5. bölüm · GÜNEŞİ BEKLERKEN
4. KIYIDAKİ İZ
*
*
NOT; Bölümü hatırlamayanlar için, ikinci bölümün devamı şeklinde. Oradan hatırlayıp okuyabilirsiniz. Çift hikaye dedim ama ikisi de birbiri ile bağlantılı, anlayacaksınız zaten. Keyifli okumalar.
Okuyup, beğenip yorum yapmayı unutmayın, timam mı?
___________________________________________________________
Bölüm 4; Kıyıdaki İz ☀️
"Kahverengi gözleri var ama gökyüzü gibi bakıyor.."
Cemal Süreya
------
Feyza Nida Akyol
Eve geldiğimde saat iyice geç olduğundan uyumak istemiştim ama bu mümkün değil gibi görünüyordu. Gece boyu geçirdiğimiz anları düşünecek, gözüme uyku girmeyecekti. Ama uyumamasam da kafamı dağıtmak için kitap okurdum. Ki kitap okumayı özlemiştim.
Annem uyumuyor olsa da kendi odasında uzanmıştı ve eminim ki yorgun olduğu için çok geçmeden uyuyacaktı. Bu yüzden kitap okuduktan sonra oyalanmak adına evin her köşesini dolaşacak, en sonunda yeniden odama gelecek ve hayal dünyama dönecektim.
Bir süre sonra derin bir iç çekerek ayracımı kitabın sayfasının arasına yerleştirdim ve kitabı kapattım. Başucumdaki komodine bıraktım. Telefonuma bir sürü bildirim gelmişti fakat ben uçak moduna almıştım. Zaten her zaman sessizde oluyordu. Bildirimlerden hep sonradan haberdar oluyordum.
Telefonumu komodinin üzerindeki telefonumu aldım. Gelen mesaj bildirimlerinin sahiplerini görünce kaşlarımı çattım.
Arya;
Pışştt
Uyanık mısın?
Gülümsedim.
Nidaf; Evet, uyuyamadım hâlâ.
Diye cevap yazdım. İsmimi kısaltmayı ve değiştirmeyi severdim. Bu yüzden farklıydı. İkinci ismimi yazmış sonuna ilk ismimin baş harfini eklemiştim. Ardından gelen diğer mesajlara baktım.
Emre;
Kitap nasıl gidiyor?
Kaşlarımı çattım. Nereden biliyordu?
Emre;
Uyumadın, değil mi?
Kitap okuyorsun kesin.
Çok bekletmeden cevap verdim.
Nidaf;
Nereden bildiğini sorgulamayacağım.
Ama evet, uyumadım ve kitap okuyordum.
Artık okumuyorum.
Birkaç saniye içerisinde çevrimiçi olmuştu. Yüzümde oluşan sırıtışa engel olamamıştım. Olduğum yerde daha rahat bir pozisyona geçtim. Normalde telefon bağımlısı olan veya çok fazla kullanan biri değildim fakat şimdi mesajlaşmak iyi hissettirmişti. Emre'nin mesaj yazmasını bekledim. Bir süre 'yazıyor' yazısı gidip geldi ama bir türlü mesaj göndermedi.
Emre;
Oyalanacak bir şeyler mi arıyorsun?
Güldüm bu mesaja. Düşündüm. Öyle miydi? Şimdi evet dersem her söylediğine katılmış mı olacaktım? O halde evet demeyecektim.
Nidaf; Bilmem.
Yazdığım saçma mesaja gülen yüz emojisi atmıştı. Derin bir nefes aldım.
Emre;
Saat geç oldu.
Kaşlarımı çattım istemsizce fakat yüzümdeki gülümseme silinmemişti.
Nidaf; Yani?
Emre;
Yanisi mi var kızım, gidip uyusana!
Nidaf;
Sana ne ya? Sen uyu.
Uykum yok benim.
Kendi kendime gözlerimi devirirken gülümsedim. Anlamadığım şekilde hoşuma gitmişti bu şey. Cevap yazmasını beklerken yatağımda dikleştim. Şimdi iyice uykum kaçmıştı. Emre hâlâ çevrimiçı olsa da mesajıma bakmamış ve cevap vermemişti.
Emre; Olmaz.
Yeniden kaşlarımı çattım.
Nidaf; Ne olmaz?
Emre;
Sen uyuyana kadar buradayım.
Şimdi anlat
Hâlâ yazıyordu ama kaşlarım iyice çatılmıştı. Yüzümdeki sırıtışı iyi ki görmüyordu.
Emre;
Kitabı niye bıraktın?
Hoşuna gitmedi mi? Karakterleri mi sevmedin?
Sen çok seversin kitap okumayı.
Mesajlarına karşılık telefonu göğsüme yaslayıp başımı arkaya attım, ardından yatağıma uzandım. Kendi kendime güldüm fakat mesaj yazmam gerektiği aklıma gelince yeniden doğruldum ve telefonuma baktım.
Nidaf;
Yoo, sevdim kitabı
Karakterler de iyi.
Doğru çok severim ben kitap okumayı.
Sıkıldım sadece.
Gönderdikten sonra başımı kaldırıp karşımdaki kitaplığımla göz göze geldik. Hem kitaplarımı bir kez daha görmüş olmanın hayranlığı hemde mesajların bana verdiği mutluluk hissi ile kendi kendime tebessüm ettim. Bildirim sesi bir kez daha gelince yeniden telefonuma baktım.
Emre;
Nasıl bir kitap peki?
Anlatmak ister misin?
Derin bir nefes aldım.
Nidaf; Uykum geldi benim.
Son çarem buydu. Uykum gelmemişti ama hiç kitap anlatasım falan yoktu. Bu yüzden konuşmaya ara vermek adına böyle bir mesaj atmıştım.
Beni tanıyan Emre bunun doğru olmadığını bilirdi.
Ve benim tanıdığım Emre de bu mesaja inanmasa bile konuşmayı bitirmeyi kabul ederdi.
Emre;
İyi geceler o zaman.
Tahmin ettiğim gibiydi. İnanmadığını da belli eden, kabullendiğini söyleyen bir mesajdı bu.
Nidaf; İyi geceler.
Telefonumu kapattım. Kendimi geriye bırakarak başımı yastığıma yasladım. Uyumak istemiyordum ama ne yapacağımı bilmiyordum. Eve çöken sessizlik sayesinde odamda duyulan tek ses derin nefeslerimin sesiydi. Bir süre yatağımda öylece uzandım. Ardından ise yatağımdan kalktım ve mutfağa ilerledim.
Annem uyumuştu. Mutfağa sessizce girdim ve önce etrafa baktım. En iyi tercih olan kahve yapmayı seçtim. Kahvemi hızlıca yaparak odama geri döndüm. Oldukça sessiz hareket ediyordum, annemi uyandırmamak adına.
Odama geri döndüğümde kahve bardağımı çalışma masama koydum. Komodinimin üzerine bıraktığım kitabımla göz göze geldik. Şimdi sıkılmış olsam bile belki ilerleyen sahneler mükemmeldi, nereden bilecektim ki? Bu yüzden kendi kendime tebessüm ederek kitabımı alarak masama oturdum. Masa lambamın ışığını yaktım ve mükemmel ortamda kitabımı okumaya devam ettim.
🤍
Nihayet başımı kitaptan kaldırıp saate baktığımda gece yarısını geçtiğini gördüm. Sandalyemde arkama yaslanarak kendimi esnettim. Ardından ayağa kalkıp mutfağa adımladım, su içmek için. Kendime bir bardak su doldurduktan sonra birkaç yudum aldım. Okuduğum kitap çok güzel giderken zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Ayrıca kendini asla hissettirmeyen uykusuzlukta yardımcı oluyordu. Sabahlama gibi planlarım yoktu aslında.
Bardağımı tezgaha bırakıp odama geri döndüm. Masamın üzerinden kitabımı alıp yatağıma oturdum. Kitabı yanıma bırakıp telefonumu elime aldığımda gelen bildirimi gördüm. Bir kez daha kaşlarımı çattım gelen bildirim karşısında. Yine Emre'dendi. Uyumamış mıydı? Benim uyumadığımı niye düşünmüştü?
Bildirime tıklayacağım sırada cama atılan taş ile yerimden sıçradım. Çıkan ses ödümü koparmıştı. Yatağımdan korkuyla kalktım ve pencereye ilerledim. Camı açmadım ama kim olduğuna baktım. Gördüğüm kişi göz devirmeme sebep oldu. Ardından camı açtım. "Emre!" Dedim hafif sinirle fakat aslında fısıldayarak. "Ne işin var senin burada ya?" Bu sefer sesim daha yüksekti. "Bir de gecenin bu saatinde!" Yüzündeki sırıtış sinirlerimi bozmuştu bir anda.
"Seni görmeye geldim." Dedi omuzlarını kaldırıp indirirken. "Saçmalama Emre, şaka falan mısın sen?" Umursamaz şekilde başını iki yana salladı. "Yok, değilim şaka falan." Dedi. "Baya da ciddiyim hatta." Derin bir nefes alıp elimi saçlarıma geçirdim. "Tamam, gördün, git şimdi. Gecenin bu saatinde uyandırma insanları." Gözleri şaşkınlıkla büyüdü ama hayretle gözlerini kısarak bana baktı. "Tek sıkıntı bu yani şuan?" Dedi. "İnsanların uyanması." Beni taklit eder gibi yaptı. "Kimin umrunda şuan kızım bu?" Durduğum camda biraz aşağı eğilip, "Benim!" Dedim. Omuz silkti. "Boşver şunları." Dedi. "Gelsene yanıma." Gözlerimi şaşkınlıkla açarak ona baktım. "Dalga geçiyorsun?" Başını bir kez daha iki yana salladı.
Derin bir nefes verdim. "Tamam." Dedim. "Bekle, ben diğer balkondan geleceğim." Yüzündeki ifade beni gülümsetti. Resmen gözleri parlamıştı. Başını sakladığını gördüm belli belirsiz. Ardından geri çekildim. Camı kapatıp perdeyi çektim. Odamdan sessizce çıktım. Balkona çıkacaktım ama annem uyanır falan diye çok korkuyordum. Sessiz adımlarla koridordan geçerken salona kaç adım kaldığını hesaplamaya başlamıştım.
En sonunda salona adımımı attığımda derin bir nefes verdim. Minik ama hızlı adımlarla balkon kapısına ilerledim. Aslında en zor kısım buydu; kapıyı açmak. Çünkü çıkacak ses ya yüksek olacak, annemi uyandıracaktı, ya da çok sessizce açılacaktı. İkinci seçenek ne kadar güzeldi öyle. Kapı kolunu yavaş hareketlerle aşağı indirdim, ardından kapıyı ses çıkarmamaya çalışarak kendime çektim. Sessizce açılan kapı ile derin bir nefes verdim. Balkona çıkıp baktığımda hemen aşağıda bekleyen Emre'yi görünce gülümsedim.
Beni görünce biraz daha yaklaştı. "Gel," dedi ellerini uzatarak. "Ben alırım seni."
Allah Allah ya?
Balkon demiri yüksek değildi. Bacaklarımı demirin üzerinden sarkıttım. Ardından beklemeden aşağı atladım. Yüksek değildi zaten.
Kendimi kontrol ettikten sonra başımı kaldırıp Emre'ye baktım. Bana şaşkın gözlerle bakıyordu. Gülümsedim. O an aklıma gelen detay ile ayaklarıma baktım. Neyse ki ev terliklerim hala ayağımda duruyordu. Derin bir nefes verip yeniden başımı kaldırdım. Yüzüme bakan gözlerinin içi gülüyordu resmen. Minik bir tebessüm ile karşılık verdim. "Cevap verecek misin?" Dedim. "Ne işin var bu saatte burada?" Gülümsemesi genişledi. "Uyuyana kadar burada olacağını söyledim." Gözlerimi devirdim. "Emre, saçmalama. Uyumadığımı nereden biliyordun? Sana uyuyacağımı söylemiştim." Başını yana eğdi. "Şuanda karşımda olduğuna göre uyumamışsın, yanlış mıyım?" Dediğinde bir kez daha gözlerimi devirdim.
"Emre!" Dedim. "Eğer gerçekten uyumuş olsaydım sen burada boşa bekliyor olurdun. Hava şuan serin." Başını hafifçe bana doğru eğdi. "Şu anda buradasın, değil mi?" Dedi. Başımı salladım istemsizce. "O zaman diğer ihtimallere takılmama gerek yok." Gözlerimi devirdikten sonra onu ittirdim. "Tamam yeter." Dedim. "Git. Bu saatte burada konuşmak çok saçma." O da gözlerini devirerek derin bir nefes verdi. "Niye bu kadar inatçısın yani?" Başımı yana eğdim. "Maalesef canım." Diye karşılık verdim. "Akşam beraberdik zaten neyin kafasını yaşıyorsun acaba?" Gülümsedi. "Hadi git, boş boşa hasta olma. Hadi, iyi geceler." Diyerek arkamı döndüm. "Evet." Dediğinde kaşlarımı çatarak ona döndüm. "Ne?" Diye sordum. "Böyle geceler.. iyi gerçekten." Yüzümde derin bir tebessüm belirdi. Gözlerimi kırparak başımı salladım. Çok beklemeden yeniden arkamı dönerek eve ilerledim.
🌊
Sabah çok erken uyandığım söylenemezdi. Ama uyandığım gibi mutfağa, annemin yanına inmiş, kahvaltısını yapmış mı diye kontrol etmiştim. Yapmamış, beni beklemişti. Annemle birlikte kahvaltı yaptıktan sonra yeniden odama çekildim. Aslında annemle zaman geçirmek çok daha güzel olurdu fakat şu sıralar sakinlik benim için daha iyiydi. Yoğun bir okul döneminden sonra sakin bir yaz geçirmek istiyordum. Aslında dolu dolu geçmesini de isteyebilirdim ama ben olay sevmeyen, düz bir insandım. Herşey düzenli ve sakin ilerlerse her zaman daha iyiydi.
Saat öğlene yaklaşırken telefonum çaldı. Bilmediğim numaraların telefonlarını açmayan ben ilk defa bir telefonu açmak istedim. Oysaki numara yabancıydı, kayıtlı değildi. Telefonu açtığımda gelen ilk sesi tanımadım. "Feyza," diyen ses yabancıydı. Kaşlarımı çattım. "Benim, Yaren." Gözlerim kocaman açıldı. Oturduğum yerde ayağa kalktım. Ablam gibi gördüğüm, ablamın bir zamanlar en yakın arkadaşı Yaren Abla..
"Yaren Abla..?" Dedim fısıldayarak. "Sen..sen misin?" Bir nefes verdi. "Çok tutmayacağım, birşey sormak gerek." Dedi yorgun sesi.
Beklemeden, "Sor, bekliyorum sor." Diye yanıtladım.
"Yakamir'deymişsin." Demek ki benden önce ablamı aramıştı. "Evet." Dedim. "Sizin yazlık evinin yanında boş bir ev vardı, hatırlıyor musun?" Dediğinde gözlerim büyüdü ve yüzüme gülümseme yerleşti. "Hatırlıyorum Yaren Abla." Dedim heyecanımı bastırmaya çalışarak. "Hâlâ boş mu?" Dediğinde güldüm. Sanki beni görüyormuş gibi başımı salladıktan sonra cevap verdim; "Boş."
"Oraya yerleşmek istiyorum." Dediğini duyduğum an beklemeye aldım ve annemin yanına koştum. "Anne!" Diye seslendim. Şaşkınca bana baktı. "Ne oldu? Bir şey mi oldu kızım?" Başımı salladım heyecanla. "Yaren Abla, hatırladın mı? Ablamın arkadaşı olan." Gülümsedi hafifçe. "Hatırladım, şu istihbaratçı olan." Başımı salladım gülerek. "Yandaki boş eve yerleşmek istiyormuş!" Gülümsemesi genişledi. "Yerleşebilir tabi!" Dedi. "Hem belki o gelirse Ahsen de gelir kasabaya, ha?" Gülümseyerek başımı salladım. Ardından yeniden koşarak odama döndüm. Birkaç derin nefes verdim. Ve bekleme modunu kapatarak, "Lütfen yerleş." Dedim yalnızca. Güldüğünü işittim. "Teşekkür ederim." Derken sesi kısıktı. "Ben teşekkür ederim asıl. Sonunda yeniden göreceğim seni."
"Görüşürüz. Kapatıyorum." Derin bir nefes verdim. "Görüşürüz." Dedikten sonra telefon kapandı. Yatağıma kendimi bıraktım. Yüzümdeki geniş tebessüm bir süre silinmeyecek gibiydi sanırım. Derin nefesler eşliğinde bir süre yatakta durdum. Odamın camından içeri giren güneş epey parlak, ve sıcaktı. Bu yüzden yüzüme vuran güneşten rahatsız olarak yattığım yerden kalktım. Telefonumu elime alıp odamdan çıktım. Biraz salonda takılıp dijital kitap okuyacaktım. Planlarım bu yöndeydi yani.
Ben salonda oyalanırken annem mutfaktaydı. Gelen mis gibi kokular yüzünden elimdeki tableti bıraktım ve annemin yanına gittim. Yine mükemmel şeyler yaptığı belliydi. "Anne!" Diye seslendim. "Mis gibi kokuyor bütün ev, neler yaptın yine!" Dediğimde gülümseyerek alnıma bir öpücük bıraktı. "Kurabiye yaptım, biraz soğusun diye çıkardım şimdi. Yersin, değil mi?" Dediğinde gülümsedim. "Ya sen yaparsın da ben yemez miyim?" Dedikten sonra kocaman sarıldım anneme.
"İstersen ben sana Bir kabın içine koyayım, sahile gidersen arkadaşlarınla yersiniz." Dediğinde kaşlarımı çattım. "Biz böyle her akşam sahile mi gideceğiz ya?" Dediğimde gülümsemesi genişledi. "Genelde öyledir, ama sen istemiyorsun sanırım pek." Dudak büzdüm. "Yani..çok eğlendiğim söylenemez." Annem başını salladı. "Sen bilirsin canım." Dediğinde, "Ya biz beraber çayımızı içerken yanında yeriz kurabiyelerimizi sen boşver ya!" Dedikten sonra yanağına bir öpücük bıraktım.
Yeniden salona dönme sebebim tabletimi almaktı. Tabletimi alıp odama girdim. Tabletimi yerine koydum. Ayakta öylece dikilirken ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Acaba kitaplığımı mı düzenleseydim? Uzun sürer miydi, sürerdi. Ama vakit geçirmek için yaptığım en güzel şeylerden aktiviteydi bana göre.
Bu yüzden hemen işe koyuldum.
Raflardaki kitapları tek tek boşaltarak yere dizdim kitapları. Hem yeni düzen güzeldi, kitaplığım adına. Bütün raflar boşalınca komodin çekmecesinden bir ıslak mendil aldım ve rafları silmeye başladım. Sildikten sonra yere oturup rafların kurumasını bekledim. Sildiğim yerlerin ıslaklığı kitaplara değmemeliydi. Rafların kurumasını beklerken kitapları kategorilere ve yayınevlerine göre ayırdım.
Rafların kuruduğuna emin olduktan sonra kitapları yerleştirmeye başladım. Hem yayın evi, hemde kitabın kalınlığına göre diziyordum. Ve bu çok eğlenceliydi. Sesini dinlemek bile keyif veriyordu bana. Çok oyalanmadan bütün kitapları raflarına yerleştirmiştim. Biraz geri çekilip uzaktan baktım. Şimdi daha uyumlu görünüyorlardı.
Uzun sürmeyeceğini düşündüğüm kitaplığımla en az bir buçuk saattir uğraşıyordum. Şimdi ise yaptığım şey kitapların kutularını rafların üzerine güzelce yerleştirmekti. Hoş bir görüntü olması önemliydi. En azından benim için.
Şimdi amacım sadece rafı düzenlemek miydi? Yoksa düşüncelerimi mi düzeltmeye çalışıyordum? Halbuki bu yazı burada geçirmek isteme sebebim kafamı dağıtmak, annemle vakit geçirmekti. Ayrıca buraları özlemiştim. Ama şimdi düşüncelerim karışıktı. Oysaki o düşüncelerin ne olduğunu, ne için kafamı bulandırdığını bilmiyordum. Belki de dün olanlar, dün gece yaşananlar yüzündendi. Onun yüzündendi belki de.
Düşüncelerinden kurtulmak isteyen, zihnini bulandırmak istemeyen ben şimdi üzerine olanları düşünüyordum. Nasıl bir mantıktı bu? Kendime her geçen gün daha da şaşırıyordum. Belki de buraya hiç gelmemeli, onu görmemeliydim. Bunlar yaşanmazdı.
"Feyza!" Diye adımın sesli şekilde hitap edilmesi ve odamın kapısının sertçe açılması ile düşüncelerimden kurtuldum. Kapıda duran anneme şaşkınlıkla baktım. O an fark ettim ki düşüncelere daldığımdan, birkaç kitap kutusu elimde kalmıştı ve ben öylece duruyordum. Annemin gözleri de şaşkınca aralanmıştı. "Kızım kaç kere seslendim, niye duymuyorsun beni?" Dediğinde, "Dalmışım anne, duyamadım." Dediğimde bakışları yumuşadı.
Kapı eşiğinde duran annem sonunda içeri girdi. "Ne yapıyorsun?" Diye sordu. Sinirli, sorgu dolu bir ifadeyle değil, meraklı ve anlayış içeren bir ses tonu ile sormuştu bu soruyu. Dudaklarımın kenarı belli belirsiz kıvrıldı. "Kitaplığımı düzenledim." Diye yanıtladım aynı ses tonu ile. Annem başını hafifçe omzuna yatırarak gözlerime baktı.
En korktuğum hareketlerinden biriydi bu, çünkü gözlerime bakıp birçok düşüncemi anlıyordu. Ayrıca annem, kitaplığımı düzenleme alışkanlığımı bilir, nedenlerini de kısmen anlayabilirdi. Bu yüzden yüzüne bakarken birşeyler sezdiğini anlamıştım. Eminim ki soracaktı. "İyi misin?" Dediğinde anlamış gibi gülümsedim. Ardından ayağa kalkarak elimdeki son kitap kutusunu rafın üzerine yerleştirip yeniden anneme döndüm. "İyiyim, anneciğim." Dedim yüzüme yerleştirdiğim gülümseme ile. "Sen niye gelmiştin?" Başını saklarken derin bir iç çekti. Ardından cevap vermek için konuştu. "Şu yandaki boş ev," kaşlarımı hafifçe çattım. "Sen Yaren gelecekmiş deyince gidip bir baktım. Epey kirli." Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Bir el atalım diyorum ben, olmaz mı?"
"Olur, çok da iyi olur!" Dedim yüzümdeki derin gülümseme ile. Annemde yüzüne bulaşan gülümseme ile bana baktı. "İstersen hazırlanayım, oyalanmadan gidip bakalım eve." Başımı hafifçe omzuma doğru eğdim. Annem başını salladı. "Tamam canım. Ben gideyim, sen gelirsin." Başımı salladım.
Annem odamdan çıktıktan sonra kısa bir süre arkasından baktım, ardından dolabına yöneldim. Diğerlerine göre daha eski görünen bol tişörtümü ve yine bol olan eşofmanımı dolabımdan çıkarıp giyindim. Saçımı da hızlıca topladım ve odamdan çıkıp annemin yanına ilerledim. O da üzerini değiştirmişti ve salondaki minik koltuğa oturmuş bekliyordu. "Geldim! Hadi çıkalım mı?" Annem başını bana çevirdi. Ardından hafifçe tebessüm etti.
"Gel canım, çıkalım."
💙
Eve el atmak derken evi baştan yapmak gibi birşey hayal etmiyordum. Ama annem ve titizlik perileri sağolsun el attığı her yeri yeniden yaratıyor gibiydi. Yani gücü yetse evi yıkıp tekrar yapardı. Neyse ki yoktu. Evi bildiğiniz çalı süpürgesiyle süpürmüş, camları silmiş, eskimiş koltukların üzerini elektriklu süpürge ile tertemiz etmişti. Ben ne yapıyordum? Kapıları siliyordum! Yarısı cam olan kapıları tek tek, özenle silmiştim. Yani bu kadar detaya ne gerek vardı bilmiyordum ama ciddi anlamda tertemiz olmuştu. Birde mutfağa girişmişti annem. Kendini o kadar yormamasını, daha sonra tekrar gelip yavaş yavaş halledebileceğimizi konuşmuştuk ama annem...
Birde balkona karışamadım diye söylenip duruyordu. Ama neyse ki ona izin vermemiştim. Annem hala mutfak ile cebelleşirken eve uzaktan baktım. Güzel görünüyordu. Biraz daha temiz gibiydi. Ev tam anlamı ile boş değildi. Eşyaları vardı. Sadece kirliydi. Ve Yaren abla kendince süsleyecekti o kadar.
Annemin temizlediği koltuklara oturduktan sonra derin bir nefes verdim. Yalnızca kapı silip, annemin ayak işlerini yapmış olsamda cidden yorulmuştum. Ama annemin enerjisi bitmiyordu!
Telefonumu elime almadan önce, kontrol amaçlı, "Anne!" Diye bağırdım. "Ne var kız?" Güldüm. "Yorulmadın mı ya sen?" Dediğimde, "Ev hâlâ pis." Diye karşılık verince gözlerimi devirdim. "Ama senin evin değil!" Kaşlarımı çattım. Çünkü su dedi geliyordu. "Mutfağı yıkıyor musun sen? O su sesi ne?" Dedim. "Tezgahı görsen kızım, hep kir-toz olmuş." Annemin azmi ve çabası hayran kalmama sebep olmuştu. Cidden mutfağı yıkıyordu. "Anneciğim saçmalama kız şimdi gelecek seni böyle mi görsün?" Diye sorduğumda cevabı gecikmedi; "Evi bu halde mi görsün?" Onun duymaması için sessiz şekilde kahkaha attım. "Ev temiz, anne! Yemin ederim tertemiz ettik!" Dedim. "Olsun, ayıp."
Sabır dileniyordum.
Bir kez daha anneme sesleneceğim sırada telefonumun zil sesi kulaklarıma doldu. Gözlerimi açarak telefonumu elime aldım. Ekranda gördüğüm isim ile yeniden anneme seslendim. "Aha! Anne! Vallahi Yaren abla arıyor, geldi kesin!" Diye bağırdıktan sonra telefonu yanıtladım. "Alo? Yaren abla?" Diye yanıtladım.
"Alo, Feyza." Dediğinde yutkundum. "Ben geldim, kasabadayım şuan." Alt dudağımı ısırdım. Hafif tedirginliğimi sesime yansıtmadan cevap verdim. "Kasabanın girişinde misin? Geleyim yanına." Dedim, "Evet." Sesi düzdü. "Tamam, ben geliyorum yanına." Dedikten sonra hızlıca telefonu kapattım. Oturduğum koltuktan kalkıp koşar adım mutfağa ilerledim. "Anne! Ben gidiyorum, Yaren abla'nın yanına." Dedim. "Bak, lütfen biz gelmeden buradaki işini bitir olur mu?" Annem ofladı, epey uzun bir şekilde. "Tamam, hadi git."
Evden hızlıca çıkmıştım fakat, üzerimdekiler ile nasıl bir görüntüydüm hiç bilmiyordum. Çok hızlı olmayan ama yavaş olmak için de uğraşmayan adımlarla ilerliyorum kasabanın yollarında. Yine batmakta olan güneş ve sahil manzarası eşliğindeydim. O kadar güzel ve huzur vericiydi ki bu saatler. Aslında düşüncelerimi toplamak adına bile gelebilirdim. Ama düşüncelerimi toplamak için geleceğim bu sahilde düşüncelerimi dağıtan, kafamı bulandıran o kişiyle karşılaşacaktım.
BÖLÜM SONU 🏖️
Umarım hoşunuza giden bir bölüm olmuştur. Yeni isim ve kapağımızıda beğendiniz umarım. Bölümü sevdiyseniz beğenmeyi unutmayın, yorum yapmanızı da çok istiyorum. Okuduğunuz için teşekkür ederim, hepinizi kpcaman öpüyoruummm!!
