29. bölüm · HERŞEY ÇOKTAN BITTİ
YAŞIYAN BİRİ DAHA
28. Bölüm
Sabah olduğunu ilk fark eden ben olmadım.
Beni uyandıran şey güneş değildi.
Bir sesti.
“Hâlâ… nefes alıyor.”
Bu cümleyi duyar duymaz gözlerimi açtım.
Ses Burak’ındı.
Hemen doğruldum.
Bacağım sızladı ama önemsemedim.
Sesin geldiği yere baktım.
Saffet yerde yatıyordu.
Üzeri ince bir montla örtülmüştü.
Yüzü solgundu ama…
göğsü hareket ediyordu.
Gerçekten.
Dün gece bunu bilerek uyumakla,
şimdi görmek arasında fark vardı.
Burak başucundaydı.
Gözlerini Saffet’ten ayırmıyordu.
Sanki bakmayı bırakırsa, nefes de duracakmış gibi.
“Bütün gece saydım,” dedi.
Bana değil, boşluğa konuşur gibiydi.
“Nefeslerini… saydım.”
Yanına çöktüm.
Ne diyeceğimi bilmiyordum.
Zaten doğru bir cümle yoktu.
“Suyumuz yok,” dedim sonunda.
Bu çok saçma bir şeydi ama…
aklıma gelen tek gerçek buydu.
Burak başını salladı.
“Biliyorum,” dedi.
“Ama bırakmam.”
Bu cümle içime işledi.
Çünkü bu bir söz değil, bir karar gibiydi.
Zeynep yanımıza geldi.
Durumu bir bakışta anladı.
“Bilinci yok,” dedi.
“ama yaşıyor.”
Bu “ama” kelimesi…
hem umut hem korkuydu.
Biraz sonra Saffet’in eli kıpırdadı.
Çok hafif.
Belki refleks.
Belki değil.
Burak eğildi.
“Saffet?” dedi.
Sesi titredi.
“Buradayım.”
Cevap gelmedi.
Ama Burak geri çekilmedi.
“Konuşmak zorunda değilsin,” dedi.
“Sadece… durma.”
Ben boğazımı yuttum.
Bu kadar basit bir isteğin,
bu kadar ağır olabileceğini bilmiyordum.
Bir süre sonra hepimiz etrafına toplandık.
Sessizce.
Kimse dokunmadı.
Saffet bir an yüzünü buruşturdu.
Kaşları çatıldı.
Acı mıydı, rüya mı… bilmiyorum.
“Canı acıyor,” dedi Esmanur fısıltıyla.
Burak başını salladı.
“Biliyorum,” dedi.
“Ama buradayım.”
O an şunu düşündüm:
İnsan bazen iyileştiremez.
Ama kalır.
Bu da bir şeydir.
Güneş biraz daha yükseldi.
Açlık kendini hatırlattı.
Susuzluk dudaklarımızı yaktı.
Ama kimse “gidelim” demedi.
Çünkü Saffet buradaydı.
Ve Burak…
buradan ayrılmayacaktı.
Yanlarına bir şey bırakmaya çalıştık.
Gölge.
Rüzgârı kesmek için taş.
Hiçbirimiz doktor değildik.
Ama yalnız değillerdi.
Bir ara Burak başını kaldırdı.
Gözleri benimkilerle buluştu.
“Öldü sandım,” dedi.
Bu sefer ağlamadı.
“Ama yaşadığına bak…
şimdi de korkuyorum.”
Bu çok tanıdık bir histi.
Umutla korkunun aynı anda var olması.
“Anlıyorum,” dedim.
Gerçekten anlıyordum.
Saffet bir kez daha nefes aldı.
Daha derin.
Hepimiz aynı anda fark ettik.
Kimse sevinmedi.
Ama içimizden bir şey…
yerine oturdu.
Hayat çok kırılgandı.
Ama buradaydı.
Ve biz…
bunu tutmaya çalışıyorduk.
