6. bölüm · Har
6
Sabah kahvemi yudumlarken bir yandan saçımı kurutuyordum. Derse geç kalmayı hiç sevmem. Sadece ders değil genel anlamda geç kalmayı sevmem.
Her şeye rağmen sanırım hayata geç kalıyordum. Yaşıyordum ama her gün birbirine benziyordu. Bulunduğum ortamlar söylediğim kelimeler hiçbir farkı yoktu sanki. Bir döngüye sıkışmıştım. Döngüden çıkmak istiyor muydum emin bile değilim. Bir konunun parçası olmak belki de hoşuma gidiyordu.
Ders için hazırlandığımda hızla çıktım. Doktorun verdiği takviyeleri içmeyi unutmadım. Hatta yanıma bile aldım. Otobüs okula varana kadar bir süre müzik dinlemek istedim. Kulaklığı kulağıma taktım ve yolu izlemeye başladım.
Ne düşündüğümü bile hatırlamıyorum. Ama beynim çok gürültülü olduğu için müzik açmayı bile unutmuştum. Bunu derse benimle yürüyen insanların konuşmasını rahat duyduğumda anladım.
Masalardan birine oturduğumda Yaren yanımda bitmişti. Şaşırmadım. Çünkü bu hafta sınavlardan önce ders işlenen son haftaydı. Benden not koparmak için atmayacağı takla kalmayacaktı. Ben de önünde sonunda ona notları verecektim.
Onun arkadaşlığını pek de hoş karşılamazdim. Sadece menfaat üzerine bir arkadaş. Ama eğer notlarımı vermezsem diğerlerine benim hakkımda yanlış şeyler der miydi?
Elalemi takmayan insanlara hayranlıkla bakarım genelde. Ben de elalemi görmezden gelmeyi çok isterdim. Ve bu final haftası bunu deneyeceğim.
Dersler akıp giderken Yaren sürekli sohbet konusu açmaya çalışıyordu. Kantine atıştırmalık almak için indiğimde yine konuşma başlatma çabasındaydı. Ondan başka arkadaşım olmadığı için sanki ona mecburmuşum gibi davranıyordu. Ama onu da arkadaş olarak göremiyordum.
"Çıkışta çalışmaya gidiyorsun değil mi ? Beni de götürsene. İş arkadaşlarınla tanışmak isterim. Tabi sen onları tanıyorsan tanıştırırsın."
Çocuk gibi laf sokmaya mı çalışıyordu bu ? Kahvemden bir yudum alıp konuştum. Sözlerimi doğru seçmeye çalışıyordum.
"Çok merak ediyorsan beni beklemeden gidebilirsin. Zaten bulması çok zor bir yer değil."
Açıkçası amacım onu kötü hissettirmek değildi. Sadece sürekli etrafımda not için gezmesi hoşuma gitmiyordu. Evet insanlarla tanışıp sohbet etme konusunda harika sayılmam. Ama Yaren kadar da kötü değildim sanırım.
"Ben senin tanıştırmanı istiyorum."
Başımla onayladım. "Bu kadar merak ediyorsun ve dönem sonuna kadar bekledin. Bayağı sabırlısın."
Yüzündeki gülüş başarının tebessümüydü. Benim işyerime gelip nasıl bir başarı elde edecekti bilmiyorum ama bu kadar görmek istiyorsa ondan saklayacak değildim.
Öğle vakti ders bittiğinde Yaren peşime takılmıştı. İş yerime otobüsle gidiyorduk. Bir süre sonra varmıştık.
Müşteri girişinde durduğumuzda ona baktım.
"Sen buradan gir içeri ben üzerimi değiştirip geliyorum."
Yaren başı ile onaylayıp içeri yürüdü. Personel girişine doğru ilerledim. Tolga dışarıda değildi. Belki de başka bir barista vardı bugün. Bir anlığına lezzetli bir kahve içme hevesim çöküntüye uğramıştı.
Personel odasında üzerime önlüğümü geçirdim. Saçlarımı da ensemde topuz yaptığımda daha hazır hissediyordum.
Yaren'in bana neden bu kadar takıntılı olduğunu düşünüyorum. Bu iş sadece not menfaati için olmamalı. Bence başka bir iş vardı.
Ön tarafa geçtiğimde Gizem ve Yaren sohbet ediyordu. Garsonların müşterilerle masalara oturması pek hoş karşılanmasa da Yaren Gizem'i karşısına oturtmaya çalışıyordu.
Gizem beni görünce Yaren'den biraz uzaklaştı.
"Hoş geldin Ayla! Biz tanıştık. Sınıf arkadaşınmış."
Başımla onayladım." Öyle evet. "
Yaren bir kahve sipariş etti. Sadece mekandan kovulmamaya çalışıyordu sanki. Ben siparişini ona verdikten sonra biraz sohbet etmeye çalışmıştı. Her ne kadar samimi davranmaya calışsam da hareketlerinin altında sürekli farklı bir anlam arıyordum. Gizem yanıma gelip Yaren'in duyacağı şekilde konuştu.
"Dün neden işe gelmediğini hala açıklamadın. Patron konuşmak istiyor. "
"Ben aslında aramıştım ama kimse açmadı o yüzden... Yani aslında evimde yangın..."
Gizem lafımı kesti. Kolumdan hafif çekerek yürüdü.
"Bana değil de ona anlat sen. Bir de Yaren'in yanında konuşuyorsun."
Bana değil de Yaren' e karşıydı sanki siniri. Bir süre beraber yönetim odalarına doğru yürüdük. Kapının önüne geldiğimizde konuştu.
"Yaren gidene kadar buralarda kal. Merakı geçince elbette gidecektir. Pek gözüm tutmadı onu. Ha bu arada! Bu iyiliğimin karşılığında dün neler yaşadın dinlemek isterim."
Hafif tebessüm ettim. "Tamam."
Kadın o kadar konuştu ve ben sadece tamam dedim. Hiç değilse soğuk bir suratla değil tebessüm eden yorgun bir suratla demiştim.
Yönetim odasının kapısını tıklattım. " Gel! " sesi ile içeri girdim. Ahmet Bey masasında oturmuş dizüstü bilgisayardan işlemler yapıyordu. Eliyle masanın önündeki sandalyeleri işaret edince oturdum. Derin bir nefes aldım. Olayları en başından anlatmak için hazırlanıyordum. Ahmet Bey'in soracağı soru için hazır değildim tabiki.
"Ne zaman mezun oluyordun sen ?"
"Üçüncü sınıfım. Seneye son yılım. Yani öyle umuyorum."
Başını onaylar anlamda salladı ve hafif onaylar bir ses çıkardı.
"Anlat bakalım. Dersler nasıl gidiyor?"
"Yani aslında kötü değil. Ama final haftasında hep daha bir stresli oluyorum."
"Anladım, anladım. O herkeste oluyordur. Stres yapma desem bile işe yaramayacak. Sonuçta psikoloji okuyan sensin daha iyi bilirsin."
Karşısında pek bir şey diyemedim. Zaten böyle durumlarda dilim hep tutulurdu.
"Anlat madem dün neden gelmedin. Aramanı bekledim ama telefon bozuldu bugün tamire bıraktım. Terslik olunca hep peş peşe geliyor."
"Üst katımda yangın vardı. Ben fark ettiğimde etraf çoktan dumandı. Kan değerlerim de düşük olunca direkt hastaneye almışlar beni. Haber vermeye çalıştım ama ulaşamadım. O halimle de gelmek istemedim. Kusura bakmayın. "
"En iyisini yapmışsın. Geçmiş olsun. Yardım edebileceğimiz bir şey varsa söyle. "
"Teşekkür ederim. Şimdilik bir sorun yok. Sadece ..." Cümleyi toparlamaya çalıştım. "Sınav haftası için izin isteyecektim. Bir de kış tatilinde memleketime gidip gelmek istiyorum. Ona göre bir şeyler ayarlayabilir miyiz?"
Çok utanıyordum. Adam benim iyiliğimi düşünürken ben ondan izin koparmaya çalışıyordum.
"Ben izin veririm benlik sorun yok. Sen harcamaların için para biriktirdiysen benim için sorun oluşturmaz. Bir kişi çalışmıyor diye değirmen dönmeyecek değil. Batmam ben bu kadar takma bunları."
"Teşekkür ederim. "
Odadan çıkarken yüzüm yanıyordu. Eminim kızarmıştım.
Kenarda beni izliyordu. Büyük bir ilgiyle bakıyordu. Varlığı yokmuş gibi davranmak beni çok zorluyordu. Onu orda görmemiş gibi davrandım.
Gizem bar kısmında Tolga ile sohbet ediyordu. Sesleri kulağıma geliyordu.
"Tolga, kızı görsen böyle yapış yapış. Laf da dinlemiyor."
"Ayla hala konuşuyor mu?"
"Ben ona bekle demiştim. Kızı gönderince haber edicem demiştim. Unuttum!"
Gizem kenardan dönünce karşılaştık. Gülerek yanıma geldi ve koluma girdi.
"Anlat hadi. Neydi o öyle ?"
"Dünden mi bahsediyorsun?"
"İşine nasıl geliyorsa."
Şimdi uzaktan bakınca fark ediyorum. Aslında çevremdeki insanlar eğer dikkatli bakarsam bana değer veriyorlardı. Ben gerçeği göremiyordum.
Biz konuşmaya başlarken Tolga üçümüze de kahve yapmıştı. Evin nasıl yandığını ve nasıl çıktığımı anlatıyordum. Sonra hastanede gözümü açtığımdan bahsettim.
Gelen müşterilerle ilgilendik ve günü kapattık. Ben onlarla konuşmakta zorlanıyordum. Sohbet açmak hep zordu ama onlar bana alışmıştı ve beni zorlamadan konuya davet ediyorlardı. Bu hoşuma gidiyordu.
Eve yürürken ayaz bütün vücuduma hükmediyor ve kemiklerimi titretiyordu. Her zamanki yerimde beni bekliyordu. Sokağın başından beri beni izliyordu. Önünden geçerken vücudum ısındı. Arkamdan da baktığına emindim.
Tuhaf bir şekilde artık üşümüyordum. O boşluk ya da cehennemden gelen yaratık beni ısıtıyordu. Benim iyiliğimi istediğini düşünüyordum.
Benimle sokakları geçti evime geldik. Çok yakınımda değildi. Aramızda beş adımlık mesafe vardı. Ama o kadar büyüktü ki sanki dibimdeydi.
Eve girdiğimizde benim nereye gittiğimi önemsemeden mutfağa geçti. Evin içindeyken daha bir kambur duruyordu.
Işıkları açtığımda evin temiz olduğunu gördüm. O kadar sevindim ki. Bütün günün yorgunluğu üstüne bir de ev temizleyemezdim.
Hava karanlık olduğu için eve girerken binanın dışındaki hasarı görmemiştim. Sabah giderken de dikkat etmemiştim doğrusu. Çok da düşünmedim zaten.
Uykunun beni sarıp sarmalaması uzun sürmüştü. Yabancı bir yaratık sizi izlerken uyumak çok da kolay olmuyordu. Yine de derin kuyulara düştüm. Bütün sabahı karanlık rüya alemimde geçirdim.
