4. bölüm · GÜL -RÜ

Geçmiş

Rose _lina

Dostluk gül olmaktır yaprağı ile de,
dikeni ile de
- Şemsi Tebrizi-

Gökçe'nin Anlatımıyla

1 ay sonra...

Meryem şehit olalı tam 1 ay oldu. Bu sürede Murat abim gitti, Ela görevini buraya aldı. Burak iyileşti. Yiğit bizim ekibe geleli 3 hafta olduğu için bugün Yiğit, Burak ve Yiğit'in ailesi ile beraber amcamın evinde yemek yiyeceğiz. Amcam, Yiğit'in ailesiyle tanışmak için yemeğe davet etmişti. Ben de yemeklerde amcama yardım edecektim. Hızlıca hazırlandım, saçlarımı da yapıp anahtarımı ve telefonumu aldıktan sonra aşağıya indim. Amcam kapıyı açtıktan sonra mutfağa geçtik.

"Nereden başlıyoruz?" dedim.
"Ne yapalım yemek olarak?"
"Bence çorba olarak mercimek yapalım."
"Olur, o zaman yanına da Beypazarı güveci, çubuk turşusu, yanına da ayran." Amcam bunları sayarken iştahım açılmıştı, hepsini çok severdim.
"Mükemmel! Tatlıyı dün Ela'yla beraber yaptık, hazır." Dün Ela'yla beraber nevzine yapmıştım. Yiğit'in ailesi Kayserili, bu yüzden onların sevebileceği bir tatlı yaptık.
"Hadi o zaman, hızlıca işe koyulup bitirelim. Bugün bize yardım edecek kimse yok, ikimiz yapacağız artık." Bu doğru; Ela'nın duruşması var, Cüneyt abim de şu ara çok yoğun, Can abimin de bugün zümre toplantısı vardı. Hepsini işi olduğu için Yiğitler gelmeye yakın gelirlerdi herhalde. Amcamla işe koyulduk.

2 saat sonra...

İşimiz bitmişti, ben masayı kurmuştum, amcam da mutfağı toparlıyordu. İşim bittiği için amcamın yanına geçtim.
"Amca, masayı kurdum, başka bir şey var mı?"
"Yok güzelim, teşekkür ederim; olmasan yetiştiremezdim."
"Rica ederim, ben tek başıma yapmadım, beraber yaptık, ikimizin de ellerine sağlık." Amcamla biraz daha konuştuktan sonra telefon çaldı. Arayan Ela'ydı, telefonu cevapladım.
"Efendim Minnak?"
"Ne yapıyorsun Çılgın?"
"İyiyim, sen?"
"Yorgun, bitkin..."
"Kıyamam, çok mu yoruldun?" Ela'nın bugün anlaşılan işi yoğunmuş, sesi çok yorgun geliyor.
"Hem de çooook!"
"Tahmin ettim. Ne zaman gelirsin?"
"Otobüs bekliyorum, ne zaman gelirse." Can abim için bir fırsat bu, onunla konuşmak istiyordu.
"Minnak, Can abime diyeyim seni alsın."
"Yok Çılgın, abime zahmet olur, zaten özel şoförüm gibi oldu. Yok, bu sefer olmaz, ben otobüsle gelirim."
"Yok, bir şey olmaz, aynı yere geliyorsunuz zaten. Dur, arayayım ben, kapatıyorum, görüşürüz" dedim ve kapattım. Rehberden abimi buldum, ikinci çalışta cevap verdi.
"Efendim güzelim?" Hemen söze girdim.
"Abicim, Ela'yı da gelirken alır mısın? Kız otobüs bekliyor, çok yorgunmuş." Hızlıca söyledikten sonra abimin konuşmasını duydum:
"Güzelim sakin ol, nefes alarak konuş, ben anladım ve gidiyorum, tamam mı?" Fark ettiğim şeyi abim söylediği anda kapı çaldı. Ben kapıya bakmaya giderken abime cevap verdim:
"Tamam abicim, teşekkür ederim, görüşürüz."
"Rica ederim, görüşürüz." Kapı tekrar çaldığı sırada Cüneyt abim geldiği düşüncesiyle kapı deliğine bakmadan, "Hoş geldin abicim" diyerek kapıyı açtım. Karşımda Cüneyt abim yerine Burak'ı gördüm. Allah'tan Yiğit değildi. Burak, dediğim şeye sırıtarak içeri girdi.
"Hoş buldum abisinin gülü."
"Haha, çok komik, hiç gülesim yoktu."
"Ben senin abin değil miyim kızım? Senden tam 6 ay büyüğüm."
"Sen daha anne karnındayken ben yemek yemeyi öğrenmiştim."
"Ne büyük başarı!"
"Tabii kızım." Amcam mutfaktan çıktığı an Burak'ın yüzü ciddilik aldı. Amcamı gördüğünde hep böyle oluyordu, sonra da eski haline geri dönüyordu. Ben onun bu haline gülerken, amcam "Ne oldu?" der gibi bir bakış atıyordu.
"Hoş geldin Burak."
"Hoş buldum Başkomiserim."
"Gel oğlum, kapının önünde durma." Onlar odaya geçerken ben de arkalarından gidiyordum ki yine kapı çaldı. "Ben bakıyorum" dedikten sonra bu sefer kapı deliğinden baktım. Gelen Ela ve abilerimdi. Kapıyı açtığımda Ela'nın yanaklarının kızarmış olduğunu fark ettim.
"Hepinizin aynı anda gelmesi iyi oldu, az sonra misafirler gelir, hadi içeri geçin." Konuşmaya Cüneyt abim başladı:
"Çiçeğim, ben üstümü değiştirip geleyim o zaman."
Ela ve Can abim de aynı anda, "Ben de", "Ben de" dediler.
"Tamam o zaman, ben de sizinle geleyim, tatlıyı alacağım." Amcama seslenerek, "Amca, ben eve çıkıp geliyorum, haberin olsun" dedim. Odadan amcamın sesi geldi:
"Tamam kızım." Amcamın bana "kızım" demesi o kadar hoşuma gidiyor ki... Eve girdiğimde herkes kendi odasına geçti. Ela da benim odama girdiğinde, mutfara girmeden onun peşine odama girdim. Ela kendine kıyafet ayarlarken ben de yatağıma oturdum.
"Minnakım..."
"Efendim Çılgınım?"
"Senin yanakların niye domates gibi olmuş?"
"Öyle mi? Fark etmedim, hava sıcak ondandır."
"Şubat ayında ne sıcaklığından bahsediyorsun Minnak?" Yalan söylemeye çalıştı ama her zamanki gibi bu sefer de olmadı.
"Ben banyoya geçiyorum, hazırlanayım, çıkalım olur mu?"
"Tamam, sen hazırlan domates yanak." Ela saçlarını savurarak banyoya girdiğinde arkasından, "Bir şey olmuş, bana anlatmıyorsun ya aşk olsun Minnak, sen görürsün" dedim.
"Önemli bir şey yok" diyerek banyodan seslendi. Onun hazırlanmasını bekleyene kadar hafif bir makyaj yaptım. Ela da bu sırada banyodan çıktı, yanıma gelerek o da hafif bir makyaj yaptı. İşimiz bittikten sonra odamdan çıktık. Ben mutfağa geçerken abimler de kapının önündeydiler. Cüneyt abimle göz göze geldik:
"Güzelim, bana ver istersen."
"Yok abicim, ben götürürüm, hadi çıkalım, birazdan gelirler." Hepimiz asansöre bindik. Can abimin sırıtışı dikkatimi çekti; akşam bunu soracaktım, şu an sorsam bile cevabını alamazdım. Tatlıyı mutfağa bıraktığımda zil çaldı. Amcam "Ben bakarım" dediğinde onun arkasından ilerledim. Abimler de kapının önüne geldiğinde amcam kapıyı açtı. Karşımızda siyah gözlü, 50'li yaşlarda bir adam vardı; Yiğit'in babası olmalıydı. Amcam hemen söze girdi:
"Hoş geldiniz." Adam girerken amcamla el sıkıştılar:
"Hoş bulduk." Hoş geldin faslı bittikten sonra oturma odasında herkes yerini almıştı. Söze giren ilk Yiğit olmuştu:
"Ömer Başkomiserim, tanıştırayım; babam Mustafa, annem Sare." Amcam samimi gülümsemesiyle Yiğit'in ailesine baktı:
"Çok memnun oldum." Mustafa Bey de, "Bende memnun oldum, çocuklarınız da büyükmüş maşallah" dedi. Amcam, Mustafa Bey'in sözü ile bize bakarak, "Abimin çocukları ve onların arkadaşı... Çocuklarım değiller ama bana evlat oluyorlar, benim canlarım onlar" dedi. Amcamın bu sözüne eridim; bizi her zaman kendi evladı gibi görmüştü, bize babalık yapmıştı, hasta olduğumuzda başımızda durmuştu, canımız acısa dayanamazdı, tam bir baba gibiydi. Ben de bu sözün üzerine, "Amcam bizim babamız gibidir" dedim. Yiğit'in annesi bana samimi bir tebessümle baktığında, Yiğit'in en çok annesine benzediğini fark ettim. Annesi bana bakarak, "Sen Gökçe olmalısın, senin yakın zamanda yaralandığını duymuştum, iyi misin?" dedi. Evet yaralandım, yaralarım geçti fakat kalbimdeki o yara geçmedi. Meryem'in şehit olması boğazımda bir yumru oluştu. Gözlerimin dolduğunu anladım, ağlamamam gerek, kendini tut Gökçe.
"Evet, iyiyim efendim." Sare Hanım söylediğinden pişman olmuş gibiydi:
"Arkadaşın şehit olmuş, başın sağ olsun." Meryem'im, uğur böceğim yoktu ve yine onun yokluğu yüzüme çarpıldı.
"Vatan sağ olsun." Abimler de Yiğit'in ailesiyle tanıştıktan sonra yemeğe geçtik. Yemekte akademiden konuşuldu. Bir ara Mustafa Bey yemekten kalktı, telefon konuşması için geri geldiğinde tedirgin bir surat ifadesiyle oturdu. Yiğit babasının bu halini gördükten sonra bir sorun mu olduğunu sordu. Babası "Hastam rahatsızlandı" desede ben inanmadım, bu surat ifadesinde başka bir şey vardı.
Yemekten sonra Ela ile beraber çayı hazırladık. Dün akşam yaptığımız nevzine tatlısını tabaklara koydum. Arkamı döndüğümde Yiğit'le göz göze geldik. Bana sıcak bir tebessümle baktığında aklıma her zaman hastanedeki sarılması geliyor; benim yaram olduğu için bana zarar vermeden sarılmıştı. Ben düşüncelere dalmışken benim yerime Ela konuştu:
"Bir şey mi istedin Yiğit?"
"Yok, hayır, yardım etmek için gelmiştim, isterseniz tatlıları götüreyim." İnce düşünceli Meryem olsaydı imalı bakışlarını atmıştı şimdi. Onu çok özledim, yarın en iyisi onu görmeye gideceğim, rüyalarıma da girmiyor artık.
"Yorulma istersen, biz Ela ile hallederiz" dediğimde Yiğit'in konuşmamdan memnun olmuş gibi bir yüz ifadesi vardı; çünkü emniyette falan pek konuşmuyor artık, kendini dosyalara veriyor, arada Burak ve Yiğit yanıma geliyorlardı, sevdiğim şeylerle beni mutlu etmeye çalışıyorlardı.
"Yorulmam ben, tepsiyi alıyorum."
"Peki tamam, sen öyle diyorsan." Ela çayları doldururken ben de çayın yanına koyulacakları tepsiye koyup odaya götürdüm. Ela da çayları servis etti. Beraber yan yana oturduğumuzda Yiğit'le karşılıklı oturduğumu fark ettim, kafamı kaldırmıyordum çünkü biliyordum bana baktığını. Bir süre sonra çayların bittiğini fark ettim. Çayları doldurmak için mutfağa geçtiğimde, çayları doldurduğum sırada arkamda birinin olduğunu hissettim. Arkamı döndüğümde masanın yanında Yiğit'i gördüm. Onun mutlu gülümsemesi dikkatimi çekmişti; benimle konuşması mı mutlu etmişti acaba?
"Bir şey mi istemiştin Yiğit?" Ağzında bir şeyler mırıldandı ama anlamadım.
"Şey, aslında seninle bir şey konuşmak istiyorum ama burada olmaz. Müsait olduğunda bir yerlerde buluşsak olur mu?" Benimle ne konuşacak ki acaba?
"Aslında benim işim var, Meryem'i görmeye gidecektim." Hafta sonu olduğu için Meryem'i ziyarete gidecektim; hafta içi işlerimden zaman bulamadığım için hafta sonu gitmeye çalışıyorum, onun yanına gittiğimde uzunca kalıyordum.
"Tamam, ben de seninle geleyim, Meryem benim de arkadaşım." Meryem'i de arkadaşı olarak görmesi beni çok mutlu etmişti. Acaba benimle ne konuşmak istiyordu? Bardakları fark ettiğimde masadan alıp doldurmaya başladım, neredeyse herkesin çayı bitmişti. Odaya götürüp dağıttığımda Ela'nın yanındaki yerime geçtim. Biraz daha oturduktan sonra herkes kalktı. Ben amcamla kalıp çayı topladım, etrafı da toparladıktan sonra eve çıktım.

Odama geçtiğimde Ela yoktu. Banyonun kapısını tıklattığımda Ela'nın sesi geldi:
"Kim o? Gökçe, sen mi geldin?"
"Ben geldim Ela, ben abimin odasına geçeceğim, sonrasında seninle bir şey konuşacağım." Can abimle konuşacağım ilk olarak; Ela'nın bugün ona bakmamak için kırk takla attığı konuyu merak etmiştim.
"Tamam canım, ne konuşacaksın?" Bilmezlikten geliyordu.
"Konuşuruz, şimdi abimin yanına gideyim." Odan çıkıp abimin odasının önüne geldim. Kapıyı tıklattığımda "Gel" sesini duymam bir oldu. Odaya girdiğimde abim çocuk gibi odanın ortasında dönen sandalyesinde oturarak dönüyordu.
"Abicim hayırdır, mutluluğun sebebi nedir?" Çok mutluydu, içi içine sığmıyor gibiydi.
"Gökçe, ben bir şey yaptım ama bu senin sayende oldu." Benim sayemde nasıl oluyor?
"Ben ne yaptım abicim?" Çünkü bugün hiç abimle konuşmamıştık.
"Grubu sesli ara, açıklayayım." Hemen abimlerle olan grubuna girip aradım, Cüneyt abim ve Murat abim cevap vermişti. İkisi de aynı anda "Efendim" dediğinde Can abimden önce söze girdim:
"Abilerim, abim bir şey yapmış ve benim sayemde olmuş."
Cüneyt abim, "Ben de sizinle aynı evdeyim ama bundan haberim yok. Can efendi, ne yaptın bakalım, anlat, hatta dur, odana geliyorum" dedi. Abimin kapatması üzerine Murat abimden ses çıktı:
"Ne oldu Can, ne yaptın? Kızın başını yapmadın inşallah."
Cüneyt abim odaya girdiğinde, "Ne yaptın bakalım, tahmin yürütüyorum şu anda ama o tahmin tutar mı bilmiyorum" dedi. Abimin bunu söylemesiyle bendeki parçalar yerine oturdu:
"Abiii, sen yoksaaa..."
Murat abim telefondan, "Yoksa ne Gökçe? Anladıysan bana da söyle, ben bir şey anlamadım" dedi.
"Abii, sen söylesene." Can abime baktığımda ağzı kulaklarındaydı:
"Ben Ela'ya onu sevdiğimi söyledim."
Murat abim şaşırmış olacak ki, "Nee, yaptın?" dedi. Ben anladım, ikilinin hallerinden anlaşılmayacak gibi değildi. Cüneyt abim mutluydu çünkü bu konu için abimi darlıyordu. Can abim Murat abimi biraz daha aydınlatmak için olayı baştan anlattı. Abimden olayları dinledik; abimin moralini bozan şey, Ela'nın sorusuna cevap vermemiş olmasıydı ama ben Ela'yı tanıyorsam onun cevabı da evet olacaktı.

Odama geçtiğimde Ela dosyalara bakıyordu. "Canım, işin uzun sürer mi?" Ela dosyalardan başını kaldırıp bana baktığında dosyayı kapattı:
"Bitti canım, bir şey mi oldu?" Konuya hemen girmek istedim, o yüzden yatağıma geçip oturdum. Ela'ya yatağıma oturması için elimle yatağımı işaret ettim. Yanıma geldiğinde sırtımızı duvara vererek oturduk. Konuşmaya nasıl başlayacağımı bilmiyordum; abim "seni seviyormuş" desem olmaz, "sabah neden öyleydin" desem... Ela bu halimi görmüş olacak ki, "Sabah neden öyleydin diye merak ediyorsun değil mi?" dedi. Gözümün içine bakarak anlayan bir arkadaşımın olduğunu söylemiş miydim?
"Evet, anlatacak mısın?" Başını evet anlamında salladı:
"Gökçe, bu söyleyeceğim şey seni mutlu edecek mi bilmiyorum." Sen beni bir de içeride görseydin, soruyorsun bir de, kıyamam.
"Söyle bakalım, merak ettim."
"Ben... Abine aşığım" dedi ve yüzünü yastığımla kapattı. Utandı minnakım!
"Biliyorum." Doğrusunu söyledim, olayları da anlatacaktı biliyorum. Yastığı kafasından kaldırarak bana minnoş yüzüyle baktı:
"Nasıl yani, sen nereden biliyorsun? Ama sen asıl şeyi bilmiyorsun, yoksa bunu da mı biliyorsun?"
"Evet güzelim, bunu da biliyorum, her şeyden haberim var. Abimi senin yanına boşuna mı gönderdim?"
"Galiba asıl şeyi de biliyorum ama senden de dinlemek istiyorum." Ela'nın yüzü mahcup bir şekilde eğildiğinde konuştu:
"Ama abini biraz üzmüş olabilirim, teklifine cevap vermedim. Ona cevap vermek istiyorum ama nasıl olacak bilmiyorum." Ben sana yardımcı olurum canım yengem!
"Aslında ben sana yardımcı olabilirim." Ela'nın gözleri parladı:
"Nasıl olacak?" Aklımdaki fikirleri Ela'ya anlatmaya başladığımda Ela planı dinledi, hoşuna gitmiş olacak ki, "Hemen yapalım, ben daha fazla bekletmek istemiyorum" dedi. Hay hay yengem!
"Tamam öyleyse, ben pastayı istetiyorum, sonra mutfağa geçip hazırlık yapıyoruz, zaten saat daha erken, güzel masa hazırlayalım ama sessiz bir şekilde yapalım, anlaşılmadan, hadi bakalım." Mutfaga geçerken pastayı istettim, o gelene kadar bir şeyler hazırladık. Her şey hazırdı, pasta da geldi, oturma odasına masayı kurduk. Planımı devreye sokmak için abimin odasına gidecektim.
"Ela, sen yere otur, canın acıyormuş gibi yap." Ela yere oturdu, ben de abimin odasının önüne geçtim. Yüz ifademi değiştirdikten sonra kapıyı tıklatmadan abimin odasına geçtim:
"Abii koş, Ela..." Demem ile abim masasından kalktı endişeli bir şekilde:
"Ne oldu, Ela'ya ne nerede?" Gülme Gökçe, tut kendini!
"Odada, koş, galiba ayağını kırdı." Odadan hızlıca çıktı, ben de peşinden çıktığımda odaya girdi. Ela ayağı ağrıyormuş gibi, "Cann, galiba ayağımı kırdım" dedi. Abimin bana arkası dönük olduğu için halimi görmüyordu. Telefonu gizlice görünmeyen bir yere koydum, o anı ölümsüzleştirmek için.
"Ah be Ela'm, ne yaptın kendine?" Ela'm mı? Kendimi tutamadım.
"Kızın ayağı kırık olabilir abi, yardım etsene kıza." Abim Ela'yı tuttuğu gibi kaldırdı, ben yavaşça odadan kaçtım. Abim masayı gördüğü an bu ne der gibi bir bakış attı. Kapının önünde durduğum için hemen kapı koluna uzandım:
"Siz ikiniz birbirinize sevdiğinizi söylemeden buradan çıkmıyorsunuz." Abimin yüzü düştü:
"Ben söyledim, yanındaki hanımefendiye sor sen onu." Sormama gerek yok abicim, o da seni seviyor.
"Ben bilmiyorum artık, neyse, ben gidiyorum, hadi bakalım." Konuşmam bittikten sonra hemen kapıyı kapattım. Kapının arkasından bir ses gelmiyordu, demek ki abimin işine geldi.

Mutlu mutlu odama giderken Cüneyt abimin bana seslendiğini duydum:
"Gökçe güzelim, bir gelir misin?"
"Geliyorum abiiii!" Odasına koşarak gitmem ile girmem bir oldu.
"Efendim abicim?" Yatağında telefona bakıyordu.
"Gel güzelim, ne oldu az önce?" Abim de duymuş.
"Abimlerin olayı galiba, tamam, abimin üzülmesine değmedi." Abim "nasıl yani" der gibi baktı.
"Nasıl yani, ne yaptınız ki?"
"Şöyle ki abicim, müstakbel yengemiz Ela da abimi seviyormuş ama sen bizim Ela'yı bilirsin, hemen söyleyemiyor, olayın şokunda kalıyor, sonrada söylemediği için pişman oluyor."
"Güzelim konuya gel, buraları biliyorum." Abimin bunu demesi üzerine olayı baştan sona anlattım. Biraz daha konuştuktan sonra onun meselesine çözüm bulacaktım.
"Abicim, sen Bahar ablayla ne yapacaksın, yani konuştun mu hiç?" Abim cevap vereceği sırada kapı çaldı. Abim "Gel" dediğinde kapı açıldı. Can abim mutlu mutlu odanın içine direkt girdi:
"Oo kardeşim, bu ne mutluluk böyle? Konuşmanız iyi gitti galiba." Cüneyt abimin bunu demesi üzerine gülerek cevapladım:
"Belli değil mi abicim, ağzı kulaklarında." Evet, abim neredeyse havalara uçacaktı.
"Gelin odaya beraber oturalım."
"Siz otursaydınız abicim."
"Beraber pasta yeriz, abi sen de seversin çikolatalı pasta." Abimlerle odaya geçerken ben de tabak ve çatal almak için mutfağa geçmiştim. Mutfak masasının üzerindeki tabakta çikolatalı kurabiyeler gözüme takılmıştı; Meryem'le yediğimiz en son şeydi. O sabah çok güzeldi ama sonrası...

Yere oturup ağladığım sırada Ela'nın sesini duydum:
"Çılgınım hadi gel-... Gökçe, ne oldu güzelim, anlat bana, neyin var?" Ela bunu görmemeliydi. Her ne kadar ailem, arkadaşlarım ve sevdiğim adam beni mutlu etmeye çalışıp etseler de ben tek kaldığım zamanlarda veya emniyette böyleydim; hayattan soğumuş, bitkin şekilde duruyordum.
"Yok bir şey Ela, merak etme sen, bunları götürür müsün, ben biraz dışarıya çıkacağım." Ela endişeli bir şekilde bana bakıyordu:
"Neyin var? Bir insan bir anda ağlayamaz, doğru söyle, ne oldu? Ben seni bu halde tek göndermem, Can'a veya Cüneyt abi'ye diyeyim, onlardan biri seninle gelsin." Onların beni pek anlayacağını düşünmüyorum; beni anlasa anlasa Murat abim anlardı, o da burada değildi.
"Yok, tek çıkacağım, keşke beni bu mutlu gününde böyle görmeseydin, özür dilerim." Onun en mutlu günüydü, sevdiği adama kavuşmuştu.
"Gökçe'm, özür dilenecek bir durum yok, sen üzülme. Tek çıktığın için telefonun açık olsun, aradığımda cevap ver, sonra bütün emniyeti başına toplarım." Yapar mı? Yapar! Bu halimde bile beni güldürmeye çalışıyordu.
"Tamam, ben çıkıyorum, abimler sorarsa da ağladığımı sakın söyleme, tamam mı?"
"Tamam canım, sen çık, biraz kafanı dağıt."

Yerimden kalktıktan sonra hızlı adımlarla odama geçtim. Üstüme montumu alıp çıktım. Şubat ayı olduğu için soğuktu. Evden çıktıktan sonra Meryem'le her zaman gittiğimiz parka doğru yürümeye başladım. Kulaklığımı yanıma aldığım için müzik dinleyerek parka geldiğimde kimse yoktu. Salıncaklardan birine oturduğumda yeni şarkıya geçtim. Meryem'le dinlediğimiz şarkılardan Müslüm Gürses - Seni Yazdım. Şarkı dinlerken yanımdaki salıncak sallanmaya başladı. Sol tarafıma baktım, karşımdaki kişiyi görmem ile şaşırmıştım.
"Yiğit" diyebildim sadece, onun burada ne işi vardı?
"Gökçe... Şey, aslında ben..." Elini ensesine götürerek mahcup bir şekilde bana baktı.
"Sen nereden bildin benim burada olduğumu?"
"Aslında ben de bilmiyordum, Burak söyledi." Burak mı?
"Burak mı? O nereden biliyor ki, ben söylemedim ona."
"Biz Burak'la beraberdik, sonra Ela ar-"
"Ela mı söyledi size? Peki Burak nerede?" Ahh Ela, yine beni tek bıraktırtmadı!
"Buradayım Çılgın, seni tek bırakır mıyız?" Burak'ın sesini duymamla arkamı döndüm.
"Bırakmazsınız değil mi?" Gözlerim dolmuştu. Meryem şehit olduktan sonra ailemin ve arkadaşlarımın gitmesinden çok korkuyordum, tek kalmış gibiydim. Bu sefer söze Yiğit girmişti:
"Bırakmayız, sen de bizi bırakma olur mu? Gül çiçeği." Gül çiçeği mi? Bu kelimeyi ben bir yerde okumuştum ama nerede?
"Bırakmam..." Daha fazla konuşmadan salıncaktan kalktım, göz yaşlarımı silerek onlara geri döndüm.
"İyi ki varsınız." İkisi de yanıma gelmişlerdi. Burak bana bakarak, "Sen de iyi ki varsın Gökçe kız" dedi. Evet, bana "Gökçe kız" diyen tek kişiydi Burak.
"Gelin buraya, bir şey yapacağız." Burak'ın yanına gittiğimizde ellerimizi üst üste koyduk, Burak konuşmaya başladı:
"Bugünden itibaren birbirimizden bir şey saklamayıp başımıza ne gelirse koşturacağız, birbirimize kardeş, yoldaş olacağız, söz mü?" Yiğit'le beraber "Söz" dediğimizde birbirimize baktık.
"Duyamadım, ne dediniz?"
"Söz" diye bağırdık bu sefer.
"Ha şöyle, biraz sesiniz çıksın." Burak sözünü bitirdikten sonra Burak'ın telefonu çaldı. Biz ne olduğunu anlamadan Burak telefonu cevaplayıp bizden biraz uzaklaştı. Telefon konuşması bittikten sonra yanımıza geldiğinde yüzü kireç gibiydi. Korktuğum için Burak'ı oturttum:
"Burak, iyi misin? Ne oldu, yüzün kireç gibi?" Yiğit de endişelenmişti.
"Burak, konuş bak, korkuyoruz, ne oldu?"
"Gökçe... Yiğit..."
"Oğlum, ne oldu, konuş, korkutma bizi." Yiğit benden önce bana tercüman olmuştu. Burak daha fazla konuşamadan sol gözünden bir yaş indi:
"Ailemden haber var." Anı şaşırmamız ile Yiğit'le aynı anda "Nee" dedik, çünkü Burak küçükken ailesi onu yetimhaneye vermişti, ailesini hiç görmemiş, tanımamıştı.
"Beni Hakkari'den çağırıyorlar." Yiğit şaşırmıştı:
"Hakkari mi?"
"Hakkari'ye ve yarına gitmem gerek." Onu bu halde bırakmazdım, bende onunla gidecektim.
"Ben de geliyorum seninle, hadi kalk, gidiyoruz."
"Gökçe, gelmene gerek yok, ben bunu tek başıma halledebilirim."
"Hayır Burak, ben de seninle geliyorum, itiraz istemiyorum, biz az önce ne söz verdik birbirimize? Hadi kalk, gidiyoruz."

Parktan çıktıktan sonra her şey çok hızlı ilerledi. Allah'tan bilet vardı, biletlerimizi aldık, şu an uçaktaydık. Yiğit de gelmişti bizimle. Derin düşünceler içerisinde...

---

Yazarın Anlatımıyla

Burak ve Gökçe'yle beraber uçağa bindiklerinden beri Yiğit'in kafasını kurcalayan şeyler vardı. Annesi bir mesaj ile Kayseri'ye gittiklerini yazmıştı; bu ani mesaj üzerine düşünmeden edemiyordu. Annesi ve babası ona haber vermeden gitmezlerdi, mesaj atmadan önce ararlardı. Konunun ne olduğunu annesine yazsa da cevap alamamıştı. Uçaktan indikten sonra bir otele yerleşmişlerdi. Bu süre zarfında Gökçe Ömer Başkomiser'den izin almıştı Burak ve Yiğit adına da. Burak öğrendiği şeyden sonra sessizleşmiş ve konuşmamıştı.

Ertesi gün...

Hızlıca hazırlanıp çıkmışlardı. Hastaneye geldiklerinde kurulun toplandığı yere geçmişlerdi. Kurul üyeleri geldikten sonra Burak ailesinin nerede olduklarını merak ediyordu. Çok geçmeden kapı açıldı. İçeriye giren kişileri gören Yiğit şaşırmıştı. Şaşkınlıkla "Anne" dediğinde herkes Yiğit'e bakmıştı. Burak başını kaldırıp önündeki insanlara baktığında aklının ucundan geçmeyen kişileri görmüştü; her zaman aile sıcaklığını hissettiren kişileri, Sare ve Mustafa çiftini... Ailesi gibi gördüğü insanlar onun gerçek ailesi miydi? Yıllarca aile özlemini çekerken aslında gerçek ailesi tam yanındaydı. Kurulda görevli olan biri konuşmaya başladı:
"Buyurun Mustafa Bey ve Sare Hanım, biz de sizleri bekliyorduk." Sare Hanım fenalaşır gibi olduğu için Mustafa Bey'den destek alarak yerine oturdu. Kurul görevlisi tekrardan konuşmaya başladı:
"Bu karışıklığı biz de dün öğrendik, sizleri bulmak zor oldu" dedi ve 1 saatin sonunda Burak için DNA testi yapıldı. Ertesi gün pazar olduğu için sonuçların çıkması için pazartesiyi beklediler. Bu süre zarfında Yiğit ailesine sinirlense de Burak'la kardeş olma ihtimali ikisini de heyecanlandırıyor ve mutlu ediyordu...

Nasılsınızzz

Hangi kısmı daha çok beğendiniz?

Burağın ve Gökçe nin arkadaşlığı gibi arkadaşlığınız var mı ? Oldu mu ?

Diğer bölümde görüşmek üzere kendinize iyi davranın iyi bakın 🙃