33. bölüm / 31
Hakkari'den Yakacığa. 300627.Bölüm
Bölümler 31Şu an: 27.Bölüm
- 1 1. Bölüm1.138 kelime
- 2 2. Bölüm845 kelime
- 3 3. Bölüm1.035 kelime
- 4 4. Bölüm840 kelime
- 5 Tanıtım Aile145 kelime
- 6 5. Bölüm875 kelime
- 7 6. Bölüm202 kelime
- 8 7. Bölüm738 kelime
- 9 8. Bölüm528 kelime
- 10 9. Bölüm409 kelime
- 11 10. Bölüm667 kelime
- 12 11. Bölüm614 kelime
- 13 12. Bölüm473 kelime
- 14 DUYURU120 kelime
- 15 13. Bölüm979 kelime
- 16 14. Bölüm616 kelime
- 17 15. Bölüm789 kelime
- 18 BİLGİLENDİRME54 kelime
- 19 16. Bölüm848 kelime
- 20 17. Bölüm1.058 kelime
- 21 18. Bölüm1.091 kelime
- 22 19. Bölüm851 kelime
- 23 20. Bölüm983 kelime
- 24 21. Bölüm1.119 kelime
- 25 22. Bölüm980 kelime
- 26 23. Bölüm1.335 kelime
- 27 24. Bölüm1.541 kelime
- 28 25.Bölüm1.406 kelime
- 29 ÖNEMLİ!!!121 kelime
- 30 26. Bölüm920 kelime
- 31 27.Bölüm1.728 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Atlama var kitapta. O yüzden uykudan kalktığı andan devam ediyor. İyi okumalar diyorum.
......... Kına günü........
Mahmut Yahya’dan
Uykumu alamadan uyandım. Dünden kalma bir haldeydim doğrusu. Başımın ağrısı bir türlü geçmiyordu. Üstümde ki örtüye baktığımda uç kısmı üzerimde geri kalan kısmı ise yerde duruyordu. Deli danalar gibi yatmışım. Saatin 11’e geliyor oluşuyla biraz acele etmem gerekiyordu. Sonuçta bugün kına vardı. Biz erkekler arasında eğleniriz diye düşünmüştük ama gelin hanımdan pek izin alamadık.
O yüzden şu an ilk işim olarak ayılmam gerektiği için duşa girdim. Yaklaşık 15 dakika sonra duştan çıkıp havluya sarıldım. Kış olduğu için hafif bir titreme geldi. Başım ağrıyordu. Aynaya baktığımda ise gözlerim kızarmıştı. Hemen giyinme odasına geçtiğimde üzerime acı kahve bir kazak giydiğimde siyah pantolon geçirdim. Üşüdüğüm için ayakkabı yerine pandiflerimi ayağıma geçirdim.
Yavaşça odadan çıktığımda sanki aşağıda bir bağırtı vardı. Merdivenleri yavaş yavaş inerken o ses Sevdadan geliyordu. Galiba Ercan’a kızıyordu. Mutfağa doğru gidecekken içerden ellerinde tabaklarla İkra çıkmıştı.
“Günaydın” diye seslendiğimde beni fark etmişti. İçeriye doğru adımladığında cevap gecikmedi
“Biraz erken değil mi sence de” içeriye girdiğinde sanki başka bir şey varmış geri çıktı üstümü süzdüğünde gözleri ayaklarımda takılı kaldı. Bir bana bir ayaklarıma baktığında birden gülmeye başladı. O gülerken ister istemez bende gülmeye başladım.
“Noldu…Niye gülüyorsun” eliyle ayaklarımı gösterip gülmesini azalttı. Daha tam kesilmese de arkasını dönmüş hala gülüyordu. Diğerleri de bu seslere gelmiş olacaklar ki garip garip bakıyorlardı.
Sonra birden Yağız’ın gülmesiyle herkes ona dönmüştü. O gülmeye başlayınca İkra daha çok güldü. Herkes birbiri ile bakışırken birden düşme sesi gelmesi ile o tarafa döndük. İkra gülmekten dengesini kaybetmiş yerde oturuyordu.
Herkes işlerine geri döndüğünde telefonumun çalmasıyla diğerleri de dağılmaya başlamıştı. Baktığımda Baran’ın aradığını görmüştüm. Montumu alıp bahçeye çıkmıştım. Telefonu açmış kulağımda boş boş tutuyordum.
“Konuşmayı düşünüyor musun”
“Sence”
“Çok basit bir cevap oldu” dediğinde elimde sigarayı bitirmiştim.
“İşim var Baran”
“Benimde işim varda duydum ki teyzem sana birilerini bakıyormuş yine” dediğinde tahmin etmek zor değil ki her düğünde olduğu gibi. “Her yere haber salmış da. Evde kızların aileleri ile görüşüyor. Ve galiba yarın düğünde bir şeyler olacak gibi. Kızların ağızları kulaklarında” diye güldüğünde. Suratına kapatmıştım işine gelmişti bununda.
İçeri geçtiğimde kahvaltı yapıyorlardı. Sandalyeye oturduğumda bir şeyler yemeye başlamıştım.
“Kimdi konuştuğun”
“Baran” dediğimde ablam önüne döndü.
“O kim ki”
“Niye bu kadar merak ediyorsun Yüzbaşım” diyen ben değil Melih’ti. İkra kafasını kaldırıp onunda göz temasına bile girmeye gerek duymamıştı. Sofrada Melih’in son sözlerinden sonra kimse konuşmadı.
Herkes sofradan kalktığında İkra ve Sevda yoktu ablamda kendisi kaldırmasın diye bizimkilerin başından tutup yardım ettirmiştim. Tabi etmeseler daha iyiydi. Çünkü….
“MUTFAKTAN ÇIKIN” diye bağıran ablamın sesiydi. İçeri girdiğimde Mert üstündeki mutfak önlüğü ile Yağız’ı kucağına almış kafasını köpüklü suyun içine sokuyordu. Aras ise eline giydiği sarı eldivenler ve ona uyan köpüklü bulaşıkları makinaya dizerken onlara bakıyordu. Ben bir onlara bir ablama bakarken zil çaldı.
“BEN BAKIYORUM” diyen ses ile ablam bunları başımdan al diye hareketler yapıyordu. Ablamı sakinleştirmek için mutfaktan çıkardığımda Miraç’ın geldiğini gördüm. Yani ablamın kocası, Silvan’ın babası.
Ablam eşinin yanına giderken bende bilardo masasının yanına gittim. Kendimi masaya yasladığımda cebimden telefonumu çıkardım. Sosyal medya hesabıma girdiğimde takip isteklerime bakıyordum. Bugün tam tamına 15 tane kız olmak üzere istek vardı.
Ah anne başıma ne işler açıyorsun ya.
Saate baktığımda 17.30 ve herkes odalarına çekilmiş hazırlanmaya başlamıştı galiba. Bende odama girdiğimde ablamın hazırladığı takıma bakıyordum.
-----------------İLAHİ YAZAR----------------
Herkes odalarında hazırlanırken Albay hazırlanmış bir şekilde onların yanına gidiyordu. Biliyordu ki İkra bir sıkıntı çıkaracaktı.
İkra gönülsüz bir şekilde işlenmiş yöresel elbiseye bakıyordum. Böyle elbiselere alışık değildi daha çok elbise giymeyi sevmiyordu o. Şarjda olan telefonu çaldığında uçak moduna aldı şu an kimse ile uğraşamazdı.
Kırmızı işlemeleri, kolları tülden oluşmuş olan yöresel elbise ona uygun kırmızı uçlarında sarı işlemeli şal vardı. Duştan çıkıp saçlarını kuruttuğunda üzerime elbiseyi giyip tülü kenara bıraktı. Yatağın üzerine oturduğunda yarım saate makyajını bitirmişti. Telefonunu açıp sosyal medyadan nişan fotoğraflarına bakıyordu.
Diğer yandan ise Mahmut üzerinde Şal u Şepik giymiş Melih ile beraber bahçede sigara içiyordu. Tek konuştukları konu yarın ki düğünde neler olacağı.
Uzun bir aradan sonra düğüne gelmişlerdi daha doğrusu memleketine gelmişlerdi. Onlar dışarıdayken yarın gelir diye düşündükleri Albay arabası ile gelmişti. Konuşmayı kesip yanına gittiğinde telefonda konuştuğunu fark ettiler.
“Komutanım hoşgeldiniz”
“Hoşbulduk, her şey yolunda mı” ne kadar her şey yolunda olduğunu bilse de teyit etmesi gerekiyordu. Sonuçta her şey yolundayken kim bozulmasını isterdi ki.
“Yolunda filan değil” diyeni tahmin etmek zor değildi belinde ki altın kemer ve kolundaki bilezikler yetmezmiş gibi birde ellerinde kutuyla geliyordu.
Herkes onu çok fazla takmadan eve girdi.
“Hey ben kime diyorum acaba” diye arkalarından bas bas bağırıyordu. “Anlaşma böyle değildi…Dursanıza” dediğinde arkalarından koştura koştura gidiyordu.
“Bakın bunlar çok fazla bana ağırlık yapıyor”
“Mızmızlanma İkra”
“komu-”
“Seni dinlemiyorum ve sen her şeyi eksiksiz bir şekilde yapıcaksın ve tek bir itirazın olursa neler olacağını biliyorsun değil mi” diye tehditkâr bakışı ile İkra bir şey söylemeden arkasını dönüp mutfağa gitti.
“Ne saklıyor bu kadar önemli”
“Şu an evimi başımıza yıkması gerekiyor ama o korkusu yüzünden sessiz. Bu kız bizim başımıza çok bela açacak”
“Bu kadar korkma Melih ben ne kadar siz bir timsiniz desemde, İkra demediği sürece bir tim değilsiniz ve bu şekilde de olamayacak gibi görünüyor” diye bir soluk veren komutana arkadan destek sesi gelmişti.
“Beni bu kadar iyi tanımanız gözlerimi yaşarttı doğrusu” diye alan ettiğinde buz gibi ifadesine dönüp altınlarla kaplı künyeyi gösterdi. “Bunu takamıyorum galiba” diye söylediğinde yanlarına doğru adımladı.
Merdivenden gelen seslerle herkes salona toplanmaya başlamıştı. “Daha önce hiç mi takmadın da” diyen Mert’e
“Herkes gibi evlilik değil de kariyerimi düşünüyorum ben, ayrıca illa takmam mı gerekiyor yani” dediğinde elindeki bileziği Mert’e verdi taksın diye ama oda takmayı bilmiyordu ki. Bilezik elden ele dolaşırken kurtarıcı ses gelmişti.
“Verin şunu oyuncak değil bu” diyen Sevda ustaca bileziği koluna takmıştı. Elindeki kutuyu alıp içindeki kolyeyi çıkardığında arkasına geçip şalının içinden kolyeyi takmıştı. Bu dertte bittiğinde geride akşam yaşanacaklar vardı.
--------------KINA--------------
İKRA’NIN AĞZINDAN
Konağın önüne arabayı koyduğumda pek de şaşırmadım açıkçası. Geleceğimizi bildikleri için arabalara yer ayarlamışlardı. Kapalı bir salon tutarlar diye düşünmüştüm bu soğukta herkes donardı. Ama düşündüğüm olmamıştı işte. Hasta olmasam iyiydi. Teker teker içeriye girdiğimizde çok fazla bir kalabalık yoktu daha kimse gelmemiş olmalıydı.
Bizi bir tane kadın karşıladığında kadınlar olarak kına yakılana kadar salonda duracakmışız. Erkelerde anladığım ve gördüğüm kadarı ile terasta olacaklardı. Salona girdiğimde yaşlılar koltuklarda oturuyor yerde ise benim yaşlarımda kızlar oturup konuşuyorlardı. Bizleri görünce etraf sessizliğe büründü.
Dilan abla önden bizde arkadan ilerlediğimizde bizde yere oturduk daha doğrusu oturdular ama ben üzerimde ki ile oturamadım alışkın değildim böyle elbiselere. Etrafa bir baktığımda tüm herkesin üzerinde işlemeli elbiseler ve altınlar vardı.
Tek ayrıcalık galiba bekar olmam rağmen bende altın kemer vardı diğer kızlarda ise gümüş kemer. Etrafta kimseyi tanımadığımızdan olsa gerek Dilan abla olaya el attı. Annesinin yanında oturan saçlarına daha beyaz düşmemiş kadını gösterip.
“Yengem Afife amcamın karısı, bunlarda kızları Şükran ve Melek” dediğinde onları da inceledim.
Şükranın siyaha yakın perçemli saçlarıyla beraber elinde ki alyansa baktım. Gerçekten güzel kızdı Allah var. Melek ise sarıya boyamaya çalıştığı saçlarıyla dikkat çekiyordu ama güzelliğinden değil saçlarının kötü duruşundan ve yüzüne yaptığı koca karı makyajından.
“Şükran 25, Melek 22 yaşında” dediğinde Meleğin bu kadar küçük olup büyük durmasına şaşırmak gerekiyordu. Acilen bir makyaj artistinde ders alması gerekiyordu.
“Bu da Nurbakiye teyzem” diyen kadın galiba düğün sahibiydi altınları boynundan sarkmıştı ve başına taktığı işlemeli şalı ona gayet yakışmıştı. 50 yaşında ya var ya yoktu yüzünde ki gülümseme hiç gitmiyordu.
“Hoş geldiniz, maşallah pek de güzelsiniz” dediğinde Sevda cevap vermişti.
“Teşekkür ederiz” dediğinde benimde bir cevap vermem gerekiyordu.
“Sizde çok genç gözüküyorsunuz” dediğimde sıcak elleri ile elime uzanıp tuttu. Dilan abla önünde duran 3 kızı gösterip “bunlar Şewin 28 yaşında, Bazin 25 yaşında diğeri de Viyan 20 yaşında” bize gülümsediklerinde çok tatlılardı.
Diğer herkesi de teker teker tanıttığında soluklanmaya başlamıştı o tanıtırken yeni yeni kişiler geliyordu ve bitmiyordu. Herkes kendi arasında konuşmaya başladığında telefonu mu çıkardım. Çektiğim fotoğrafları toplu bir şekilde paylaşım yaparken hikâye gizliliğime baktım.
Paylaşım yaptığımda Sevda ve bende dahil mutfağa götürdüler neymiş onlar oradayken bazı şeyler konuşulmazmış. Bu arada mutfağa geldiğimizde üstündeki bindallısı ile yemek yiyen Asmin vardı. Evdeyken öğrenmiştim adını oradan tanıyorum.
Aralarında ki konuşmaya katılmıyordum. Konuştukları konu pek benlik değildi açıkçası. Çeyiz alışverişinde aldıkları gecelikler ve daha iğrenç konular. Bu konuların bu kadar ulu orta yerde konuşulmasını pek doğru bulmuyordum. Hele ki mutfaktaysa hiç.
“Sen niye katılmıyorsun İkra” diyen Sevdaya dudak büzmekle yetinmiştim.
“Galiba utanıyor” dediğinde Melek cevap vermemiştim zaten ardından mutfak kapısı açılmıştı. Erkekler de içeriye geçerken tanımıyordum onları. Şükranın yanına gelen kişiye baktığımda çok tanıdık geliyordu ama çıkaramıyordu. Elini bana doğru uzattığında
“Muhammed ben Şükranın nişanlısıyım” diye sevecen bir tavır sergilediğinde bende gülüp elini sıktım.
“İkra bende memnun oldum”
Kına yakılmaya başlandığında bende kenarda bizimkilerle beraber oturuyordum. Sıkılmaktan bir değişik olmuştum. Mahmut’a yazdığımda Ankara’ya gittiğini söyledi ailesi ile nişan meselesini konuşacakmış. Herkes evlenir bizde kös kös oturalım. Elimizden bir şey gelmiyor. Neyse zaten bende erkeklerden nefret ediyorum.
Erkekler kapatılsın, plase
“Neden bu kadar durgunsun”
“Buraya istemeyerek geldim, ne yapıyım kalkıp göbek mi atıyım. Sanki benim kınam heh”
“Yakında oda olur”
“Götüne kına yakarsın Melih”
“Yakmazsam şerefsizim”
“Zaten şerefsizsin”
Kına gecesi bitmişti ve benimle beraber telefonumun sarjı da bitmişti.
“İkra” diyen Şükrana bakmak için arkamı döndüm.
“Efendim Şükran”
“Şey biz kafa dağıtmak için bir yerlere gideceğiz de Mahmut filan da var, sende gelmek ister misin diye gelmiştim ben”
“Bu halde mi geleyim” gülerek üstümü gösterdim.
“İstersen benden bir şeyler veriyim sana zaten herkes bir üzerini değişsin” dediğinde gülümseyip arabayı kilitledim.
Odaya geldiğimde dolaptan benim üzerime olacak bir şeyler bakıyordu. Boyum ondan biraz uzun olduğu için galiba tam emin olamıyordu.
“Rahatsız olmazsan sen giyinirken ben bakabilirim” diye müdahalede bulundum. O kıyafetlerini alıp kenara çekilirken bende kendime olacak bir şeylere bakıyordum. Sonunda üzerime bulabilmiştim.
Gri etek ve borda gri kazak. Çok güzel kombinlenir bu renkler.
“Şükran bunları alıyorum o zaman ben” dediğimde mahcupça bana baktı.
“Bunlar benim değil de”
“O zaman koyuyum geri ben”
“Olmaz giy sen bunları üstene de kaban filanda al” deyip odadan çıktı.
Üstümü giyinip şu abartılı makyajı da silip altınları çıkarmıştım. Üstümden koçça bir yük kalkmış gibi hissediyorum. Bana verdiği poşete elbiseyi ve altınları koyduğumda odadan çıkmıştım. Poşeti Dilan ablaya verip hemen diğerlerinin yanına geçmiştim. Kullanacak halde olmadığım için arabayı Mert kullanacaktı. Zaten nereye gideceğimize bilmiyordum. Gidince göreceğiz artık.
Galiba ben yanlış bölümü atmışım geç fark ettim kusura bakmayın. Kıyafetleri manşetten paylaşacağım oradan bulabilirsiniz. Yorum istiyorum. O kadar okunuyor ama ne beğeni var ne de bir yorum. Beğendiyseniz bir beğeni butonuna basmak, beğenmediyseniz ise beğenmediğiniz yer hakkında yorum yapmak çok mu zor gerçekten. Ama herkes özgür yani bir şey demiyorum içinizden geldiğiniz gibi davranın. Sağlıcakla kalın.
Bölüm etkileşimi
