3. bölüm · İHANETİN DALGALARINDA
2:Bölüm
Hayatta bazen hiçbirşeyi sorgulamadan yaparım.Çünkü bana göre hayat kafa yoracağım kadar değerli değil.Neden yaşıyordum? Kendime bu soruyu asla sormamıştım.Ama son günlerde bu soruyu iyice düşünüp bir cevap bulmuştum.
Ben arkadaşlarım için,ailem gibi gördüğüm insanlar için yaşıyormuşum.
Şuan içinde bulunduğum durum ise içler acısıydı.Yağmur yeniden tüm şiddetiyle yağmaya başlamıştı.Omuzumdaki mermi hala içindeyken bilincimin kapandığını hissedebiliyordum.
Altında bulunduğum ve sırtımı yasladığım ağaç beni koruyamıyordu yağmurdan.Elim omuzumdayken bilincim giderek kayboluyordu.
O insanları gördüğüm gibi arkama bile bakmadan kaçmıştım.Ve gücüm tükendiğinde ağacın altına çökmüştüm.Vücudumun herbiryeri titriyordu sanki.Ordan kaçmıştım ama içlerinden birinin beni gördüğünü görmüştüm.
Dudaklarım susuzluktan kurumuşken omzumdaki elim kucağıma düştü ve kapanan gözlerimle bilincimde kapandı.
Arkadaşlarımı kurtarmam gerekiyordu.Onları bulmam lazımdı çünkü ailemi kaybedemezdim.Hayattaki yaşama sebebim olan o kişileri kaybedemezdim.Eğer birgün öleceksem bile sadece onlar için yaşamaya çabalardım.
**************
Vücudumda keskin bir sızı vardı.Sanki her zerrem acıyor gibiydi.Bilincim şuan ne olduğunu kestirmezken kulağıma uğultulu sesler ilişiyordu.Vücudum üşüyordu ama ben tepki veremiyordum.Uğultular artarken ne olduğunu sorgulamaya başladım.Tam o an bir el alnıma değdi.Sıcak ellerdi.Konuşmaları net seçemezken bir kadın sesi "Umarım ölür"dedi.
Neden böyle dedi?Bu kimdi ve ben neredeydim?!Bilincim son anları hatırlarken yaralı olduğumu ve en son bir ağacın altında olduğumu hatırladım.Sesler netleştirken alnımdaki el kalktı.Aynı kadın sesi "Bizene!Öldürelim işte!"dediğinde başka biri konuştu bu sefer."Abart Şule.Kim olduğunu bilmiyoruz bu güzel ablamın ama bence yanımızda kalabilir"Sesi hafif ve hoş bir erkek sesiydi.
Konuşmalar çoğalırken sert ve bana kaba gelen bir erkek sesi kulaklarıma ilişti.
"Şule hariç herkes derhal çıksın!"
Sesi de amma kaba bunun.Kirpiklerimi bile aralayamazken uğultular giderek azalıyordu.En sonunda hiç ses çıkmayınca gözlerim zorlukla aralandı.
İlk bakıştığım şey beyaz bir tavandı.Üzerimde hissettiğim hafif şeyle kaşlarım çatıldı.İçeride iki kişi arkamda durmuş konuşurken gözlerim üzerime kaydı ve hafif doğruldum.Gördüğüm manzara ise benim için dehşetti.
Yataktan kalkarak "Ananı sikim!"diye bağırdım.Normalde küfür etmezdim ama kendime bakınca sinirlerim artıyordu.
Üzerimde hiçbirşey yoktu,sadece beyaz bir çarşaf vardı ve buda sararmıştı.Ayrıca kanlı ve pisti.Midem kalkmıştı.
Bedenime sarılan çarşafı daha sıkı kavrarken arkamda kalan ikiliye döndüm.Dönmemle gördüğüm adam ile şok oldum.Bu o gece gördüğüm adamdı.Saçları kumraldı ve sert bir yüz yapısına sahipti.Koyu kahve gözleri bana odaklanmıştı.Gözlerinde anlamlandıramadığım bir nefret ve sanki...Tiksinmişlik vardı.
Ona bakarken "Kim beni soydu?!"diye bağırdım.
Bu yaşıma kadar kimse beni çıplak görmemişti.Annem ve doktorumu saymıyorum.
Sinirle ikisine bakarken Şule olan kadın elindeki silahı bana doğrulttu.Sarışın bir kadındı ve elaları bana nefretle bakıyordu.
"Bana bak sümsük!Seni öldürmemek için zor duruyorum kaşınma!"
Sümsük?
Banamı dedi o?
Alayla "Sümsük anandır"dedim.İkisi şok ile bana bakarken gözüm kenarda duran kıyafetlerime kaydı.Aceleyle oraya yürüyüp kotumu bacaklarımdan geçirdim.Çarşafı arkama dönüp yere atarken onlar sırtımla bakışıyordu.Aceleyle yerde duran kanlı atletimide giydim.Omuzum sargılıydı.Vücudum hala üşürken başımda keskin bir ağrı vardı.
Arkamda kalan ikiliye dönerek "Neredeyim ben?"diye sordum.
Şule silahını indirirken yanındaki adama bakarak "Onu senmi öldürürsün Suhan yoksa benmi?"diye sordu.
Denemekle kalırlardı.
Aklıma gelen isimle kahkaha attım.İkisi deliymişim gibi bana bakarken içimde onlara karşı bir nefret vardı.Alayla Suhan'a baktım.
"Allah aşkına sen nerelisin?Ğ harfini hangi dahi h harfine çeviripte harflerle oynayıp soğan sebzesini bir isim yapmış?"
Sinirle kaşlarını çattı.Vücudu epey heybetliydi ve bence korkunç gözüküyordu.Ama ayrı bir yakışıklılığıda vardı.Sinirle bana gelirken kolumu tutup içinde bulunduğumuz odanın kapısını açtı.Villamıydı burası?Kolumu ondan çekip yüzüne baktım.
İşaret parmağımı ona sallarken "Birdaha o pis elin tenime değmesin soğan bey!"dedim.
Soğan bey olmadı sanki.
Kaşları dahada çatılırken birkaç insan bize bakıyordu.Ama bu insanlar biraz tuhaftı.Kadınlar eski dönemlere ait elbiseler giymişti.Bellerinde ise korseler vardı.Hepsinin saçları topuzdu ve çok güzellerdi.Erkekler ise beyaz gömlek ve siyah pantolon giymişlerdi.
Soğan da bronz tenini ortaya seren beyaz gömlek giymişti.Beyaz gömleğinin ilk üç düğmesi açıktı.Altınada siyah kumaş pantolan giymişti.
Beni gören erkekler silahlarını bana çekerken kadınlar hayranlıkla bacaklarımı süzüyordu.
Soğuktan donarken Soğan herkese bakarak gür sesiyle konuştu."Bu kadın an itibariyle gemimizde bizimle yolculuk yapıcak ve kimse onunla konuşmayacak!"dedi.
Ne?Gemi mi?Dehşetle etrafıma baktım.Bulunduğum oda kocaman ve ferahtı.Burası nasıl gemi olabilirdi.
Onlara bakarken "Burası neresi ve siz kimsiniz?"diye sordum.
Hepsi bana boş boş bakarken aralarından biri "Ne abarttın bacım sende!Seni bulduğumuzda ölüyordun bizde insanlık edip aldık işte!"diye isyan etti.Bu adam benden birkaç yaş büyük gösterirken koyu gözleri nefretle yüzümde dolanıyordu.
Odada daha önce duyduğum hoş ses ona bakarken "Sakin ol Sipah.Abla birşey bilmiyor ve yaralı"dedi.Benden küçük gösteriyordu.Kehribar gözleri ve sarı saçlarıyla yumuşak yüz hatlarına sahipti.Burada bana nefretle bakmayan tek kişiydi.
Sipah denilen adam sinirle giderken Şule arkamdan konuştu.
"Seni kurtardık nankörlük etme"
Alayla gülüp ona döndüm.
"Beni kurtarmanız size göre büyük bir şeref olmalı,sonuçta hergün birileri tarafından kurtarılıp bir avuç cahil toplumun arasında kalmıyorum"
Cahil dememdeki sebep burdaki bazı kadınların şortuma büyük hevesle bakmalarıydı.Sanki gözlerinde parıltı oluşuyordu ama onlar kollarını bile giydikleri elbiseyle kapatmışlardı.Erkeklerin işiydi.
Kadınlar şok ile bana bakarken Suhan belinden silahı çıkarttı.Silahın namlusunda ben vardım.
"Kim olduğunu söyle"
Rahatça ona baktım.
"Ben bir Occidens'liyim asıl siz kimsiniz?"
Arkamdaki hoş sesli erkek "Biz de Oriens yani doğuluyuz"diyince rahatlamıştım.
Oriens ve Occidens ülkeleri savaşlara katılmayan iki ülkeydi.Kendilerince yaşıyorlardı.
Onlara yalan söylemiştim Batılı olduğumu söylersem bana kolay kolay dokunmazlardı.
Bazen onlardan biri olmayı isterdim.Ama yaşadığın coğrafya kaderindir.Dünyamız sadece dört ülkeden oluşuyordu ve bu dört ülkeden iki ülke ölümüne birbirine nefret besliyordu.Bu savaşların ise biteceğini asla düşünmüyordum.
Herkesin yüzünde oluşan rahatlamayı görürken soğan silahını indirip arkamdaki çocuğa baktı.
"Kazar, onu asşağıya indir ve ben demeden asla çıkartma"
Sesi bile soğuktu.Ve ben de donuyordum!Şuan itiraz etmedim.Kazar yanıma gelip kulağıma fısıldadı.
Bu arada insanlar dağılıp işlerinin başına dönüyorlardı.
"Kendisi abim olur, serttir ama huyuna gitsen yumuşar"
Alayla gülüp ona baktım.
"Abinin huyuna gitmek gibi bir düşüncem yok Kazar"
O bozulurken yürümeye başladı.
Kimseye bakmadan peşinden ilerledim.Üşüyen bedenime kollarımı sararken kadınlar bana endişeyle bakıyordu.Ben ise onlara oldukça soğuk ve mesafeli...
Kazar kapıdan çıktığında buranın bir koridor olduğunu gördüm.Önümüzdeki koridorda kırmızı halı vardı.Sanki podyummuş gibi...Aklıma Cemre ve arkadaşlarım gelirken kalbimi delen birşey hissettim ama bunu gözlerime bile yansıtmadan yürümeye devam ettim.
Duvarlarda eski döneme ait tablolar ve kılıçlar vardı.Kazar bir aşşağı kata inince aklımdakini yapmak için doğru zaman olduğunu anladım.Etraf karanlıktı ve o önden yürürken beni farketmezdi bile.
Adımlarım sakince ona yöneldi.Boyun yöntemiyle onu bayıltabilirdim.Eğer bana sorun çıkarırsa tereddüt etmeden öldürürdüm.Tam dibine girdim.Karanlık koridorda yürürken kolumu kaldırdığım sırada saçımı kavrayan el ile refleksle arkamı dönüp yüzüne yumruğu geçirdim.
Saçım daha çok çekilirken burnuma sert ve hoş bir erkeksi koku geldi.Eli sıkıca saçımı kavrarken Kazar herşeyden habersiz yürüyordu.Dizimi bacak arasına geçirdiğim an saçım yolunurcasına çekildi ve dudaklarımdan acılı bir imleme duyuldu.Bir türlü bırakmıyordu saçımı!
Tam yüzüne bir yumruk daha atacaktımki yumruğumu havada kaptı ve tek eliyle iki bileğimi kavrayıp belimin arkasında birleştirdi.Göğüsüm ona çarparken karanlık gözlerini gördüm.
"Soğan?Hayırdır, benimi özledin?"
Dişlerini sıkarken öne doğru yürüdü.Ben de geriye giderken sırtım bir kapıya hızla çarptı.
"Ben olmasam Kazar'a ne yapıcaktın?!"
Rahatça omuz silktim.
"Bayıltıcaktım, işe yaramazsa öldü-"
Sözümü bitirmeme izin vermeden eli çenemi sıkarak havaya kaldırdı.Yüzü tam dibimdeyken sessizce "Senin bir aşşağılık Septentrio olduğunu biliyorum.Dua et de Oriens'e güvenle gidelim.Olurda aşşağılık ülken seni almak için bize saldırırsa o zaman seni gebertirim!"
Bilmesine şaşırmıştım, zekiydi.
"Bırakın o zaman beni!Gideyim işte, size de zararım olmamış olur!"
Eli çenemi dahada sıkarken burnu neredeyse burnuma değicekti.
"Ben aptal değilim.Seni ülkemde kullanmak varken, yürüme engelli olan kardeşime hizmetçi yapmak varken niye seni bırakayım?Ayrıca sen bizim kurtarıcımız oldun, ülkem bu aralar ekonomik sıkıntı çekiyor ve seni kullanıp ülkenden para alabilirim"
Ben bile bu kadar aşşağılık değildim.
Birşey dememe fırsat vermeden arkamdaki kapıyı açıp beni ittirdi.Yerimde sendelerken kapı kapanıp kilitlendi.Sinirle kapıya vurmaya başladım."Aptal!Sence beni kullanmana izin verirmiyim?Şunu unutma, ülkem size yardım etmesin diye canıma kıyacak kadar ileri giderim!"
Ses yoktu.
Ellerim kapıya vurmaktan tahriş olurken üşüyen bedenimi yere bıraktım.Etrafa göz attığımda burasının iğrenç bir depo olduğunu farkettim.Etrafta ışık yoktu.Sıkıntıyla nefesimi verirken kollarımı sıkıca titreyen bedenime doladım.Saçlarım yüzüme düşerken cenin pozisyonunda uzandım.Aklıma arkadaşlarım ve yaşadıklarım geldi.Göğüsüm sızlarken aklıma gelen kitaplarımla gözümden bir damla yaş aktı.Hepsi ıslanmış ve gitmişti.Gitarımda yoktu, deniz ise şuan bana huzur vermiyordu ve ben kendimi yarım hissediyordum.
Ne yapıcaktım?Burdan kurtulurum ama ya arkadaşlarıma geç kalırsam?Bu ihtimal beni deli gibi korkutuyordu.
Ayrıca Cemre ve Eliz ne yapıyordu şuan?Bana kız kızmışlardır, eminim.Haklılarda.Şuan ikisi için tek istediğim Cemre'nin mantıklı bir karar vermesi ve Eliz ile yurtdışına gitmesiydi.
Bedenim titremesini artırırken gözlerim kapanıyordu.Bilincimde kapanıyordu.Ve aklımda hâlâ arkadaşlarım vardı.Gözlerim artık tamamen kapanırken az ilerimde, hemen duvar dibinde bir karartı gördüm.İnsan vücuduydu ve sanki beni izliyordu.Ya da beynimin bir oyunuydu bu.Gözlerim kapanmıştı...
************
Fazlasıyla güzel bir gün geçiriyordum.
Annem, Babam ve Yusuf abimle birlikte evimizdeydik.Ben abimin sırtında kahkahalar atarken annem koltukta oturmuş elma soyuyordu.Gülerek bize bakarken babam da bizi telefonuyla videoya alıyordu.Abim dönerken ben boynuna daha sıkı sarılıp kahkahalarımı çogalttım.Babam ise yüzünde huzurlu tebessümle kamerayı kapatıp bizi izlemeye başladı.
"Abi!Du-dur!Karnım patlayacak gülmekten!"
13 yaşındaydım ve o hep olduğu gibi beni yine sırtında taşıyordu.Evde bile hep sırtında gezerdim.Bugün 1 temmuzdu, abimin 18 yaşına girdiği gün.
Beni koltuğa fırlatıp yanağıma sulu bir öpücük kondurdu.
"Hadi ben kaçtım, arkadaşlarla doğum günümü kutlayacağız"
Anne ve babamada sulu bir öpücük verip aceleyle çıktı.
Annem arkasından "Deli oğlan..."dedi kendi kendine.
Mutlu ve huzurluyduk işte.Bana kollarını açan babamın kollarına girip huzurla gözlerimi yumdum.
Aniden yüzüme atılan buz gibi suyla gözlerim aralandı.Beynim birkaç saniye olayı idrak edemezken karşımda bana sinirle bakan soğan ile olayı idrak ettim.Yüzüme atılan buz suyuyla ayılmıştım.
Ve ben rüyamda geçmişimden bir kesit görmüştüm.
Sinirle bana bakarken ayaklanıp yerdeki siyah ve kalın ceket ile bir bez parçasını yüzüme fırlattı.
"Bunlar ne?!"
Yüzümden düşen parçalara bakarken sinirle soludum.
Bu adamı kendi ellerimle öldürmezssem bana da Defne demesinler.
Islak saçlarımı yüzümden çekerken ayaklanıp karşısında durdum.
"Bir ceket ile bez parçası.Sen tahmin ettiğimden de salak-"
Cümlemi bitirmeme izin vermeden beni omuzlarımdan tutup duvara çarptı.
"Benimle oynama!Biri gece bu ıslak bezi alnına koyup ateşini düşürmüş ve ceketide üstüne örtmüştü!"
Şaşkınlıkla ona baktım.
Gece en son bilincimin kapandığını hatırlıyordum.Kim bunu yapmıştı?
"Ben nerden bileyim?Demek burda hayranlarım var"
Biri benimle ilgilenmişti.
Öfkeyle bana bakarken kolumdan tutup dışarı çıkarttı.Son anda yerden ceketi almıştım.Kolumu ondan çekip yanında yürüdüm.Üzerime kokusu çok hoş olan o ceketi giydim.Erkeksi bir kokuydu bu.
Şimdi akıllı olmalıydım.Bu gemi onlara aitti ve hakimiyet onlarındı.Bir şekilde burdan kurtulacaktım.Ülkemin insanlarının beni kurtarmaya çalışacaklarını biliyordum ama başkan buna izin vermezdi.Tek bir kişi için onca kişiyi feda etmezdi ve durduk yere Oriens ile düşman olmak istemezdi.Oraya gittiğimizde gizlice kaçabilirdim.Ama elbette önce şunlara bir güzel kim olduğumu öğretecektim.
Soğan bir merdivenden çıkarken peşinden çıktım.Gözüme çarpan ışıkla rahatlarken güneşi görmek beni mutlu etmişti.Geminin güvertesine gelmiştik.Fazlasıyla kalabalıktı.Deniz yine bana huzur vermezken ileride bir masa vardı.Masa okadar uzunduki sonunu göremiyorum bile.Gemi tahmin edemeyeceğim kadar büyüktü.
Kadınlar ve Erkekler masada oturuyorlardı.Hiç çocuk yokken hizmetli kadınlar masaya yemekleri taşıyorlardı.Hepsi kendi ülkesine ait kıyafetleri giymişlerdi.Kadınların çoğu yine bacağıma bakarken soğan yürüyüp masanın en başına oturdu.Onun oturmasıyla herkes yemeğe başlarken gemiyi gezmeye karar verdim.
Tam bir adım atmıştımki soğan arkamdan "Çabuk buraya gel ve zıkkımlan!"dedi.
Ben bunları öldürürdüm.Umursamazca yürümeye devam ettim.Yine birkaç adım attığım sırada Şule önümde dikildi.
"Suhan sana emir verdi ve sen-"
"Ne sen ne de soğan bana emir veremezsiniz."
Ağzı açılırken yanından geçip gittim.İnsanlar bana tuhaf gözlerle bakarken geminin korkuluklarına yanaştım.Deniz önümde dalga dalgayken yine içimi hüzün kapladı.Aklıma kitaplarım,gitarım,Mükremin ve arkadaşlarım geliyordu.Ağlama isteği ile dolarken kollarımı göğüsümde birleştirdim.
Cemre ve Eliz ne yapmıştı?
Arkadaşlarım nasıldı?Ben nasıl onları bulacaktım?İçimdeki umut azalıyordu çünkü arkadaşlarım muhtemelen Meridies'lerin eline geçmiş olmalıydı.İki ülke de aynı anda hareket ettiği için denizin ortasında buluşacaktı ve Meridies'ler iki hafta önceden yola çıkmıştı.Muhtemelen bu gün denk gelmiş olmalıydılar.Meridies'ler onları yaşatmazdı.
Sıkıntıyla nefesimi verirken ne kadar süredir burda olduğumu bilmiyordum ama güneş batıyordu.Esen havayla üstümdeki cekete daha sıkı sarılırken gözlerim durgunlaşan denizden ayrılmamıştı.
"Derhal uzaklaş pislik kadın!"
Duyduğum ses ile arkamı döndüm.Bir adam ile kadın tartışıyorlardı.Adamın belinde kılıç vardı.
Kadın korkuyla adama bakarken adam ateş saçan gözlerle ona bakıyordu.Diğerleri ise tiyatro izliyormuş gibi onları izliyordu.
Adam nefretle "Daha yemek yapmayı bile beceremiyor!Zaten sizin gideriniz anca yatakta var!"dedi.
Öfke damarlarımda kaynarken kadın korkuyla yerine sindi.Sarı saçları yüzüne dağılırken ela gözleri kızarmıştı.Adam onun susmasının verdiği sinirle tam elini kaldırmıştıki öne atılıp kalkan elini kavradım.
Benim yanımda bir kadını aşşağılayacaktı ve ben buna sessizmi kalıcaktım?
Bir bana birde tuttuğum eline bakarken tam dibine girip fısıldadım.
"Bir daha herhangi bir kadına elini kaldır ya da hakaret et..."Bileğini bükmemle inledi."O zaman yemin ederim tüm kemiklerini kırarım"
Bana öfkeyle bakarken eli boğazıma gitti.
"Seni fahişe!Önce altındaki şorta bak sonra beni yargıla!"
Belindeki kılıcı bir hışım çekip boğazına dayadım.Daha ne olduğunu anlamadan dizine attığım tekmeyle yere düşerken elimi ensesine koyup yüzünü yanlamasına yere yapıştırdım.Bileklerinden tutup sırtında birleştirerek harekte alanını kısıtladım.
"Bana fahişe diyen o dilini götüne sokar, burun deliğinden çıkarırım!"Küfür etmezdim ama bunlar beni buna mecbur bırakıyordu.Bana korkuyla bakan kadına bakarak "Buraya gel!"dedim.Panikle bana adımlarken herkes şok ile beni izliyordu.Fakat kadınların gözünde gördüğüm hayranlık herşeye bedeldi.Onlar susturulan kadınlardı.
Kadın bana korkuyla bakarken tam adamın dibindeydi.Kılıcı adamın ensesine dayadım.
"Şimdi derhal bu kadından ona hakaret ettiğin için özür dile!"
Etrafta sessizlik hakim olurken adam tükürük saçarak konuştu.
"Ölürümde siz ucuz kadınlardan özür di-"
Cümlesini yarıda kesen ensesine bir hışım vurduğum kılıçla yarı kesilen kafası oldu.Dediğim gibi, ben kalpsiz bir kadındım.
Yerden kalkarken adamın açık kalan gözlerine baktım.Yüzüme onun kanı sıçramışdı.Bana dehşetle bakan insanlara döndüm.Hepsi donmuş gibiydi.
"Gördünüzmü ne kadar da mert adam?Ölürüm de özür dilemem dedi, öldü de dilemedi."
Keyifle dudaklarım kıvrıldı.Kılıcını onun üzerine atarken tam dibimdeki kadın korkuyla bana bakıyordu.
Ve o ana bir ses yükseldi arkamdan.
"Abi!"
Arkamı döndüm.Şule ağlayarak abisine koşarak onun yanına çömeldi.
Arkasındanda birsürü kişi gelmişti.En öndede bana gözleriyle ateş atan soğan beyimiz vardı.
Yanımdaki kadın korkuyla kolumu tutup arkama geçerken kulağına "Geçti.Korkma artık"dedim fısıltıyla.Sesim ona yumuşak çıksada yüzüm betondu.Elaları bana acıyla bakarken yabancı bir adam "Ne oluyor burda?"diye sordu.
Ona döndüm.
Sarı saçları ve safir mavisi gözleriyle oldukça çekiciydi.Bana nefret ile bakmıyordu.Daha çok yüzünde gurur vardı sanki.Yanındaki soğan ve Sipah ise yine nefretle bakıyordu.
Şule çıldırmış gibi abisini sarsarken "Abi yalvarırım uyan!"diye bağırdı.
Az önce konuşan adama döndüm.
"Yerdeki adam bana karşı terbiyesizlik yaptığı için ona küçük bir ders verdim."
Adam kafasını sallarken Şule arkamdaki korkudan titreyen kadına baktı.
"Seni aptal!Sen mi yaptın yoksa?!"
Bir anda kalkıp kıza yürüyünce kızı iyice arkama aldım.
"Eğer ona karışırsan sonun abin gibi olur!"
Sözlerimle duraksadı.Gözlerimde bunu yapabileceğimin potansiyelini gördü.Yalan yok, yapardım.
Az önce konuşan adama dönerken "Ösar!Birşey yap, öldürelim onu!"dedi.
Ösar denilen adam rahatça omuz silkti.
"Abin de millete sarsıntılık yapmasaydı Şule"
Ösar yanıma gelince tam önümde durdu.Belinden çıkarttığı silahı elimi tutup avucuma koydu.
Şok ile ona bakarken "Kendini koruman için"diyerek göz kırptı.
Soğan sinirle "Ösar!Ne halt ediyorsun?"dedi.
Silahı belime yerleştirirken arkamdaki kadın yutkunarak "Teşekkür ederim" diye fısıldadı.
Birşey demedim.Düz suratımla soğana bakarken o da tam gelip karşımda durdu.Gözlerinde büyük bir imrenme varken yüz buruşturarak bana baktı.
"Şu kan seni dahada çirkin göstermiş.Yüzünü yıka da birşeye benze"
Alayla güldüm.
"Anan birşeye benzesin"
Etrafta ölüm sessizliği oldu.Ösar bile susarken Sipah dâhi afallamıştı.Kazar da bana nefret ve sinirle bakarken soğan kolumu sıkıca kavradı.Elimdeki silahı arkamda bana korkuyla bakan kadına vermiştim.
Soğan beni çekiştirirken bir alt kata indik.Parmakları bileğimi sıkıyordu.Az daha sabredecektim.Şuan o adamı öldürdüğüm için keyfim biraz da olsa yerindeydi.
Alt kattaki koridorda ilerlerken iki yol ayrımından sağa saptı.Burfa hiç oda yoktu.Koridorlar geniş ve ferahtı.Salon loş ışıkla aydınlanırken yine bir yöne saptı.Burdada hiç oda yok derken salonun en sonunda bir kapı vardı.Kapıyı cebinden çıkarttığı anahtarla açarken şakağındaki damar belirginleşmişti.Açtığı kapıdan içeri girerken benide çekerek yere savurdu ve kapıyı kilitleyerek kapattı.
Ben yerde dururken bir anda belinden çıkarttığı silahı alnıma dayadı.Dişlerini sıkıyordu.
"SEN NE HAKLA ANNEME LAF EDERSİN?!"
Çokta umurumda sanki.
Korkusuzca ona baktım.
"Ne dedim sanki?Anana laf ettik sadece"
Hırsla silahı yere atıp ayaklandı.Yumruğunu dolaba geçirirken yerden ayaklandım.
Beni öldürmesi gerekirdi.Elinden kanlar akarken gözlerindeki acı ile bana döndü.
"Anneme bir daha laf edersen yemin ederim seni öldürürüm çirkin yaratık!"
Silahını alıp odadan çıktı.Kapıyıda kilitlemişti.
Yaratık olabilirim ama çirkin değilim!
Yorgunlukla odaya bakındım.Onun odası olmalıydı.Büyük oda siyah renklerle döşenmişti.Odanın ortasında çift kişilik yatak vardı.
Üzerimdeki ceketi çıkartıp yatağın üstüne koydum.Üzerimdeki kan kokan atletide çıkarttım.Odada iki kapı vardı.Yavaş adımlarla ilerleyip kapılardan birini açtım.Tahmin ettiğim gibi bu oda giyinme odasıydı. Oda beyaz bir renkle döşenmişti ve ferahtı. Rahatça ilerleyip dolabın sürgülü kapağını açtım.
Beyaz gömlekten ibaretti. Ve en altta da siyah kumaş pantolonları vardı. Bu oda bile buram buram soğan kokuyordu, Yani Suhan. Elime gelen ilk gömleği aldım. Odadan çıkıp diğer kapıyı açtım. Burası da tahmin ettiğim gibi banyo çıkmıştı. Banyosuda ferah ve büyüktü. Bu adam nasıl bu kadar temiz olabilir?
Banyoya girip onun şampuanıyla bir saatlik duş aldım. Vücudum resmen gevşemiş gibiydi. Duştan sonra dolaptan temiz bir havlu bulup onu vücuduma sardım. Kenardaki beyaz gömleği alıp iç çamaşırsız üzerime giydim. Gömlek kalçalarımın hemen altında bitiyordu. Kirli kıyafetlerimi banyodaki çamaşır makinesine koydum ve bir saatliğine verdim.
Islak saçlarımla banyodan çıkıp odadaki koltuğa geçtim ve uzandım. Aklıma yine arkadaşlarım gelince burnumun direği sızladı. Bu gemiden kaçamazdım. Gemi Oriens ülkesine gittiği an bir şekilde ordan kaçıp Meridies ülkesine gidip arkadaşlarımı kurtaracaktım. Umarım hâlâ hayattadırlar.
***********
Uykum o kadar güzeldiki hiç uyanmak istemiyordum.Bedenim rahat koltukta iyice gevşemişti.Bilincim yarı açıkken kulağıma sesler gelmeye başladı. Ardından yine yüzüme çarpan soğuk su ile dehşetle gözlerim açıldı ve yerimden kalktım.
Burdan nefret ediyordum. Kesinlikle gün gelecekti ve ben bunlara kim olduğumu gösterecektim. Şans onlardayken iyi kullanmalıydılar. Çünkü şans bana gelince ben hiçbirine kesinlikle acımayacaktım.
Soğan nefretle bana bakarken üzerimdeki gömlek tamamen vücuduma yapışmıştı. Göğüslerim tamamen ince gömleğin kumaşından gözüküyordu.
"Birdaha benim odamda yatarsan senin mahvederim!Duydunmu?!"
Islak saçlarımı yüzümden çekerken tam dibine girdim. Okadar yaklaşmıştım ki göğüsüm onun göğüsüne deyiyordu.Boydan farkından dolayı parmak uçlarımda yükselip kulağına fısıldadım.
"O sesin bir daha bana yükselirse...Sana yemin ediyorum canını yakarım."
O anlamadı ama ben ne dediğimi çok iyi biliyordum. Zamanı gelicek, o da anlayacaktı.
O öfkeyle bana bakarken banyoya girip yıkanmış kıyafetlerimi çıkarttım. Gömleği hemen çıkarıp ıslak kıyafetlerimi üstüme giydim.
Odadan çıkıp ona bakmadan kapıyı açıp çıktım. Hava kararmış olmalıydı.Çünkü uyandığımda zaten öğlen gibiydi. Koridorda yürürken daha ne olduğunu anlamadan boynumda bir sızı hissettim.
Bedenim gerilerken bir vücuda çarptı. Elim boynuma gittiğinde arkamdaki beden beni kucağına aldı. Onu bulanık görüyordum ve yüzünde bir kar maskesi vardı.Burnuma gelen koku o kadar güzeldiki gözlerimi
zorla ona bakmak için açık tutmaya çalışıyordum. Ve bu koku üstümdeki ceket ile aynı kokuydu.
Bilincim onun kollarında kaybolurken alnımda titreyen dudaklarını hissetmiştim.
