2. bölüm / 15
İHANETİN DALGALARINDA1:Bölüm
Bölümler 15Şu an: 1:Bölüm
- 1 Giriş292 kelime
- 2 1:Bölüm4.730 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2:Bölüm2.902 kelime
- 4 3:Bölüm4.000 kelime
- 5 4:Bölüm4.064 kelime
- 6 5:Bölüm3.081 kelime
- 7 6:Bölüm3.381 kelime
- 8 7:Bölüm4.327 kelime
- 9 8:Bölüm3.074 kelime
- 10 9:Bölüm3.198 kelime
- 11 10:Bölüm3.386 kelime
- 12 11:Bölüm3.343 kelime
- 13 12:Bölüm3.370 kelime
- 14 13:Bölüm3.377 kelime
- 15 14:Bölüm3.116 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Herkesi sevmek zorunda değildim.
Ve bence herkese saygı duymak zorunda da değilim.
Saygı insan olana değil adam olana duyulur.
Mesela ben otobüste yaşlılara yer vermek zorunda da değildim.
İnsanlara tebessüm etmek zorunda da değildim.
Hayatımın çoğu döneminde asosyal olarak anıldım.
Dışarı çıkmazsam asosyalim.Soğuk biriysem asosyalim.
Kimseyle konuşmuyorsam asosyalim.
Halbuki ben sadece bendim.
Evet insanlara kolay kolay ısanamam.
Hatta neredeyse kimseyle konuşmam bile.Sadece canımı onlar için hiçe sayacağım beş kişi var.
Ben evde kitaplar ve gitarımla mutluydum.
Ben kendimle mutluydum.
Her insan birine güvenebilir.Ama benim ailemin ölümünden sonra güvendiğim insan sayısı bir elin beş parmağı kadar.
Çünkü geçmiş bende ihanet duygusunu çok iyi şekilde bırakmıştı.
Ailem beni herşeyden çok severdi.Ama öğrendiğim bir geçek ile hayat bana kötü sürpriz yapmıştı.Erken öğrendiğim gerçek sayesinde belkide onlardan nefret etmem gerekirken onlardan asla nefret etmemiştim.Onlar benim ailemdi çünkü.
Pişmanmıyım?
Hayır.
Pişman olacağım şeyler yapmazdım.
"Defne"
Adımı duymamla başımı sol tarafa çevirdim.
Zengindim.
Ailemin tüm serveti bana kalmıştı.
O para olmasa bile ben bir şekilde adımı herkese duyururdum ama insanlar bana param ile yükseldiğimi söyleyerek etrafımdaki cemiyette saygınlığımı düşürmeye çalışıyorlardı.
Ve etrafımda şuan saygı duyabileceğim kimse yoktu.
Bi' ben vardım.
Kendime olan saygım ise herşeyden değerliydi.
Kara bana heyecan ve mutlulukla bakıyordu.
Benim gözlerimde ise hiçbir duygu yoktu.
Onun mavileri parlarken benim kahvelerimde hiçbir parlama yoktu.
Siyah saçları özenle arkaya taranmıştı.
Üzerindeki siyah takım ile çekiciliği artmıştı.
Ben ise normal bir günmüş gibi sade bir siyah elbise giymiştim.
Koyu kahve saçlarım dalgalar halinde belimi kapatıyordu.
Bu geldiğimiz başkana ait olan sarayda bugün tarihin en büyük meridies avcısı ödülünü alıcaktım.
Meridies...
Latince'de Meridies Güney demek.
Ve ben bugün tek bir günde sadece 29 Meridies'i öldürmüştüm.
Tarihte cidden büyük başarı.
Yıl 2030 ve Meridies ile Septentrio iki düşman ülke.
Onlar Güney,biz Kuzey.
Meridies ve Septentrio ülkesi.
Güney ve Kuzey ülkesi.
Yıllar önce bir Meridies bir Septentrio ile savaşmış.
Ve Meridies'in kazanmasıyla Septentrio, Meridies ülkesine büyük saldırı düzenledi.
Ben çocuktum.
Sene o zaman 2020.
Henüz 14 yaşındayım.
Annem Alara Karan ve babam Ali Karan.
İkisi bu savaşa 19 yaşındaki abim Yusuf ile katılıyorlar.
Deniz'in ortasında aylarca bitmeyen bir savaş oluyor ve ben 6 ay sonra ailemin cesedinin denizde balıklara yem olduğunu öğreniyorum.
Sıcak bir yuvamız vardı.
Meridies'ler eğer o gün savaşın ortasında Septentrio'ları kandırıp barış teklif etmeseydi belki ailem yaşıyor olucaktı.
Bizim ülkenin kabul etmesiyle bir barış imzalanılıyor.
Septentrio'lar silahlarını attıkları an ise Meridies'ler gemileri patlatıyor.
Ve ben en büyük ihaneti ailemden yemiştim.
Ailem savaşa katılmadan 4 sene önce hayatının son günlerini yaşayan babaannem beni yanına çağırmıştı.
Gittiğimde ise söylediği şeyler yıkımım olmuştu.
Ben üvey çocukmuşum.
Son sözleri bu olmuştu.
Babaannem benden hep nefret ederdi.
Evlatlık olduğumu sadece ailem ve o biliyordu.
Bana evlatlık olduğumu büyük bir nefretle söyledikten sonra zaten ölmüştü.
Onun kocası da Meridies'ler tarafından öldürülmüştü.
Kara heyecanla "Çok heyecanlıyım"dedi.
Gözlerindeki parıltı kendini belli ediyordu.
Omuz silkerek şarabımdan bir yudum aldım.
"Ben değilim.Bitsede gitsem."
Kara benim için kardeşdende öte bir aile gibiydi.
Ailem öldüğünde ben lüks evimde tek başıma yaşarken o sokakta tek başınaydı.Ailesini savaşta kaybetmişti ve başkan ona sahip çıkmamıştı.
İnsanlara güvenmem.Ama o da bir çocuktu.
İlk ihanetimi 10 yaşında yaşamıştım.Ailem bana bu durumu en azından açıklamalıydı.Ben ise zaten açıklamalarını beklemiştim.
Kara benden 4 yaş büyük.
Yani 28 yaşında.
Kendisini yanıma aldım ve birlikte büyüdük.
Kalpsiz olabilirim ama vijdan küçük kırıntılarını hala içimde saklıyor.
Etrafta sahte gülüşler kısık melodi ile uyumluydu.
Saray olan bu yerde herkez sahte maske taşıyordu.
Sahneye nir adam çıkınca sesler kısıldı ve gözler onu buldu.
Adam beyaz saçlarını geriye atarken kalabalığa neşeli gözlerle baktı.
"Evet.Şimdi ise gecenin en büyük sürprizi geliyor"
Defne Karan.
Kara heyecanla yanımda kıpırdandı.
Sanki ben değilde o çıkıyor gibiydi sahneye.
Etraftaki birkaç göz bana dönmüştü bile.
Adam derin bir nefes aldı.
"Şimdi tarihin en büyük Meridies avcısı ödülünü alması için Defne Karan'ı sahneye davet ediyorum!"
Herkez gururla alkış tuttu.
Benim ise umurumda değildi pekte.
Tüm gözler bana odaklıyken umursamazca yürümeye başladım.
Her adımım özgüvenli fakat boştu.
İki gün önce sahilde tek başımayken 4 sandal görmüştüm.
Ülke Denizcilikten nefret ediyordu.Bu sebeple bizim ülkede denizlere bile yaklaşamazssın.
Ama ben denize aşık bir kızdım.
Dalgalarda kendimi bulurdum.
Gitarım ile sahilde şarkı söylemek mükemmeldi.
Ülkem biraz katıydı ama benim ülkemdi sonuçta.
Seviyordum.Ve ailemin canını verdiği ülkem adına can alıyordum.
Sandalları görür görmez boş olan sahilde saklanmıştım.
O gün ülkede festival olduğu için kimse dikkatli değildi tabi.
Onlar sahile yaklaşırken ben silahımla 21 kişiyi öldürmüştüm.
Keskin nişancıydım.
Fakat sorun şu ki sandaldan 7 kişi atlayıp kaçmıştı ve onlar şuan ülkemde saklanıyordu.
Meridies ile Septentrio arasında gemiyle toplam 2 aylık bir mesafe vardı.Bu sebeple yüzemeyecekleri için sahilden geri gitmiş ve bir yerde karaya çıkmışlardı.
Kayadan ötürü göremesemde buraya geldiklerini biliyordum.
Sahneye çıktığımda alkışlar arttı.
Yüzümde yalancı bir gurur ile adamın elindeki tacı aldım.
Elmaslardan oluşuyordu.
Ceketini ilikleyip önüme geçti.
Alttan bana bakarken "Hanımefendi,ben taka-"
"Gerek yok"
Tacı kafama taktım ve geri çekilip beni çeken kameramanlara poz verdim birkaç tane.
İnsanlar eski eğlencesine devam ederken işimin bitmesiyle sahneden adımladım.
Kafamdaki taç ile yürüyüp Kara'nın yanına geldim.
Gülümseyerek beni izlerken umursamzca tacı çıkartıp masaya koydum.
Başkan gelene kadar durmam lazımmış.
Ama durmayacaktım.
Kara'ya "Çıkıyorum"dedikten sonra birşey demesine fırsat tanımadan saraydan çıkmak için yürümeye başladım.
Terli bedenlerin arasından geçerek nihayet kapıdan çıktım.
Bahçede ferah bir nefes alırken çıkışa doğru yürüdüm.
Eve gidip gitar çalmak istiyordum.
Ruhumu müzik ile sakinleştiriyordum.
***************
1 Hafta Sonra
"Defne!Yılanın odanda ne işi var?!"
Gitarımı çalarken şuan etrafımda olan hiçbirşey umurumda değildi.
Yukarı da evcil hayvanım olan Mükremin ile Cemre'nin kavgaları bile beni gitarımdan alıkoyamazdı.
"Defne!Bu beni ısırıcak!"
Sıkıntılı bir nefes verip gözlerimi yumdum.
Geri açtığımda yukarı çıkan merdivenlere bakıp "Mükremin!Derhal yanıma gel!"diye seslendim.
Sadece beş saniye sonra merdivenlerden sürünerek gelen yılan ile dudaklarımda küçük bir tebessüm oluştu.
Yanıma gelip bacağıma çıkıp kucağıma ilişti.
Sarı bir yılandı.
Cemre homurtuyla merdivenlerden iniyordu.
Mükremin benim en yakın arkadaşımdı.
Kendisi ailem öldüğünde karşıma çıkmıştı.
Ailemin öldüğü akşam sahilde dalgınca otururken yanıma gelmiş,bana zarar vermek yerine kucağıma kıvrılıp uyumuştu.
Ben de onu alıp eve getirmiştim.O zamanlar kolum kadar bile değilken şu an bir metre uzunluğundaydı.
Hala incecikti.
Adını da Mükremin koymuştum.
Kız mı erkek mi olduğu belli değildi yılanımın.
Ben onun başını parmağımla okşarken Cemre koltuğun en ucuna oturdu.
Kollarını göğüsünde birleştirip bana ters bakışlar atıyordu.
Sarı saçları parlıyordu ve yeşil gözleri bana bir ormanı anımsatıyordu.
Boyu benden birkaç santim uzundu.
Kendisi bir mankendi.
İnce ve uzun bacaklarıyla cidden harika bir kadındı.
Benden 3 yaş büyük olmasına rağmen onunla asla aramızda soğuk bir ilişki olmamıştı.
Çoğu zaman arkasını ben topluyorum.
"Bakma öyle.Mükremin benim arkadaşım."
Gözlerini devirip arkasına yaslandı.
"Kızım köpek ya da kedi al.Yılan ne demek yaa?!"
Mükremin tıslayarak ona baktığında Cemre korkuyla geri çekildi.
Yüzünün reni atarken "Tamam Mükroş.Şakaydı"dediğinde kahkaha atmak istedim.
Mükremin kucağımda kıvrılırken Cemre ona çatık kaşlarla bakıp ayağa kalktı.
"Ben gidiyorum.Sen de şu gitarını bırakıp benimle gelirsen sevinirim"
Omuz silkerek gitarımı gösterdim.
"Sen Elfida ile git.Ben gitar çalıyorum"
Yüzünde üzüntü meydana gelirken birşey demeden arkasını dönüp gitti.
Dışarı çıkmayı pek sevmezdim.
Kalabalık ortamlardanda haz etmiyordum.
Ben yalnızlık kadınıyım.
Evimde kitaplar ve gitarımla mutluydum.
Bn onları anlıyordum.
Benim için üzüldeklerini görebiliyordum.
Onlar arkadaşının tıpkı diğerleri gibi dışarı çıkıp eğlenmesini istiyordu.
Ama ben istemiyordum.
Evlatlık olduğumu öğrendiğim an ihanet tüm bedeni sarmıştı.
Kimi için abartı gelebilirdi ama anlamıyorlardı.
Kimseye güvenmemişken bile ihanet bir şekilde beni bulmuştu.Şuan ise güvendiğim kişiler beş kişiden fazlası değildi.
Ailem bana söyler diye beklemiştim.
Ama onlar asla bana söylemedi.
En azından savaşa gittiklerinde söyleyebilirlerdi.
Gitarımı çalıp yukarı çıktım.
Gitar çalmaya da ilk ihanete uğramış olduğum zaman başlamıştım.
Gitar ile ruhum huzur buluyor gibiydi.
O yüzden gitarım benim için çok önemliydi.
Odama girip gitarı yatağa koydum ve duş almak için banyoya girdim.
Kısa ve rahatlatıcı bir duşun ardından üzerime giydiğim bornoz ile duştan çıktım.
Dolaptan siyah kalem eteğimi ve beyaz bluzumu alıp giyindim.
Ayağıma ise evde giymeye bayıldığım süslü ev terliklerimi giydim.
Saçlarımı tarayıp odamdan çıktım.
Terliklerimin koridorda çıkarttığı sesler çok hoşuma gidiyordu.
Merdivenlerden inerken evin kapısındaki Malaz ile bir an duraksadım.
Malaz ailemden kalan tek kişi olan Fuat amcamın oğluydu ve o buraya kolay kolay gelmezdi.
Sarışın bir beydi kendisi.
Üstünde beyaz tişörtü ve kot pantolonu ile sade gözükmek yerine yine çok yakışıklı gözüküyordu.
Beni farkedince adımlarım hızlandı.
Lacivert gözlerinde oluşan parıltıyı görebiliyordum.
Yanına gidip sıkıca sarıldım boynuna.
Kolları belimden tutup sıkıca sardı beni.
Malaz herkesden önce benim için en değerli kişiydi.
Faruk amcam aileminde katıldığı Meridies'ler ile yapılan savaşta yengem Aslı'yı kaybetmişti.
O zamandan beri içine kapanmıştı.
Malaz annesini kaybettiğinde 17 yaşındaydı.Ailemden kalan tek kişiler Malaz ve Faruk amcam.
Şuan ise Malaz 27 yaşında olmuştu.
Annesinin ölümünden beri gitmişti.
Üç veya dört senede bir kere tek gelirdi buraya.
Daha geçen sene buraya gelmesine rağmen yine gelmesine şaşırmıştım.
Saçıma öpücük kondurup benden ayrıldı.
Elimi tutup beni bir kere etrafımda döndürüp ıslık çaldı.
"Kardeşim be!Her gün daha da güzelleşiyorsun"
Tebessüm ettim.
"Hayırdır?Sen gelmezsin buralara"
Güldü.
"Başkan beni çağırdı.Yoksa iki sene sonra gelecektim zaten."
Meraklanmıştım.
Soru dolu gözlerle ona bakarken "Başkan niye seni çağırdı?"diye sordum.
Omuz silkerek ellerini ceplerine koydu.
"Bilmiyorum.İki gün sonra konsey toplanılcakmış.Beni de istiyor"
Neden?
Konsey neden toplanıyor?
Önemli birşey olmadıkça konsey toplanmazdı.
Kafamı salladım.
"Desene başkan ilk defa bir işe yaramış"
Güldük.
Ülkemi sevsem de başkanı sevmiyordum.
Ülke yönetiminde en büyük rolü o oynarken birşey bildiği yoktu.
Daha çok bataklığa sürüklüyordu ülkeyi.
Yanağımı öpüp geriledi.
"Şimdi gidip reisi göreyim.Akşam birlikte birşeyler yaparız"
"Olur"
Evden çıkarken arkasından baktım.
Başkan neden konsey toplantısı yapıcaktı?
Dalgınca mutfağa girip ocaktaki yemekten bir tabak alıp masaya oturdum.
Evim bir villaydı.
Burda tek başıma yaşıyordum.
Yemeğimi yerken aklımdaki soruları sonra düşünmek adına sildim.
Mutfaktan çıkıp odama girdim.
Üzerime paltomu giyinip öyle çıktım evden.
Havalar sıcak olsada akşam olduğu için serinleşiyordu.
Değişik bir iklimimiz vardı.
Gündüz sıcak.Akşam serin.
Bazı akşamlar yağmur bile yağıyordu.
Bahçedeki korumalarımdan biri arabama ilerlediğinde "Tek başıma gidiyorum"diyerek onu durdurdum.
Saygıyla geri çekilip yerine geçti.
Arabama binip çalıştırdım.
Nereye gideceğimi bilmiyordum.
Tek istediğim huzurlu bir yer olmasıydı.
Ve sanırım orayı bulmuştum.
*****************
Dalgın gözlerle karşımdaki denize bakıyordum.
Kendimi huzurlu bulduğum yerdeydim.
Deniz vardı burda.Deniz bana göre huzur demekti.Güneş batıyor,hava kararıyordu.İçimde ise anlamadığım sebepten ötürü bir kasvet vardı.Denizin dalgaları ayaklarıma vururken tebessüm ettim.
Kimse yoktu.Başkan denizi kesinlikle yasaklamıştı.Ama umurumda değildi.Şuan beni koyu bir telez görse muhtemelen beni başkanın önüne atıp hapishaneye attırmaya çalışırdı.
Bizim ülkede,ülkenin kurallarına fazla bağlı olan kişilere koyu telez deniliyordu.Denizcilik yasak olduğu için, geçenlerde bir çocuk denizde gizlice yüzerken koyu bir telez onu silahıyla vurmuştu.keşke o çocuğa değilde bana denk gelseydi.Ben de adamı bulup gerekeni yapmıştım.
Bizim ülkede herkes kendi hayatından sorumluydu.Biri ölmüşse bu sizi ilgilendirmezdi ama ben ilgilenirim.Masum bir çocuk ölürse ben onun kanını yerde bırakamazdım.Adamı bulup öldürmüş,hediye paketiyle sevgili başkanıma yollamıştım.Korkudan titrediğini gözlerimle görmüştüm.Kimse benim yaptığımı anlamamıştı.
Dertli bir nefes verip elimde olan taşı denize attım.
Taş sektirmeyi seviyordum.Tam yedi kere sekti.Zaferle gülümseyip yere oturdum.
Dalgaların sesiyle gözlerimi kapatıp kendimi herşeyden soyutladım.
Şuan sanki başka bir evrendeymiş gibi hissediyordum.Yada dünyada sadece ben varmışım gibi bir his oluşuyordu içimde.
Çalan telefonumu paltomdan çıkartıp açtım.
"Defne.Hadi akşam oldu.Bizimkileri çağırdık seni bekliyoruz.Benim evdeyiz."
Malaz herkesi evine toplamış anlaşılan.
Kafamı salladım.
"Geliyorum"
"Bu arada gelirken birşeyler al.Kara aldıklarını yolda Elfida ile yemiş"
"Tamam.Görüşürüz"
"Görüşürüz"
Ben,Kara,Malaz,Elfida,Cemre ve Eliz yakın arkadaştık.
Kara genellikle Malaz yanımızda olmadığı için tek erkek olsa da aramızda pekte sırıtmıyordu.Ben liseyi Cemre ve Eliz ile aynı sınıfta okumuştum.Eliz öğretmen,Cemre manken, aynı zamanda model olmuştu.Ben ise liseden sonra direk bana ait olan şirketin CEO'su olmuştum.Kara da benim o zamanlar özel korumam olmuştu.Açıkçası kimseye güvenip özel korumam yapamazdım.Kara Doğan şüphesiz en iyi korumaydı.
Yerden kalkıp arabama bindim.Birkaç saniye belimdeki silahla bakıştıktan sonra onu torpidoya koydum.Eve giderken yolda birkaç atıştırmalık aldım.Eğer almazssam Elfida ve Kara'nın başımın etini yemelerini kaldıramazdım.
İkisi tam bir oburdu.
Yeselerde kilo almıyorlardı.
Eğer evde bir atıştırmalık kaybolursa gözler ilk onları bulur,suçlu ise ikisi çıkardı.
Kapıdaki korumalar beni görmeleriyle demir kapıyı sonuna kadar açtılar.Arabamı bahçede durdurup indim.Evden çoktan bağırış sesleri geliyordu bile.Kapıyı açıp içeri girdim.
Kuzenimin evide benim evim gibi büyük ve görkemliydi.Direk salona yöneldim.Bizim ekip toplanmıştı.
Kara'nın deyişiyle 'Kardeş ekip'.
Malaz,Kara,Elfida,Cemre,Eliz ve ben.
Malaz ve Eliz kendilerince bir konuda sohpet ediyorlardı.Eliz tüm masumluğuyla Malaz'a birşey anlatıyordu.O en küçüğümüzdü.Ve çocuklara olan aşkından öğretmen olmuştu.Başkan kendi oğluna onu özel hoca olarak alıyordu bazen.Çünkü Eliz Kemer cidden küçük ülkemde konuşulan ve yüceltilen tek öğretmendi.23 yaşındaydı ve hayat aslında ona çok tecrübeler katmıştı.Kızıl saçlarını geriye itip sevimli tebessümüyle konuşmaya devam etti.Güzel ve kalbi fazla temiz bir kızdı.
Cemre herzaman olduğu gibi ayağında on santim topuklusuyla model yürüyüşü yapıyordu.Uzun ve beyaz bacakları ortadayken aşırı derecede seksi ve havalı duruyordu.
Elfida ve Kara ise koltukta tepiniyorlardı.Elfida elindeki cips paketini sıkıca tutarken Kara zorla çekmeye çalışıyordu.Elfida geceyi bile kıskandıran siyah saçlara sahipti.Siyah gözleri belki bir başkasında ürkütücü duracakken onun pamuk gibi beyaz teninde güzel duruyordu.
Kendisi işine aşık bir askerdi.İzin günlerini ise bizimle geçiriyordu.
Kıdemli üsteğmen Elfida Toprak.
Beni ilk farkeden Malaz oldu.İlerleyip koltuğa oturdum.Hepsi bana odaklanırken Cemre hala hayali kameralara poz verip,mimiklerini değiştiriyordu.Ülkede tanınan bir isimdi.O ülkemizin gözde modeli ve mankeni Cemre Alakuş. Mesleki deformasyon olarak birazdan hayali kameralara konuşup kapanış yapacağını hepimiz biliyorduk.
Birbirimizi tanıyorduk.
Kara elimdekileri hızla kaparken Elfida kendi elindeki cips ile meşguldü.Koltukta rahat bir konum alırken Malaz beni kolunun altına aldı.Başım göğüsüne yaslıyken "Açmısın?"diye sordu.
Benden bile çok beni düşünüyordu.
"Hayır.Yedim ben"
Yemedim ama aç değildim.Yemediğimi bilseydi zorla yedireceğinden şüphem yoktu.Kuzenimi tanıyordum.
Bana inanmayan bakışlar atarken gözlerimi farklı yöne çevirdim.Malaz gözlerimden doğruyu söyleyip söylemediğimi anlıyordu.
Cemre kameralarına gülümserken "Evet arkadaşlar.Farkındayım hakkımda bilgi edinmek istiyorsunuz.Ama birşey söyleyemem.Hepinizi seviyorum.Hoşçakalın"dedi ve el sallayıp öpücük yolladı.
Yanımıza gelirken Elfida "İki gün sonra iznim bitiyor"dedi.
Bundan şikayetçi gibi durmuyordu.Cemre gidip yanına oturdu.Kollarını göğüsünde bağlarken "Madem gidiyor,bugün güzel bir parti yapalım"diye konuştu.
Kara getirdiğim çekirdeği açarken kafasını salladı."Verelim, ama bu partinin sebebi onun gidişi şerefine olsun"Elfida sinirle ayağını uzatıp onun koluna vurdu.Kara acıyla inlerken Malaz "Ben hazırlıkları yapayım"diyerek ayaklandı.Eliz dudak büzerek yanıma yanaştı.Aşırı tatlı ve masumdu."Defne,siz içki içerken ben süt içeyim olurmu?"
Sorusuyla tebessüm edip onu kendime çektim."Olur.Hem Elfida da içki içmiyor"
Gülerek bana sokulurken Elfida havalı bir hareketle saçlarını omuzlarından geriye iteledi ve hepimize üstten baktı."Babalar kolaya sağdıktır"
Kendisi tam bir kola hastasıydı.Ağzına o ve Eliz asla içki sürmezdi.Eliz kola bile içmiyordu.Cemre ona kinayeyle baktı."Sende yakında kola şişesi gibi gezersin dağlarda"
Kara elindeki paketi bırakıp yağlı parmaklarını Cemre'nin saçlarına sürünce Cemre çığlık attı.Kara'yı öldürse hakkıdır.
Biz gelecek olanı bildiğimizden sabırla onları izlerken Cemre yerinden kalkıp Kara'nın üstüne atladı.Kara ondan kaçmaya çalışırken geri düşünce ise Cemre üstüne çıkıp etkisi bile olmayan yumruklarını onun omuzuna indirdi.
"Malmısın Kara?!Ben saçlarım yıpranmasın diye neler yapıyorum!Oldumu bu yaptığın?!"Kara onun ciddiyetini farkedince yutkundu."Özür dilerim be kızım.Valla bu kadar tepki göstereceğini bilmiyordum"
Cemre sinirle ayağa kalktı.Tam bir adım atmıştıki aniden durdu.Omuzlarını ve çenesini dikleştirip model yürüyüşü yapınca istemsizce güldüm.Bu kadın hep aynı.O havalı bir şekilde yanımızdan ayrılırken Kara ayaklandı."Ulan yeminle deli bu"Haklılık payı kesinlikle vardı.
Elfida koltukta yayılıp esnerken ayağı aniden yanımdaki Eliz'in ağzına çarptı.Eliz bunu bekliyormuş gibi ağlarken Elfida şok ile ona bakıyordu.Ben ise kıkırdadım.Eliz göğüsüme sokulurken onu sarıp kafasını göğüsüme yasladım."Tamam Eliz.Yanlışlıkla yaptı"Ağlaması artarken Kara ve Elfida yan yana oturdu.
Kara Elfida'ya yaklaşıp fısıldarken "Acaba ayağını ağzındamı bıraktın?"diye sordu ciddiyetle.
Elfida ise gözleri Eliz'deyken onu ciddiyetle yanıtladı.
"Ayağım ayağımda.Hayır yani ayağımda kokmuyorki"
Malaz elindekilerle odaya girdi.Eliz'i görünce anlam veremeden yanımıza geldi.Onun kolunu yavaşca tutup kendisine çekti.Eliz'in gözleri onu bulunca hızla sarıldı.
Malaz ve Eliz arasındaki bağ hepimizden güçlüydü.Eliz'e herşeyde tolerans gösteren tek kişi Malaz'dı.Malaz Eliz'in ailesi savaşta öldüğünden beri onunla daha da yakınlaşmıştı.Çünkü Eliz karanlıkta uyuyamıyorken Malaz onun başında uyumasını beklemişti.
İkisi arasındaki kardeşlik bağını bilmeyen yoktur.
Malaz onun kızıl saçlarını okşarken kulağına "Söyle Eliz,ne oldu?"diye fısıldadı.Eliz burnunu çekerken "Çocuklarımı özledim"dedi.Okul tatil olalı sadece 2 hafta olmuştu ve o öğrencilerini özlüyordu.Eliz şüphesiz aramızda en sadık olanımızdır.Biz canını yaksak bile bundan şikayetçi olmuyor.En zor zamanlarında biz yanında olduğumuz için bize fazla bir minnettarlık besliyordu.
Malaz gülerken saçına küçük bir buse kondurdu.
O sırada Kara yanındaki Elfida'ya sessizce "Ayağın sert diye ağzını kırdın sanırım"dediğini duyuyordum.Elfida çatık kaşlarla ayağına dokundu.Sonra ise doğrulup Kara'ya baktı."Dağlarda olamama rağmen ayaklarım pamuk gibi"
Kara göz devirirken Malaz "Hadi bahçedeki masaya"diyince ayaklandık.Eliz,Malaz'ın bir kolunun altındayken Malaz diğer kolunun altına Elfida'yı aldı.
Elfida ona mahcupça bakarken Eliz tebessüm edip önüne döndü.Ben arkalarından yürürken Kara da gelip beni kolunun altına aldı."Artık karar verdim.Ben de Eliz gibi olucam ve herkes beni de çok sevicek"
Göz devirdim.
"Sen zaten seviliyorsun"Omuz silkti."Bana ve Eliz'e aynı davranmıyorsunuz"
Şaka yaptığını anladığımda gülerek önüme döndüm.
Hep birlikte masaya geçip oturduk.Cemre de saçlarını yıkamıştı.O da yanımıza geldiğinde hep birlikte oturup sohpet etmeye başladık.Biz şarap içerken Elfida kola,Eliz ise muzlu süt içiyordu.Muzlu süte bayılırdı.
"Başkan beni de çağırıyor konseye"
Kara'nın söyledikleriyle şok içinde ona bakarken Cemre de şoktan ağzındaki içkiyi tam karşısında olan Malaz'ın yüzüne püskürtmüştü.
Elfida ve Kara kahkaha atarken biz Eliz ile kıkırdadık.Malaz sinirle yüzünü peçeteyle temizlerken "Çok sağol Cemre,sayende duş aldım"diyordu.
Cemre de güldüğünde odak noktam olan Kara'ya odaklandım."Başkan seni neden çağırıyor?"
Omuz silkerek arkasına yaslandı.
"Benim gibi yakışıklı birini konsey de yunan tanrısı gibi gösterecektir belkide"
Eliz yine gülerken biz homurdandık.
"Sendeki ve Defne'deki şu ego kimsede yok"
Malaz'ın söyledikleriyle yerimde dikleştim.
"Gerçekleri söylemekte suç olmuş.Fazla güzelim ve tabikide bununla övünmek hakkım"
Herkes gülerken Elfida ciddiyetle "Konsey en son savaşta toplanmıştı.Şimdi niye toplanıyor?"diye sordu.
Masada sessizlik oluşurken aklımdaki ihtimali öne sürmem gerektiğini farkettim.Masada eğilip hepsinin yüzüne baktım.
"Ya çok önemli birşey oldu.Ya da savaş olucak"
Eliz korkuyla yutkundu.
Elfida ise hızla yerinde dikleşti.
Cemre dünya yansa umurunda olmayan o kişi olarak rahatça sandalyesine yaslandı.
Cemre'nin başkandan nefret ettiğini bilmeyen yoktu.
Kara ve Malaz ise düşünceli bir şekilde masaya bakıyorlardı.
"Eğer öyle bir ihtimal olursa bizden kimse savaşmayacak"
Cemre beni onaylarcasına kafasını salladı.
"Evet.Gerek yok,biz kal-"
Elfida çatık kaşlarla ikimize baktı.
"Umurumdamı bu sizce?Savaş olursa en önde beni göreceksiniz haberiniz olsun!"
Ülkesine olan aşkını çok iyi biliyorum.
Cemre sinirle ona baktı.
"Bu ülke bizim için hiçbirşey yapmadı Elfida!Ve ben beni kollamayan bir ülke için arkadaşlarımı kaybedemem!"
Kara araya girerek "Savaş olursa burdan kaçıyoruz"dediğinde Malaz bu sefer karıştı.
"Kaçmayacağız,ülkemiz için ben savaşırım"
Cemre bir hışım ayağa kalktı.Dolu gözlerle Malaz ve Elfida'ya baktı.
"Anlamıyorsunuz!Ben sahip olduğum tek ailemide kaybetmek istemiyorum!"
Elfida ona pişmanlıkla bakarken Cemre arkasını dönüp gitti.Eliz ayağa kalkarak "Ben gidip onunla konuşayım"dedi ve peşinden ilerledi.
Onun gözlerindeki korkuyu görebiliyorduk.
O da gittiğinde Malaz sinirle yumruğunu masaya vurdu.
"Kahretsin,çok ileri gittik!"
Suçluluk hissiyle dirseklerini masaya koyu elleriyle yüzünü ovuşturdu.
Elimle hemen destek amaçlı kolunu tuttum.
Elfida çaresizce bize bakarken"Onu anlıyorum,ailesini ülkemiz sattı ama ben ülkemden vazgeçememki"dedi.
Kara dalgınca masaya bakarken "Ailesini ülke kurban etti,savaşmak istememesi normal"diyince Elfida suçlulukla kafasını eğdi.
5 sene önceydi bu olay.Ben ve Cemre evde otururken telefon gelmişti.Meridies'ler den iki kişiyi öldürmüştü ülke.
Ve bu kişiler Meridies ülkesinin başkanının karısı ve çocuğuydu.Bindikleri yat buraya sürüklenmişti.Buraya savaş açacaklarını bildirdiklerinde başkan takas önermişti.
Onlar iki kayıp verdi ve bizde iki kayıp verirsek konunun kapatılacağı öne sürüldü.
Başkan kabul ettiğinde ülkemin başkanı parti üyesine aday olan Cengiz amca ve Leyla teyzeyi kaçırtarak bir yata bindirmişti.
Cemre ile koşarak sahile geldiğimizde yat ufuktan kaybolmak üzereydi.
Hiçbirşey bana Cemre'nin o gün ki çığlığını ve yakarışlarını unutturamaz.
Bu savaşlardan sonra da artık deniz kesinlikle yasaklamıştı.
Dertli bir şekilde otururken Elfida ayağa kalktı.Ona sorgulayan gözlerle baktığımda "Annemi görmeye gidiyorum"dedi ve bahçede yürüyüp arabasına bindi.
Arabası bahçeden çıkarken dalgınca arkasından bakıyordum.
Aramızda ailesinden birileri kalan tek kişi Malaz ve Elfida.
Faruk amcam bana sahip çıkmıştı ama ben genellikle tek başıma büyümüştüm.Amcamın yeri bende ayrıydı.
Elfida'nın annesi Merve teyze de bize sahip çıkmıştı.Kocası ailemle çok iyi anlaşıyordu.Kocasıda ailemle katıldığı savaşta ölmüştü.
Bir süre sonra Kara ve Malaz da gidince tek başıma kaldım.
Düşünceli bir şekilde masaya bakıyordum.
Savaş olursa ne yapıcaktım?
Savaşırdım,ama kardeşlerim?Cemre ve Eliz?Eliz zaten asla istemiyordu ama biz savaşırsak yanımızda olacağından şüphem yoktu.Ve ben bunu istemiyordum.
Cemre'ye ise bunu yapamazdım.Kendisi itiraf etmesede biz savaşırsak tıpkı Eliz gibi yanımızda olucaktı.Elfida savaşmak istiyordu.Ülkesine hepimizden çok bağlı olan kişi şüphesiz Elfida.
Malaz da savaşırdı.Tabi eğer Eliz onu vazgeçirirse olabilir belki.Ama Elfida zaten kıdemli üsteğmendi.Aramızda en başarılı o olurdu.Kara'dan da ümidim vardı.
Kara dövüşte çok iyiydi.Ama ben?Çok iyi keskin nişancı olsamda birşey yapabileceğimi düşünmüyordum açıkçası.
Yorgunca ayağa kalktım.Genelde Malaz burdayken hep birlikte onun evinde kalır,eğlenirdik.
Eve girip ilk önce Cemre'nin odasının kapısını çaldım.Ses gelmeyince kapıyı araladım.
Cemre yatakta cenin pozisyonunda yatıyordu.Yanına gittim.Göz yaşları yanağında kurumuşken eğilip dudağımı yanaklarına bastırdım.Sonra da doğrulup üzerine pikeyi örttüm.
Odadan çıkıp Eliz'in odasına yaklaştım.Kapısı aralıktı.Kafamı içeriye uzattım.Yatakta oturmuş yere bakıyordu.Beni farkedince göz yaşlarını sildi.Gülümseyerek yanına yaklaştım.Bakışlarını kaçırınca ona sarıldım.
Anında ağlamaya başladı.Hıçkırarak ağlıyordu.
Bir süre öylece kaldık.Ağlamaları kesilince yatakta yanına uzandım.Işık açıktı çünkü o karanlıkta uyuyamıyordu.
Kollarını sıkıca bana sardı.
Savaş olursa içten içe birbirimizi kaybedeceğimizi biliyordum.Savaşlar acımasız oluyordu.İlla biri ölecekti ve ben bunu asla ama asla istemiyordum.
İki defa ailemi kaybedemezdim.Bunu kaldıramazdım.Gerekirse onlar için ölürdüm ama onlara birşey olmasına izin vermeyecektim.
*************
2 Gün Sonra
Konsey bugün olucaktı.
Akşamına başkan çağırdığı kişileri toplayacaktı.
Çok stresliyim.İçimde anlamsız bir kasvet vardı.
Savaş olursa ne yapacağıma karar vermiştim.Kesinlikle bizimkileri alıp gidiyordum.Birini bile kaybetme ihtimalini kaldıramazdım.Ülkem içinde elbette üzülüyordum ama arkadaşlarımı kaybetmeyi göze alamazdım.
Ülke neden bu halde hiçbir fikrim yoktu.Ülkem resmen yürüyen ceset gibiydi.İnsanlar savaşmak için yer arıyordu.Deniz kötüleniyordu.Oysa deniz benim için çok güzeldi.Huzur bulduğum yerdi.Başkan sarayda yaşarken bazı insanlar evsizlikten sokakta yatıyorlardı ama bu kimsenin umurunda olmuyordu.
Bu yüzden eğer savaşsamda bunu başkan için değil ülkem için yapardım.
Ellerim tellerin üzerinde gezinirken derin bir nefes aldım.
Şarkının son kelimesinin de ağzımdan çıkmasıyla son tele bastım.Derin bir nefes aldım.Gitarımı kenara koyarken önümdeki denize hüzünlü gözlerle bakıyordum.Tam önümde bana ait olan bir yat vardı ama ben denize açılamıyordum.Yasaktı çünkü.
Güneşin son ışıkları yüzüme vururken saçlarım ılık esen rüzgarla yüzüme savruluyordu.Üzerimdeki beyaz atlet ve kot şortum şuan beni ısıtmıyordu.Ayağıma ise dizlerime ulaşan bir çizme giymiştim.Çizmelerim bacağımı sıkıca sarıyordu.
Konsey toplanmıştı ve ben şuan sonucu bekliyordum.Toplanma nedenini bekliyordum.Savaş olursa direk gitmek için adamlarımı hazırlatmıştım bile.
Çalan telefonumla tüm düşüncelerimden sıyrılırken kalbimde büyük bir heyecan hissettim o an.Derin bir nefes aldım.Aldığım nefes ise boğazıma battı sanki.Titreyen parmaklarımı umursamadan cebimden telefonumu çıkarttım.
Faruk amcam arıyordu.
Yutkunarak telefonu açıp kulağıma yasladım.Yorgun bir nefes verdiğini duydum."Kızım,nasılsın?"Seside yaşı gereği yorgun çıkıyordu."İyiyim amca.Sen nasılsın?"Birkaç saniye konuşmadı.Sonra ise kulaklarıma ulaşan sesi fazla kısıktı."İyiyim kızım.Sen buraya gelsen olurmu?Seninle konuşmam lazım"Endişelenmiştim."Tamam amca.Geliyorum şimdi"Telefonu kapattı.
Ne oluyor?
İçimdeki kasvet artarken telefonu cebime koydum.Gitarımıda elime alıp yürümeye başladım.Az ilerideki arabama bindiğimde bizimkileri aradım ama açmadılar.Telaşla amcamın evine doğru gittim.
Yolda gördüğüm insanlar üzüntüyle ağlıyorlardı.Bazıları balkonuna çıkıp yaşlı gözlerle ileride gözüken denize bakarken,bazıları dertli bir halde kapılarında oturuyorlardı.
Amcamın evine geldiğimde arabadan indim.Cemre'nin arabasınıda burda görünce kaşlarım çatıldı.Cemre neden burdaydı?
Aceleci adımlarla eve yürüdüm.Evi herzamankinden daha sessizdi.Normalde etrafta en azından hizmetçiler olurken şuan ev fazla boştu.
Kapıyı açtığımda ilk işim olarak salona ilerledim.Yanılmamıştım,buradalardı.Amcam baş köşede oturuyordu.Hemen karşısındaki koltukta Cemre ve Eliz vardı.Eliz içli bir şekilde ağlarken Cemre sinirle salonda yürüyordu.
"Neler oluyor?"
Sesimi duymaları ile bana baktı hepsi.Amcamın yanına gidip elini öptüm ve alnıma koydum.Nemli gözlerle bana bakarken "Kızım...Çocuklar gitmiş"dediğinde yerimde dondum.Göz bebeklerimin bile titrediğini hissediyordum.Düşündüğüm şey olamaz değilmi?Hayır,bu kadar aptal ve sorumsuz değiller.
Amcama bakarken cevabını duymaktan o soruyu sordum.
"Nereye amca?"Düşündüğüm şeyse bile bana yalan söylesin istiyordum.Yaşlı gözlerindeki hüzün artarken başını eğdi.Hala aklımda olan seçeneğe ihtimal vermiyordum.Onun cevap vermeyeceğini anlayan Cemre sinirle konuştu.
"Meridies ülkesine gitmişler Defne!Başkan takas yaptırmış ve o üç aptal savaş çıkmasın diye gitmeyi kabul etmişler!"
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Neden takas yapıldı?"
Savaş çıkmasını bekliyordum,takas aklımın ucundan bile geçmemişti.Neden takas oldu?Kimi öldürdükki?
"Meridies ülkesinden altı kişi Septentrio da saklanıyormuş.Başkan o altı kişiyi bulamadığı için altı kişi gönderip takas önerdi.Kabul edilince altı kişi göndermek için konsey toplantısı yaptı.Kara,Malaz ve Elfida da kabul etmiş"
Eliz'in söyledikleriyle kaskatı kesildim.Takas olmuşsa kesinlikle öldürülürlerdi.Kara muhtemelen ikisini tek göndermemek için gitmişti.Düşünmeye fırsatım yoktu.Hala bir şansım olurdu belkide.
Eliz bana nemli gözlerle bakarken adımlarım geriledi.
Arkamdan geldiklerini bilsemde hızla yürüyüp arabama bindim.o yedi kişiden biri bir şekilde ülkesine gitmiş ve haber vermişti.Onları o gün öldürmeliydim.Onları denizde gördüğüm an hepsinin işlerini bitirmeliydim.Ama sonradan fazla umursamamıştım ve olan buydu!
Arabamı evime doğru sürdüm.Planımı yapmıştım.Eve gelince hızla arabadan inip eve yürüdüm.Soğuk esen rüzgar bedenimi titretsede umursamadım.Odama yöneldim.Mükremin yatakta kıvrılmıştı.Dolaptan paltomu üzerime geçirirken aynı zamanda iki silahımı aldım.Silahları belime yerleştirdim ve en altta olan çakıyı çizmemin içine koydum.İşimi garantilemek için bir biber gazını paltomun içine attım.Mantıklı hareket edemiyordum şuan.
Evden çıkarken kitaplarıma hüzünlü gözlerle baktım.Gözlerim bile dolmuştu.Tam yine gidicektimki derin bir nefes alıp arkamı döndüm.Dolaptan çıkarttığım büyük kolinin içine en sevdiğim 20 kitabı zorla tıkıştırıp koliyle aşşağıya inip arabamın bagajına koydum.Ardından mutfağa girip birkaç atıştırmalık ve su aldım.Onlarıda taşıyıp bagaja koydum.Korumalar bana anlamaz gözlerle bakıyordu.Onlara baktım."Birkaç güne gelirim.Geldiğimde Mükremin'i sağlıksız görmek istemiyorum"Hepsi uyarımla kafalarını salladılar.
Arabama binip çalıştırdım.Nereye gideceğimi biliyordum.Ve açıkçası çok kırgındım...
Bize söylemeden gitmeleri acıtmıştı.Ailem öldüğünde kendimi onlarda bulmuştum.
Sahile geldiğimde hava çoktan kararmıştı.Arabamdan inip bagajdan aldığım koli ile karşımdaki yata doğru ilerledim.Denizi çok seviyordum ve denizde olmak heyecanlanmamı sağlıyordu.Arkadaşlarım için gidiyordum.Eminimki Meridies'ler onları almaya gelirlerdi.Onlardan önce ulaşırsam belki arkadaşlarımı kurtarabilirdim.
Çalan telefonuma bakmadan yata bindim.Koliyi ve yiyecekleri köşeye koydum.Derin bir nefes alarak yattaki tuşlarda parmaklarımı gezdirdim.Birkaç tuşa bastım ve yat çalıştı.Heyecanla önümdeki denize baktım.Yat son hızda giderken yerime geçip koliden bir kitap aldım ve bu kitabımı 3.kez okumaya başladım.
Kitapları çok seviyordum.Beni gerçek dünyadan soyutluyorlardı.Hergün 300 sayfa okuyordum.Fazla değildi bana göre.
Üzerimdeki paltomu çıkarıp silahlarımıda üstüne koydum ve uzandım.Bir süre sonra ise uykuya dalmıştım.Denizin dalga sesleri beni mayıştırıyordu.
*************
İlahi bakış açısı
Daha yeni doğan güneş genç kızın yüzüne vuruyordu.Genç kız ise yıllar sonra içindeki huzurla uyumuştu.Tam iki haftadan fazla denizdeydi.Deniz Defne için çok şey ifade ediyordu.Deniz,kitaplar ve gitarı onun için gerçek huzurdu.
Defne Karan hayatı boyunca içinde hep bir boşlukla yaşayan kadındı.Anlamsızca kendisini yarım hissediyordu.Hayatında hep birşeyler eksikmiş gibi hissediyordu.Şimdi ise ailesini kaybetme korkusu içinde çığ gibi büyüyordu.
Yüzüne vuran güneş ışıkları ile gözlerini araladı.Bedeni uyuşmuş gibiydi.Yatı kontrol etmek için hızla kalktı.Tutulan boynuyla ağzından bir inleme çıkarken ayağa kalktı.Yat hala istediği konumda Meridies ülkesine doğru ilerliyordu.Yerdeki kitabı kolinin üstüne koyup denizi izlemeye başladı.Kulağına ilişen dalga sesleriyle dudakları kıvrıldı.
O denizin güzelliğine dalmışken arkasından gelen silah sesleriyle hızla kafasını eğdi.kurşunlar yata isabet ederken yerde sürünerek paltosunun üstündeki silahını aldı.Şuan kalbi hızla çarpıyordu.Yutkunarak kafasını oturduğu yerden ileri uzattı.
İki tane koyu telez yat ile ona yaklaşıyordu.Muhtemelen onu ya öldürecekler,ya da başkana götürüp hapse attıracaklardı.Defne Karan ise ikisinede razı değildi.Madem iki seçenek vardı,o zaman üçüncü seçeneği o kendi çıkaracaktı.
Adamları öldürecekti.
Defne derin soluklar eşliğinde kafasını uzatıp bir adamı vurdu.Adam alnına isabet eden kurşunla denize düşerken diğeri hız kesmeden ona ilerliyordu.Kafasını geri çekip kendini hazırladığı sırada kolinin üstündeki kitabının suya doğru kaydığını gördü.Bir an bile düşünmeden hızla ileriye atılıp kitabı geri çekti.Bu sırada omuzuna isabet eden kurşunla acıyla inledi.
Geri yerine geçerken kanlar akan omuzuna baktı.Kurşunu çıkarması gerekiyordu.Çaresizce omuzuna bakarken hırsla ayağa kalkıp yürüdü.Ona çok yaklaşan adam daha ne olduğunu anlamadan kafasından vurulup yere düştü.Defne ise vücudundaki yorgunluk ve vurulan omuzuyla dizlerinin üzerine düştü.Ağzından kanlar akarken titrek bir nefes çekti.Ayağa kalkmaya çalıştı fakat nafileydi.Başı yere düşerken gözünden bir damla yaş aktı.Arkadaşlarına geç kalma fikri onu resmen öldürüyordu.
****************
Hava Defne'nin içi gibi fırtınalıydı.Yağmur sel gibi boşalırken gökyüzü tamamen siyaha bürünmüştü.Dünden beri yatan kadın kulağına gelen şimşek sesleriyle gözlerini baygınca aralamaya çalıştı.Saçları ıslaktı ve yüzüne yapışmıştı.Bedeni kanların içindeydi.Zorlukla ayağa kalkıp kenardaki ıslak olan paltosunu omuzuna bastırdı.Gözleri etrafı bulanık görürken Defne ilk defa denize bakarak huzuru bulamadı.
Etrafı süzerken yatın rotasından çıktığını farketti.Yat önünde zorlukla seçebildiği kayalıkların arasında ilerliyordu.Panikle etrafa göz gezdirirken yağmurdan görebildiği kadarıyla ileride bir karartı farketti.Gözlerini kısıp daha iyi bakmaya çalıştığında bunun bir ada olduğunu farketti.
Yağmur azalırken rüzgar boş denizde uğultu çıkarıyordu.
Rüzgar sertçe esiyordu; dalgalar kayalıklara çarpıyor, köpükler gecenin karanlığında gümüş bir parıltı bırakıyordu. Defne Karan gözlerini kısıp ufku taradı, ama karanlık ve fırtınanın uğultusu neredeyse her şeyi gizliyordu. Her nefes bir mücadeleydi. Her nefes, hayatta kalmak için attığı bir adımdı.
Adanın silueti belirdiğinde, içinde garip bir karışım hissetti: rahatlama mı, yoksa daha büyük bir tehlikenin habercisi mi? Adada yalnız olduğunu düşündü; düşmanlarından uzak olduğunu sandı.Bu sadece basit bir yanılgıydı.
Yat yavaşlarken ayaklarını suya sokup karaya ilerledi.Kayalıkların arasından ilerlerken, dalgaların sesiyle kendi kalp atışını duydu. "Burada güvendeyim... ya da öyle sanıyorum," diye fısıldadı kendi kendine.Tamamen kana bulaşmış paltosunu suya attı.Kollarını sıkıca sardı, bedenini soğuktan ve rüzgârın ısıran keskinliğinden korumaya çalıştı.Her adımda ayağının altındaki çakıltaşlarına basarken çıkan cızırtı, şuanda olduğu durumu daha da boğucu hâle getiriyordu.
Ayağı karaya bastığında derin bir nefes aldı.Defne, adanın içlerine doğru ilerledikçe fark etti ki, burası düşündüğü kadar ıssız değildi. Hafif bir duman tütüyordu ağaçların ilerisinde.Uzaktan bakıldığında bir kamp ateşi gibi görünüyordu. Yine de sakinleşmedi. Her zaman dikkatliydi. İnsanlara güvenmezdi, çünkü güven çoğunlukla ihanetle sonuçlanmıştı.
Dikkatlice ilerlerken ileride yanan ateş ve kulağına gelen seslerle ağaçların arkasına gizlendi. Ay ışığı yaprakların arasından süzülüyor, Defne'nin yüzünü gölgelerle kaplıyor, tıpkı kendi ruhu gibi... Soğuk, mesafeli, kimseye açılmayan bir kabuk. Ateşin etrafında birkaç siluet fark etti. Tayfa mıydı? Düşman mı? Yoksa sadece buradaki başka bir grup insan mıydı?
Daha yakından bakmak için adımını atarken,ayağının altındaki taşlar hafifçe kaydı ve küçük bir çığlık gibi ses çıkardı. Defne dondu. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Gözlerini kısıp sessizce durdu. Siluetlerden biri kafasını kaldırıp ağaçlara doğru baktı; gözleri karanlıkta parladı. Defne nefesini tuttu, bir adım geri çekildi ve hızlı adımlarla yürüyüp saklanabileceği daha güvenli bir yer aradı.
Fırtına şiddetini artırmıştı. Rüzgârın uğultusu, dalgaların kayalara çarpmasıyla birleşince bir kaos senfonisi oluşturuyordu. Defne'nin aklından tek düşünce geçti: hayatta kalmak. Ne pahasına olursa olsun.Çünkü Kurtarması gereken arkadaşları vardı.
