2. bölüm · Har
2
Otobüsten indiğimde dersliğe doğru koşuyordum. İlk dersi kaçırdığıma eminim. Dersliğin önüne geldim. Kapı hâlâ kapanmamıştı. Kapıyı fazla hareket ettirmeden boşluktan içeri doğru sıyrıldım. Genelde ortalara otururdum. Çantamı koydum masama. Telefonumu açmaya çalışıyordum.
Bu güne kadar hiç bozulmayan telefon bugün ard arda hatalar veriyordu. Hem sabah alarm çalmadı. Otobüsün geleceği saate bile bakamadim. Sanki bir şey çalışmasına engel oluyordu. Şarjı olduğuna emindim halbuki.
Sabah uyandığımda yatağımın yanında komodinde şarja takılıydı telefon. Yani şarjı olduğuna emindim. Otobüse binmeden saate bakacağım sırada telefon bir anda kapanmıştı. Birkaç kez açılma ekranını görsem de sürekli kapanıyordu.
Dersin saati geldiğinde sınıf dolmuştu. Finallere az kaldığı için artık kimse fire vermek istemiyordu.
Ders sakince ilerliyordu. Diğer akademisyenlere rağmen bu dersin hocasını seviyordum. Arif hoca ilk sene de seçmeli derslerine katıldığım bir hocaydı. Yaptırdığı ödevler ilgimi çeken konulardı. Çift kişilikli insanlar üzerine sohbet etmeyi hoca da çok severdi. Lakin bugün konu bununla uzaktan yakından alakalı değildi. Stres anında insan beyninin nasıl çalıştığı üzerine yazılmış olan makaleleri inceliyorduk.
Ders bittikten sonra kahvaltı yapmak için kantine ilerliyordum. Bugün de çay bahcesine gitmem gerekiyordu. Kahvaltıyı sonraya ertelemeye karar verdim zaten çok da iştahım yoktu.
Otobüsle çay bahçesine ilerliyordum. Ve aklıma bazı şeyler takılmaya başladı. Dün gece telefonu ne ara şarja taktığımı hatırlamıyordum.
Uyurgezer değilim. Belki de uykunun en yoğun anında uyanmak zorunda kalmış ve takmıştım. Sonuç ne olursa olsun telefonum bozulmuştu. Şarjı olmasına rağmen kapanıp duruyordu. Şarj aletini çantamdan çıkardım ve ucuna baktım. Bozuk durmuyordu.
Telefonun bataryasındaydı o zaman sıkıntı.
Durağın yaklaşmasıyla yerimden kalktım ve düğmeye bastım. Birkaç dakika yürüyerek iş yerime geldim. "İş yerim" böyle söyleyince kulağa havalı geliyordu.
Personel kısmına geçmek için yapının arkasına doğru yürüdüm. Üzerinde buraya ait olduğu anlaşılan önlükle birisi kapı kenarına yaslanmıştı. Sigarasından bir duman çekerken telefonda konuşan kişiyi dinliyordu. Başımla hafif bir selam verip geçtim. Önlüğünde Tolga yazıyordu. Genelde sohbet etmezdik. Aslına bakacak olursak ben genelde sohbet etmezdim. Burada çalışan diğerlerini cidden tanımıyordum. İsim kartları yakalarında olmasa belki de isimlerini unutacağım.
Üstümü değişmek için kadın personel odasına geçtim. Ceketimi dolapların kenarındaki askıya astım. Önlüğümü dolaptan çıkardım ve ipini bağlamaya koyuldum.
Farkına varmam biraz geç olsa da personel odası tuhaf kokuyordu. Sanki altı açık kalmış bir tencere alev almış gibiydi. Koku burnumdan genzime doluyordu. Başımı ağrıtmaya yeterdi bu kadarı bile. Hızla odadan çıktım. Yangın alarmının çalışması gerekiyordu ama neden çalışmıyordu. Kokunun kaynağını arıyordum. Koku her yere yayılmış gibiydi. Mutfak kısmına ilerledim. Genelde buraya geçmezdim. Diğer personeller çok sakindi. Kimse işinden geri kalmıyordu. Belki de ben gelmeden önce olmuştu olan. Ve şimdi sessiz kalarak olayı örtmeye çalışıyorlardı.
Çalışmadığı için telefonu çantamda bırakmıştım. Ellerim önlüğün cebindeydi. Müşteri gelmesini barista kısmında bekliyordum.
Gizem elindeki boş bardakları ve tabakları arkada duran bulaşık arabasına bırakıyordu. Yanına yürüdüm. Koku hala ilgi alanımdaydı. Derin bir nefes alarak konuşmak istedim lakin yangın kokusu ciğerlerime dolunca öksürdüm.
Gizem elindekileri bırakınca önlüğüne elini sildi ve bana kenardan hemen su açtı. Bir yandan sırtıma vuruyordu.
" Ne oldu Ayla? İyi misin? Derin nefes al hadi!"
Benim için benden daha çok endişelenmişti. Elimle sakin olması için küçük bir işaret vermeye çalıştım ama nefes almaya çalıştıkça yanık kokusu daha çok doluyordu genzime. Müşteriler rahatsız olacaktı ve bu kokuyu önemsemiyorlardı.
Kendimi biraz zorlayak konuştum.
" Ben dışarı çıkıyorum , iyiyim. "
Kokunun olmadığı yer binanın arka tarafıydı. Personel girişi yani. Tolga hala telefonda konuşuyordu. Rengim gözüne tuhaf gelmiş olmalı ki önce beni süzdü. Sonra dudakları kımıldadı.
"Nefes almayı mı unuttun ?"
Gülmeye çalışarak baktım. " İçerideki koku genzime çöktü sanırım. Nefes almaya çalıştıkça tıkandım. Astım hastalığım da yok aslında."
Son cümlem daha çok sesli düşünme gibiydi.
Tolga anlamsız baktı bir süre. Bakışlarını duvara çevirirken elindeki yarım sigarayı yere atmış ve ayağıyla söndürmüştü.
Dikkatimi toplayarak sordum, " Ben gelmeden önce bir şey mi yandı? Koku hala çıkmamış sanırım dışarı."
Kendimden pek emin soramamıştım. Sesim sonlara doğru kısılmıştı. Dikkatimi dagitmak için elimdeki şişeden bir yudum aldım.
Neredeyse Tolga' nın vereceği cevabı kaçırıyordum. " Yok bir şey yanmadı."
Başımı onaylar anlamda salladım ve içeri döndüm.
Gizem giden müşterilerin masasını siliyordu. Bu sırada yeni müşterilerin geldiğini gördüm. Oturmak için uygun bir masa bakıyorlardı. Benim en sevdiğim masaya yönlendirmek için yanlarına ilerledim. Ben ilerlerken Tolga barista kısmına geçmişti.
"Hoş geldiniz. Dört kişi misiniz yoksa devamında gelecek misafirimiz var mı ?"
Olabildiğimce samimi olmaya çalışıyordum.
Bu koku insanları nasıl rahatsız etmiyor ki.
Müşterilerden birisi cevap verdi.
"Başka gelen olmayacak."
Aldığım cevap üzerine onları güzel bir masaya yönlendirdim. Onlar yerleştikten sonra da menüyü ellerine teslim ettim.
~~~~~
Kapanış mesaisinde olmak genelde hoşuma gitmezdi. Ama bu akşam Gökyüzü çok berraktı. Şehrin bütün renklerine rağmen birkaç yıldız yerinde parlıyordu.
Bugün için taze yapılmış ama rafta kalmış krem peynirli ve domatesli ekmek arasını çıkarken almıştım. Zaten çöpe gidecekti. Hiç değilse benimle gelebilirdi.
Ekmekten bir ısırık aldığımda eve yürümeye başlamıştım bile. İnsanlar sokaklarda değildi artık. Evlerine çekilmiş aileleriyle vakit geçiriyorlardı.
Şehir dışında okumanın avantajı mi dersin yoksa dezavantajı mi bilemem. Bu aileden aileye değişir. Aileden uzak olmak, aileden uzak kalmak...
Onları ne zamandır aramıyorum. Yani bu aklıma düştü ama telefonum bozuk. Başka zaman aklıma gelse hemen arardım. Belki. Sadece bahane de üretiyor olabilirim.
Geçen dönemlerde tatilde eve dönmüştüm. O zamanlar çalışmıyordum. Eğer dönmek istersem izin almam gerekecekti.
Sınavlar için izin almam zaten gerekecekti. İzin konusunda patronumuz sıkıntı çıkarmıyordu. Ya da ben pek izin kullanmadığım için patronun bu konudaki bakışına hakim değildim.
Gecenin ayazında ilerliyordum. Düşünceler beynimde akıyor ve şekillenmesine vakit kalmadan birikiyordu. Bu düşünceleri herhangi bir şekle koyamazdim. Bir düşünce daha zihnimin koyu sularında ilerledi.
Düşünce şelalemden aşağı doğru akıyordu. Ve tam düşünce göletine düşmek üzereydi ki bir anda yok oldu.
Gözlerimi sonuna kadar açtığıma eminim. O varlık orada olmamalıydı. Ya da ben onu görmemeliydim. Karanlık bir gölgeydi. Onu nasıl anlatabilirim ki. Yoktu aslında ama varlığı her anlamda bunaltıyordu.
Ayaklarım ağırdı. Yerime çivilenmiş gibiydim. Onu görmemiş gibi yaparak yoluma devam ettim. İştahım kaçmıştı ama elimdeki ekmekten son lokmalari ağzıma tıkıştırdım.
Beynimdeki düşünceler beton bir zemine çakılmış gibiydi. Az önceki düşüncelerimden eser yoktu. Şuan için tek düşündüğüm şey ben fantastik bir dünya karakteri değildim.
O varlık bu dünyaya ait değildi.
Anahtarı hızla çevirdim. Kilit açıldı. İçeri girdim ve sıcaklık beni kucakladı. Ama o sokaktaki ağır hava hala vücudumda kendini hissettiriyordu.
Alışkanlık olarak telefonu askılığın yanındaki dolabın üstüne koydum. Farkına varmadan şarja takmıştım bile.
Yapmak istediğim tek şey uyumak ve o varlığı unutmaktı.
Üzerimi değiştirmek için kıyafet dolabımın önünde durdum. Aynadan kendimi gördüğümde... Şok bedenimi ele geçirmişti. Titriyordum hem de elime bardak alsam üç saniye bile tutamayacak kadar çok titriyordum. Üşüdüğüm için titrediğimi sanmıştım. Kombinin derecesini yükseltip yatağıma uzandım. Lambaları söndürmek şuan için hiç iyi bir fikir gibi gelmiyordu.
Titremem azalmıştı.
Kime anlatsam bana inanmayacaktı. Daha ben bile kendime inanmıyordum. Öyle bir şey mümkün değildi. Bu sadece yorgun olduğum için gördüğüm bir yanılsamaydı. Hem beynimiz oyun oynamayı severdi.
Bir ağacı gölgesiyle birleştirmiş ve bana bunu bir canlı gibi sunmuştu. Buna emindim artık. Ya da emin olmak istiyordum.
Kendimi daha iyi hissettiğimde yatağımdan kalktım. Telefonumu almak için odadan çıktım .
Ekrana baktım ve şarj oluyor yazısını gördüm. Aslında bütün gün telefonum bozuk değildi sadece şarjı yoktu. Bunun farkındalığı ile rahat bir nefes aldım.
Saat onu geçiyordu. Bu saatte ailemi ararsam telaşlanacaklardı. Buna eminim. Ertelemek için bahane aramıyordum bu sefer. Telefonun alarmını kurdum. Yarın tüm gün ders günümdü. Sonra da hafta sonu geliyordu zaten.
Battaniyem omuzlarımda mutfağa yürüdüm. Şişelerden birini yanıma aldım ve yatak odama geçtim. Ders notlarımı tuttuğum defter diğer elimdeydi. Geceyi ders çalışarak kapatmıştım.
Gözlerime gece ağırlığı çöktü. Uyku bedenimde üstünlük kurmak istiyordu. Savaşacak kadar güçlü değildim. Yatağa tamamen gömüldüm ve uykuyu kucakladım.
