GÖREV VE AŞK kitap kapağı

3. bölüm / 6

GÖREV VE AŞK

BÖLÜM 3 Kaçış

Vaveyla Yazarı: CEPHEKALEMI 19

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 3 Kaçış

Üç araç.

Üçü de siyah.

Üçü de motorları çalışır hâlde bekliyordu.

Ve hiçbiri tesadüfen orada değildi.

Direksiyondaki ellerimi gevşettim.

Panik yapmak için en kötü zamandı.

Zeynep yanımda sessizce oturuyordu.

Nefes alışverişinin hızlandığını duyabiliyordum.

"Alparslan..."

"Sesini alçalt."

"Ama—"

"Şimdi beni dinle."

Ses tonumu sertleştirdim.

Zeynep sustu.

Gözlerimi dikiz aynasına çevirdim.

Karşıdaki araçlardan biri hareket etti.

Yavaşça.

Bize doğru gelmeye başladı.

"Emniyet kemerini tak."

Zeynep hemen kemerini bağladı.

"Ne yapacaksın?"

"Buradan çıkacağız."

"Nereye?"

"Fark etmez."

Motoru çalıştırdım.

Vitesi taktım.

Karşıdaki araç hızlanmaya başladı.

Ben de aynı anda gaza bastım.

Aramızdaki mesafe hızla kapandı.

Tam yanımızdan geçeceğini düşündüğüm anda direksiyonu kırdım.

Araç sağa savruldu.

Arkamızdan korna sesi geldi.

Zeynep koltuğa tutundu.

"Ne yaptın sen?"

"Şimdi soruların sırası değil."

Ana yola çıktım.

Aynadan baktım.

Üç araç da peşimizden geliyordu.

Demek ki şüphem doğruydu.

Bizi takip ediyorlardı.

Ve daha kötüsü...

Nereye gittiğimizi biliyorlardı.

---

İstanbul geceleri kalabalıktır.

Ama insan birinden kaçarken şehir olduğundan daha küçük görünür.

Her sokak çıkmaz gibi gelir.

Her kırmızı ışık bir engeldir.

Her far ışığı tehdit.

Zeynep sessizdi.

Ben ise önümdeki trafiği ve aynaları aynı anda takip ediyordum.

Bir kavşağa geldim.

Sağa döndüm.

Arkamızdaki araçlardan ikisi de döndü.

Üçüncüsü düz devam etti.

Bu bana bir şey söyledi.

Bizi kaybetmek istemiyorlardı.

"Alparslan."

"Evet?"

"Onlar kim?"

"Bilmiyorum."

"Yalan söyleme."

Bu kez ona baktım.

"Gerçekten bilmiyorum."

Zeynep gözlerimin içine baktı.

Sonra başını çevirdi.

"Sen polis misin?"

Bu soru yeniden aramızda asılı kaldı.

Cevap vermedim.

"Dosyada gördüm."

"Zeynep..."

"Polis misin?"

"Şu an bunun önemi yok."

"Benim için var."

"Şu an önemli olan arabaların bizi takip etmesi."

"Ya sen de onlardansan?"

Ayağımı gazdan çekmedim.

Bu ihtimali düşündüğünü görmek canımı acıttı.

"Öyle olsaydım seni neden kaçırayım?"

"Belki de beni bir yere götürüyorsun."

"İstersen arabadan in."

Zeynep sustu.

Birkaç saniye sonra kısık sesle konuştu.

"İnmeyeceğim."

"Öyleyse bana güven."

Cevap vermedi.

Ama kemerini biraz daha sıkı çekti.

---

Yaklaşık on dakika sonra takip eden araçlardan birini kaybettik.

İkincisi de görünmüyordu.

Ama üçüncüsünün farları hâlâ aynadaydı.

Onu tamamen atlatmamız gerekiyordu.

Ana yoldan çıktım.

Dar bir sokağa girdim.

Sonra bir başka sokağa.

Aracın farlarını kapattım.

Zeynep şaşkınlıkla bana baktı.

"Ne yapıyorsun?"

"Bir dakika sessiz ol."

Aracı yavaşça ilerlettim.

Bir binanın arkasındaki boşluğa girdik.

Motoru kapattım.

İkimiz de nefesimizi tuttuk.

Birkaç saniye sonra siyah araç önümüzden geçti.

Durmadı.

Gitti.

Zeynep bana baktı.

"Onları atlattık mı?"

"Şimdilik."

"Şimdilik ne demek?"

"Tekrar bulabilirler."

"Kim bunlar?"

"Henüz bilmiyorum."

"Senin düşmanın mı?"

Başımı koltuğa yasladım.

"Benim çok düşmanım var."

Zeynep şaşkınlıkla baktı.

"Sen gerçekten polissin."

Bu kez cevap vermedim.

Sessizlik cevabım oldu.

Zeynep gözlerini kapattı.

Bir süre öyle kaldı.

Sonra yavaşça konuştu.

"Babam biliyor mu?"

"Ne?"

"Senin polis olduğunu."

"Hayır."

"Yani onu araştırıyorsun."

Sözler boğazımda düğümlendi.

Bir polisin yapması gereken, böyle bir durumda gerçeği inkâr etmekti.

Ama karşımda Zeynep vardı.

Ve artık onun da hedef hâline geldiğini biliyordum.

"Zeynep..."

"Babamı araştırıyorsun."

Bu kez bir soru değildi.

Bir tespitti.

Başımı öne eğdim.

"Başından beri."

Zeynep gözlerini açtı.

Bana baktı.

Yüzünde öfke yoktu.

Hayal kırıklığı vardı.

"Demek bütün bunlar yalandı."

"Her şey değil."

"Hangisi gerçekti?"

Cevap veremedim.

"Şirkette çalışman mı?"

"Evet."

"Babamın sağ kolu olman mı?"

"Evet."

"Benimle tanışman?"

"Bu plan değildi."

Zeynep sustu.

"Benimle konuşman?"

"Plan değildi."

"Arabada beni dinlemen?"

"Hayır."

"Bugün beni koruman?"

Gözlerimi ona çevirdim.

"Bu da değildi."

"Ne değildi?"

"Planın bir parçası."

Zeynep'in bakışları yumuşadı.

Ama hemen ardından tekrar sertleşti.

"Yani bana karşı hissettiğin hiçbir şey görev değildi."

"Hayır."

Bu kez cevabım hiç düşünmeden çıktı.

Zeynep birkaç saniye bana baktı.

Sonra başını çevirdi.

---

Telefonum titredi.

Ekranda emniyetten gelen şifreli bildirim vardı.

Mesajı açtım.

"Operasyon açığa çıkmış olabilir. Teması kes. Zeynep Karahan'ı güvenli bölgeye götür. Kenan Karahan ile doğrudan temas kurma."

Mesajın altında ikinci bir satır vardı.

"İçeriden bilgi sızdığı düşünülüyor."

Telefonu kapattım.

Artık durum daha açıktı.

Operasyon açığa çıkmıştı.

Ve içerimizden biri bilgi sızdırıyordu.

Murat olabilir.

Kenan'ın başka bir adamı olabilir.

Hatta...

Dosyayı Zeynep'in çantasına koyan kişi bile olabilir.

Ama bir şeyden emindim.

Bu gece başlayan şey, artık geri döndürülemezdi.

Arabayı tekrar çalıştırdım.

Zeynep bana baktı.

"Nereye gidiyoruz?"

"Güvenli bir yere."

"Senin güvenli dediğin yer neresi?"

"Benim değil."

"Senin güvendiğin biri mi?"

"Hayır."

"Kim?"

"Kimse."

Zeynep kaşlarını çattı.

"Bu hiç güven verici değil."

"Zaten güvenmeni istemiyorum."

"Neden?"

"Çünkü bundan sonra sana güvenmek zorunda olduğum kişi benim."

Zeynep sustu.

Aracı yeniden yola çıkardım.

Şehir ışıkları camlardan içeri vuruyordu.

Bir süre sonra Zeynep başını koltuğa yasladı.

Gözlerini kapattı.

Ama uyumadı.

Ben de konuşmadım.

Çünkü ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk.

Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

---

Yaklaşık kırk dakika sonra şehrin dışında küçük bir eve geldik.

Ev dışarıdan sıradan görünüyordu.

Ne güvenlik vardı ne kamera ne de gösterişli bir kapı.

Zeynep arabadan inerken etrafa baktı.

"Burası neresi?"

"Geçici olarak kalacağımız yer."

"İkimiz mi?"

"Evet."

Bir an durdu.

Sonra bana baktı.

"Bu biraz garip."

"Ben de farkındayım."

Kapıyı açtım.

İçeri girdik.

Ev küçüktü.

Bir salon, mutfak, iki yatak odası ve küçük bir banyo.

Zeynep etrafa baktı.

"Burada daha önce bulundun mu?"

"Bir kez."

"Ne zaman?"

"Bir operasyonda."

Bana baktı.

"Senin hayatın gerçekten düşündüğümden çok farklı."

"Ben de seninkinin farklı olduğunu düşünmeye başladım."

Zeynep kaşlarını kaldırdı.

"Benim hayatımda ne var?"

"Henüz bilmiyorum."

"Öğrenmek istiyor musun?"

Bu kez gülümsemişti.

Ben cevap vermeden mutfağa yöneldi.

"Su var mı?"

"Var."

Buzdolabını açtı.

Şişeyi aldı.

Tam kapağını açacakken dışarıdan bir ses geldi.

Metal bir şey yere düşmüş gibiydi.

İkimiz de aynı anda sustuk.

Zeynep bana baktı.

Ben parmağımı dudaklarıma götürdüm.

Sessiz olması gerektiğini anlattım.

Elimi belime götürdüm.

Silahım yoktu.

Kenan'ın emri yüzünden değil.

Emniyetin talimatı yüzünden.

Ama silahsız olmak, tehlikeyi ortadan kaldırmıyordu.

Koridora doğru ilerledim.

Pencerenin yanına geldim.

Perdeyi çok az araladım.

Bahçede kimse yoktu.

Sonra...

Telefonum titredi.

Bilinmeyen numara.

Mesajı açtım.

"Onu korumaya çalışıyorsun ama çok geç."

Bir sonraki mesaj birkaç saniye sonra geldi.

"Çünkü Zeynep'in sana anlatmadığı bir şey var."

Başımı yavaşça Zeynep'e çevirdim.

O da bana bakıyordu.

Ve yüzündeki ifade...

Bir şey biliyor gibiydi.

O gece ilk kez kendime şu soruyu sordum:

Zeynep gerçekten kurban mıydı?

Yoksa bütün bu oyunun içinde, benim bilmediğim başka bir rolü mü vardı?
Kapının önünde birkaç saniye daha öylece kaldım.

Elimi kapı kolundan çekmedim.

Sessizliği dinledim.

Bazen insanın kulağı, gözlerinden daha fazla şey görürdü. Özellikle de aylarca takip edilme ihtimalini düşünerek yaşadığınızda.

Dışarıda rüzgâr vardı.

Ağaçların yaprakları birbirine sürtüyordu. Uzakta bir araba geçti. Lastiklerin ıslak asfaltta çıkardığı ses birkaç saniye sonra kayboldu.

Başka hiçbir şey yoktu.

Yine de içimdeki huzursuzluk geçmiyordu.

Telefon ekranına baktım.

Gönderilen son mesaj hâlâ oradaydı.

Çünkü Zeynep'in sana anlatmadığı bir şey var.

Mesajı tekrar okudum.

Sonra telefonu cebime koydum.

Arkamı döndüğümde Zeynep hâlâ koltukta oturuyordu. Dizlerini kendine çekmiş, ellerini birbirine kenetlemişti. Gözleri üzerimdeydi.

"Biri miydi?" diye sordu.

"Hayır."

"Yalan söylüyorsun."

Ses tonu sakindi.

Bu kez şaşıran ben oldum.

"Ne?"

"Bir şey olduğunda yüzün değişiyor."

Bir süre ona baktım.

"Yüzümün değiştiğini nereden biliyorsun?"

"Çünkü seni izliyorum."

Bu cümle, beklediğimden daha fazla dokundu bana.

Çünkü ben de onu izliyordum.

Ama benim izlememin sebebi farklı olmalıydı.

En azından başlangıçta öyleydi.

Onu, Kenan Karahan'ın kızı olduğu için izliyordum.

Kiminle görüştüğünü, nereye gittiğini, kimlerle konuştuğunu anlamak görevimin bir parçası olabilirdi.

Ama artık onu izlerken sadece görevimi düşünmüyordum.

Bu, kabul etmek istemediğim bir gerçekti.

"Zeynep."

"Evet?"

"Sana bir şey soracağım."

Başını hafifçe kaldırdı.

"Babandan korkuyor musun?"

Yüzündeki ifade bir anda değişti.

Birkaç saniye cevap vermedi.

Sonra gözlerini benden kaçırdı.

"Eskiden."

"Şimdi?"

"Şimdi babamdan değil, onun çevresindeki insanlardan korkuyorum."

"Kimlerden?"

"Onu bilmiyorum."

"Gerçekten bilmiyor musun?"

Bu kez bana baktı.

"Alparslan, bana güvenmiyorsun."

Cevap vermedim.

"Ve haklısın," dedi.

Bu cümle beklemediğim kadar ağır geldi.

"Ne demek istiyorsun?"

Zeynep derin bir nefes aldı.

"Babamın işlerinin temiz olmadığını uzun zamandır biliyorum."

"Ne kadar zamandır?"

"Yıllardır."

"Ne biliyorsun?"

"Kesin olarak bildiğim şeylerle tahmin ettiklerimi birbirinden ayıramıyorum."

"Deneyelim."

"Babam bazı insanlarla normal bir iş insanının görüşmeyeceği şekilde görüşüyor. Bazı anlaşmaların parasını şirket kayıtlarında göremiyorum. Bazı adamlar geliyor, gece geç saatte toplantılar yapılıyor. Ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi davranılıyor."

"İsim?"

"Yok."

"Belgeler?"

"Yok."

"Kanıt?"

Başını salladı.

"Yok."

"Öyleyse neden bana bunları anlatıyorsun?"

Gözlerimin içine baktı.

"Çünkü sen zaten biliyorsun."

O anda içimde bir şey yerine oturdu.

Demek mesajdaki kişi tamamen yalan söylemiyordu.

Zeynep gerçekten benden bir şey saklıyordu.

Ama ne olduğunu hâlâ bilmiyordum.

"Başka ne var?"

"Ne demek istiyorsun?"

"Az önce söylediklerinden daha fazlasını biliyorsun."

Uzun süre sustu.

Sonra ayağa kalktı.

Pencereye doğru yürüdü.

Perdenin kenarından dışarı baktı.

"Babamın yıllar önce yaptığı bir şey var."

"Ne?"

"Bir adam kayboldu."

Kaşlarımı çattım.

"Kim?"

"Adını bilmiyorum."

"Zeynep..."

"Gerçekten bilmiyorum."

"Nasıl kayboldu?"

"Babamın adamlarından biri onunla görüşüyordu. Sonra adam ortadan kayboldu."

"Polise bildirildi mi?"

"Hayır."

"Sen nereden biliyorsun?"

Zeynep perdeyi bıraktı.

"Çünkü o adam son olarak bizim evimize gelmişti."

O an odadaki hava değişti.

Yaklaştım.

"Ne zaman?"

"Üç yıl önce."

"Sen gördün mü?"

"Evet."

"Babamla mı görüştü?"

"Evet."

"Sonra?"

"Bir daha hiç görmedim."

"Adı?"

Zeynep başını iki yana salladı.

"Hatırlamıyorum."

"Hatırlamıyor musun, yoksa söylemek istemiyor musun?"

Bu kez sinirlendi.

"Her şeyi bilmek zorunda mısın?"

"Şu an evet."

"Neden?"

"Çünkü seni öldürmek isteyen insanların arasında kim olduğunu bilmiyorum."

Sesim istemeden yükselmişti.

Zeynep sustu.

Ben de sustum.

Birkaç saniye sonra daha sakin bir sesle konuştum.

"Ben seni buraya getirdim çünkü hayatta kalmanı istiyorum. Bunun için bana bildiğin her şeyi söylemen gerekiyor."

"Ya sana söylersem ve işler daha kötü olursa?"

"Zaten kötü."

Gözlerime baktı.

"Benim için de mi?"

Bu soruya hemen cevap veremedim.

Çünkü cevabı biliyordum.

"Evet," dedim sonunda.

Zeynep başını eğdi.

"Bir şey daha var."

"Ne?"

"Dosyada gördüğün fotoğraflar..."

Bir anda dikkat kesildim.

"Arslan Lojistik'teki fotoğraflar mı?"

"Evet."

"Onları nereden biliyorsun?"

"Çünkü o fotoğraflardan biri bende de vardı."

Bir adım attım.

"Ne?"

"Çocukluğumdan kalma bir kutuda."

"Fotoğrafta kim vardı?"

"Babam. Murat. Bir de tanımadığım iki adam."

"Zamanı?"

"Yaklaşık on yıl önce."

"Fotoğraf sende mi?"

"Hayır."

"Ne yaptın?"

"Babam buldu."

"Sonra?"

"Kutuyu aldı."

İçimdeki alarm yeniden çalışmaya başladı.

"Zeynep, neden bunu şimdi söylüyorsun?"

"Çünkü sen artık polis olduğunu söyledin."

"Bu yüzden mi?"

"Evet."

"Başka?"

Zeynep cevap vermedi.

O an telefonum titredi.

İkimiz de aynı anda telefona baktık.

Yeni mesaj.

Bu kez numara farklıydı.

Ekranı açtım.

Murat'a güvenme.

Mesajın altında bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafı açtım.

Karşımda Murat vardı.

Bir otoparkta, bir adamla konuşuyordu.

Fotoğrafın çekildiği tarih birkaç saat öncesiydi.

Başımı kaldırdım.

Zeynep bana bakıyordu.

"Ne oldu?"

Telefonu ona göstermedim.

"Murat nerede?"

"Babamın yanında."

"Son gördüğün zaman?"

"Bu akşam."

"Telefonu?"

"Aradım. Açmadı."

Telefonu cebime koydum.

"Burada kal."

"Nereye gidiyorsun?"

"Murat'ı bulmaya."

"Tek başına mı?"

"Evet."

"Ben de geliyorum."

"Hayır."

"Alparslan—"

"Zeynep."

Sesimi sertleştirdim.

"Burada kal."

Birkaç saniye yüzüme baktı.

Sonra yavaşça başını salladı.

Kapıya yöneldim.

Tam çıkacakken arkamdan sesini duydum.

"Alparslan."

Döndüm.

"Ne olursa olsun geri dön."

Bir an hiçbir şey söylemedim.

Sonra kapıyı açtım.

"Sen de kapıyı kimseye açma."

Dışarı çıktım.

Ve ilk kez bunun yalnızca bir operasyon olmadığını düşündüm.

Çünkü artık peşinde olduğum şey sadece Kenan Karahan'ın suç ağı değildi.

Birileri içeriden bilgi sızdırıyordu.

Birileri beni izliyordu.

Birileri Zeynep'in bildiklerini benden önce öğrenmek istiyordu.

Ve bütün bunların ortasında, güvenebileceğim insanların sayısı her dakika biraz daha azalıyordu.

Ama en tehlikelisi şuydu:

Zeynep'e güvenmek istiyordum.

Bir polis için bundan daha büyük bir zaaf olamazdı. Kapıyı arkamdan sessizce kapattım.

Koridorun loş ışığında birkaç saniye bekledim.

Zeynep'in söyledikleri zihnimde dönüp duruyordu.

Bir adam kaybolmuştu.

Üç yıl önce.

Kenan'ın evinde görüldükten sonra.

Ve şimdi Murat'ın adı bir başka mesajın içindeydi.

Bütün parçalar aynı noktaya çıkıyor gibiydi ama henüz resmi tamamlayamıyordum.

Asıl sorun da buydu.

Polislikte en tehlikeli anlardan biri, birkaç parçanın birleşip sana doğru cevabı bulduğunu düşündürdüğü andı.

Çünkü insan, cevabı bulduğuna inandığı zaman diğer ihtimalleri görmeyi bırakırdı.

Ben bunu yapmayacaktım.

Telefonumu çıkardım.

Murat'ın numarasını aradım.

Bir kez çaldı.

İki kez.

Üçüncüde telefon kapandı.

Tekrar aradım.

Bu kez doğrudan meşgule düştü.

"Demek öyle..."

Telefonu cebime koydum.

Aracın bulunduğu yere doğru yürürken çevreyi kontrol ettim.

Sokağın başında beyaz bir panelvan vardı.

Daha önce orada olup olmadığını hatırlamaya çalıştım.

Hatırlayamıyordum.

Bu hoşuma gitmedi.

Aracımın yanına geldiğimde hemen kapıyı açmadım.

Önce çevresini dolaştım.

Lastikler sağlamdı.

Kapı kilidinde zorlama yoktu.

Arka koltuğu kontrol ettim.

Boştu.

Sonra sürücü koltuğuna geçtim.

Motoru çalıştırmadan önce dikiz aynasından sokağa baktım.

Beyaz panelvan hâlâ oradaydı.

Plakasını aklımda tuttum.

Motoru çalıştırdım.

Sokağın sonuna kadar normal bir hızla ilerledim.

Köşeyi döndüğümde dikiz aynasına baktım.

Panelvan hareket etmedi.

Bir süre daha bekledim.

Sonra telefonu çıkardım.

Bana verilen operasyon hattından merkeze ulaşmayı denedim.

Hat çaldı.

Kimse cevap vermedi.

Bir kez daha aradım.

Yine yok.

Bu, normal değildi.

Operasyonun açığa çıkmış olabileceğine dair gelen mesajı düşündüm.

İçeriden bilgi sızdığı düşünülüyor.

Belki de sorun düşündüğümden daha büyüktü.

Murat'ı bulmam gerekiyordu.

Ama ondan önce başka bir şeyi öğrenmeliydim.

Kenan nerede?

Telefonumdan Murat'ın son bilinen konumunu kontrol ettim.

Kayıtlı bir veri yoktu.

Ancak Kenan'ın kullandığı iki araçtan birinin konum bilgisi daha önce operasyon kapsamında takip edilmişti.

Sisteme erişmek riskliydi.

Yine de başka seçeneğim yoktu.

Bir süre sonra ekranda son sinyal belirdi.

Sarıyer.

Konum birkaç dakika önce güncellenmişti.

Direksiyonu o yöne kırdım.

---

Yaklaşık yirmi dakika sonra sahil yoluna çıktım.

İstanbul geceleri başka görünürdü.

Gündüz kalabalığının yerini daha sessiz ama daha tedirgin bir atmosfer alırdı.

Denizin üzerinde ışıklar uzanıyordu.

Normalde insanı rahatlatabilecek bir görüntüydü.

O gece değildi.

Çünkü ben, önümdeki yolu değil, arkamdaki ihtimalleri düşünüyordum.

Bir kavşağı geçtikten sonra telefonum çaldı.

Ekranda kayıtlı olmayan bir numara vardı.

Açtım.

"Dinliyorum."

Karşı tarafta birkaç saniye sessizlik oldu.

Sonra erkek sesi duyuldu.

"Zeynep'i neden götürdün?"

Ses soğuktu.

"Sen kimsin?"

"Bu önemli değil."

"Benim için önemli."

"Zeynep'in başına bir şey gelmesini istemiyorsan Murat'ı aramayı bırak."

Direksiyonu sıkıca tuttum.

"Demek Murat'ı tanıyorsun."

Kısa bir sessizlik.

Sonra telefon kapandı.

Numarayı hemen kaydettim.

Ardından aracı kenara çektim.

Bir mesaj geldi.

Tek başına gitme.

Ardından ikinci mesaj:

Sana kimin yalan söylediğini bilmiyorsun.

Ekrana birkaç saniye baktım.

Sonra istemsizce Zeynep'i düşündüm.

"Kim yalan söylüyor?" diye kendi kendime mırıldandım.

Kenan mı?

Murat mı?

Bana mesaj atan kişi mi?

Yoksa Zeynep mi?

Bir süre sonra tekrar yola çıktım.

Konuma yaklaştığımda araç sinyali kayboldu.

Telefon ekranında son konum sabit kaldı.

Issız bir ara sokak.

Aracı biraz uzağa park ettim.

Yürüyerek devam ettim.

Sokak neredeyse tamamen karanlıktı.

İleride terk edilmiş gibi duran küçük bir depo vardı.

Kapısı yarı açıktı.

Elimi montumun cebine attım.

Silahım yoktu.

Kenan'ın emriyle çıktığım önceki toplantıdan beri silahsızdım.

Bu kez bunun büyük bir hata olduğunu düşündüm.

Depoya birkaç metre kala durdum.

İçeriden ses geldi.

İki erkek konuşuyordu.

Sesleri net değildi.

Sonra bir isim duydum.

"Murat."

Duvara yakın durup dinledim.

"Kenan bunu öğrenirse ikimizi de bitirir."

Diğer adam cevap verdi.

"Kenan'ın öğrenmesinden korkmuyorum."

"Korkmalısın."

"Artık çok geç."

İçeri baktım.

İki adam vardı.

Biri Murat'tı.

Diğeri ise daha önce hiç görmediğim biriydi.

Ama masanın üzerinde duran çanta tanıdıktı.

Siyah deri çanta.

Kenan'ın.

Murat çantayı açtı.

İçinden kalın bir dosya çıkardı.

"Dosya burada," dedi.

Diğer adam başını salladı.

"Polisin kim olduğunu biliyor musun?"

Murat birkaç saniye sustu.

Sonra:

"Alparslan."

Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu.

Benim hakkımda konuşuyorlardı.

Murat devam etti.

"Onu altı ay önce araştırmaya başladım."

Diğer adamın yüzünü seçmeye çalıştım.

"Kenan biliyor mu?"

Murat başını kaldırdı.

"Artık biliyor."

İçimde soğuk bir şey yayıldı.

Kenan biliyordu.

Altı aydır.

Belki de operasyon başladığı günden beri.

O anda arkamdan küçük bir taş sesi geldi.

Döndüm.

Sokak boştu.

Ama artık yalnız olmadığımı biliyordum.

Depoya tekrar baktım.

Murat kapıya doğru dönmüştü.

Gözleri doğrudan bulunduğum noktaya çevrildi.

Beni görmüş olabilir miydi?

Bir saniye.

İki saniye.

Sonra bağırdı:

"Alparslan!"

Koşmaya başladım.

Arkamdan ayak sesleri geldi.

Ve o anda anladım.

Beni buraya Murat'ı bulmam için gönderen kişi, aslında benim de geleceğimi biliyordu.

Bu bir tuzaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

14okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18