14. bölüm · GÜL -RÜ

Piknik

Rose _lina

İçine şarkı bulaşmış
anlar asla unutulmaz ...
-B.Ergin Borobey -

Gökçe'nin anlatımıyla

Sabah kalktığımda Ali yanımda değildi. Hızlıca hazırlanıp bana aldığı sevgili bilekliğine iki defa dokundum, "Seni seviyorum," dedim. Dokunarak oda uyanmış olacak ki bilekliğim titredi. Odamdan çıktığımda seri adımlarla aşağıya indim. Bugün pikniğe gidecektik, dün akşam yemekte konuşmuştuk.

"Gü-nay-dın canım ailem!"

Annem ve babam piknik sepetini hazırlıyorlardı. Masanın üzerinde yeni pişmiş pişilerden bir tane aldım.

"Günaydın kızım," dedi babam.

"Bizimkiler nerede?"

Ne abimler ne de babaannemler yoktu; en önemlisi sevgilim ve Burak da ortalıkta yoktu.

"Cüneyt abin ve Burak arabalara malzemeleri yerleştiriyorlar. Can abin de Doruk'la beraber Ela'yı almaya gitti."

"Dedemler ve Yiğit Ali nerede?"

Babam, Yiğit Ali'yi sorduğumdan mı anlamadığım şekilde tek kaşını havaya kaldırdı.

"Dedenler markete gitti, o da onlarla gitti."

Annemle birbirimize bakıp babamın deme şekline gülmüştük.

"İlahi hayatım sende," dedi annem.

Babam omuz silkti. Her kız çocuğu gibi ben de babamın gönlünü almak için yanına geçtim. Yıllarca birbirimizden uzak olsak da şimdi aramızyıdı.

"Babacım yaa..."

Dudak büzerek yanına gidip sarıldım. O da bana karşılık vererek saçlarımdan öptü.

"O dua etsin, kızımı üzmeden seviyor. Üzerse elimden çekeceği var!"

"Üzmez hayatım, merak etme senn."

Babamın yanağına küçük bir buse kondurup anneme sarıldım. Kulağıma sessizce:

"Bahara gidip baksana bir, ben de birazdan gelirim," dedi.

"Ne oldu ki?"

"Rahatsızmış, midesi bulanıyor."

Midesi mi bulanıyor yoksa? Hızlıca git Gökçe, hızlı davran, yoksa tekrardan... Hızlıca annemden ayrılıp:

"Ben bir yukarı çıkayım anne, gitarım nerede?"

"Depoda kızım, sen giyin, al, gelsinler yola çıkarız."

Tamam anlamında başımı sallayıp hızlıca yukarı çıktım. Abimlerin odasının önüne geldiğimde kapıyı tıklattım. Yengem kapıyı açmıştı, yüzü solgundu.

"Yenge, iyi misin?"

"Midem bulanıyordu ama şimdi iyiyim canım, geç içeri."

Odasına girerken yengemin koluna girdim.

"Yürürüm Gökçe'm, iyiyim."

"Başın dönüyor mu?"

"Yataktan kalktığımda döndü canım, neden ki?"

"Yenge..."

"Efendim canım."

"Sen hamile misin?"

Gözleri kocaman açılmıştı.

"Olabilir miyim ki?"

Aklına bir şey gelmiş olacak ki:

"Olabilir, gecikti."

Hastalığı gecikmiş olma olasılığı yüksekti.

"Hala oluyorummm!" diye azıcık bağırmış olmalıyım ki yengem ağzımı kapatmıştı.

"Kız sakin ol, kimse duymasın aramızda."

Tamam anlamında başımı salladım.

"Abime söyleyecek misin hemen?"

"Daha tam belli değil ki."

"Test yap, ben gider alırım hemen."

"Piknikten sonra beraber gidelim, ben birazcık şey işte, anla."

Yanakları kızarmıştı.

"Tamam tamam, utanma canım yengem. Dönüşü Ali ve Burağı abimin arabasına atarım, senle tek gideriz."

"Olur. Tamam, öyle yapalım."

Yengeme hızlıca sarılmıştım. Komadaki rüyam gerçek oluyordu; abimin kızı olacaktı, karısına çok benzeyen bir kız!

"En sevdiğin görümcen benim değil mi yengeee?"

Yengem kıkırdamaya başladı.

"Senden başka görümcem mi var Gökçiş?"

"Yok değil mi Baharcık?"

Biz sarılırken kapı çalmıştı. Yengem "Gel" dediğinde Ela ve Doruk gelmişti.

"Anneeee!" diyerek yengeme sıkıca sarılmıştı.

"Oğlummm!"

Saçlarından öpüp Ela'ya döndü.

"Hoş geldin Ela."

"Hoş buldum," dedi tripli bir şekilde.

"Siz beni mi ayırıyorsunuz? Ayıp oluyor görümceciğim, gelin ayrımı yapıyorsun."

Ela trip atıyordu şakacıktan.

"Ben görümceyim, görümce gelin ayrımı yapmam. Gel buraya küçük gelinim!"

Hayır anlamında başını salladı.

"Gel buraya Eloş," dedi yengem.

Doruk bizim bu halimize gülmeye başlamıştı. Üçümüz de onun bu haline bakmıştık. Birbirimize baktığımda Doruk'u gıdıklamaya başladım; benimle beraber yengem ve Ela da gıdıklamaya başladı.

"Komik mi geldik sana paşa?" dedim.

"Tamam tamam gülmüyorum, gıdıklamayın!" diyerek gülüyordu. Hepimiz onunla gülmüştük. Kapının önünde abim belirdi:

"Ne yapıyorsunuz oğluma bakalım, oğlum kaç!"

"Babaaa kurtar benii!"

"Çalışacağım oğlum, bu üçlüyü ben de yenemem."

"Tamam seni azad ediyoruz ama bir dahaki sefer abim de kurtaramaz," dedim gülerek.

Doruk koşarak babasına sarıldı. Aşağı indiğimizde ben de buradaki gitarımı depodan almaya gittim. Herkes hazır olduğunda arabalara geçtik. Yiğit, Burak ve ben benim arabamla gidecektik. Arabayı kullanırken tetikte kullansam da dayımla yaptığımız seyanslardan sonra az da olsa iyiydim. Gitarımı arkaya koyduğumda Burak yerine oturuyordu.

"Ooo gitar mı çalacaksın, artık beraber söyleriz."

"Söyleriz, ben çalarım sen söylersin eski günlerdeki gibi."

"Yaparız."

Arabadaki yerimi aldığımda Ali yoktyu.

"Ali nerede?"

"Gelir şimdi," dedi Burak.

Herkes çıkarken Burak'la beraber Ali'yi bekliyorduk. Telefonda bir şeyler bakarken kapı açıldı:

"Ben geldim!"

Elinde bir adet pembe gül, sandviçler ve içecekler vardı. Gülü bana uzattığında gülü aldım.

"Neredesin be oğlum?"

"Geldim işte, ne mızmızlanıyorsun? Al bak, sırf aç kalmayın diye size sandviç ve içecek aldım, teşekkür yok mu?"

Burak sandviçini ve içeceğini alıp koltuğuna yaslanmıştı.

"Teşekkür ederim sevgilim," dedim ve yanağını öptüm. Burak kafamı tutup ayırdığında:

"Aile var burada!"

Ali'den alnının ortasından itlenmesi üzerine yerine geçti.

"Bu da benim mi tarafımda, abimlerin tarafında mı belli değil!"

"Hatırlatırım, Gökçe benim kız kardeşim," dedi Burak. Bu doğruydu, o da benim kardeşimdi.

"Tamam tamam anlaşıldı, bu da onlardan."

Sesli bir kahkaha attım. Abimler şu an böyleydiler, evlendikten sonra nasıl olur onu da bilmiyorum. Arabayı çalıştırıp piknik yapacağımız sahil kenarına geçtik. Abimler eşyaları taşırken bana sadece gitarımı taşımam kalmıştı. Yiğit elindeki poşetlere aldırış etmeden elimi tutmuştu; oturacağımız yere kadar öyle gitmiştik. Can abim Yiğit'e "Seni döverim çocuk" bakışı attığında umursamadım, o da Ela'nın elinden tutuyordu.

"Abiii!"

"Neee!"

Murat abim o kadar dedi ki o rahat bırakmazsa ara, şimdi de öyle yapacağım. Üsteğmenimi arayacağım! Abim artık Teğmen değil, Üsteğmen olduuu! En sevdiğim abim, şaka falan değil, abimlerin arasında birazcık da olsa en çok Murat abimi seviyorum.

"Abimi ararım!"

"Ayy çok korktum, tehdide bak!"

Dediğim şeyi yaptım, abimi arıyordum. Hemen cevaplamıştı:

"Abisinin gülü!"

"Abilerin en YAKIŞIKLISI, EN ANLAYIŞLISI!"

"Can yanında mı?"

Hemen anlamıştı.

"Evet, bir şey söyle abi, beni rahat bırakmıyor."

"Ver telefonu bakalım."

Abime götürdüm ama inatla almadı, zorda olsa verdim.

"Ne var lan?" dedi.

"Kızı rahat bırak lan, gelirsem oraya görürsün!"

"Ayy çok korktum, oğlum gelmiş benim yanımda Yiğit denen adamla el ele tutuşuyor, sence nasıl rahat bırakayım?"

"Sende Ela ile el ele tutuşmuyor musun, salak! Kızı üzme, bu arada o size emanet, gözünüz gibi bakın," dedi Murat abim. Kulağımı eğip biraz daha ne diyeceğini duymak istedim ama Can abim benden uzaklaştı; sanırım abim Duha'yı bulmaya çalışıyordu ya da operasyona gidecekti, ona mesaj atmayı aklımın bir köşesine yazdım.

Can abim telefonumu elime verdiğinde sevgilimin yanına gidip oturdum.

"Eee millet, hangi müziği söylüyoruz?" dedim, gitarımı boşuna getirmemiştim.

"Ankara Rüzgarı'nı söylesene, sen çok güzel söylüyorsun," dedi Ela.

O müzik benim için çok ayrıydı; Yiğit ile doğum günümde dans etmiştik o müzikle. Yiğit'e baktığımda aklımıza aynı şeyin geldiğini anladım. Gitarın tellerine dokunmaya başladım:

"Pembe küçük dudağın söyledi şarkımızı,

Pembe küçük dudağın söyledi şarkımızı...

İndi bahar Ankara'nın sisli yamaçlarına,

İçli sesin ah ne kadar açtı gönül yasını.

Her gören ağladı, kalbini bağladı dalgalı saçlarına,

Her gören ağladı, kalbini bağladı dalgalı saçlarına.

Söyledim aşkımı ben Ankara rüzgarına,

Olmadı kaldı benim her hevesim yarına.

Her gören ağladı, kalbini bağladı dalgalı saçlarına,

Her gören ağladı, kalbini bağladı dalgalı saçlarına."

Müziğe Yiğit ve abimler de eşlik etti, onlara bakarak söylüyordum. Müzik bittiğinde ailem alkışlamıştı.

"Başka istek parça isteyen söyler, ben çalarım," dedim. Burak'la göz göze geldiğimde onun hangi şarkıyı isteyeceğini az çok tahmin ediyordum.

"Burak, hangisini söyleyeceksin?"

"Dolu Kadehi Ters Tut - Yapma N'olursun."

En sevdiğim, en sevdiğim... Sen ne sevmiyorsun ki? İç sesim doğru söylüyor, ne sevmiyorum ki? Aslında çok basit: Aileme zarar vermeye çalışanları ve peyniri.

"Hadi bakalım."

"...Yapma n'olursun, bırak o yerimi doldursun,

Bana ihtiyacın olursa sarıl ona, elbet unutursun.

Yapma n'olursun, bırak o yerimi doldursun,

Bana ihtiyacın olursa sarıl ona, elbet unutursun.

Dediler, 'Seni sordu yine biri,

Kalbi masmavi denizler gibi.'

Bunu duyduğumda ben öldüm bir nevi,

İnan ki, inan ki..."

O kadar içten söylüyordu ki, ben eşlik etmeden tek başına söyledi. Günümüz müzik söylemek ve yemek yemekle geçmişti ama çok güzeldi. Doruk'la müzik söyledik, gitar çalmaya çalışması aşırı komikti, sesi güzeldi küçük yaştaki bir çocuğa göre. Abim Yiğit'le uğraştı, dedem susturdu. Dedem ve babaannemin tanışma hikayesini tekrar tekrar dinlemek istediğim için babaannemi azıcık zorlamaya başladım.

"Hadi babaannem anlat ya, lütfen noğlur, hem Doruk bilmiyor ona da anlatmış olursun."

Doruk'a göz kırptığımda o da bana uyum sağlamıştı.

"Noğlur babaanne anlat, merak ettim," dedi.

Babaanne ikimizin bu haline kıyamayıp "Tamam anlatıyorum, dinleyin," dedi. Hepimiz pür dikkat ona bakıyorduk.

"Biz büyük dedenle bizim eski galeride tanıştık. O zamanlar ben Mersin'den Ankara'ya yeni tayin olmuşum, arabam yok. Babamlarda o zaman 'ilk zamanlarım' diye yanımda kalıyordu. Babam dedi ki, 'Arkadaşımın galerisi var, oradan bakalım.' Velhasıl kelam, birkaç gün geçti, ben arabalara baktığım sırada dedeniz geldi, bana kitlenmiş şekilde bakıyor. Arabayı seçtik, birkaç gün sonra evin önüne geldi, babamdan beni istedi. Önce bir istemedim, sonra gönlümü kaptı, evlendik."

Babaannem her defa böyle ilk defa yaşıyormuş gibi anlatmasına her seferinde şaşırıyordum. Doruk o kadar dikkatli dinlemişti ki dalmıştı.

"Doruk bakıyorum da dalmışsın."

"Ama çok güzel değil mi hala?"

"Öyle. Sen bir de babam ve anneminkini dinle."

Eskiden babam bize tanışma hikayesini anlatırdı uyumadan önce, uyuyamazdım gülmekten.

"Babaanne dede, siz de anlatır mısınız noğlurr?"

Annem ve babam birbirine baktığında babamın sırıtıverdiğini gördüm, o sırıtışı iyi biliyordum.

"Gel bakalım torunum, ben anlatayım," dedi babam. Doruk babamın kucağına oturduğunda babam anlatmaya başladı:

"Babaannen ile bizim hastanede karşılaştık. Babamın yanına gidiyordum, onu gördüm, staja başlamış babamın yanında. O zamanlarda şimdiki gibi göz kamaştırıyordu, tabii o zamanlar deli dolu hallerimle gittim yanına dedim ki, 'Seninle evleneceğim!'"

Abimlerle beraber gülmeye başlamıştık. Sonrası aşırı iyiydi, babam yanağını tutmuştu eskiyi hatırlar gibi.

"Sonra ne oldu dede?" diye sordu Doruk.

"Sonra okkalı bir tokat yedim! 'Ben seninle evlenmem zengin çocuğu' dedi babaannen. Ben akıllanır mıyım? Hastaneyi sevmeyen ben, onun için her gün gidiyordum. gittiğimde de masasına çiçek, çikolata ne olursa götürüyordum."

Annem bir anda babama bakarak "Pasta ve pamuk şekerini unutmamak gerekiyor, haftada bir pasta alıyordun hatırlatırım," dedi. Bunu ben de bilmiyordum.

"Ne güzel işte hatunum, sen de bir güzel mutlu olup yiyordun, fena mı oluyordu?"

Babamın bu dediğine gülmüştük.

Babam ve annemin de tanışma hikayesini dinledikten sonra eski anılardan bahsederek denizi izledik ve toparlanmaya başlamıştık. Yengem benim koluma girerek arabaların olduğu yere gelmiştik.

"Ali ve Burak siz Cüneyt abimin arabasıyla gitseniz olur mu, bizim yengemle işimiz var."

Abim de yanımıza gelmişti.

"Hayırdır güzelim, ne işiniz var?" diye sordu abim. Ona söylemeyecekti yengem, aklına gelen ilk yalanı söyle Gökçe yoksa kekelemeye başlarsın!

"İlaçlarım bitmiş, onları alacağım."

"Sen ilaç alacaksın karıcım? Sen ne alacaksın, bir yerin falan mı ağrıyor?"

"Hayır hayır, iyiyim ben."

"Sen gitme o zaman, Ela gitsin ya da Yiğit gitsin, kendini yorma sen."

Ay bu abim beni çıldırtacak! Şeytan diyor git kolunu ısır sussun, ben demiyorum arkadaşlar, şeytan diyor!

"Aaay abi ne abarttın, kız kıza gidip geleceğiz, darlandım."

Yengemin yavaşça kolundan tutup arabaya geçmesini sağladım.

"Laflara bak, abiyle düzgün konuş, Allah taş eder taş!"

Abime küçük bir göz devirmenin ardından Yiğit'in elindeki gitarımı almak için uzandığımda vermedi.

"Sen geç, ben koyarım. Bir de dikkat et kendine, arkandan gelirim yoksa."

Yapar mıydı? Yapardı! Yanağına küçük bir öpücük bırakmak istesem de yeri değildi.

"Ederim," diyebildim sadece.

Arabaya bindiğimde o da gitarı koyuyordu. İşi bittiğinde yanağımı sıkıp elini öptü, onun dilinde sahte buseydi. Kapıyı kapattığında:

"Ooo Gökciş," dedi yengem, yanaklarımın kızardığını biliyordum, neden hep böyle oluyordum ya ben? Sessiz kalarak eczanenin önüne geldim. Kontağı kapatacağım sırada aynadan abimin arabasını gördüm, bizden azıcık uzakta park etmişti. Yolda gelirken nasıl fark etmemiştim?

"Yengem dur."

"Ne oldu canım?"

"Takip ediliyoruz."

Yengem korkmuştu. Gökçe sen salak mısın, kadın hamile olabilir, niye kimin takip ettiğini söyletmiyorsun? İç sesimle kavga etmeyi kesip yengemin elini tuttum.

"Korkma, senin biricik kocan ve sevgilim takip ediyorlar."

Elini kalbine götürmüştü rahatlamış şekilde.

"Allah seni ne yapmasın emi, yüreğim ağzıma geldi."

"Sakin ol, şimdi hiçbir şey olmamış gibi inelim aşağıya. Eczaneden alınacakları alıp biraz dolaşalım."

Yengem tamam anlamında başını salladığında eczaneye girmiştik. Oradaki işimizi halledip şimdi ise pastaneye ekler almaya gidiyorduk. Yolda bir ayakkabıcı görüp durmuştum, yeğenime ilk hediyeyi almak istiyordum.

"Nereye?"

"Bekle bir dakika, geliyorum, minik bir işim var."

Arabadan inip seri adımlarla dükkana girdim. Oradaki yaşlı bir amca reyonlara bakarken yanıma geldi.

"Ne aradın hanım kızım?"

"Bebek ayakkabısı ya da terliği amca."

Amca bebek dediğimde gülücük atıp diğer reyonlara doğru ilerledi. Onun arkasından gittiğimde elinde Hello Kitty'li bir terlik gördü, aşırı tatlıydı ve çok minikti.

"Bunlar olur mu kızım?"

Aslında cinsiyeti belli değildi ama ben hissediyordum, kız olacaktı.

"Olur amca, bunları hediye paketine koyar mısın?"

Kasaya gittiğimizde çok tatlı bir hediye paketine koydu amca. Ücreti ödeyip çıktım. Bizim ikili kendilerini görmediğimizi sanıp bizi takip etmeye devam ediyordu. Arabaya bindiğimde poşeti yengeme verdim ve arabayı çalıştırdım.

"Eee bakmayacak mısın içinde ne olduğuna?" dedim göz ucuyla bakıp.

Paketi dikkatlice açtığında minik terlikleri eline aldı.

"Gökciş bunlar çok tatlılar ama cinsiyeti belli değil ki daha."

"Ben hissediyordum, kız olacak."

Eve gidene kadar sohbet etmiş, eklerimizi almıştık. Bu sürede de abimler bizi takip etmeye devam ediyorlardı. Arabamı park ettiğimde arkadan abim de park ediyordu. Aynı anda arabadan indiğimizde:

"Abi bu takip olayını biraz daha dikkat etmen gerekiyor sanırım," diyerek eve girmiştim. Azıcık sinir olmuştum bu yaptığına; ben bir polisim, arkamdan gelsen hissederim bir de rahat koyarsa! Güzel bir tatil geçirmek istiyordum, odama çıkarak güzel bir duş almıştım.

Ela'yı bugün bize davet edecektim film gecesi yapalım diye. Onu aradığımda telefonu geç de olsa açmıştı.

"Efendim beni unutan arkadaş..."

Trip yiyordum, beni paylaşamadığını söylemiş miydim?

"Arkadaşların biriciği canım gelinim, bana trip mi atıyorsun?"

"Evet, sen hak ediyorsun."

Yengem utandığı için sadece ben yanına gitmiştim, o da buna bozulmuş olmalıydı.

"Sana bir seçenek sunsam nasıl olur?"

"Neymiş bakalım?"

"Bizde gece maske yapıp film gecesi yapmak."

"Yanında cips, kola, tatlı olursa olur, gönlümü aldın görümcem!"

"Tamam, marketin önünde buluşup bir şeyler alalım, bu gecede bizde kalırsın eski günlerdeki gibi."

Eskiden birbirimizde çok kalırdık, belki de çocukluğumun en sevdiğim yanlarından biriydi.

"Tamamdır, görüşürüz," deyip telefonu yüzüme kapatmıştı çılgın ya!

Hava sıcak olduğu için askılı mavi bir tişört ve mavi bir şort giymiştim. Saçlarımı topuz yapıp çantamı alıp odadan çıktım. Doruk'a da haber verecektim, var yok bir tanecik Doruğum vardı. Odamın kapısının önüne geldiğimde kapıyı tıklattım, ses gelmeyince kapıyı açtığımda Doruk odasında değildi.

"Doruk! Neredesin Doruk?"

Ona seslenirken Ali'nin sesini duydum:

"Doruk aşağı katta Venüs ile oynuyor, bir şey mi oldu?"

Arkamı döndüğümde merdivenlerin orada bekliyordu.

"Yok bir şey olmadı sevgilim, Ela ile markete gidecektim onur çağıracaktım."

Bir kaşı havaya kalkmıştı neredeyse.

"Ben neden gelmiyorum acaba yavrum? Kıskanıyorum haberin olsun."

Yanına gidip kolunun altına girdim.

"Alii yaa küçücük çocuğu kıskanmasa! Hem hep beraber film gecesi yaparız."

"O zaman beraber gidelim markete."

Sevgilimi reddetmezdim.

"Hadi bakalım beraber gidelim."

Elimi uzattığımda hemen tutmuştu.

"Doruk geliyor musun?" diye seslendi, merhametli sevgilim kıskansa bile soruyordu.

"Nereye Yiğit abi?"

"Halanla markete gidiyoruz."

Venüs'ü anneme verip yanımıza geldi.

"Annemden izin alıp geliyorum hemen."

"Tamam, seni dışarıda bekliyoruz."

Hızlıca yukarı çıktı, biz de ayakkabılarımızı giyip Doruk'u beklemeye başladık. Çok geçmeden geldiğinde seri adımlarla ayakkabılarını giyip elimizden tuttu. Market yakın olduğu için yürüyerek gidiyorduk.

"Halacım, sence annem ve babam kardeşim olursa beni yine de severler mi?"

Nereden aklına geldi acaba? Yengem söyledi mi?

"Sakın öyle düşünme tamam mı? Sen bizim için çok değerlisin, baban ve annen eşit severler seni. Hatta kardeşin olursa senin gibi bir abisi olacağı için çok şanslı," dedim.

Aslında Doruk'a bunları söylerken benim de aklıma doktorun dedikleri geliyordu; kazadan sonra Allah'ın takdiri çocuğumun olmaması olasılığı yok olmuştu. Anlamadığım bir şekilde onun sevincini yaşıyordum. Marketin önünde Ela'yı gördüğümüzde bizim resmimizi çekmişti.

"Ooo sizden tam evli mutlu çocuklu vaybı alıyorum," dedi. Bu kızın dilinin kemiği yok muydu? Öldürücü bakışlarımı attığımda dudaklarının üzerine sihirli fermuar çekti.

Market girdiğimizde Doruk'un neler istediğini bildiğim için onun bütün sevdiği şeylerden almıştım, Yiğit de benim sevdiğim şeylerden alıyordu. Marketten çıktığımızda yavaşça yürüyerek eve gidiyorduk.

"Ben yoruldum, çok sıcak," diye isyan etmişti Doruk. Hafif bir çocuk olduğu için kucağıma almıştım.

"Sen yorulma, ben alırım," dedi Yiğit.

"Yok ben böyle iyiyim, sen rahat mısın kuzum?"

"Rahatim, sen yorulmazsan."

Oyy ince düşünceli yeğenim yaa benim!

"Yok sen rahat ol."

Bahçe kapısının önüne geldiğimizde önde ben, arkamdan da Ela ve Yiğit girmişti. Doruk'un kulağına doğru sessizce:

"Az önce sana öyle düşündüren şey ne oldu, anlatmak ister misin?" diye sordum, onun o düşüncesine sebep olan şey neydi acaba?

"Annemin odasına gittiğimde elinde minik bebek terlikleri vardı, onlara gülerek bakıyordu. Beni gördüğünde hiçbir şey demeden bıraktı, onu düşünüyorum."

Ah bir bilsen onları benim aldığımı! Yengem akşam söyleyecekti, şimdiden Doruk'u ümitlendirmek istemiyordum.

"Sen yanlış anlamışsındır, şimdi değil de akşam annene bir sor istersen."

"Neden akşam?"

"Çünkü şimdi bana yardım edeceksin, film gecesi yapacağız hep beraber."

O mutfağa koşarken ben de Eloş'a sarıldım.

"Eloşum!"

"Canım."

"Sana bir şey desem bana uyar mısın?"

Aklımda çok güzel bir fikir vardı.

"Abimlerle maske mi yaksak süslü süslü?"

Can abimden öcümü alacaktım bu şekilde, arada benim sevgilim de yapacaktı ama o beni kırmazdı.

"Çook iyi olur, sende kaç tane var? Ben de yanıma getirmiştim."

Bu çok iyi, hepsine yapardık!

"O zaman anlaştık."

Beraber mutfağa gidip Doruk'la beraber atıştırmalıkları ve ekleri tabaklara koyduk. Salona geçtiğimizde Yiğit, amcam, Burak ve abim oturuyordu; babamlar bahçede oturuyordu, dedemlerle yengemler de odalarındaydı.

"Eee hangi filmi izliyoruz?" dedi abim. Ela ile birbirimize baktığımızda abimize döndük.

"Sence?" dedik aynı anda.

"Tamam tamam, Hababam Sınıfı'nı izliyoruz!"

Çocukluğumdan beri izlediğimiz filmi aşırı sevdiğim için bütün hepsini izlemiştim. Sevgilimin yanına oturduğumda Doruk da aramıza oturmuştu.

"Hababam Sınıfı Tatilde'yi izleyelim."

Abim açtığında herkes oraya odaklanmıştı. Yukarıdan çığlık sesi duyduğumuzda hepimiz korkmuştuk.

"Ne oluyor bee!" demeden kendimi almamıştım.

"Siz durun, ben bakarım," dedi amcam. Silahı ne zamandan beri elindeydi? Arkasından hepimiz gitmiştik. Doruk fazlası ile korkmuş olacak ki Yiğit'e sarıldı. Yukarı çıktığımızda:

"Yine baba oluyorum!" diye Cüneyt abim bağırdı. Hepimizin gözleri fal taşı gibi açılmıştı.

"Abii oluyorum!" diye bağırdı Doruk babasına koşarak sarıldı .Abim o hızla Doruk'u havaya atıp tutuyordu. Herkes mutlulukla abime sarılıyordu. Yengem, abim onu döndürdüğü için çığlık atmıştı. Güzel bir günü güzel bir haberle kapatmıştık.

Nasılsınizzzz

En sevdiğiniz kısım neresi oldu

Bölümü okurken Dolu Kadehi Ters Tut -Yapma N'olursun dinleyin tavsiyedir 😉

Hacer ve Hasan çiftinin hikayesini dedemlerin tanışma hikayesine benzettim 🙃birazcık onların tanışma hikayesi çok güzel benim içinde güzel bir anı kaldı