1. bölüm · Har

1

GreyFurt

En son ne zaman bu kadar yoruldum hatırlamıyorum. Belki hiç bu kadar yorgun hissetmemiştim. İşe baslayali belki de dört ay oldu. Her zaman kutlama yapılırdı lakin bu sefer bambaşkaydı. Davetliler kalabalıktı ve mekan tıklım tıklımdı. Böyle paraları varsa daha güzel bir mekan kiralayabilirlerdi aslında.

Gün tüm yorgunluğunu üzerimde hissettiriyordu. O kadar işin üstüne güzel bahşiş almıştım.

Evin önündeki yokuşu çıkarken çantamda anahtarımı arıyordum.
Öyle bir çay bahçesinin böylesine kalabalık olacağını hiç hesaba katmazdım. Evime yakın olduğu için güzel bir iş imkanı olarak görmüştüm. Verdikleri ücret de öğrenci halimle bana yetiyordu.
Geçen iki sene boyunca işe girmeyi hiç düşünmemiştim. Verilen harçlığım benim için yetiyordu. Lakin kardeşim de üniversite okumak için şehir dışına çıkınca bana verilen miktar bir hayli düşmüştü. Resmen harçlığım kardeş payıyla yarıya inmişti.

İşe girdiğimi onlara haber etmedim.

Oturduğum binanın önüne geldim. Aile apartmanı denebilirdi. Bana sorsanız komşum kim bilmiyordum. Kulak misafiri olduğum sohbetlerden anladığım kadarıyla iki elti bir kaynana yaşıyordu bu apartmanda. Ben giriş kattaydim.

Elimdeki anahtarla evime girdim. Evim demek için hala erkenmis gibiydi. Evim gibi hissettirmiyordu. Ama evdi işte.

Dışarının yüzümü kesen ayazı eve girince dağılmıştı. Sıcak hava sanki beni şefkatle bağrına basıyordu. Ya da ben öyle olmasını hayal ediyordum. Odama geçip üzerimdeki kıyafetleri değiştirdim.

Yorgundum ama ceplerim doluydu. Mutfağa ilerledim ve su ısıtıcısıni çalıştırdım. Bütün gün çay, kahve görmekten bıkmıştım. Yine de ısınmak için güzel bir bitki çayına ihtiyacım vardı. Bardağa kaynamış suyu döktüm. Poşet çayın rengi yavaşça cam kupamin içinde gezindi. Hafifçe karıştırıp salona geçtim. Kanepeye oturdum. Ses olması için televizyonu açtım. Bir kovboy filmi oynuyordu. Pek ilgimi çekmedi lakin kanalı değiştirmedim.

Sakince çayı yudumladim. Gözlerim yorgunluktan yanıyordu. Üzerime bir battaniye çektim. Odama gitsem daha iyi olacaktı aslında. Yine de uykuya yenik düşmüştüm.

Gözlerimi ağır bir kokuyla açtım. Felaket bir kokuydu bu.

Yanmış et.

Yerimden doğruldum. Ocakta bir şey olmadığını biliyordum. Belki üst katlardan geliyordu. Mutfağa doğru adımlarken koridordaki dumanı gördüm. Sis gibiydi. Koyu sayılmazdı. Tavana doğru koyulaşmış ve kurum gibi duvara yapismisti.

Elimi yuzumun önünde birkaç kez salladım. Kıyafetin kolunu burnuma ve ağzıma tutarak maske gibi kullanıyordum. Mutfağa girdiğimde koku daha beterdi.

Ocağın üstünde tencere bile yoktu. Soğuk havaya rağmen gidip mutfaktaki pencereyi açtım. Dumanın yavaşça çıkmasını izledim. Koku hala burdaydi. Üst katlardan geliyor olmaliydi.

Ocağın üstüne kurulmuş olan aspiratöru çalıştırdım. Hem mutfağım soğuyordu hem de koku hala gitmiyordu. Duman gittiğinde pencereyi kapattım. Koku da sonunda çekilmişti.

Bunun üzerine pek düşünmedim. Salondaki bardağımi mutfağa koydum. Odama geçtim ve uyku için evdeki bütün lambaları söndürdüm.

Kim bilir saat kaçtı.

Telefonum çantamda kalmıştı. Yarın dersim vardı ve alarm kurmam kesinlikle gerekliydi. Uyku göz kapaklarımi ağır bir yorgan gibi çekiştiriyordu. Fazla mücadele etmedim. Ve uykuya sarıldım.