5. bölüm · GRİMNOX

5.bölüm

Safir Bakır

Festivalden Dört Gün Önce
Veyra, Tarin’in anlattıklarını duyduğu geceden beri doğru dürüst uyumamıştı.Ertesi gün boyunca Kael’in eve dönmesini beklemişti. Babası sabahın erken saatlerinde çıkmış, güneş batıya eğildiğinde yanında Orven’le dönmüştü. Neris ile Rovan da Veyra’yı yalnız bırakmamak için onunla beklemişti.Şimdi Kael pencerenin önünde durmuş, ağaçların arasından çekilen gün ışığına bakıyordu. Orven, masanın yanında bastonunun kıvrımlı sapını iki eli arasında tutuyordu. İkisinin de yüzünde şaşkınlık yoktu.Veyra bunu önceki gece görmüştü.
Tarin’in sözünü ettiği siyahlar içindeki adamı tanıyorlardı.
— Kimdi o?
Kael dönmedi.
— Dün gece söylediklerimi duydun.
— Bir cevap duymadım.
Tarin karanlık bir salon, yeşil ışıklar ve önünde herkesin eğildiği siyahlar içinde bir adam görmüştü.Bir kral gibi duran biri.
Kael sonunda Veyra’ya döndü.
— Duydum.
— O hâlde cevap ver.
Kael’in çenesi gerildi.
— Bu konuşma burada bitti.
Veyra kısa, inançsız bir kahkaha çıkardı.
— Senin için bütün konuşmalar cevap vermen gerektiği yerde bitiyor zaten.
Neris masanın diğer yanında sessizce duruyor, bakışlarını Veyra ile Kael arasında gezdiriyordu. Rovan kapının yanında bekliyordu. Normalde söyleyecek bir söz bulamadığında bile yüzünden ne düşündüğü anlaşılırdı. Şimdi ise gözleri yerdeydi.
Veyra bunu da fark etti.
Odada kendisinden başka bir şey bilmeyen tek kişi yine kendisiydi.
— Orven?
Yaşlı adam başını kaldırdı.
Sağlam gözü Veyra’nın yüzünde dururken beyaz gözünün üzerindeki yara izi kandil ışığında daha derin görünüyordu.
— Sen de mi hiçbir şey söylemeyeceksin?
Orven’in parmakları bastonunun sapındaki oyukların üzerinde dolaştı.
— Bazı isimler unutuldukları için sessiz kalmaz, dedi. — Sessiz kalındığı için unutulur.
— Bu, cevap değildi.
— Cevap olduğunu söylemedim.
Veyra öfkeyle bir adım attı ancak Kael aralarına girdi.
— Yeter.
— Hayır, yetmedi. Önce Kül Muhafızı kıyıda bana saldırdı. Sonra Tarin ortadan kayboldu. Şimdi de hiçbirimizin bilmediği bir yerde, herkesin önünde eğildiği bir adam gördüğünü söylüyor. Sen o adamın kim olduğunu biliyorsun.
Kael’in yüzünde tek bir kas bile oynamadı.
— Bildiğim şey, senin bu gece evden çıkmayacağın.
— İşte yine yaptın.
— Neyi?
— Cevap vermek yerine bana emir verdin.
— Çünkü emirlerimi dinlediğin zamanlarda hayatta kalmayı başarıyorsun.
Veyra’nın bakışları sertleşti.
— Kıyıya sen gelmeden önce de hayattaydım.
Bu söz Kael’e ulaşmıştı. Veyra bunu gözlerinde gördü fakat babası karşılık vermedi.
Kael, Rovan’a gece nöbetlerinin iki katına çıkarılmasını ve kuzey yoluna hiç kimsenin yaklaştırılmamasını emretti.
Veyra’ya ise bir daha bakmadı.
Sanki onu görmezse soruları da ortadan kalkacaktı.
Veyra kapıyı sertçe açıp dışarı çıktı.
Rovan birkaç dakika sonra peşinden geldi.
— Veyra.
Veyra durmadı.
— Şu an benimle konuşmak için çok kötü bir zaman.
— Genelde iyi bir zamanın olmuyor.
— O zaman bunu kişisel algılama.
Rovan ona yetişti. Veyra meydanın arkasındaki dar yola saparken bir süre yanında sessizce yürüdü. Festival için asılmış kandiller henüz yakılmamıştı. Cam gövdeleri rüzgârda birbirine çarpıyor, ince sesleri ağaçların arasına yayılıyordu.
— O işareti daha önce gördüm, dedi Rovan.
Veyra durdu.
Rovan’ın yüzündeki hafiflik kaybolmuştu.
— Hangi işareti?
— Kül Muhafızı’nın kılıcındaki işareti. Ters duran tacı.
Veyra ona doğru döndü.
— Nerede?
— Bir kitapta. Yıllar önce.
— Hangi kitapta?
— Hatırlamıyorum.
Veyra gözlerini kıstı.
— Az önce bana hiçbir şey bilmeyen yüzünle bakıyordun.
— O yüzüm doğal hâlim olabilir.
Veyra’nın bakışı değişmedi.
Rovan içini çekti.
— Kitabın adını gerçekten hatırlamıyorum. Kütüphanenin eski bölümündeydi. Çocukken Siva’dan saklanmak için aşağıya inmiştim. Beni eğitimden kaçarken yakalarsa iki kat çalıştırıyordu.
— Demek eğitimden kaçarken yasaklı kitap okuyordun.
— Okumuyordum. Üzerine basıp pencereden çıkmaya çalışıyordum.
Veyra birkaç saniye ona baktı.
— Bazen senden neden yardım aldığımı sorguluyorum.
— Sonuçta işareti ben hatırladım.
— Üzerine bastığın için.
— Bilginin nasıl edinildiğine değil, işe yarayıp yaramadığına bakmalısın.
Veyra yeniden yürümeye başladı.
— Kütüphaneye gidiyoruz.
Rovan arkasından baktı.
— Kael bu gece evden çıkmamanı söyledi.
Veyra omzunun üzerinden cevap verdi.
— O hâlde ona söylemeyiz.
———————————————————
Thalroin’in kütüphanesi köyün en eski yapılarından biriydi.Meydandaki evlerin çoğu kalın ağaç gövdelerine ve birbirine dolanan dallara kurulmuşken kütüphane toprağın üzerinde duruyordu. Koyu gri taşlardan örülmüş duvarlarına yosunlar yayılmış, çatısının bir bölümü yaşlı bir ağacın dalları altında kaybolmuştu. Pencereleri dardı. Gündüzleri bile içerisi loş olurdu.Veyra ile Rovan vardığında güneş çoktan ağaçların arkasına çekilmişti.
Ana salonda yalnızca üç kandil yanıyordu. Raflar tavana kadar yükseliyor, eski parşömen ve nem kokusu kapıdan girer girmez insanın boğazına yerleşiyordu. Masalardan birinde açık bırakılmış bir kitap vardı ancak içeride başka kimse görünmüyordu.
Rovan kapıyı arkasından kapattı.
— Eski bölüm aşağıda olmalı.
— Olmalı mı?
— Çocukken her yer daha büyüktü.
— Çok güven veriyorsun.
— Ben de tam bunu hedefliyordum.
Rafların arasında ilerlediler. Krallıkların eski haritaları, bitkiler üzerine yazılmış kalın ciltler, balıkçı kayıtları ve Thalroin’de doğan ailelerin isimlerini taşıyan defterler yan yana dizilmişti. Bazı kitapların sırtındaki yazılar silinmişti. Bazılarının üzerine yıllardır dokunulmadığı, biriken tozdan belliydi.Rovan salonun arkasındaki dar merdiveni bulduğunda yüzünde küçük bir zafer ifadesi belirdi.
— Gördün mü?
— Henüz hiçbir şey görmedim.
— Bana inanmadığını kabul etmeyi öğrenmelisin.
— Sana inandığım gün endişelenmeye başlarım.
Merdiven aşağıya doğru kıvrılıyordu. Duvarlara yerleştirilen kandillerden yalnızca biri yanıyordu. Rovan onu aldı ve önden inmeye başladıAşağıdaki oda ana salondan daha küçüktü fakat raflar burada da duvarların tamamını kaplıyordu. Kitapların çoğu zincirlerle raflara tutturulmuştu. Bazılarının kapaklarında krallık armaları, bazılarında Veyra’nın tanımadığı işaretler vardı
Odanın ortasında uzun, dar bir masa duruyordu.
Rovan kandili masaya bıraktı.
— İşte burası.
Veyra ilk rafa yöneldi.
— Kitap nasıldı?
— Eskiydi.
— Buradaki her şey eski.
— Koyu renkliydi.
— Buradaki her şey koyu renkli.
Rovan düşünüyormuş gibi alnını buruşturdu.
— Ağırdı.
Veyra raftan kalın bir kitap çekip göğsüne doğru fırlattı. Rovan son anda yakaladı.
— Hatırlamana yardımcı oldu mu?
— Biraz daha zorlarsan bütün çocukluğumu unutabilirim.
İki ayrı raftan aramaya başladılar.Dakikalar geçtikçe dışarıdaki son ışık da dar pencerelerden çekildi. Kütüphane sessizleşti. Yukarıdaki salondan zaman zaman tahtaların gıcırtısı geliyor, rüzgâr taş duvarların arasındaki boşluklarda dolaşıyordu Veyra, üzerinde cüce krallığının çekici bulunan bir kitabı yerine koyarken Rovan aniden seslendi.
— Buldum.
Elinde siyaha yakın kahverengi deriyle kaplanmış, kalın bir kitap vardı. Kapağında isim bulunmuyordu. Derinin ortasına yalnızca küçük bir taç işlenmişti.
Ters duran bir taç.
Veyra hemen yanına geldi.
İşaret, Doğu Koyu yolundaki yaşlı ağacın gövdesinde buldukları mührün aynısıydı.Tacın üç sivri ucu aşağıya bakıyor, ortasından geçen ince çizgi sembolü ikiye ayırıyordu. Derinin üzerindeki oyukların içinde yıllar önce sürülmüş koyu kırmızı boya kalmıştı.
Veyra parmağını işaretin üzerinde gezdirdi.
— Bu o.
Rovan kitabı masaya bıraktı.
Kapağı açıldığında kuru derinin çatırdayan sesi odada yankılandı. İlk sayfaların kenarları nemden dalgalanmıştı. Bazı satırlar silinmiş, bazı isimlerin üzeri siyah mürekkeple çizilmişti.Kitabın başında yedi krallığın eski armaları sıralanıyordu.
Veyra altısını tanıdı.
Yedincisinin yerinde Ters Taç vardı.
Rovan kandili yaklaştırdı.
Başlığın altındaki yazılar eskiydi fakat okunabiliyordu.
‘Reddedilmiş Kral ve Reddedilmiş Krallık’
Veyra bir sonraki sayfayı çevirdiKömür ve mürekkeple çizilmiş büyük bir resim, sayfanın neredeyse tamamını kaplıyordu. Sivri kemerlerle yükselen karanlık bir salonun ortasında genç bir adam duruyordu. Üzerinde siyah giysiler vardı. Başındaki tacın uçları yukarı bakıyordu Adamın yüzü zamanla solmuştu ancak sert bakışları hâlâ seçilebiliyordu.
Resmin altında tek bir isim yazılıydı.
**Noxar.**
Veyra adı içinden okudu.
Odanın soğuğu bir anda tenine daha fazla işlemiş gibi oldu.
— Tarin’in gördüğü kişi, dedi Rovan.
Veyra cevap vermedi.
Kael’in sustuğu anı düşündü. Orven’in kaçamak sözlerini. İkisi de bu adı biliyordu.Sayfanın altındaki metni okumaya başladı.Yeraltı Krallığı, diğer krallıklar kurulmadan önce de dağların ve toprağın altında uzanan mağaralarda varlığını sürdürüyordu. Şehirleri güneş görmezdi. Evleri kara taşlara oyulmuş, yolları yerin derinliklerinden geçen ateş damarlarının çevresine kurulmuştu.Orada yaşayanlar karanlığa mahkûm edilmemişti.
Karanlık onların yurduydu.
Yedi krallıktan biri olarak kabul edilmiş, uzun yıllar boyunca diğer krallıklarla ticaret yapmışlardı. Yeraltından çıkarılan madenler, karanlıkta yetişen bitkiler ve başka hiçbir yerde bulunmayan siyah taşlar karşılığında tahıl, kumaş ve kereste alırlardı.
Sonra Noxar tahta çıkmıştı.
Yaşı, kendisinden önce hüküm süren kralların çoğundan küçüktü. Kitap onu güçlü, sabırsız ve sahip olduğu hiçbir şeyle yetinmeyen bir hükümdar olarak anlatıyordu.
Tahta geçmesinden kısa süre sonra İnsan Krallığı’na ait sınır şehirlerine saldırmıştı.
İlk şehir bir gecede düşmüştü.
İkincisi yedi gün direnmişti.
Üçüncüsünün kapıları içeriden açılmıştı.
Noxar’ın askerleri ele geçirdikleri yerlerde insanları evlerinden çıkarmış, karşı koyanları öldürmüş, hayatta kalanları zincirlerle yeraltına götürmüştü. Köyler yakılmış, yollar kesilmiş, teslim olan şehirlerin ambarlarına ve silahlarına el konulmuştu.
Veyra satırların üzerinde durdu.
— Burada bir bölüm silinmiş.
Sayfanın ortasına koyu mürekkep dökülmüştü. Mürekkebin altında yalnızca birkaç kelime seçilebiliyordu.
Taht.
Kan.
Altı.
Rovan yan taraftaki satırları okudu.
— Devamında ne istediği yazıyor.
İnsan Krallığı’nın toprakları Noxar’a yetmemişti. Kazandığı her şehir, bir sonrakini istemesine neden olmuştu. Kendisini yalnızca Yeraltı Krallığı’nın değil, bütün krallıkların gerçek hükümdarı ilan etmişti.
Elçiler göndermişti.
Teslim olmalarını istememişti.
Ona ait olduklarını kabul etmelerini istemişti.
Hiçbiri kabul etmemişti.
Noxar’ın orduları ilerlemeye devam edince diğer altı krallık ona karşı birlikte hareket etmişti. Aralarındaki eski düşmanlıkları sona erdirmemiş, topraklarını ya da tahtlarını birleştirmemişlerdi. Yalnızca Noxar durdurulmadığı takdirde hiçbirinin ayakta kalamayacağını anlamışlardı.
Savaş yıllarca sürmüştü.
Noxar öldürülememişti.
Ordusu tamamen yok edilememişti.
Bunun üzerine altı krallığın büyücüleri, Yeraltı Krallığı’nı dışarıya bağlayan geçitlerde büyük bir mühür kurmuştu. Taş kapılar kapatılmış, tüneller büyüyle örülmüş ve geçitlerin üzerine altı krallığın işaretleri kazınmıştı.
Yeraltı Krallığı yok edilmemişti.
Ancak oradan çıkabilecek bütün yollar kapatılmıştı.
Noxar ile halkı, zaten kendilerine ait olan karanlığın içinde hapsedilmişti.
Veyra sayfayı çevirdi.
Sonraki çizimde altı hükümdar, yerde duran bir tacın çevresinde resmedilmişti. Taç ters çevrilmişti. Altında iki satır bulunuyordu:
**Reddedilmiş kral.**
**Reddedilmiş krallık.**
Rovan parmağını çizimin kenarındaki küçük yazıya koydu.
— Buraya bak.
Ters Taç, Noxar’ın hükümdarlığının diğer krallıklar tarafından reddedildiğini göstermek için kullanılmıştı. Zamanla yalnızca Noxar’ın değil, Yeraltı Krallığı’nın da sembolü olmuştu.
Yeraltı Krallığı hâlâ yedi krallıktan biri sayılıyordu. Fakat kralı tanınmıyor, tahtı kabul edilmiyordu. Eski kayıtlarda adı giderek daha az anılmış; halkı, Noxar’ın işlediği suçlardan dolayı kuşkuyla karşılanmıştı. Krallığın dışına çıkmayı başaranların çocuklarına bile güvenilmemiş, gittikleri yerlerde kapılar yüzlerine kapanmıştı.
Noxar’a bağlı kalanlar ise Ters Taç’a başka bir anlam vermişti.
Onlara göre taç devrilmemişti.
Yalnızca doğrulacağı günü bekliyordu.
Veyra satırları ikinci kez okudu.
— Bu yüzden yasaklanmış.
Rovan başını salladı.
— Birinin bunu taşıması, Noxar’ı hâlâ kral kabul ettiği anlamına geliyor.
— Kül Muhafızı’nın kılıcında da aynı işaret vardı.
— Demek kılıçla ağaçtaki mühür aynı yere bağlı.
Veyra kitabın sayfalarını çevirmeye devam etti.
Birkaç bölüm tamamen koparılmıştı. Kalan sayfalardan birinin kenarında siyah zırhlı, insana benzeyen dört varlığın resmi vardı. Yüzleri miğferlerinin ardında görünmüyordu. Ayaklarının çevresine kül yığınları çizilmişti.
Başlık tek satırdı.
**Kül Muhafızları**
Veyra okumaya başladı.
Kül Muhafızları doğmazdı.
Yaratılırlardı.
Savaş alanlarından toplanan kül, karanlık büyüyle bir araya getirilir; ortaya çıkan beden siyah zırhın içine bağlanırdı. Onları yaşayanlardan ayıran şey yalnızca damarlarında kan bulunmaması değildi.
Ruhları yoktu.
Bu nedenle korku, öfke, sevgi, acı ya da merhamet hissetmezlerdi. Kendilerine verilen emrin nedenini sormaz, doğruyla yanlışı ayırmaya çalışmazlardı. Bir Kül Muhafızı için yalnızca emir ve emrin tamamlanması vardı.
Konuşmaları gerekmedikçe konuşmazlardı.
Yorulmazlardı.
Acı hissetmedikleri için yaraları onları durdurmazdı. Zırhları parçalandığında içlerinden akan koyu madde kan sanılabilirdi; oysa geriye yalnızca kül ve koyu duman bırakırdı. Bedenleri ayakta kalabildiği sürece kendilerine verilen görevi sürdürürlerdi.
Görev tamamlanmadan geri dönmezlerdi.
Veyra’nın gözlerinin önüne kıyıdaki savaş geldi.
Kılıcın altında ezilen otlar. Siyah zırhın arasından yükselen kül. Köklerin Kül Muhafızı’nın bedenine dolanışı.
Varlığın yüzü yoktu.
Sesinde öfke yoktu.
Şimdi nedenini biliyordu.
Fakat Thalroin’e neden geldiğini bilmiyordu.
Kitap da bunu söylemiyordu.
Veyra sayfanın altında bir açıklama aradı ancak bölüm burada sona eriyordu. Sonraki sayfa yırtılmıştı.
Rovan kitabı kendine doğru çekip önceki bölüme döndü.
— Burada bütün geçitlerin mühürlendiği yazıyor.
— Okudum.
— O zaman o şey kıyıya nasıl gelebildi?
Veyra ona baktı.
Bu soru, kitapta buldukları bütün cevaplardan daha ağırdı.
— Bilmiyorum.
Rovan, Noxar’ın resminin bulunduğu sayfayı yeniden açtı.
— Kael biliyor olabilir.
— Biliyor.
— Bize söylemeyecek.
Veyra kitabın kapağını kapattı.
— O zaman kendimiz öğreneceğiz.
Kitabı masadan aldı.
Rovan kaşlarını kaldırdı.
— Onu nereye götürüyorsun?
— Yanıma.
— O kitap zincirlenmemiş olabilir ama bu alabileceğimiz anlamına gelmiyor.
Veyra kitabı pelerininin altına yerleştirdi.
— Çalmıyorum.
— Kütüphanenin dışına çıkarıyorsun.
— Geri getireceğim.
— Hırsızların çoğu böyle mi söylüyor?
Veyra merdivenlere yöneldi.
— Bunu gidip Kael’e anlatabilirsin.
Rovan kandili alıp arkasından yürüdü.
— Hayır. Ya kitabı geri götürmemi emrederse?
Veyra ilk kez hafifçe gülümsedi.
— Sonunda mantıklı bir şey söyledin.
---
Kütüphaneden çıktıklarında gece köyün üzerine çoktan çökmüştü.
Rovan kapıyı arkalarından kapattı. Kilit yerine oturduğunda çıkan sert ses, boş sokakta beklediğinden daha uzağa yayıldı.
Evlerin pencereleri karanlıktı. Festival kandilleri henüz yakılmamıştı. Meydanın uzak ucunda nöbet tutan muhafızların taşıdığı fenerler dışında köyde ışık yoktu.
Veyra, pelerininin altındaki kitabı göğsüne bastırdı.
Noxar’ın adı zihninden çıkmıyordu.
Reddedilmiş kral.
Reddedilmiş krallık.
Mühürlenmiş geçitler.
Ve o geçitlerin ardında kalması gereken bir Kül Muhafızı.
Rovan merdivenlerden indi.
İkinci basamakta durdu.
Veyra neredeyse ona çarpıyordu.
— Ne oldu?
Rovan cevap vermedi.
Bakışları kütüphanenin karşısındaki taş yola çevrilmişti.
Tarin orada duruyordu.
Çocuk yolun ortasında, geceliğiyle ve çıplak ayaklarla hareketsizdi. Başını öne eğmişti. Kolları iki yanında sarkıyor, rüzgâr ince geceliğinin eteklerini hafifçe oynatıyordu.
Veyra’nın eli pelerininin altındaki kitabın üzerinde kaldı.
— Tarin?
Çocuk kıpırdamadı.
Rovan yavaşça bir adım öne çıktı.
— Tarin, bizi duyuyor musun?
Çocuğun başı kalktı.
Yüzü Tarin’e aitti.
Bakışları değildi.
Gözlerinde korku, şaşkınlık ya da uykudan yeni uyanmış bir çocuğun sersemliği yoktu. Veyra’ya, onu ilk kez görmeyen birinin sakinliğiyle bakıyordu.
Sanki uzun zamandır aradığı bir şey sonunda karşısında duruyordu.
Veyra merdivenlerden indi.
— Tarin, bana bak.
Çocuğun dudakları aralandı.
Çıkan ses ona ait değildi.
Derin, soğuk ve yabancıydı. Tarin’in küçük bedenine sığmayacak kadar ağırdı.
— Seni bulamadım, Veyra.
Tarin’in gözleri kapandı.
Dizleri çözüldü.
Veyra ileri atılıp onu yere çarpmadan yakaladı. Pelerininin altındaki kitap kayarak taşların üzerine düştü. Kapağı açıldı, sayfaları rüzgârla hızla çevrildi ve kömürle çizilmiş bir resimde durdu.
Siyahlar içindeki genç kral, karanlık salonunun ortasında duruyordu.
Resmin altında tek bir isim vardı.
**Noxar.**