14. bölüm · İHANETİN DALGALARINDA
13:Bölüm
Defne
Tam bir hafta iki ay olmuştu, Occidens ülkesine yeniden geleli bu kadar zaman olmuştu. Aslında iki aydır o Meridies ülkesinden ayrılmıştım fakat üç hafta boyunca yolculuk yapıyordum ve o esnada hiçbir şeyi hatırlamıyordum.
Bu ülkeler değişik ve oldukça tehlikeliydi.
Durgun gözlerim nereye baktığımı bile bilmediğim karşıya odaklanmıştı. Hiçbir şey hissetmiyorum. Ne acı, ne üzüntü, ne açlık... kısacası hiçbir şey.
Bedenim sürekli boş bir çuval gibiydi. Hissizleşmiştim sanki bir anda. Ve tuhaf şekilde beynim bir şeyleri düşünemiyor. Oldukça saçma fakat bazen durduk yere ağlayasım, ve ya gülesim geliyordu. Bu saray gibi yerden bir an önce gitmeliyim çünkü her şeyin farkındaydım.
Bedenim buradaki ülkelere alışkın olmadığı için sürekli radyasyona maruz kalıyordum. Bazen biri konuşunca onu net duyamıyor, bazen de hafızam kısa süreli gidiyordu ve bunun sebebi yaşadığım mekan değişikliğiydi. Mano ve diğerleri de bunu biliyordu.
Aniden kolumda hissettiğim el ile gözlerimi kenara çevirdim ve yerimde dikleştim.
Yaralı, Tala ve Fala endişeli gözlerle beni izliyorlardı. Yaralı asla kar maskesini çıkartmıyordu. Ya da buraya geldiğimizde çıkartmışsa bile haberim yoktu. Zaten hiçbir şeyden haberim yoktu son iki aydır.
Onları izlemeyi bırakıp başımı karşıya çevirdim yine. Ve titreyen dizimi sabit tutmak için çabaladım. Steres anlarında hep bacağım titriyordu. Şuan ne için stres olduğumu bile bilmiyordum. Bu küçüklüğümden geliyordu.
"Defne, senin için çok üzgünüz ama dayan. Sana söz intikamını alacağız."
Tala'nın sözleriyle ağzımdan histerik bir gülüş kaçtı. Kafamı yere eğerken dolan gözlerimi saklama derdindeydim. Masumdu Tala. Her şeyden önce fazla saftı. Tıpkı Eliz gibi...
Elimde hissettiğim eller ile kafamı kaldırmadım fakat karşımda dizlerinin üzerine çökmüş olan Tala elini çeneme koyup başımı kaldırınca göz göze geldik. Gözlerinde tıpkı benimki gibi acı vardı. Fakat hayır, ben bir şey hissetmiyordumki.
Sesim sabit ve düz tonda çıktı.
"İntikam değil, yok olmalarını istiyorum. O ülkeyi dünyadan silmek istiyorum. Hem söylesenize, ben intikam alınca arkadaşlarım geri gelecek mi? Hayır, bu yüzden sadece onları öldürmek istiyorum."
Tala anlayışla başını sallarken diğer yanıma da Fala oturdu ve yüzüme gelen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırırken kararlı ses tonuyla konuştu.
"Hepsini yok edene kadar durmayacağız. O ülke haritalarda bir daha olmayacak."
Onun sözlerine bir şey demedim ve dalgın gözlerimi yere diktim. Bir an önce gitmek istiyorum. Kendi evime gideceğim. Orada arkadaşlarıma kavuşacak ve gidenler için yaşayacaktım. Gözümdeki sıcak yaş yanağımdan süzülürken Yaralı sanki bunu bekliyormuş gibi beni sıkıca kollarına çekti. Kollarımı boynuna dolayıp omuzunda hıçkırarak ağlamaya başladım.
Eli saçlarımı buldu ve okşarken sessizce konuştu.
"Sen hissediyorsun Defne. Kandırma kendini, sen bir insansın ve tabiiki de duyguların olacak."
Hıçkırıklarım artarken dayanamıyorum. Ben yapamam, nasıl eskisi gibi yaşayacaktım şimdi? Ben diğerlerine ne diyeceğim? Eliz, Cemre, Faruk amca, Merve teyze...
Göğüsüm daralıyor, ciğerlerime hava gitmiyordu sanki. Ben dayanamam bu acıyla. Boğazımın acısını umursamazken ağlayışlarım asla dinmedi. Hepsi susmuş beni izliyorlardı. Son iki ayda çökmüştüm. Yemek yiyemiyorum, düzgün uyuyamıyorum, ben yaşayamıyorum.
İnsan bu acıyla yaşayabilir mi?
Yaralı beni bir süre göğüsünde tuttuktan sonra yavaşça ayrıldı ve gözlerime bakarken kararlılıkla konuştu.
"Burada kalamazsın, senin bedenin buraya alışık değil. Biz yarın sayısız adamlarla Meridies ülkesine gideceğiz. Ve sen de kendi ülkene, Septentrio'ya gideceksin. Her şeyi biz halledeceğiz."
Kafamı olumsuz anlamda salladım ve ayağa kaltım. Üçününde meraklı gözleri bendeyken içimdeki fırtınaya tezat sakince söyledim cümlelerimi.
"Bende geleceğim, o Kral ve Suhan'ın benden çekeceği var. Ayrıca Suhan'ın arkadaşlarınıda yaşatmak istemiyorum. Umurumda değiller, ölsünler hepsi. Sadece Nira var, ve sizden tek bir şey isteyeceğim."
Yaralı ve Fala yerinde dikleşirken Tala merakla sordu.
"Nedir?"
Yutkunduktan sonra derin bir nefes aldım. Nefes ciğerlerime sızmıyordu.
"Nira Deriz, abileri öldükten sonra tek kalacak. Onu buraya getireceğim ve Mano ona bakacak. Sizde öyle... Ve ben o ülkedeyken gemide bir kadın vardı, Zülaf hanım. Onuda buraya getireceksiniz."
Hepsi şaşkınlıkla bana baktı. Bunu beklemiyorlardı. Nira orada tek kalamaz. Bir kaç adım gerileyip gökyüzüne başımı kaldırdım. O an nedense dudaklarımda buruk bir tebessüm oluştu. Sebepsiz yere aklıma annem gelmişti. Annemin varlığını şuan da tam yanımda hissediyordum. O her ne olursa olsun yanımda olurdu zaten.
Karanlık gökyüzüne bakarken gülümsemem genişledi ve içimde hüzünlü bir esinti oluştu. Sessiz bir şekilde konuştum.
"Orada olan çocukları buraya getirin ve son bir şey daha... Nira asla abilerini benim öldürdüğümü bilmeyecek. Bencillik olsada umurumda değil, beni kötü hatırlamasın."
Sözlerimin ardından arkama dönüp oradan uzaklaşmaya başladım. Kendi ülkemde giyindiğim gibi giyinmiştim. Siyah bir pantolon, beyaz bir kazak. Üzerimdeki montu kendime sarıp ilerledim. Aklımda son ihtimaller vardı.
Kral'a acı çektirecektim. O adam ölmek için yalvaracaktı. İçimdeki yara elbette kapanmayacak. Fakat arkadaşlarım belki biraz daha rahatlardı. Ağlamamak için hızlanırken kendi kendime fısıldadım.
"Sana ihtiyacım var Alara Karan. Anne... kızın size gelmek istiyor anne."
Gözlerim dolarken burnumu çekip saraydan içeriye girdim. Bedenim anında ısınırken adımlarım üst merdivenlere ilerledi. Sarayın içi genellikle sıcacık oluyordu hep. Hızla merdivenleri bitirdikten sonra kenarda olan odama doğru yol aldım. Buradaki duvarlar hep tarihi fotoğraflarla doluydu. Ve bu içeriye hoş görüntü sağlıyordu. Odama gelince kapıyı açıp girdim ve arkamdan kilitledim.
Derin bir nefes alırken gözüm direkt odanın ortasında olan masaya çarptı, onun üzerindeki günlüğe... evet, günlük tutmaya başlamıştım. Ve bu bana iyi hissetiriyordu. Kimseye söyleyemediğim şeyleri ona söylüyordum. Ağır adımlarla günlüğe doğru ilerledim. Loş ışık odaya güzel bir görüntü sağlarken yatağımın önündeki camla kaplı duvar kısmından havanın esintili olduğu görülüyordu. Ilık bir esinti...
Günlüğün önünde durunca boş gözlerle baktım. Sadece iki defa bir şeyler yazmıştım. Ve yazdıklarımı kimse bilmiyordu. Göğüsüm acıyla kasılırken bunu umursamayıp sandalyeyi çektim ve oturdum.
Siyah kapaklı günlüğü yavaşça araladım. Bunu, burada çekmecede bulmuştum. Elime kenarda olan kuş tüyünü aldım ve mürekkebe batırdım. Burada kalem yoktu ve ancak bu şekilde yazıyordum. Günlüğün üçüncü sayfasını açarken en üst kısma tarih attım.
21.07.2030
Yine buradayım...
Hayır, bugün kötü bir şey yaşamadım. Ben mutluyum. Bu satırları yazarken yüzümde geniş bir gülümseme var. Evet, hayatım yolunda. Hatta ben hep çok iyi yaşamışım. Yani... bilmiyorum. İçimi dökmek için gelmiştim fakat olmuyor gibi. Ve bir yaş daha düştü şimdi. Defterin sayfası buruşacak ve mürekkep dağılacak. Burada olmak istemiyorum. Bunları yaşamak istemiyorum. Kapsara olmak istemiyorum. İntikam istemiyorum. Hepsinin canı cehenneme...
Korkuyorum, Eliz ve Cemre için korkuyorum. Ben yapamıyorum, bana cesetlerini bile vermediler. Ailem gibi onlarında bir mezarı yok. Ben gitarımı özledim, kitaplarımı özledim, Mükremin'i özledim, denizin bana huzur vermesini özledim... ben bizi, kardeş ekipi özledim.
Korkuyorum, arkadaşlarım beni affetmez diye korkuyorum. Ama affederler, tanıyorum onları. Onları görmek istiyorum. Umarım onları görebilirim. Kendimi güçsüz hissediyorum çünkü sırtımı dayayacağım kardeşlerim gitti. Her gün ölüyorum.
Hayır şaka değil, bedenim tükeniyor.
Onlar çektiğim acının sadece bir kısmını biliyorlar. Geceleri uyuyamadığımı bilmiyorlar, sürekli şiddetli baş ağrısı çektiğimi bilmiyorlar, kan kustuğumu bilmiyorlar, kalbimin sıkışıp nefes alamadığımı bilmiyorlar, saçlarımın yavaştan dökülmeye başladığını bilmiyorlar...
Onlar benim her gün ölüme yaklaştığımı bilmiyorlar.
Ama aklımda bir çok soru var. Ben neden Kapsara oluyorum? Yani Mano neden beni gördü rüyasında? Ayrıca Mano, Yaralı'nın Occidens'li olmadığını kısmen olsada söylemişti. Yaralı burdan değil. Onun bir Meridies olduğunu da düşünmüyordum. Ve daha da kötüsü var.
Yaralı neden benim gibi durumda değildi? O neden kusmuyor, güçsüz düşmüyordu? Bu işte bir şey vardı ve bunu çözeceğim.
Şimdi son satırlara geldik ve son bir şey daha yazıyorum. 21 Ağustos'dan nefret ediyorum. Çünkü o gün, Suhan Ahkan Deriz'in doğum günüydü.
O adam tam yirmi dokuz sene önce bu tarihte doğdu . Bunu da Mano söylemişti. Evli olduğumuz için bizi boşandırmaya çalışmış, fakat bunu yapamamıştı. O zaman Suhan'ın doğum tarihini öğrenmiştim. Bu adam yüzünden 21 Ağustos en nefret ettiğim gün olacak artık. Ve o güne tam bir ay kaldı.
Neyse günlük... neyse.
Bunada eyvallah.
Beni konuşmasanda anlayıp dinlediğin için sanada eyvallah. Yine eyvallah...
Bir dilek hakkım olsa,
hiç doğmamış olmanı
dilerdim
Suhan Ahkan Deriz.
○○○
Günlüğü kapatırken titreyen ellerimi yeni farkediyordum. Ve burnumdan akan kanı. Kan önümdeki masaya damlarken bir hışım sandalyeden kalktım ve odanın içindeki lavaboya koştum. Son günlerde halsizliğim hızla artıyordu. Bununla baş edemiyorum çünkü elimden bir şey gelmiyordu.
Lavaboya girdikten sonra hızla elimi burnumdan çektim ve kanın akmasına izin verdim. Aynı zamanda vücuduma yayılan titreme ile dizlerim beni tutamayacak duruma gelmişti. Dakikalar sonra lavaboya akan kanlar durdu. Ellerimi lavabo kenarlarına koyarken yüzüme soğuk suyu carptım. Ve başımı eğip gözlerimi kapattım. Her şey üst üste geliyordu sanki.
Burada ne ne kadar durdum bilmiyordum, fakat aniden kararan odayla gözlerim panikle açıldı. Etraf zifiri karanlık ve gözüm bir şey göremiyordu.
"Kahretsin..."
Kısık sesle mırıldandıktan sonra dizlerimin titremesini durdurmaya çalıştım fakat olmuyordu. Sinirle kaşlarım çatılırken bir kaç adım atıp ellerimi öne uzattım ve buradan çıkmaya çabaladım. Bacaklarımın titremesi kesilmiyor, aksine sanki artıyordu.
Ben zorlukla yürümeye çalışırken aniden bedenimin bir şeye çarpması ile geriye sendeledim fakat biri kolumdan tuttu. Hızla elimi kaldırdım ve önümdeki bedenine yumruk atmaya çalıştım ama yumuşak ve kadifemsi sesi beni durdurdu. O an ellerim buz keserken bedenim kaskatı kesildi.
"Kızım... Defne?"
Anne?
Hayır, bu ses anneme ait değildi. Bu ses farklı birine aitti ve kim olduğunu bilmiyordum? Havadaki elim titrerken elini uzatıp elimi tuttu ve indirdi. Yüzü tam karşımdaydı. Yeşil gözleri bu karanlıkta hâlâ ışık saçıyor, parlıyordu. Saçlarının rengini tam kestiremesemde kumral gibi duruyordu. Temiz gözüken saçları omuzlarından sarkıyor, beline doğru uzanıyordu.
Bu kimdi? Ve neden burada? Beynim tüm soruları sorarken ondan kurtulup geriye gitmek istedim. Elimi çekip geriye doğru adım attığım sırada söylediği sözler kulaklarımda çınladı.
"Ben Lara, Lara Deriz. Suhan'ın annesiyim."
Ne?
Cümleleri beynimde yankılanırken kafamı iki yana sallayıp sessizce fısıldadım.
"Sen... sen yoksun, beynim neden yine bana halisülasyon gösteriyor?!"
Tek bu değildi. Bir kere daha halisülasyon görmüştüm. Ben odamda arkadaşlarım için ağlarken babam yanıma gelmiş, bana sarılmıştı ve o an çok gerçekçiydi. Kokusu dahi hâlâ burnumdaydı sanki.
Kadının gözleri dolarken üzerinde olan kıyafetlere gözüm çarptı. Üstündeki beyaz elbise dizlerinin hizasındaydı. Bacaklarında ve elbisenin göğüs kısmında kurumuş kanlar vardı. Gözleri çaresizlikle bana bakarken üzerime doğru adım attı. Onun durması için bağırdım.
"GİT BURDAN! KİMSİN BİLMİYORUM, SENİ TANI-"
Tüm sözlerim onun bir anda aramızdaki mesafeyi kapatıp kollarını bedenime sarmasıyla kesildi. Başı omuzumdayken eli saçlarımı buldu ve okşamaya başladı.
Biri saçımı okşuyordu.
Zihnim donuk, kelimeler tükenmişti. Yine bir rüyada ya da halisülaysondaydım. Fakat neden bu kadını görüyordum? Onu tanımıyordumki...
"Geçti kızım, nefes al. Sana söz veriyorum Defne, acıların dinecek ama çocuklarıma dokunma."
Çocuklarım?
Bedenim kaskatıydı. Başını omuzuma yaslarken kolları daha sıkı sardı beni. Acılarımı almak istercesine sarılıyordu. Gözlerim yine sebepsizce dolarken ellerim titriyordu. Sesimi bulduğumda zorlukla konuştum.
"Sen... sen Suhan'ın annesi misin?"
Ağlamaya başladı bir anda. Hemde hıçkırarak. Tamam, bir rüyada değildim.
Eli hâlâ saçımı okşarken çaresiz çıkan sesiyle konuştu.
"Annesiyim... seni anlıyorum Defne, fakat oğullarıma bir şey olmasın. Nira daha küçücük. Kazar aklı bir karış havada ama sen Suhan'a öyle dediğin için sana böyle. Benim oğlum kötü değil Defne. Suhan da sinirli ve agresif, ama korumacıdır o da."
Duyduklarım ağır geliyordu. Bir şeylere artık katlanamıyorum. Ben bir şey demeyince dudakları tam da boynumda yer aldı. Gözlerim irileşirken boynuma hafif bir öpücük bıraktı ve burnunu boynuma gömüp içine derin bir nefes çekti.
"Senden bebek kokusu alıyorum. Nira da böyle mi kokuyordu acaba?"
Sesi boğuk çıkarken son kez saçlarımı okşadı ve cümlelerini kurdu
"Yaptığım bencillik olacak ama affet beni kızım. Senden tek bir şey istiyorum, Suhan'a iyi bak. Kazar daha savunmasız. Suhan ise ikisinede yetemiyor. Nira'yı da sana emanet ediyorum Defne. O sana, sen Suhan'a emanetsin."
Kollarımdan gitmesiyle boşluğa düşecek gibi oldum. Bir anda kollarımda yok oldu sanki. Gözlerim hemen etrafı tararken lambada yandı. Fakat burada benden başka kimse yoktu. Sözleri bedenimi titretirken onun duyması umuduyla konuştum.
"Senden özür dilerim... Suhan'ın yüzünden o kötü sözü söyledim, üzgünüm."
Ben bir cevap gelmeyeceğini düşünüp yere çömeldiğim esnada saçlarımda hissettiğim el ile afallayarak kenara baktım ama yoktu.
Dudaklarıma buruk bir tebessüm konuldu. Beni duymuş, kendince affetmişti.
Yerde öylece dururken tüm olanları düşündüm. Burada değişik ve korkunç şeyler oluyordu. Delirmediğime bile şaşırıyorum bazen. Burada sihir vardı, sihir... ya da güç işte, özel güç. Bunlar sadece filmlerde olurdu. Hâlâ inanmıyordum bu olanlara.
Banyoda ne kadar durdum bilmiyorum. Fakat bir süre sonra dayanamamış, başımı arkamdaki soğuk fayansa yaslamıştım. Dizlerimi kendime çekerken kollarımı bedenime sardım ve kafamı iyice geriye yasladım. Boş gözlerim tavana bakarken vücuduma yayılan acıyla inledim.
Yine oluyordu... bedenim artık dayanamıyor gibiydi.
Belime sanki bıçak saplanırken gözlerimi kapattım. Keşke her şey benim saçma bir rüyam olsaydı... ama maalesef burası gerçek dünyaydı. Bilincimde giderek kapanırken aklımda Eliz ve Cemre vardı sadece.
Eliz ve Cemre...
Kardeşlerim...
Aniden beynime inen bir sinyalle hızla ayaklandım.
Kardeş ekip. Biz altı kişiydik fakat ben ölen üç arkadaşımın adını hatırlayamıyorum. Hayır, kahretsin!
Hızla banyoda turlarken ellerimi başıma koymuş düşünmeye çalışıyordum.
"Düşün Defne hadi, Eliz, Cemre ve sen... diğer üç kişinin adı? Simaları var ama adlarını hatırlamıyorum!"
Aklıma gelmiyordu! Kahretsin, ben arkadaşlarımın adını hatırlayamıyorum.
Gözümden akan yaşı aceleyle sildim ve koşarak odadan çıktım. Kalbim kuş gibi çarpıyordu resmen. Hızla aşağıya indim ve büyük salon gibi olan yerde gördüğüm kişilerle o tarafa koştum.
Beni ilk farkeden Mano olurken gözleri endişe ile kaplandı. Onun bu tarafa baktığını gören diğerleride bana bakarken gidip Mano'nun karşısında durdum. Nefesim düzensizdi fakat bu şu an umurumda değildi.
Kuruyan dudaklarımı dilimle ıslatıp panikle konuştum.
"Onlar... ölen arkadaşlarım kimlerdi? Adlarını hatırlayamıyorum!"
Hepsi dehşete düştü, böyle bir şey beklemiyorlardı. Gözlerine baktım fakat konuşmuyorlardı. Sinir ve endişe tüm bedenimi ele geçirdi. Hemen söylemeliydiler.
Mano'ya bakarken yüksek sesle konuştum.
"Size diyorum! Arkadaşlarımın adı ne?!"
Yan tarafımdaki Tala'dan yutkunma sesi geldiğinde ona döndüm. Dolmuş gözlerini benden çekip kısık sesle konuştu fakat onu duymuştum.
"Kara, Elfida ve Malaz... nasıl unutuyorsun hem?"
Göğüsüm aldığım derin nefesle inerken heyecanla durdum. Adlarını unutmak da ne demekti? Hayır, daha fazla burada kalıp öylece beklemeyecektim.
Mano'nun karşısına geçip gözlerine baktım. Tüm öfkem gitmiş, bedenime ifadesizlik geri gelmişti. Yani yine eski ben olmuştum.
"Beni hemen buradan gönder. O ülkeye gideceğim ve orada işim bittikten sonra bir daha dönmemek üzere kendi ülkeme gideceğim."
Evet, aynen öyle yapacaktım. Fakat bundan önce hayatlarını cehenneme çevirmem gereken kişiler vardı.
Mano şaşkınlıkla bana baktığında kaşlarım yavaşça çatıldı. Yanımda hareketlik oluştu ve biri kolumu tuttu. Bu kişi Yaralı'dan başkası değildi. Yüzünden asla o çıkarmadığı kar maskesiyle bana bakıyordu. Gözlerinde bir ateş vardı ve bu ateş intikam ateşiydi.
"Tamam, gideceğiz. Zaten sen daha fazla burada kalamazsın, bedenin ölüyor."
Bir şey demedim. Sadece gözlerimde küçük bir parlama oldu. Bu, sonunda Ülkeme döneceğim içindi.
Yaralı da kafasını salladı ve Mano'ya döndü. Ben de ona baktım. Mano'nun gözlerinde üzüntü ve öfke vardı. İki duyguyu nasıl aynı anda yaşıyordu? Gözleri dikkatle üzerimde dolaşıyor, sanki beni son görüşüymüş gibi bakıyordu.
Ortamda gergin bir sessizlik oldu çünkü kimse konuşmuyordu. Biz hâlâ birbirimize bakarken Tala yanımda durup elimi tuttu. Bakışlarım ona dönerken karizmatik yüzüne oldukça tatlı bir tebessüm yerleştirip bana doğru eğildi.
"Hey, ona bakmaya devam edersen sana gözleriyle büyü yapabilir."
Sözleri ile gülümseyip Mano'ya döndüm. İstemsizce avucumu kavrayan Tala'nın elini sıkarken sakince konuştum.
"Beni gönder. Sonra ben yoluma, siz yolunuza. Burada olan Meridies halkına ne yapacağınız umurumda değil. Sadece ölmesinler."
Ölmesinler...
Oysaki benim kardeşlerimi onların Kralı idam etmiş, ardından cesetlerini yaktırmıştı.
Gözlerim dolarken kendime lanetler ettim. Hayır, ağlamamalıydım. Arkadaşlarım beni bu halde görürlerse şaşkınlıkla kalırdı. Çünkü ben, Defne değildim. Kendi ülkemden çıktıktan sonra çok şey değişmişti. Hem hayatımda, hem de bende.
Gözlerimi kırpıştırıp yutkunmaya çalıştığım esnada Mano derin bir nefes aldı ve bizden bir kaç adım uzaklaşıp geriye doğru gitti. Onun gidişiyle Fala diğer yanımda durdu ve o da elimi tuttu. Kendimi bir an garip hissettim. Bir elimi Fala, digerini de Tala tutuyordu.
Ben de derin nefes alıp Yaralı'ya baktım. O ise Mano'nun yanına ağır adımlarla ilerledi. Hemen gitmek istiyordum. Ve onlar sanki inatla yavaş hareket ediyorlardı.
Yaralı Mano'nun dibine girdi. Tam olarak göremiyordum fakat Mano Yaralı'nın kulağına uzanıp bir şeyler söyledi. Aralarında epey bir boy farkı vardı. Gözlerimi onlardan çekip dalgınca etrafıma baktım.
Gerçekten gidiyordum.
Her şey bitecek gibiydi. Yani, umarım öyle olur. Ben artık burada durmak istemiyordum. Yaşadıklarımın gerçek olduğuna bile inanamıyordum. Sadece bir kaç ay içinde hayatım mahvolmuştu.
Elimde ise bir şey kalmamıştı...
Sıkışan kalbimle yüzumü buruşturduğum esnada Mano "Peki," dedi ve gözlerim ona kaydı.
Yaralı da yanımızdaki yerini alırken Mano ellerini kaldırdı ve gözlerini gözlerime dikti. Bana son kez bakıyormuş gibi bakıyordu. Ben ise ifadesizdim. Etrafta bir anda ölüm sessizliği meydana geldi.
Mano kısık sesle konuştu ve ellerinden pembe duman çıktı.
"Dört ülke... Meridies, Septentrio, Oriens ve Occidens. Defne Karan kendi ülkesine kavuşsun."
Elindeki dumanları aniden bedenime atarken son hissettiğim kapanan gözlerimle birlikte, birinin kollarına yığılan bedenimdi. Gerisi koca bir karanlık. Üç haftalık bir karanlık...
******************
Meridies ülkesi
Suhan Ahkan Deriz'in evinde büyük bir parti vardı.
Bugün onun doğum günüydü ve arkadaşları bunu kutluyordu. Bu parti fikri Şule'den çıkmıştı. Haftalardır bunun için uğraşıyordu. Ülkedeki çoğu kişi şu an burada eğleniyordu.
Suhan ise bir yabancıymış gibi kendi doğum günü partisini izliyordu. Gözleri iyice kanlanmış, delirme evresine girmişti. Defne'yi buraya getirememek onu delirtiyordu ve oldukça sinirliydi.
Bugün tam üç ay olmuştu. Defne Karan gideli kocaman üç ay. Ve Cemre bu üç ayda iyice kötüleşmişti. Artık resmen bir ruh gibiydi. Dış dünya ile olan bütün bağları kesilmiş, zihninde olan o kötü anıda saplantılı kalmıştı.
Yüksek müzik, herkesin elinde bir kadeh ve şık elbiseler... Meridies ülkesi bu gece bayram yapıyorlardı, her şeyin kötüye gideceğini bilmeden eğleniyorlardı.
Defne Karan bir haftadır bu ülkedeydi.
Üç hafta yolculuk, bir haftada burada gizli duruyorlardı. Kimsenin ruhu duymadan tüm planlarını devreye sokmuş, en iyi zamanı bekliyordu.
Suhan şık takım elbisesinin içinde ifadesizce karşıya bakarken omuzunda hissettiği el ile başını yana çevirdi. Şule ona eriyen gözlerle bakıyordu. O Suhan'ın yakışıklılığı için resmen ölüyordu. Şule, Suhan'a takıntılıydı.
Suhan yine önüne döndü fakat Şule'den bir kaç adım uzaklaştı. Şule buna bozulurken o da Suhan gibi karşıya baktı ve yüksek müziğin içinde bağırarak konuştu. Müzik denilende üç adamın davullar vurarak tutturduğu ritimdi.
"Doğum günü adamı sensin! Hadi, bir dans edelim."
Suhan ona ters bakışlar attı. Son üç aydır pimi çekilmiş bomba gibi dolanıyordu. Her an herkese batlayabilirdi. Şule onun bu bakışlarına bile erirken Suhan mesafeli sesiyle konuştu.
"Havamda değilim, konuşmaya devam edeceksen buradan git."
Şule alınıp başını eğdi. Suhan ona azıcık iyi davransa, Şule kapılarını sona kadar açardı.
Parti durmazken Kazar çılgınca dans ediyordu. Abisinin varlığı, onun en büyük armağanıydı. Kazar abisini herkesden çok seviyordu. O ve abisi birbirlerine ölümüne bağlıydı.
Ösar, Sipah ve Delen üst katta kardeş ekipin yanındaydılar. Cemre yine transta, Eliz yorgunluktan uyuya kalmış, Malaz ve Kara ise dövülmekten bayılmıştı. Elfida da herkese sövüyordu.
Eda, Nira'nın yanında onunla uyuyordu. Nira ağlayıp Defne'yi soruyordu ve Eda o ağlamasın diye onunla yatıyordu. Kızı zorla uyutmuşlardı.
Herkes gülüp eğlendiği esnada etraftaki müzik sesini bir çığlık böldü. Adamın çığlığına karşı herkes bağırırken davul çalan orkestracılar da durdu. Hepsi susmuş, nefes almaya çalışan adama bakıyorlardı. Suhan merakla kadehini masaya koyup adama ilerlerken yaşlı adam başını kaldırdı ve etraftaki kişilere endişeli gözlerle baktı.
Kuruyan boğazını ıslattı ve ardından herkesin duyabilmesi için yüksek sesle konuştu.
"Kral... Kral'ımız sokak ortasında bağlı ve başında lanetli olan kadın var! Lanetli her yeri yakmış! Çabuk olun çünkü ülkemiz yanıyor!"
Herkes afallerken Suhan'ın dudaklarında bilmiş bir sırıtma oldu. İşte şimdi keyfi yerine gelmişti. Üç ay sonra ilk defa mutlu ve huzurluydu. Kimseyi umursamadan birkaç adım atmıştıki adamın tekrar konuşmasıyla adımları kesildi.
"O orusbu karı ülkeyi yok edecek! Arkadaşlarını öldürdük diye bizi öldürecek! O fahişe ölmeli, lanetli ölmeli!"
Suhan gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Etraftaki çoğu kişi ona dönmüştü. Adam ise olayın farkında olmadan konuşmaya devam etti.
"Onu da arkadaşları ile öldürmeliydik! Başımıza lanetli gibi geldi sahiden. Ve o piç Ka-"
Adamın sözlerini kesen onun üzerine hızla yürüyüp yumruğunu yüzüne geçiren Suhan oldu.
Etraftaki insanlar çığlık atıp gerilerken Suhan yerde yatan adamın yüzüne bir tane daha yumruk attı.
Öfkelenmişti.
Her ne olursa olsun Defne onun karısıydı ve herkes bunu böyle biliyordu. Durum böyle iken kimse karısına laf edemezdi.
Ve Suhan her şeyden önce farklı bir şeyle ilgileniyordu.
Bu pislik adam, bir kadını aşşağılamıştı.
Suhan yerdeki adamın üzerinde, ona yumruklar atarken Kazar aceleyle abisinin kolunu kavradı ve onu çekmeye çalıştı.
"Lan... Abi adam ölecek!"
Suhan kendine gelemiyor gibiydi. Çenesi seğirmiş, şakaklarındaki damarlar belirginleşmişti.
Yumruk yaptığı eliyle tekrar vurduğu esnada Kazar onu zorla çekti. Suhan aldığı derin nefesle tekrar adama ilerlemiştiki Kazar sinirle bir küfür savurdu.
Şimdi yaoacağı için kendinden utanç duyuyordu.
Gözleri etrafı taradı. Kimsenin ona bakmadığından emin olduğunda elini alnına attı. Bedeninide abisinin kucağına doğru bırakırken dramatik bir şekilde konuştu.
"Abi... Abi karnım..."
Suhan kucağına düşen kardeşine afallayarak bakarken bir kaç kişi yerdeki adamı kaldırıyordu.
Suhan panikle Kazar'ın yüzüne elini koydu.
"Ne oldu? Neresi ağrıyor?"
Kazar bu durum karşısında yüzünü buruştururken yerdeki adamı götürdüklerini gördü. Herkes onlara bakarken Kazar abisine baktı ve kimsenin duyamayacağı şekilde fısıldadı.
"Şaka şaka lan. Gül diyeydi abi!"
Suhan başta anlamadı. Kazar ona otuz iki diş sırıtınca sinirle kaşlarını çattı ve onu kucağından ittirdi.
"Şerefsiz... Bir daha sana inanırsam ne olayım!"
Kazar yine sırıttı ve belindeki silahı kontrol ettikten sonra abisinin yanına yerleşti.
"Neyse, hadi gidelim de yengemi alalım."
İşte şuan keyfi yerine geldi Suhan'ın. O ve Kazar yürüyüp evden çıkarken gür sesi ile bağırdı.
"Karıma laf eden, belasını benden bulur. Hepiniz ağzınızı toplayın!"
İnsanlar ondan korkuyordu. Kimse bir şey demezken o ve kardeşi evden çıktılar. Kapıdaki korumaları alıp yola koyuldu.
Defne de sabırsızca Suhan Ahkan Deriz'i bekliyordu.
