5. bölüm / 6
Hatırla4. Bölüm Cevap
Bölümler 6Şu an: 4. Bölüm Cevap
İyi Okumalar
Mira Özbek
Hayatta karşınıza bazı kişiler çıkar. Daha ilk anda size güven veren, kötü bir insan olmasının imkansız gibi gözüktüğü kişiler. Ve hayatta bazı anlar vardır. O kişi ile ilgili öngörülerinizin sadece tek bir cümleyle boşa çıktığı anlar.
Biliyorum, biliyorum çok klişe ve abartı bir giriş oldu. Sonuçta o henüz ismini dahil bilmediğim biri bana en fazla ne kadar güven verebilirdi ki? Ama… bilmiyorum, odaya girdiğinde içim ısınmıştı. Sanırım önceki hayatımdan tanıdığım ve güvendiğim biriydi. Ama bu imkansızdı öyle olsaydı hatırlardım değil mi?
Kendimi o çocuğu tanımadığıma inandırmaya çalışıyordum. Evet, evet kesinlikle yanlış duymuştum lise çağında birkaç farklı sevgilim olmuştu, hepsiyle o zamanlarda ayrılmıştık ama üniversitede eski sevgilim olmadığına emindim. Kendi düşüncelerime güldüm. Benim üniversitede bir sevgilim bile olmamıştı ki eski sevgilim nasıl olacaktı! Mümkün değildi.
“Niye gülüyorsun?” diye sordu Ceren. Sesinde gerçek bir merak vardı. “Şuan olayı yanlış kavradığıma kendimi inandırmaya çalışıyorum.” Dedim ve yeniden kahkaha attım. Sinirlerim bozulmuştu. Ceren ve henüz adını dahil bilmediğim utangaç çocuk biraz korkmuş, biraz da sorgulayan gözlerle beni izliyordu.
“Şeyyy… aslında kafa karışıklığın normal” dedi. Utangaç çocuk. Ceren ateş saçan gözlerle ona döndü. Çocuk biraz daha içine sindi “Ya-yani Ceren haklı aslında ama olaya farklı pencerelerden ba-“ sesi gitgide daha da kısılmış ve sonunda Ceren’in bakışından korktuğu için olsa gerek, lafı yarıda kalmıştı. “Ne farklı penceresi, sen neden bahsediyorsun Aras sen kim olarak gelip masum rolleri kestiğinin farkında mısın çık dışarı, be çık dışarı!” Diye parladı.
Ben normalde yüksek sesten etkilenen bi insan değildim, Ceren de sesini yükseltebilen ve insanlara bağırabilen bir insan değildi. Ama o narin kızın içinden bu ikilinin arasında her ne geçtiyse bir canavar çıkmıştı. Öyle bir bağırmıştı ki ben bile yerimden sıçramıştım. Ben bile diyorum çünkü adının Aras olduğunu az önce öğrendiğim çocuk korkudan değilse de utançtan yerin dibine girmişti ama neden utanmıştı ki, utanılacak ne yapmıştı.
Kapıya doğru yöneldi çıkmadan önce dönüp “Rahatsız ettiysem - ki sanırım fazlasıyla ettim- özür dilerim ama şunu bilin ki evet haklı olduğunuzu düşünüyorsunuz haklısınız da ama ben sizi anlayabiliyorum siz de beni anlamayı biraz denerseniz fazlasıyla hak vereceksiniz” dedi ve kapıyı kapattı.
— Sen ne yapıyorsun Ceren? Çocuk sadece beni merak etmiş ve eski sevgilim olmasına rağmen-ki onu da az önce senden öğrendim henüz algılayabilmiş bile değilim-medeni bir şekilde beni ziyarete gelmiş ve bu yıllarda gururunu hiçe sayıp eski sevgilisini hastane ziyaretine gelecek kaç kişi var ki? Ve sen onu yerin dibine soktun.
Ceren dizlerini birleştirip vücudunu büktü ve kendini yere salarak ağlamaya başladı.
— Anlamıyorsun! Sen hiçbir şeyi anlamıyorsun. Ne yaptıysam senin iyiliğin için yaptım. Bu süreçte neler çektiğimi bilmiyorsun! Haberini ilk aldığımda nasıl bir korku yaşadım sen tam 6 koca gün uyuduğunda saatlerce başında ağladım o günleri bilmiyorsun sen karşımda yemek serumlarıyla açlığını geçiştirirken gerçek yemekler yemenin verdiği vicdan azabını bilmiyorsun, o korkunç gecede ağrı kesici almak için kendim gitmeyip sizi gönderdiğim için yaşadığım vicdan azabını bilmiyorsun. Sen hiçbir şey bilmiyorsun!
Gerçekten suçlu hissetmedim desem yalan olurdu. Yine de bu durum onun Arası nasıl yerin dibine soktuğu gerçeğini değiştirmezdi.
— Şey, Ceren özür dilerim ama her ne kadar üzücü olsa da bu bahaneler o çocuğa bağırma hakkını vermez. O sadece kariyer planını yapan ve büyük ihtimalle gelecek kaygısı altında ezilmiş sıradan bir üniversiteli.
Artık ağlamasını durduramıyordu ya da kim bilir belki de günlerdir içine attıkları için ağlıyordu.
— Mira bunu bilmeye hakkın var söylemiştim o senin eski sevgilin Aras.
Bunu zaten biliyorsun ama bilmediğin şey şu ki siz hiç de öyle sandığın gibi sakince ayrılmadınız emin değilim sanırım kazadan 2-3 gün önceydi siz kavga etmiştiniz büyük bir dövüş olmadı ama sen arkanı dönüp “kendine gel ben gidiyorum” diyince seni kolundan tuttu ve kendine çekti o gün kolunda mosmor parmak izleri vardı ve o gün ayrıldınız o çok pişman olduğunu söyledi ama sen gelecekte daha büyük zararlar vermesinden korktuğun için kabul etmedin. Biliyorum kızacaksın ama bu dönemde sana böyle bir şeyi söyleyip strese girmene izin veremezdim. Ne yaptıysam senin için yaptım Mira bunu anlamalısın. Sol kolumu havaya kaldırdı ve üzerindeki lekeleri gösterdi. Evet büyük ölçüde geçmişti ama bu orada 5 mosmor parmak izi olduğu gerçeğini değiştirmiyordu.
— Ceren, ben… çok üzgünüm.
— Sorun değil Mira… sorun değil.
Öylece sarıldık, ikimiz de başka hiçbir şey düşünmedik sadece sarıldık.
…
Kapı çaldı. “Gel” diye bağırdım. Günlerdir aşina olduğum o kapı gıcırtısı ve ayak sesi…
-Yemeği sehpanın üzerine bırakabilirsin Aysel abla alırım ben oradan.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
-Beni de mi unuttun?
Bir an durdum. Kitaplarda, filmlerde karakter şaşırdığında ağzı açık kalır ve sevinçle bağırırdı. Ama bunların hepsi kurguydu gerçekte işler böyle yürümüyordu.
-Nasıl?
Tek söylediğim buydu. “Nasıl” aslında ne kadar basit bir kelimeydi ama şaşkınlığımı en iyi anlatan kesinlikle oydu.
Yavaşça arkamı döndüm. O sesin farklı birine ait olma ihtimali yoktu o sesi yanlış tanıma ihtimalim yoktu ama öyle olmalıydı.
— Selin?
Aslında soru sormuyordum. Onun Selin olduğuna emindim ama insan üniversite için Eskişehir’e geldiğinden beri İzmir’de -yani kilometrelerce uzakta- yaşayan, oturmuş bir düzeni olan ablasını görünce ister istemez gerçekliğini sorguluyor.
— Selin deme bana ablanım ben senin.
Gülüyordu, hala ikimizin de ergen gibi şakalaşabiliyor olması beni duygulandırmıştı belki de yaklaşık bir haftadır bu kadar kısıtlı hareket etmekten sıkılmıştım. Emin değilim.
— Ben de böyleyim be yapılabilecek bişey yok.
Gülerek yanıma koşup sıkıca sarıldı. Yaklaşık yarım saat havadan sudan konuştuk.
— Kızlar geliyor mu seni görmeye?
— Evet Asena, Tamay ve Yasemin sen gelmeden önce çıktılar. Ceren zaten yanımda kalıyor.
— Tamam da Sude nerede? Hani şu akyaz, çekik yeşil gözlü kız.
Ceren kapının önünde hemşirelerle konuşuyordu. Sesimi alçalttım.
— Ben de sana bunu soracaktım.Sude nerede?
— Sen bilmiyor musun?
— Hayır?
— Mira, Sude’nin halası kalp krizi geçirmiş. Günlerce yoğun bakımda kalmış üç gün önce öldü ve iki gün önce defnedildi.
Bir an gerçekliği sorguladım ağzımı açacaktım ki devam etti.
— Ceren’i suçlayamazsın o söylemek istedi ama doktorun bu dönemde stres olmamalı dedi.
Kandırılmış gibi hissediyordum.
— Sude’yle konuşmak istiyorum.
Tek kelime etmeden şefkatle gülümseyerek telefonunu uzattı. Telefonu alıp hızlıca Sude’yi aradım.
İkinci çalışta açtı.
— Sude!
— Mira, sonunda aramana izin vermişler!
— Evet, başınız sağolsun.
Sesi hüzünle doldu.
— Şimdi bu konuları konuşmaya gerek yok. Ama iyi haber şu ki ben bugün yola çıkıyorum yarın öğlen saatlerinde gelmiş olurum.
Ne hissedeceğimi bilemiyordum. Geleceği için çok sevinmiştim. Günlerdir hatta baygın olduğum zamanları da sayarsak haftalardır Sude’ye hasret kalmıştım. Öteki yandan halası öldüğü için gerçekten üzülmüştüm.
— Üzgünüm Sude gerçekten.
— Sen beni merak etme önemli olan şu ki birkaç gün sonra beraber olacağız.
Telefon kapandı.
…
Ablam gitmişti, saatlerdir boş boş televizyona bakıyordum. Ceren yoğun ısrarıma dayanamayıp yanımdaki koltukta uyuyakalmıştı. Kapı çaldı. Doktorum ve Aslı hanım içeri girdi onları ilk kez yan yana görüyordum. Merakla yattığım yerden doğruldum.
— Gözünüz aydın Mira Hanım taburcu olabilirsiniz.
Not: Bu bölümü diğer bölümlerden çok daha az düşündüm ve doğaçlama ilerlettim. Açıkçası pek içime sinmedi. Buraya kadar okuduysanız teşekkürler lütfen yorum yazın ve beğeni atın.
Ama iyi haber şu ki 5. Bölümde tempo çok belirgin şekilde artıyor. Umarım sevmişsinizdir.
Bölüm etkileşimi
