GÖREV VE AŞK kitap kapağı

6. bölüm / 6

GÖREV VE AŞK

BÖLÜM 6 — BABAMIN GÖLGESİ

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 6 — BABAMIN GÖLGESİ

Arabanın içinde kimse konuşmuyordu.

İstanbul'un geceye gömülmüş sokakları camın ardından akıp giderken, zihnimde tek bir cümle dönüp duruyordu.

“Baban şu anda Kenan Karahan'ın elinde.”

Yıllardır babamın öldüğüne inanmıştım. Çocukluğumdan geriye kalan birkaç bulanık hatıra, eski bir fotoğraf ve kimsenin konuşmak istemediği bir ölüm hikâyesi vardı. Zamanla sorularımı azaltmış, cevapsızlıkları kabullenmeyi öğrenmiştim.

Polis olduğumda bile dosyayı yeniden açamamıştım. Çünkü önümde resmî olarak kapanmış bir ölüm vardı. Çünkü elimde kanıt yoktu. Çünkü bazen insan, en çok bilmek istediği şeyin peşine düşmekten korkardı.

Şimdi ise yabancı bir adam, babamın hayatta olduğunu söylüyordu.

Ve daha kötüsü, onu yıllardır peşinde olduğum adamın tuttuğunu iddia ediyordu.

Ön koltukta oturan Murat, dikiz aynasından bana baktı.

“Bir şey söylemeyecek misin?”

Bakışlarımı ondan ayırmadım.

“Ne söylememi bekliyorsun?”

“Bilmiyorum. Bağırmanı, arabadan inmeni, Rauf'un yakasına yapışmanı…”

“Bunların hiçbirinin bana babamı geri getirmeyeceğini biliyorum.”

Rauf, direksiyon başında sessizce ilerliyordu. Yüzünü göremiyordum ama ellerinin direksiyonu sıkıca kavradığını fark ettim.

“Babanı geri getirmek için önce hayatta olduğundan emin olmalıyız,” dedi.

“Bunu söyleyen sensin.”

“Biliyorum.”

“Fotoğrafın gerçek olduğunu nereden anlayacağım?”

Rauf, dikiz aynasından gözlerime baktı.

“Anlayamayacaksın. Henüz.”

Bu dürüstlük hoşuma gitmedi. Ama yalan söyleyen birinin aksine, Rauf en azından bilmediği şeyleri biliyormuş gibi davranmıyordu.

“Peki, neden şimdi?” diye sordum. “Neden bunca yıl sonra ortaya çıktın?”

Rauf cevap vermeden önce kısa bir süre sustu.

“Çünkü Kenan bir şeyleri harekete geçirdi. Ve sen artık onun için yalnızca bir polis memuru değilsin, Alparslan.”

“Öyleyse neyim?”

“Geçmişte yarım bıraktığı bir hesabın son parçası.”

Bu kez Zeynep konuştu.

“Ne hesabı?”

Rauf'un yüzü sertleşti.

“Bunu öğrenmek istiyorsanız, önce hayatta kalmanız gerekiyor.”

Zeynep'in elinin benimkine yaklaştığını hissettim. Parmaklarımız birbirine değdi ama ikimiz de geri çekilmedik.

Ona bakmadım.

Bakarsam, içimdeki öfkenin arasından başka bir şeyin yüzeye çıkmasından korkuyordum. Bu gece bir insanın babasının hayatta olabileceğini öğrenmiştim. Aynı zamanda o adamın, sevdiğim kadının ailesiyle nasıl bir bağlantısı olduğunu bilmiyordum.

Sevdiğim kadın…

Bu düşünceyi zihnimden uzaklaştırdım.

Henüz o kelimeyi kendime bile itiraf etmeye hazır değildim.

Rauf bizi şehrin dışına yakın, eski sanayi bölgesinde bulunan iki katlı bir binaya götürdü. Dışarıdan bakıldığında yıllardır kullanılmıyormuş gibiydi. Pencerelerinin bir kısmı tahtalarla kapatılmış, giriş kapısının boyası dökülmüştü.

Motoru durdurduğunda saate baktım.

03.17.

“Burada mı kalacağız?” diye sordum.

“Şimdilik.”

“Burayı kim biliyor?”

“Ben, birkaç kişi daha.”

“İsimlerini istiyorum.”

Rauf başını bana çevirdi.

“Bana güvenmiyorsun.”

“Güvenmek için henüz bir neden vermedin.”

Dudaklarının kenarında yorgun bir ifade belirdi.

“Baban da böyleydi.”

O cümle, bütün savunmamı bir anlığına susturdu.

“Babamı tanıdığını söylüyorsun. Öyleyse bana onun hakkında bir şey anlat. Dosyalarda yazmayan bir şey.”

Rauf arabanın kapısını açtı.

“İçeri girdiğimizde.”

“Şimdi.”

Bu kez gözlerimin içine doğrudan baktı.

“Çocukken uyuyamadığında mutfağa gider, kendine çay yapardı. Şeker kullanmazdı ama her seferinde fincanına bir kaşık koyar, sonra da içmeden önce çıkarırdı. Annen ona bunun nedenini sorduğunda, ‘İnsan bazen alışkanlıklarından kurtulmayı denemeli,’ derdi.”

Nefesim boğazımda düğümlendi.

Bunu hatırlıyordum.

Çok küçükken, mutfak kapısının aralığından babamı izlemiştim. Elindeki kaşığı fincanın kenarına vurmuş, annem gülünce o da gülmüştü.

Bu ayrıntı dosyada yoktu.

Ama yine de Rauf'a güvenemezdim. Bir insanın geçmişime ait bir anıyı bilmesi, geleceğim hakkında doğru söylediği anlamına gelmezdi.

“Bunu nereden biliyorsun?” diye sordum.

“Çünkü o gece ben de mutfaktaydım.”

Arabadan indim.

Binanın içine girdiğimizde ağır bir rutubet kokusu karşıladı bizi. Rauf, koridorun sonundaki odayı açtı. İçeride eski bir masa, dört sandalye, küçük bir buzdolabı ve duvara dayalı metal bir dolap vardı.

Murat kapının yanına geçti. Zeynep ise masanın başında durdu.

Ben doğrudan Rauf'un karşısına oturdum.

“Artık anlat.”

Rauf, cebinden katlanmış bir kâğıt çıkardı. Masanın üzerine bıraktı.

Kâğıtta üç isim vardı.

Mehmet Demir.

Selma Karahan.

Kenan Karahan.

Altlarında ise tek bir tarih yazıyordu:

17 Ağustos 2011.

Annemin öldüğü gün.

“Bu üç kişi o gece aynı yerdeydi,” dedi Rauf. “Ama sabaha karşı oradan yalnızca ikisi çıktı.”

Zeynep'in yüzü bembeyaz oldu.

“Annemle Kenan mı?”

Rauf başını salladı.

“Evet.”

“Babam neredeydi?”

Rauf'un cevabı kısa oldu.

“Kayboldu.”

“Annem nasıl öldü?” diye sordum.

Rauf bana baktı. Bu kez gözlerini kaçırmadı.

“Resmî kayıtlara göre trafik kazası.”

“Ben de okuyabiliyorum. Gerçekte ne oldu?”

“Bilmiyorum.”

Sandalyemi geriye ittim.

“Bunca şey biliyorsun ama bunu bilmiyorsun.”

“Çünkü o gece orada değildim.”

“Az önce orada olduğunu söyledin.”

“Senin çocukluğunda mutfaktaydım. O gece değil.”

Öfkemi bastırmak için derin bir nefes aldım.

“Peki, kim vardı?”

Rauf, masadaki kâğıdın altındaki ismi gösterdi. Orada, diğerlerinden daha küçük harflerle yazılmış dördüncü bir isim bulunuyordu.

Murat Aydın.

Başımı kaldırıp Murat'a baktım.

O da kâğıda bakıyordu.

Ve yüzündeki ifade, ilk kez gerçekten korktuğunu gösteriyordu.

“Murat,” dedim. “Bunun anlamı ne?”

Cevap vermedi.

“Murat.”

“İsmimi oraya kimin yazdığını bilmiyorum.”

Rauf araya girdi.

“Senin orada olduğunu biliyorum.”

Murat'ın çenesi gerildi.

“Ben o gece çocuktum.”

“Kaç yaşındaydın?” diye sordum.

“On yedi.”

“Ve oradaydın.”

Murat gözlerini benden kaçırdı.

“Evet.”

İçimde bir şey soğudu. Yıllardır tanıdığımı düşündüğüm adamın, hayatımın en karanlık gecelerinden birine ait bir sırrı sakladığını öğreniyordum.

“Bana neden söylemedin?”

“Çünkü ne olduğunu tam olarak bilmiyordum.”

“Gördüklerini anlat.”

Murat ellerini masanın üzerine koydu. Parmaklarının titrediğini fark ettim.

“Babam o dönem Kenan için çalışıyordu. Beni de yanında götürmüştü. Bana bir evrak teslim edeceğini söylemişti. Oraya vardığımızda Selma Hanım ile Kenan tartışıyordu. Sonra başka bir adam geldi.”

“Mehmet Demir mi?”

“Yüzünü tam göremedim. Ama Kenan ona adıyla seslendi.”

“Ne dedi?”

Murat gözlerini kapatıp hatırlamaya çalıştı.

“‘Bunu oğluna yapamazsın,’ dedi.”

Odanın içindeki hava ağırlaştı.

“Sonra?”

“Bir ses duydum. Sanki bir şey devrilmişti. Babam beni arka koridora götürdü. Orada beklememi söyledi. Birkaç dakika sonra geri geldiğinde elinde kan vardı.”

Zeynep ağzını kapattı.

Ben yerimden kalkmadım. Hareket edersem kontrolümü kaybedeceğimi biliyordum.

“Babanın elinde kan vardı,” dedim. “Bunu daha önce neden anlatmadın?”

“Çünkü ertesi gün bana o geceyi hiç görmediğimi söyledi. Bir hafta sonra da öldü.”

“Murat…”

“Bana ne anlatmamı bekliyorsun, Alparslan? On yedi yaşındaydım. Babamın öldüğünü gördüm. Kenan'ın adamları evimize geldi. Annem beni susturdu. Sonra herkes o geceyi unutmamı istedi.”

Sesindeki öfke, savunmadan çok yıllardır taşıdığı bir yükün ağırlığına benziyordu.

“Peki, benimle neden yıllar sonra karşılaştığında hiçbir şey söylemedin?”

“Çünkü seni tanıdığımda sen de başka bir hayatın içine girmiştin. Sonra polis olduğunu öğrendim. Kenan'ın yanında çalışmaya başladığında bunun bir tesadüf olmadığını anladım.”

“Ve yine sustun.”

“Evet.”

Bu tek kelime, uzun bir açıklamadan daha ağırdı.

Ona kızgındım. Ama gözlerindeki korkuyu da görebiliyordum. Murat yalnızca bana yalan söylememişti; yıllardır kendi geçmişinden de kaçmıştı.

Rauf ayağa kalktı.

“Bütün cevapları burada bulamayacaksınız.”

“Peki, nerede bulacağız?” diye sordum.

“Kenan'ın özel arşivinde.”

Murat başını sertçe kaldırdı.

“Oraya girmek intihar.”

“Arşivde o gecenin kayıtları var,” dedi Rauf. “En azından bazıları.”

“Bunu nereden biliyorsun?” dedim.

Rauf cevap vermek yerine cebinden küçük bir hafıza kartı çıkardı.

“Çünkü bu, oradan alınmış bir kopya.”

Kartı masaya koydu.

Elimi uzatmadan önce durdum.

“İçinde ne var?”

“Bir görüntü dosyası. Tarihi 17 Ağustos 2011.”

“Kim verdi sana?”

“Bunu söyleyemem.”

Kartı aldım.

“Benden bir şey daha saklarsan bu iş burada biter.”

Rauf'un bakışları sertleşti.

“Babanı bulmak istiyorsan bazı cevapların bedelini ödemeye hazır olmalısın.”

“Babamı bulmak istiyorum. Ama bunun için kendimi sana teslim etmeyeceğim.”

“Bunu babandan öğrenmişsin.”

Bu kez ona cevap vermedim.

Çünkü haklı olabilirdi.

Ve bundan nefret ediyordum.

Murat, hafıza kartını incelemek için yan odaya geçti. Rauf bir telefon görüşmesi yapmak üzere dışarı çıktı.

Zeynep'le ilk kez baş başa kalmıştık.

Pencerenin önünde duruyor, karanlık sokağa bakıyordu. Omuzları dikti ama ellerini birbirine kenetlemişti. Kendini güçlü göstermeye çalıştığını artık anlayabiliyordum.

“İyi misin?” diye sordum.

Bana döndü.

“Bu soruya nasıl cevap verilir, bilmiyorum.”

Yanına gittim ama aramızda bir adım mesafe bıraktım.

“Bana söylemediğin bir şey var mı?”

Bakışları yüzümde gezindi. Bir an cevap verecek sandım.

Sonra başını eğdi.

“Var.”

İçimdeki bütün yorgunluğa rağmen bunu duymaya hazırlandım.

“Nedir?”

“Annem öldükten sonra babamın odasında bir mektup buldum. Bana yazılmıştı.”

“Ne yazıyordu?”

“Yalnızca birkaç cümle. Annem, bir gün geçmişle ilgili sorular sormaya başlarsam, cevapları babamdan değil, Demir ailesinden aramam gerektiğini yazmıştı.”

Bir an nefes almayı unuttum.

“Bunu ne zaman buldun?”

“On altı yaşımdayken.”

“Bana neden şimdi söylüyorsun?”

“Çünkü o zamanlar bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum. Demir soyadını seninle tanıştıktan sonra duydum. İlk başta tesadüf sandım. Sonra babamın senin hakkında bir şeyler bildiğini fark ettim.”

“Ne fark ettin?”

“Senin işe başladığın gün, babam seni odasına çağırdıktan sonra çalışma odasında bir fotoğraf buldum. Senin çocukluk fotoğrafındı.”

Kanımın çekildiğini hissettim.

“Bende olmayan bir fotoğraf mı?”

Zeynep başını salladı.

“Fotoğrafın arkasında tek bir cümle vardı. ‘Mehmet'in oğlu artık burada.’”

Bir süre konuşamadım.

Kenan Karahan beni işe alırken kim olduğumu biliyordu. Belki de en başından beri biliyordu.

“Zeynep, bu bilgiyi benden neden sakladın?”

Gözleri doldu.

“Çünkü babamın seni neden yanında tuttuğunu anlamak istedim. Çünkü sana söyleyip seni tehlikeye atmak istemedim. Ve çünkü…” Sesi titredi. “Çünkü sana güvenmeye başladığımda, senin de bana yalan söylediğini biliyordum.”

Bakışlarımı kaçırdım.

Haklıydı.

Ben ona gerçek kimliğimi saklamıştım. Onu korumak için yaptığımı söyleyebilirdim ama bu, gerçeği değiştirmezdi.

“Benim görevim babanı ortaya çıkarmaktı,” dedim. “Sen bu işin bir parçası değildin.”

“Artık öyleyim.”

“Bu, geri dönülemeyecek kadar tehlikeli bir iş.”

“Benim hayatım da o gece değişti, Alparslan. Annemi kaybettim. Babamın kim olduğunu bilmeden büyüdüm. Şimdi senin babanın da o gecenin içinde olduğunu öğreniyorum. Benden uzak durmamı isteyebilirsin ama benden hiçbir şey bilmememi isteyemezsin.”

Ona bakarken söyleyecek bir söz bulamadım.

Zeynep haklıydı. Onu korumak istiyordum ama korumakla onun yerine karar vermek arasındaki çizgiyi çoktan aşmış olabilirdim.

Elimi uzatıp parmaklarına dokundum.

“Bir daha bildiğin bir şey varsa, benden saklama.”

“Sen de saklama.”

“Tamam.”

Bu bir barış değildi. Aramızdaki güveni bir anda onaramazdı. Ama ilk kez aynı tarafta durmayı seçiyorduk.

Zeynep elimi kısa bir süre tuttu.

Sonra kapının arkasından Murat'ın sesi duyuldu.

“Alparslan! Bunu görmen gerekiyor.”

Yan odaya girdiğimde dizüstü bilgisayarın ekranında eski, grenli bir görüntü vardı. Tarih damgası köşede görünüyordu.

17.08.2011.

Görüntü, bir binanın arka girişini gösteriyordu. Önce Kenan Karahan kadraja girdi. Ardından annem, Selma Karahan. İkisi de gergindi.

Birkaç saniye sonra üçüncü bir adam göründü.

Yüzünü seçmek zordu.

Ama yürüyüşünü tanıdım.

İnsan bazı şeyleri hatırlamaz; yalnızca bedeninde saklar. Babamın çocukluğumdan kalan yürüyüşü, hafızamın en eski köşelerinden birinde hâlâ yaşıyordu.

“Görüntüyü büyüt,” dedim.

Murat yakınlaştırdı. Görüntü bozuldu ama adamın yüzü bir anlığına seçildi.

Mehmet Demir.

Babam.

Elimi masanın kenarına koydum. Parmaklarımın uyuştuğunu hissettim.

Görüntü devam etti. Babam, Kenan'a bir dosya uzattı. Kenan dosyayı almadı. Aralarında sert bir tartışma yaşandı. Ses yoktu ama beden dilleri yeterince açıktı.

Sonra annem aralarına girdi.

Babam başını ona çevirdi.

Ve o anda görüntünün arka tarafında başka biri belirdi.

Murat ekrana yaklaştı.

“Dur.”

Görüntüyü dondurdu.

Arka kapının gölgesinde duran adamın yüzü yarı karanlıktaydı. Yine de Murat onu tanımış gibi geriye çekildi.

“Bu mümkün değil,” diye fısıldadı.

“Kim o?” dedim.

Murat cevap vermedi.

“Kim?”

Yavaşça bana döndü.

“Babam.”

Ekrana yeniden baktım. Murat'ın babası, resmî kayıtlara göre o tarihten birkaç gün sonra ölmüştü. Ama görüntüde ayakta duruyor, doğrudan kameraya bakıyordu.

“Baban o gece öldüyse bu görüntü ne?” diye sordum.

“Bilmiyorum.”

Kayıt ilerledi.

Kenan başını kaldırıp kameranın bulunduğu yere baktı. Birkaç saniye boyunca doğrudan objektife bakıyormuş gibi durdu.

Sonra dudakları hareket etti.

Murat görüntüyü durdurdu.

“Ses yok,” dedi.

“Dudaklarını okuyabilir misin?”

Murat ekrana eğildi. Birkaç kez geri sardı. Sonunda yüzündeki ifade değişti.

“Ne dedi?” diye sordum.

Murat yutkundu.

“‘Oğlunu da getirin,’ dedi.”

Oğlunu.

Kimin oğlunu?

Benim mi?

Murat'ın mı?

Yoksa o gece orada bulunmayan başka birinin mi?

Tam o sırada bilgisayar ekranı karardı.

Ardından tek bir satır belirdi.

DOSYA UZAKTAN SİLİNİYOR.

Murat klavyeye uzandı ama geç kalmıştı. Görüntü kayboldu. Ekranda yalnızca boş bir pencere kaldı.

“Bağlantıyı kes!” diye bağırdım.

Murat kabloyu çekti.

Ama odadaki bütün telefonlar aynı anda titremeye başladı.

Benim telefonumda bilinmeyen bir numaradan tek bir mesaj vardı.

“Mehmet Demir'i arıyorsan, bu gece yanlış adama güvendin.”

Ardından ikinci mesaj geldi.

Bu kez gönderen numara kayıtlıydı.

Kenan Karahan.

Mesajın içeriği kısaydı:

“Oğluma selam söyle.”

Telefonu avucumda sıktım.

Artık bunun yalnızca bir tehdit olmadığını biliyordum.

Kenan, babamın hayatta olduğunu biliyordu.

Beni izliyordu.

Ve belki de bütün bu yolu, tam olarak bu noktaya gelmem için açmıştı.

Koridordan bir ses geldi.

Rauf kapının eşiğinde duruyordu. Yüzündeki ifade, dışarıda duyduğu şeyin hoşuna gitmediğini gösteriyordu.

“Gitmemiz gerekiyor,” dedi.

“Neden?”

Rauf bir an sustu.

Sonra cebinden telefonunu çıkardı ve ekranı bana çevirdi.

Bir güvenlik kamerası görüntüsüydü. Binanın önünde üç araç duruyordu. Araçlardan inen adamlar silahlıydı.

Ama beni asıl durduran, en öndeki adamın yüzü oldu.

Kenan'ın yıllardır yanında gördüğüm, her toplantıda sessizce duran adam.

Murat'ın eski iş arkadaşı.

Kenan'ın güvenlik sorumlusu.

Adam başını kaldırıp doğrudan kameraya baktı.

Sonra dudakları hareket etti.

Sesi yoktu ama kelimeleri anlayabiliyordum.

“Alparslan Demir'i istiyoruz.”

Rauf telefonu indirdi.

“Şimdi,” dedi, “kime güvenmeyeceğini seçme zamanı.”

Koridordaki ışık söndü.

Ve ilk silah sesi duyuldu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18