4. bölüm / 6
GÖREV VE AŞKBölüm 4
Bölümler 6Şu an: Bölüm 4
Depodan çıktığım anda arkamdan gelen ayak sesleri hızlandı.
Koşmaya başladım.
Sokağın sonuna doğru ilerlerken zihnimde tek bir düşünce vardı:
Beni buraya bilerek çekmişlerdi.
Ama neden?
Beni öldürmek için mi?
Yakalamak için mi?
Yoksa daha büyük bir oyunun içine çekmek için mi?
Cevabı bilmiyordum.
Şimdilik hayatta kalmak yeterliydi.
İlk köşeyi döndüm.
Arkamdan biri bağırdı.
"Alparslan!"
Ses Murat'ındı.
Durmadım.
Adımlarımı hızlandırdım.
Sağ tarafta dar bir geçit gördüm. Geçide girdim ve birkaç metre sonra duvarın arkasına saklandım.
Ayak sesleri yaklaşıyordu.
Birinci kişi geçti.
İkinci kişi de hemen arkasından geldi.
Sonra sesler kesildi.
Nefesimi tuttum.
Telefonumu sessize aldım.
Karanlıkta birkaç saniye bekledim.
Arkamdaki duvardan hafif bir ses geldi.
Birinin beni aradığını anladım.
Sonra telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Zeynep arıyor.
Aramayı açmadım.
Çünkü telefonun titreşimi bile yerimi belli edebilirdi.
Arama kesildi.
Birkaç saniye sonra mesaj geldi.
Neredesin?
Ardından ikinci mesaj:
Lütfen cevap ver.
Telefonu cebime koydum.
Zeynep'in sesini duymaya ihtiyacım vardı.
Ama şimdi değil.
Önce buradan çıkmalıydım.
Sokağın diğer tarafına geçtim.
Yakındaki eski bir binanın merdivenlerinden yukarı çıktım.
İkinci kata ulaştığımda pencerenin önünde durup aşağı baktım.
İki adam sokağın başında duruyordu.
Beni arıyorlardı.
Murat yoktu.
Bu ayrıntı önemliydi.
Çünkü Murat beni gördüğü anda peşimden gelmişti.
Sonra ortadan kaybolmuştu.
Demek ki diğerlerinden farklı hareket ediyordu.
Belki de kaçmıştı.
Belki de beni özellikle buraya çağırmıştı.
Belki de...
Telefonum yeniden titredi.
Bu kez gelen mesaj farklıydı.
Zeynep güvende değil.
Altında bir konum vardı.
Mesajı birkaç saniye boyunca izledim.
Sonra ekranı kapattım.
İçimde kötü bir his oluştu.
Çünkü konum, bıraktığım evdi.
---
On dakika sonra araca ulaştığımda motoru çalıştırmadan önce arka koltuğa baktım.
Boştu.
Direksiyona geçtim.
Telefonu bağladım.
Zeynep'i aradım.
Bu kez açtı.
"Alparslan?"
Sesindeki korkuyu hemen fark ettim.
"İyi misin?"
"Sen neredesin?"
"Evde misin?"
"Hayır."
Kalbim hızlandı.
"Neredesin?"
"Evdeyim."
"Az önce kimse yok demiştin."
"Çünkü sen çıkarken yalnızdım."
"Şimdi?"
Sessizlik.
"Alparslan..."
"Zeynep, şimdi beni dinle. Pencerelerden uzaklaş."
"Neden?"
"Çünkü biri seni izliyor olabilir."
"Sen nerdesin?"
"Yoldayım."
"Buraya mı geliyorsun?"
"Evet."
"Gelme."
Sesi değişmişti.
"Ne?"
"Buraya gelme."
"Zeynep, neden?"
"Çünkü biri zaten burada."
Bir an nefesim kesildi.
"Kim?"
"Babam."
Direksiyondaki ellerim gerildi.
"Kenan mı?"
"Evet."
"Yanında kim var?"
"Bir dakika..."
Telefonun diğer ucunda sesler duyuldu.
Zeynep fısıldadı:
"Alparslan..."
"Buradayım."
"Babam senin kim olduğunu biliyor."
Bunu zaten biliyordum.
Ama sonraki cümlesi bütün düşüncelerimi değiştirdi.
"Ve seni öldürmek için gelmedi."
"Ne demek bu?"
"Seninle konuşmak istiyor."
"Telefonu babana ver."
"Hayır."
"Zeynep."
"Alparslan, beni dinle."
Sesi titriyordu.
"Babam senin polis olduğunu biliyor."
"Anladım."
"Ama sana başka bir şey söylemem gerekiyor."
"Ne?"
Birkaç saniye sustu.
Sonra çok alçak bir sesle konuştu.
"Babam seni aylardır takip ettiriyormuş."
"Kim tarafından?"
"Murat."
İçimdeki bütün şüpheler bir anda yer değiştirdi.
"Zeynep..."
"Ne?"
"Babamın yanında kim var?"
"İki adam."
"Başka?"
"Hayır."
"Kapıyı kilitle."
"Zaten kilitli."
"Ben gelene kadar sakın dışarı çıkma."
"Alparslan..."
"Evet?"
"Ben sana söylemediğim şeyi hatırladım."
Sesindeki korku artık gizlenemiyordu.
"Ne?"
"Arslan Lojistik'teki fotoğrafları hatırlıyor musun?"
"Evet."
"O fotoğraflardan birinde..."
Sustu.
"Ne var?"
"Sen de varsın."
Gözlerimi kapattım.
"Ne?"
"Fotoğraf on yıl önce çekilmiş."
"Bu mümkün değil."
"Ben de öyle düşündüm."
"Zeynep, ben on yıl önce—"
Cümlemi tamamlayamadım.
Çünkü telefonun diğer ucundan sert bir ses geldi.
"Zeynep!"
Kenan.
Zeynep'in nefesi kesildi.
Sonra telefon kapandı.
Aracın içinde birkaç saniye öylece kaldım.
On yıl önce.
Kenan Karahan.
Arslan Lojistik.
Ve benim fotoğrafım.
Bu artık yalnızca bir operasyon değildi.
Geçmişim de bu dosyanın içindeydi.
Motoru çalıştırdım.
Bu kez nereye gittiğimi biliyordum.
Zeynep'in yanına.
Ama aklımdaki tek soru şuydu:
Kenan Karahan beni neden on yıl önce tanıyordu? Direksiyona biraz daha sıkı sarıldım.
Aklımdan geçen tek bir cümle vardı:
On yıl önce o fotoğrafta ben nasıl olabilirdim?
On yıl önce polis akademisine bile başlamamıştım.
Kenan Karahan'la hiçbir bağlantım olmaması gerekiyordu.
En azından bildiğim kadarıyla.
Ama artık "bildiğim" kelimesine güvenemiyordum.
Çünkü son birkaç saat içinde öğrendiğim her şey, daha önce doğru kabul ettiğim başka bir şeyin üzerine kuruluyordu.
Aracı hızlandırdım.
Zeynep'in bulunduğu eve yaklaşık on dakika vardı.
Telefonu tekrar çıkardım.
Onu aradım.
Ulaşamadım.
Bir kez daha denedim.
Kapalıydı.
Bu hiç iyi değildi.
---
Sokağa girmeden önce aracı iki blok geride bıraktım.
Motoru kapattım.
Çevreyi kontrol ettim.
Karşı kaldırımda siyah bir sedan vardı.
Biraz ileride beyaz panelvan.
Aynı panelvan.
Depodan çıkarken gördüğüm araç.
Demek beni takip etmişlerdi.
Kapıyı açmadan önce birkaç saniye bekledim.
Sonra araçtan indim.
Karanlıkta yürüyerek eve yaklaştım.
Binanın giriş kapısı açıktı.
Bu da normal değildi.
İçeri girdim.
Merdivenleri kullanmaya başladım.
Her katta durup dinledim.
Ses yoktu.
Üçüncü kata geldiğimde kapının önünde durdum.
Zeynep'in kapısı aralıktı.
Elimi cebime attım.
Silahım hâlâ yoktu.
Bu kez bunun eksikliğini ciddi şekilde hissediyordum.
Kapıyı yavaşça ittirdim.
"Zeynep?"
Cevap gelmedi.
İçeri girdim.
Salon dağılmıştı.
Bir sandalye devrilmişti.
Sehpanın üzerindeki bardak kırılmıştı.
Ama ortada kimse yoktu.
"Zeynep!"
Yatak odasına geçtim.
Boştu.
Mutfak da boştu.
Banyoya baktım.
Kimse yoktu.
Telefonumu çıkardım.
Tam o anda arkamdan bir ses geldi.
"Buraya gelmemen gerektiğini söylemiştim."
Döndüm.
Zeynep koridorun sonunda duruyordu.
Üzerinde koyu renk bir mont vardı.
Yüzü solgundu.
"İyi misin?"
Başını salladı.
"İyiyim."
Yanına gittim.
"Ne oldu?"
"Babam geldi."
"Biliyorum."
"Hayır. Sen bilmiyorsun."
Kaşlarımı çattım.
"Ne oldu?"
Zeynep gözlerini kaçırdı.
"Babam bana senin hakkında bir şey söyledi."
"Ne?"
"Senin adın Alparslan Demir değilmiş."
İçimdeki bütün kaslar gerildi.
"Ne?"
"Babam, senin gerçek adının başka olduğunu söyledi."
Bir süre sessiz kaldım.
Sonra sordum:
"Ne dedi?"
"Bir isim söyledi."
"Ne ismi?"
Zeynep dudaklarını araladı.
Ama söylemedi.
"Neden susuyorsun?"
"Çünkü o ismi daha önce duydum."
"Kimden?"
"Annemden."
İlk kez Zeynep'in annesiyle ilgili bir şey duyuyordum.
"Annen ne zaman söyledi?"
"Ben çocukken."
"Ne dedi?"
Zeynep gözlerini kapattı.
"Bir adamdan bahsetti."
"Kim?"
"Bir polisten."
Kalbim hızlandı.
"Adı neydi?"
Zeynep bana baktı.
"Alparslan."
O anda odadaki bütün sesler kesilmiş gibi oldu.
"Ne?"
"Annemin söylediği isim buydu."
"Alparslan ne?"
"Alparslan Demir."
Bir adım geri çekildim.
Bu mümkün değildi.
Benim annem babam yıllar önce başka bir şehirde yaşıyordu.
Karahan ailesiyle hiçbir bağlantımız yoktu.
Ya da ben öyle sanıyordum.
"Annen beni nereden tanıyordu?"
"Bilmiyorum."
"Zeynep, bunu daha önce neden söylemedin?"
"Çünkü hatırlamıyordum."
"Şimdi nasıl hatırladın?"
"Babam söyledi."
"Ne söyledi?"
"Annemin ölümünden önce senin adını birkaç kez söylediğini."
Bir an konuşamadım.
Zeynep'in annesi yıllar önce ölmüştü.
Ben bunu bilmiyordum.
"Annen neden benim adımı biliyordu?"
"Babam söylemedi."
"Başka ne söyledi?"
Zeynep başını kaldırdı.
"Babam bir şey daha söyledi."
"Ne?"
"Senin bu operasyona tesadüfen gönderilmediğini."
İçimde bir ağırlık oluştu.
"Ne demek istiyor?"
"Bilmiyorum."
"Başka?"
"Bir de..."
"Zeynep."
"Babam, seni aylardır takip ettirdiğini söyledi."
"Bunu söyledin."
"Hayır. Sadece bu değil."
Gözleri dolmuştu.
"Babam, seni buraya benim yüzümden getirmediğini söyledi."
"Ne?"
"Seni buraya gönderen kişinin kim olduğunu biliyor."
Bir süre birbirimize baktık.
Sonra sordum:
"Kim?"
Zeynep başını iki yana salladı.
"Söylemedi."
"Zeynep, bu çok önemli."
"Biliyorum."
"Kim olduğunu öğrenmemiz gerekiyor."
"Ben de öğrenmek istiyorum."
"Kenan nerede?"
"Az önce çıktı."
"Yalnız mı?"
"Hayır."
"Murat?"
Zeynep sustu.
"Murat nerede?"
"Babamın yanında değildi."
"Demek ki..."
Cümlemi tamamlayamadım.
Çünkü kapının dışından ayak sesi geldi.
İkimiz de aynı anda sustuk.
Bir adım geri çekildim.
Zeynep'e işaret ettim.
Işığı kapattı.
Ayak sesleri kapının önünde durdu.
Sonra kapı kolu yavaşça hareket etti.
Zeynep nefesini tuttu.
Ben koridorun karanlığında bekledim.
Kapı açılmadı.
Birkaç saniye sonra kapının altından bir zarf içeri itildi.
Ayak sesleri uzaklaşmaya başladı.
Zeynep bana baktı.
Ben başımı salladım.
Yavaşça eğilip zarfı aldım.
Üzerinde yalnızca bir kelime vardı:
ALPARSLAN
Zarfı açtım.
İçinden eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafa baktığım anda nefesim kesildi.
Fotoğrafta genç bir kadın vardı.
Yanında genç bir adam.
Kadını tanımıyordum.
Ama adamı tanıyordum.
Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu:
"Babanın kim olduğunu öğrenmek istiyorsan, Zeynep'e güven."
Fotoğraf elimde donup kaldım.
Çünkü o adam...
Benim babamdı. Fotoğrafı elimden düşürmemek için parmaklarımı sıkıca kenetledim.
Bir süre konuşamadım.
Babam.
Yıllardır görmediğim, hakkında çok az şey bildiğim adam.
Ve şimdi, geçmişimin tam ortasında duruyordu.
Fotoğraftaki yüzünü yıllar geçmesine rağmen tanımıştım.
İnsan bazı yüzleri unutmaz.
Ben babamı unutmuştum sanıyordum.
Meğer sadece hatırlamak istememişim.
Zeynep yanıma geldi.
"Kim bu?"
Cevap vermedim.
Fotoğrafı ona uzattım.
"Babam."
Zeynep'in gözleri büyüdü.
"Senin baban mı?"
Başımı salladım.
"Onu tanıyor musun?"
"Hayır."
"Fotoğraftaki kadın?"
"Onu da tanımıyorum."
Zeynep fotoğrafı çevirdi.
Arkada yazan cümleyi okudu.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra bana baktı.
"Alparslan..."
"Evet."
"Bu ne anlama geliyor?"
"Henüz bilmiyorum."
Ama aslında içimde bir şeyler şekillenmeye başlamıştı.
Biri bana açıkça bir yol gösteriyordu.
Zeynep'e güven.
Bu mesajı gönderen kişi, benim geçmişimi biliyordu.
Babamı biliyordu.
Zeynep'in annesini biliyordu.
Ve muhtemelen Kenan Karahan'ın yıllardır sakladığı sırların bir kısmına da sahipti.
Ama neden?
Telefonum titredi.
Yeni mesaj.
Ekrana baktım.
Fotoğrafı gördün.
Başka bir mesaj geldi.
Şimdi Zeynep'e sor.
Kaşlarımı çattım.
Telefonu Zeynep'e göstermedim.
"Ne oldu?" diye sordu.
"Bir şey yok."
"Yine yalan söylüyorsun."
"Şu an sana bazı sorular sormam gerekiyor."
"Tamam."
"Annenin adı neydi?"
Bir an durdu.
"Selma."
"Selma Karahan?"
"Evet."
"Annen babamı tanıyor olabilir mi?"
Zeynep'in yüzündeki ifade değişti.
"Sanırım."
"Sanırım mı?"
"Çocukken annemin bazı mektuplarını görmüştüm."
"Ne mektupları?"
"Bir adama yazılmıştı."
"Kim?"
"Adını hiç görmedim."
"Adres?"
"Hatırlamıyorum."
"Zarfın üzerinde ne vardı?"
Zeynep gözlerini kapattı.
Sonra yavaşça söyledi:
"Demir."
İçimden bir şey koptu.
"Demir mi?"
"Evet."
"Babamın soyadı."
"Alparslan..."
"Devam et."
"Annem o mektupları saklıyordu."
"Sonra?"
"Babam buldu."
"Ne yaptı?"
"Yakmıştı."
Bir süre sustuk.
Ben fotoğrafa baktım.
Sonra Zeynep'e.
"Annenin ölümünü nasıl biliyorsun?"
"Ne demek istiyorsun?"
"Nasıl öldü?"
"Kalp krizi."
"Doktor raporu?"
"Ben o zaman çocuktum."
"Babana mı inandın?"
Zeynep'in yüzü sertleşti.
"Ne ima ediyorsun?"
"Hiçbir şey."
"Hayır. Bir şey ima ediyorsun."
"Zeynep, ben sadece—"
"Annemin öldürülmüş olabileceğini mi düşünüyorsun?"
Cevap vermedim.
Bu sessizlik yeterliydi.
Zeynep gözlerini kapattı.
Sonra çok sessiz bir şekilde konuştu.
"Ben de düşündüm."
O anda ona baktım.
"Ne?"
"Yıllardır."
"Niye?"
"Çünkü annem ölmeden birkaç gün önce bana bir şey söyledi."
"Ne söyledi?"
"Bir gün biri gelip seni benden alırsa, o kişinin sana söylediği her şeye inanma."
"Kimden bahsetti?"
"Bilmiyorum."
"Başka?"
"Bir de bana bir isim söyledi."
"Benim adım mı?"
Başını salladı.
"Alparslan."
O anda odada ağır bir sessizlik oluştu.
Birbirimize bakıyorduk.
İlk kez aramızdaki bütün sırların ortadan kalktığını hissettim.
Ama aynı zamanda daha büyük bir sırla karşı karşıya olduğumuzu da biliyordum.
"Zeynep."
"Evet?"
"Annen beni neden tanıyordu?"
"Belki babam tanıyordu."
"Hayır."
"Neden?"
"Çünkü fotoğraftaki babamın yanında annen var."
Zeynep'in yüzü değişti.
Fotoğrafı yeniden elime aldım.
Daha dikkatli baktım.
Arka planda eski bir bina görünüyordu.
Binanın üzerindeki tabelayı daha önce fark etmemiştim.
Yaklaştırdım.
KARAHAN LOJİSTİK — 2009
2009.
On yedi yıl önce.
Ben o zaman çocuktum.
Babamın Karahan ailesiyle ne işi vardı?
Ve neden annem de oradaydı?
Telefonum tekrar titredi.
Bu kez mesaj daha uzundu.
Baban, Kenan'ın ilk ortağıydı.
Altında ikinci cümle vardı.
Ama onu Kenan öldürmedi.
Üçüncü mesaj geldi.
Onu öldüren kişiyi bulmak istiyorsan, Murat'ı bul.
Zeynep mesajları gördü.
"Kim gönderiyor bunları?"
"Bilmiyorum."
"Alparslan..."
"Evet?"
"Ya sana gönderilen bütün bu mesajlar seni yönlendirmek için hazırlanmışsa?"
"Olabilir."
"Ya Murat bir tuzaksa?"
"Olabilir."
"Ya ben de..."
Cümlesini tamamlamadı.
Ona baktım.
"Sen de ne?"
"Ben de bu planın bir parçasıysam?"
İçimde garip bir sessizlik oluştu.
Bu ihtimali ilk kez kendi ağzından duyuyordum.
Yanına gittim.
"Zeynep."
"Evet?"
"Şu ana kadar senden şüphelenmek için çok sebep verdin."
Gözleri doldu.
"Ama?"
"Ama sana rağmen sana güvenmek istiyorum."
Başını kaldırdı.
Göz göze geldik.
O an ne görevimi düşündüm ne Kenan'ı ne de Murat'ı.
Sadece onu gördüm.
Ve bunun bir hata olduğunu biliyordum.
Çünkü tam o sırada dışarıdan bir araç sesi geldi.
İkimiz de pencereye yöneldik.
Sokağın başında siyah bir araç durmuştu.
Farları kapalıydı.
Ben hemen Zeynep'in önüne geçtim.
Telefonumu çıkardım.
Yeni mesaj gelmişti.
Ekranda tek bir cümle vardı:
"Alparslan, artık kaçacak yerin yok."
Başımı kaldırdım.
Siyah aracın kapısı açıldı.
Bir adam indi.
Ve yüzünü gördüğüm anda onu tanıdım.
Murat. Murat'ı görünce birkaç saniye hareket edemedim.
Onu depoda bırakmıştım.
Daha doğrusu, beni oraya çektiğini düşündüğüm anda kaçmıştım.
Şimdi ise karşımdaydı.
Sokağın ortasında.
Tek başına.
Siyah aracın yanında duruyor ve doğrudan bulunduğumuz daireye bakıyordu.
"Alparslan..." Zeynep'in sesi fısıltı kadar hafifti.
"Perdeden uzaklaş."
Zeynep hemen geri çekildi.
Ben de pencerenin yanındaki duvara geçtim.
Murat başını hafifçe kaldırdı.
Bizi göremiyordu.
En azından görmemeliydi.
Telefonum tekrar titredi.
Murat'tan mesaj gelmişti.
"Konuşmamız gerekiyor."
Ardından:
"Ama burada değil."
Murat'a baktım.
Sanki mesajımı okuyup okumadığını anlamaya çalışıyormuş gibi telefonunu kaldırdı.
Sonra siyah aracın kapısını açtı.
İçeride başka biri vardı.
Yüzünü seçemiyordum.
Murat birkaç saniye onunla konuştu.
Ardından araçtan uzaklaşıp apartmana doğru yürümeye başladı.
"Buraya geliyor," dedim.
Zeynep bana baktı.
"Ne yapacağız?"
"Sen burada kal."
"Hayır."
"Zeynep."
"Artık beni dışarıda bırakma."
Sesindeki kararlılık dikkatimi çekti.
Bir an cevap vermedim.
Sonra başımı salladım.
"Kapının arkasında kal."
Kapıya doğru ilerledim.
Koridordaki ışığı kapattım.
Murat'ın merdivenlerden çıkardığı ayak sesleri giderek yaklaşıyordu.
Birinci kat.
İkinci kat.
Üçüncü kat.
Durdu.
Kapının önünde birkaç saniye bekledi.
Sonra iki kez hafifçe vurdu.
"Alparslan."
Cevap vermedim.
"Benim."
Kapıyı açmadım.
"Silahım yok," dedi.
Bu cümle beni düşündürdü.
Çünkü benim de silahım yoktu.
"Buraya neden geldin?" diye sordum.
"Konuşmak için."
"Telefonda konuşabilirdin."
"Telefonlar dinleniyor."
Zeynep bana baktı.
Ben kapıya yaklaştım ama açmadım.
"Murat, depoda ne yaptığını anlat."
Uzun bir sessizlik oldu.
"Orada seni beklemiyordum."
"Yalan."
"Hayır."
"Adımı söyledin."
"Çünkü seni gördüm."
"Kimle konuşuyordun?"
"Kenan'ın adamlarından biriyle."
"Çantada ne vardı?"
"Dosya."
"Hangi dosya?"
"Senin dosyan."
Kalbim hızlandı.
"Benim dosyam neden sende?"
"Çünkü Kenan seni aylardır araştırıyor."
"Onu zaten biliyorum."
"Hayır, bilmiyorsun."
Murat'ın sesi değişmişti.
"Kenan seni sadece polis olduğun için araştırmıyor."
"Ne için?"
"Geçmişin için."
Zeynep yanıma geldi.
Murat onun sesini duydu.
"Zeynep de orada mı?"
"Evet."
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Murat:
"Onu da götür."
"Nereye?"
"Buradan."
"Niye?"
"Çünkü Kenan buraya adam gönderdi."
"Kim?"
"Benimle birlikte gelenler."
"Kaç kişiler?"
"İki."
Pencereden sokağa baktım.
Siyah araç hâlâ oradaydı.
Murat devam etti:
"Beş dakika içinde buraya çıkacaklar."
Zeynep'in yüzü bembeyaz oldu.
"Ne yapacağız?" diye fısıldadı.
Murat kapının ardından konuştu:
"Arka merdiven var."
"Sen nereden biliyorsun?"
"Bu binayı Kenan'ın adamları yıllardır kullanıyor."
"Ne için?"
"Cevabı burada değil."
Kapıyı açtım.
Murat karşımdaydı.
Yüzünde yorgunluk vardı.
Ama asıl dikkatimi çeken şey sağ kaşının üzerindeki kan iziydi.
"Yaralısın."
"Önemli değil."
"Kim yaptı?"
"Kenan."
Zeynep bir adım öne çıktı.
"Murat..."
Murat ona baktı.
"Zeynep, baban annenin ölümünü sana yanlış anlattı."
Zeynep'in yüzü değişti.
"Ne?"
Murat başını eğdi.
"Annen kalp krizinden ölmedi."
O an koridorun sessizliği bozuldu.
Zeynep birkaç saniye konuşamadı.
Sonra:
"Ne diyorsun sen?"
"Annen öldürüldü."
Zeynep'in gözleri doldu.
"Kim?"
Murat cevap vermedi.
Ben araya girdim.
"Kim öldürdü?"
Murat gözlerini bana çevirdi.
"Senin baban."
Dünya bir anlığına durmuş gibiydi.
"Babam mı?"
"Evet."
"Babam annesini neden öldürsün?" diye Zeynep bağırdı.
Murat başını iki yana salladı.
"Senin baban değil."
Bana baktı.
"Alparslan'ın babası."
İçimde buz gibi bir şey yayıldı.
"Ne?"
Murat cebinden küçük bir anahtar çıkardı.
Elime bıraktı.
"Bu anahtar, babanın yıllar önce kullandığı depoya ait."
"Nerede?"
"Arslan Lojistik'in eski deposunda."
"Orada ne var?"
"Gerçeğin yarısı."
"Diğer yarısı?"
Murat Zeynep'e baktı.
"Annenin bıraktığı şey."
Zeynep'in gözlerinden yaş süzüldü.
"Ne bırakmış?"
Murat cevap vermeden önce dışarıdan bir ses geldi.
Apartman giriş kapısı sertçe açıldı.
Ayak sesleri.
Birden fazla kişi.
Murat'ın yüzü gerildi.
"Vakit kalmadı."
Bana baktı.
"Şimdi bana güvenmek zorundasın."
"Henüz sana güvenmiyorum."
Murat hafifçe başını salladı.
"Doğru."
Sonra arka merdiveni gösterdi.
"Ama birazdan başka seçeneğin olmayacak."
Zeynep'in elini tuttum.
Bu hareketi düşünmeden yapmıştım.
Parmakları soğuktu.
Bana baktı.
Ben de ona baktım.
"Benimle gel."
Başını salladı.
Üçümüz arka merdivenlere yöneldik.
Tam aşağı inmeye başlamıştık ki üst kattan sert bir kapı sesi duyuldu.
Birileri daireye girmişti.
Murat öne geçti.
Ben Zeynep'in hemen arkasındaydım.
Ve o an şunu fark ettim:
Bu gece yalnızca Kenan'ın sırlarına değil, kendi ailemin geçmişine de girecektim.
Ama henüz bilmiyordum.
O geçmişin içinde Zeynep'in ailesiyle benim ailemi birbirine bağlayan şeyin sadece bir suç olmadığını.
Aramızda yıllardır saklanan başka bir bağ vardı.
Ve o bağ ortaya çıktığında, Zeynep'e olan hislerimle görevim arasında seçim yapmak zorunda kalacağımı henüz bilmiyordum.
Bölüm etkileşimi
