çökücektim ama yapamazdım. Onurum kırılırdı.
Çıkan iki mermi de karnıma isabet etmişti.
Sesler tamamen kesilirken gözlerimin önünden dalgalar geçti sanki. Ya da hayaldi.
Önümde ne oluyordu bilmiyordum. Ama elektrikler birden kesilmişti. Bedenim o sırada dizlerimin üstüne çöktü.
Titreyen elim karnıma gitti. Elime bulaşan ıslaklıkla beraber kafamı eğip kan kusmaya başladım. Midem bulanıyordu.
Her ne olursa olsun bugün ölmeyecektim. Kurtarmam gereken arkadaşlarım vardı.
Benim kurtarmam gereken bir ailem vardı.
Yerde kan kusarken biri omuzlarımdan tutup beni dikleştirmeye çalıştı. Burnuma dolan kokuyla o kişinin Suhan olduğunu anladım.
Saçlarımı ensemde topladı. Kusmam dinince bedenim titremeye başladı. Vakit kaybetmeden beni kucağına aldı.
Gözlerim baygınca kapanıyordu. Bana birşeyler desede duymuyor, anlayamıyordum.
Asla yaşamak için bir çaba göstermemiştim hayatım boyunca. Yaşamak benim için değerli değildi. Her gün aynı döngüye sahip olduğum bir hayatta çaba göstermek saçma olurdu.
Ama şimdi ölemezdim. Arkadaşlarıma birşey olursa, ve onlara geç kalırsam hayatım boyunca kendimi suçlayacaktım. Ailem yokken onlar ailem olmuştu, onlar benim herşeyimdi.
Eğer birgün bu savaşta ölüceksem bile onları kurtardığımın bilincinde olucaktım.
Herşey onlar içindi. En çok onları seviyordum. Onlara zarar gelse benim canım acırdı.
Suhan hızlı adımlarla yürüyordu. Etrafımda olan olayları kavrayamıyordum. Karnımda keskin bir ağrı vardı ve terliyordum.
Gözlerim acıyla dolarken bir kapı sesi duyuldu. Ardından bedenim yumuşak bir nesne ile buluştu. Suhan benden uzaklaşırken sesler tamamen sustu. Yatakta kıvranıp inlerken elim karnımdaydı.
O Kazar piçini kendi ellerimle öldürmezssem banada Defne Karan demesinler!
Yaralı ne durumdaydı acaba?
Birkaç dakika sonra kapı tekrar açıldı ve Suhan elinde bir gaz lambası ile içeriye girdi. Arkasındada tanımadığım bir adam vardı.
Adam yanıma gelip elimi çekti.
"Kurşunu çıkartamam, bu kadar bilgili değilim. Bir dok-"
"Başlatma doktoruna! Ölüyorum, sar şu yarayı!"
Adam bana sinir ve nefretle baktı. Suhan baş ucumda lambayı tutarken adam tişörtü yırttı. Acıdan kıvranırken onu izliyordum. Adam birkaç saniye sütyenden taşan göğüslerime bakınca sinirle bağırdım.
"GÖZLERİNİ ÇEK ÜZERİMDEN! YEMİN EDERİM GEBERTİRİM SENİ!"
Adam hızla yanında getirdiği çantayı kurcalamaya başladı.
Suhan ise başımda homurdandı.
"Lütfen sus. Adam işini-"
"Sende sus! Kardeşinden önce ölmeye meraklı değilsen çeneni kapat!"
Gözleri kararırken kaşlarını çattı. Yüzüme eğilince merakla ona baktım.
Sakin sesiyle mırıldandı.
"Kardeşime dokunursan seni öldürürüm"
"Öyleyse son vasiyetim beni ülkeme gömmeniz"
Sinirle çenesini sıktı. Kardeşini öldürücektim. O piç annesine ettiğim laftan beri bana kin besliyordu. Bunu sorun etmemiştim ama bana zarar verecek kafar ileri gitmişse kesinlikle onu ortadan kaldıracaktım.
Gözlerimi tekrar doktora çevirdim. Elinde olan ilacı karnıma sürdükten sonra eline eldiven geçirdi. Elindeki iğneyle içimde korku filizlendi.
"Mermiler çok derinde. Organlarına zarar verebilirim, bu yüzden sadece dikicem."
Acıyla gözlerimi yumup çenemi sıktım. Çok acıyacaktı.
Elimle yatağın çarşafını sıktım. Ve sanırım bu oda Suhan'ın odasıydı.
Karnımda hissettiğim acı ile çığlık attım. Doktor panikle dikmeye devam ederken çığlıklarım tüm odayı dolduruyordu. Derimdeki acı katlanılmazdı.
Bir süre sonra bir el elimi tuttu.
Tırnaklarım eline batarken gözümden akan bir damla yaşla lanet edip elimi kaldırdım ve aceleyle sildim.
Vücudumdaki acı dakikalar sonra hafif dinerken gözlerimi açtım.
Adam eşyalarını toplarken Suhan elini çekti avucumdan.
"Şimdi ne olacak doktor?"
Adam onun sorusuyla oturduğu yataktan kalkıp dikleşti.
"Kendini zorlamasın, bir süre dinlensin ve yarasına acil baktırın."
Adam giderken Suhan da peşinden gitti. Hemen yataktan ayaklandım. Yüzüm acıdan buruşurken panikle yürümeye başladım. Karnımdaki sargı hâlâ çok yeniydi.
Suhan ve doktor kapıda yoktu. Koridoru gözetlerken terden dolayı yüzüme yapışan saçlarımı geri iteledim. Bu sırada yukarıdan silah sesleri ve koşuşturmaca sesleri geliyordu.
Aceleyle odadan çıktım. Nereye gidicektim bilmiyordum ama gidicektim. Hızlı atmaya çalıştığım adımlarla yukarı çıkmaya başladım.
Okadar karanlıktıki kimseyi veya birşey göremiyordum. Elim duvarda öylece yürüyordum. Merdivenlere tırmanırken sesler artmıştı.
Harcadığım çaba yüzünden yaram sızlıyor, hareketlerim yavaşlıyordu.
Panikle ilerlerken yüzüm birşeye çarptı. Bir bedendi. Tam bana döndüğü sırada yüzüne yediği yumrukla geriye sendeledi. Üzerine yerleşip bayılması için birkaç yumruk attım. Yüzünü hafif aydınlık olduğu için görmüştüm.
Kalıplı ve sakallı bir adamdı.
Onun gözleri baygınca kayarken belindeki silahı aldım.
Şimdi gidip şu Kazar şerefsizini ortadan kaldıralım.
İki elimle silahı sıkıca kavrarken geminin güvertesine çıktım. Fazla kalabalıktı. Aceleyle kenardaki masanın altına girdim. Nefes alışverişim hızlanmıştı.
İnsanlar koşuşturuyor, bağırıyordu.
Masanın altında yere uzandım. Karnım fazlasıyla acımadan şuan bunu umursayacak durumda değildim.
Yerde sürünerek ilerlemeye başladım. Bu sırada bir adam tam yanımda gür sesiyle bağırdı.
"O kadını bulup idam edeceğiz! O kadın lanetli ve ülkeyi haritadan siliyor!"
Ağzım şok ile açılmıştı. Yıl 2030 ama bunlar eski dönemde kalmış.
Lanetlide ne demek?!
Birkaç kişide bağırmaya başladı. Ardından kalabalık hep bir ağızdan haykırdı.
"O LANETLİ YANACAK!"
Asıl ben onları yakıcam!
Sürünmeye devam ettim. Masanın sonuna geldiğimde örtüyü ucundan kaldırıp etrafta dolaştırdım gözlerimi. Heryer karışmıştı. İnsanlar ellerinde meşaleler ile koşturuyordu gemide.
Az ileride gördüğüm manzarayla alayla güldüm.
Ciddi olamazlardı.
Birkaç kişi önlerinde olan iki varile odun atmış ve ateşlemişlerdi. Ben ve Yaralı için olmalıydı.
Ben böyle düşünürken ileriden gelen Zülaf hanımla dondum.
Kadının ellerini bağlamış, iki adam buraya getiriyordu.
Kenarda olan Eda'nın sesini duydum.
"Bu yaptığınız cahillik! O birşey yapmadı!"
Delen de sesi çıkmadığı için kafasını salladı.
Adamlar ağlayan kadını varillerin yanına getirdiler.
Bu sırada bir adam sinirle "O iki lanetli nerde?!" diye bağırdı ona.
Zülaf hanım gözünden akan yaşlara rağmen çenesini dikleştirdi.
"Onları bulamayacaksınız. Kaçtılar!"
Adam nefretle kadına baktı. Pis be büyük eli tam kadına tokat atmak için kalktığı anda düşünmeden silahın ucunu çıkartıp eline ateş ettim.
Hızla geri çekilirken adam acıyla bağırdı. Sesler artarken tam önümde olan Kazar'ın sesi ile gülümsedim.
"Abim nerede?!"
Merak etme, senden sonra onuda yanına göndericem.
Geriye gidip silahımı doğrulttum.
Ayaklarına bakarken öne doğru ilerledi. Böylelikle kafasından vurabilirdim.
Kafasını hedef alırken elim tetiğe gitti.
Tam ateşleyeceğim sırada arkadan üstüme çıkıp silahı kavrayan elle afalladım.
Omuzumun üzerinden bakarken bu kişinin soğan olduğunu gördüm. Gözleri sinirle bana bakarken "Sus, ve konuşma." diye uyardı.
Ardından hızla silahı alıp beni omuzlarımdan tutup kendine çevirdi. Acıyla inledim.
Bedenini havaya kaldırdı. Eli ağzıma gidip sıkıca kapatırken kulağıma eğildi.
"Kardeşimi öldürmeye çalıştın. Şimdi ben seni yaşatırmıyım?"
Şakağıma dayadığı silah ile sakince ona baktım. Koyu gözleri öfkeyle bana bakarken Zülaf hanım acıyla bağırdı.
"Yanmak istemiyorum! Beni bırakın!"
Suhan'a bakarak fısıldadım.
"O kadın suçsuz. Yaralı denize atlayıp burdan gitti. Kadını kullandı."
Gözlerinde anlık bir afallama oldu. Bunlar fazla aptaldı.
Gözlerimi ikna etmek istercesine yüzünün her bir yerinde gezdirdim.
"Yaralı olan o adam ile işbirliği yapıyorduk. Gemideki diğer hainlerle kaçtılar. Zülaf hanımı bilmediğim bir nedenden dolayı tehdit ediyor ve kadın bu yüzden onu savunuyor. Onun kaçtığından haberi yok"
"Peki... Seni niye bıraktı?"
Kibirlice güldüm. Yaramın acısı artmış, terden dolayı saçlarım yüzüme yapışmıştı.
"Ona ben gitmesini söyledim. Ülkeme gitsin ve onlara haber versin istedim. Meridies ülkesi yetmiyormuş gibi şimdi sizinle savaş çıkıcak."
Gözlerinden bir an anlamadığım duygu geçti. Hızla kendini toparlayıp üzerimden doğruldu.
"Seni bulurlarsa öldürürler"
"Denemekle kalırlar"
Bana bezgince baktı. Ardından uzanıp bileğimi kavradı.
"Çabuk gel seni götüreceğim."
Kolumu çektim. Kaşlarını çatıp bana baktığında "İlk önce Zülaf hanımı kurtaracağız sonrada kardeşini öldürücem" dedim.
Sinirle uzanıp kolumu tuttu. İkimizide sürükleyip masanın altından çıkarttı. Ben daha olayı anlamadan beni kendisine çekti. Yüzüm göğüsüne çarparken kolları bedenime dolandı.
"Bizi bu şekilde tanımazlar zaten karanlık. Benim odama gidene kadar böyle kalacağız"
O ileriye doğru yürürken bende kollarımı boynuna doladım. Bir an afallasada sonra devam etti.
"Bana neden yardım ediyorsun bilmiyorum ama sen çok şerefsiz birisin."
İki kadın yerde ağlayan Zülaf hanımı kaldırıp başka yere götürüyorlardı. Etraf sakinleşiyor gibiydi.
Burnuma Suhan'ın ferahlatıcı kokusu doluyordu. Çok hoş bir kokuydu cidden.
Kulağıma eğilip mırıldandı.
"Şerefsiz biriyim öylemi? Sen neden şerefsiz birini öptün peki?"
"Şule yüzünden. Sana çok değer veriyor, bende ona senin üzerinden oynadım. Nasılım ama?"
Sevimli çıkan sesimle inanamıyormuş gibi güldü. Gülüşünü hiç görmemiştim ama hoş bir tınısı vardı.
"İnanılmazssın cidden. Şule ile aramda hiçbirşey yok."
"Şule'den hoşlanmasamda şuan onun adına sevinmedim desem yalan olur. Kendisini son anda kurtarmış galiba"
Sinirle güldü yine.
Birlikte yürüyüp onun odasına geldik.
Ondan ayrılıp acıyla inleyerek koltuğa oturdum. Hemen yanıbaşıma oturduğunda elini ter akan alnıma koydu. Kaşları derince çatılırken "Ateşin çıkmış" dedi.
Ardından hızla kalkıp odadan çıktı. Kapıyı kilitlemesiyle lanet edip koltuğa uzandım.
Yaralı ne durumdaydı acaba.
Ben koltukta kıvranırken kapı yeniden açıldı.
Suhan, Deren, Eda, Ösar ve Sipah gelmişti.
Şok ile onlara bakarken Ösar saçlarını eliyle geriye iterek yanı başıma geldi.
Ona anlamaz bakışlarla bakarken yanımda çömelip "Ben doktorum" diyince afalladım.
Gözleri anlayışla bana bakarken karnımdaki sargı bezini çıkartmaya başladı. Diğerleri başımda put gibi dikilmiş beni izliyordu.
Bıkkınca soğan ve Sipah'a baktım.
"Sizdemi doktorsunuz? Ne bakıyorsunuz sanki birisi ilk defa vurulmuş gibi?!"
Eda kıkırdarken Sipah ona ters bakışlar attı. Eda onun bakışlarını farkettiğinde dudaklarını dişledi ve kafasını önüne eğdi.
"Seni bulurlarsa öldürecekler bunu bili-"
"Sıraya girsinler. Hepsiyle teker teker ilgileneceğim Sipahcığım, sen hiç merak etme. Köşede durup kendine son sıra için bir randevuda alabilirsin."
Sipah sinirle bana bakarken Eda kahkaha attı. Deren de gülüyordu.
Eda yüzünü yanındaki Soğanın omuzuna saklayıp gülmeye devam etti.
Ösar ise dikişlerimi açıyordu.
Soğan konuşunca bakışlarım ona döndü.
"Seni ülkene bırakacağız, bunu gizlice yapacağız. Fakat bize yara-"
Sabrımın taşımasıyla ona bağırdım.
"Başlatma Yaralına! Şurda can çekişeceğim, ona bile huzur yok! Ayrıca ülkemede dönmeyeceğim. O geri kafana bunu koy."
Burnundan soluyordu resmen.
Deren terden alnıma yapışmış saçlarımı geri çekerken buraya yaklaşan adım sesleriyle dikkatim kapıya döndü.
Ösar da yaramla ilgilenmeyi bırakıp kapıya bakarken Şule "O aptal kadını bulun ve idam edin! Adamıda denize atın!" diyerek bağırdı.
Şüphesiz idam edilmek çok korkunçtu bence.
Okuduğum bir kitapta kadın karakter sonda idam edildi diye bir hafta bomboş duvara bakıp evde ruhsuzca dolaştığımı bilirdim.
Gözlerim anlık dolarken hemen kendimi topladım. Hayır idam edileceğim için değil, o kadın aklıma geldiği için gözlerim dolmuştu.
Şule bir anda kapıyı çalıp "Suhan Ahkan Deriz!" diye bağırınca Suhan'a döndüm. Gözlerini üzerimden çekmeden beni izliyordu.
Alayla gülüp kızlara baktım.
"Banada bizim oralarda kötü kraliçe deriz."
Eda yine yüksek bir kahkaha atarken Deren de kıkırdadı.
Sipah panikle kapıya yürürken Ösar eşyalarını toplayıp kısık sesle konuştu.
"Banyoya geçelim. Orda kurşunları çıkaracağım."
O ayaklanırken Eda ve Deren de bana yardım etmeye başladı.
Soğan da Sipah ile kapıya yaklaşırken Şule sesini incelterek konuştu.
"Suhan... Canım müsait değilsen sonra gelirim ama şu lanetli kadı-"
"Lanetli seni lanetlesinde gör sen o zaman şam şeytanı!"
Herkes affalladı ani bağırışımla.
Deren ve Eda şok ile yüzüme bakarken Ösar durmuştu ve yönü banyo kapısına dönük olduğu için yüzünü göremiyordum.
Sipah ve Soğan ise kaskatı olmuş bedenleriyle orda dikiliyordu.
Birsüre kimseden ses çıkmadığında tam konuşacaktımki soğan öfkeli gözlerle bana baktı ve yürümeye başladı.
Tam karşımda durduğunda ise omuzlarımdan tutarak beni çekiştirdi. Yaramın acımasıyla inlerken odada bağırdı.
"Şule'yi odaya alın ve sakın kaçırmayın!"
Banyoya girdiğimizde Ösarda aceleci adımlarla arkamızdan geldi.
Suhan beni kaba bir şekilde banyodaki mermere yatırdı.
Ösar aceleyle karnımla ilgilenmeye başlarken odadan Şule'nin bağırışları kulağıma doluyordu.
Aniden az önce gelmiş olan elektrik yine gittiğinde panikle etrafa baktım çünkü kimseyi göremiyordum. Tam hareket edeceğim esnada bir el ağzıma kapandı.
Gözlerim panikle açılırken soğan kulağıma "Sessiz ol. Yarana bakalım seni çıkaracağız" diye mırıldandı.
Ösar karnımda birşeyler yaparken acıyla bağırdım fakat çığlığım Soğanın avucunda kayboldu. Ben acıyla kıvranırken gözümden akan bir yaş onun eline düştü.
Acı katlanılmaz olurken ne zaman geldiğini bilmediğim Eda "Bunlar Deren'in kıyafetleri, ona tam olur" dedi.
O kadar karanlıktıki onun yerini kestiremiyordum bile.
Ösar panikle "mermiyi göremiyorum" dedi.
Suhan yanı başımda küfürler mırıldanırken "Ölecek ozaman! Işık bulun!" diye bağırdı.
Ölsem ona ne ki? Niye ölmemi istemiyor?
Birkaç takırtı sesinden sonra Deren karnıma bir fener tuttu. Aniden gelen ışıkla gözlerimi sıkıca kapattım. O feneri tutarken Eda ıslak bir bezle alnımdaki terleri silip saçımı geriye iteliyordu.
Ösar elindeki makası karnıma soktu. Acıyla yine çığlık attım. Canlı canlı karnımı kesiyordu!
"Azcık daha dayan! Biter şimdi." Başımda konuşan soğana odaklanamazken elini çekti.
Eda panikle "Geçecek, bunlarda geçer az daha sabret." dedi.
Yaklaşık 10 dakika acıyla haykırdım. Şule'nin sesi ise odadan geliyordu. Sipah ile kavga ediyorlardı sanırım.
Acı bir süre sonra durmasada hafif azalır gibi olmuştu. Gözlerim mayışırken Ösar ayaklandı.
"Mermiler çıktı. Ama çok hareket etme, ateşinde çıkmasın."
Deren aceleyle elindeki kıyafetleri bana yaklaştırırken elektrikler yine geldi.
Banyo kan olmuştu hep.
Midem bulanıyor, kusmak istiyordum. Yattığım yerde acıyla inlerken gözlerimi yorgunlukla kapattım. Hareket edecek halim kalmamıştı. Bu yola çıktığımdan beri üç defa vurulmuştum. İyiki bedenim kuvvetli. Yoksa bu acılarla yola devam edebileceğimi sanmıyorum.
Etrafımdaki sesleri algılayamazken biri üzerimdeki kıyafetleri çıkardı. İç çamaşırımla kalırken vücuduma temas eden soğuk elle irkildim. Baş ucumda olan Eda "Sırtını kaldırın" diyince soğuk el belimden tutarak beni kaldırdı. Acıyla inlerken Ösar küfür mırıldandı.
"BUNU NEDEN YAPIYORSUNUZ?!"
Şule'nin sesi uzaklardan gelmesine rağmen çok sinirli çıktığını idrak edebilmiştim. Dişlerimi birbirine sıkıca bastırdım.
"Bedeni titriyor, umarım hipotermi geçirmiyordur çünkü vücudu buz gibi!"
Ösar'ın konuşmasıyla belimi kavrayan eller belimi yavaşca okşadı.
"Siktir, Deren koş battaniye getir!" Bu kişi soğandı. Demek o belimi tutuyordu. Eda kıyafetleri üzerime giydirirken kapının açılma sesi kulaklarıma dolmuştu.
Bedenimdeki eller çekilirken biri beni kucağına aldı.
Üşüyormuydum bilmiyordum. Sadece bilincimin kapandığının farkındaydım. Ne oluyor anlayamıyordum.
Bir süre sonra sesler giderek uzaklaştı. Aklımda arkadaşlarımla olan anılarım dolanırken bilincim yorgunca kapanmıştı.
