SONSUZLUK KAPISI BÖLÜM-4

Vaveyla Yazarı: Sude .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: SONSUZLUK KAPISI BÖLÜM-4

Gümüş ışık gökyüzünü tamamen kaplamıştı.

Sloven Şatosu'nun kuleleri, ışığın altında adeta buzdan yapılmış gibi parlıyordu.

Ormandaki yüzlerce kurt ise aynı anda ulumaya başlamıştı.

Prens, elini kılıcının kabzasına götürdü.

“Bunlar da ne?”

Leya cevap vermedi.

Gözleri yalnızca kuzey kulesindeydi.

“Kapı açılıyor.”

“Bunu zaten söyledin.”

“Hayır.” Leya'nın sesi titredi. “Şimdi gerçekten açılıyor.”

Tam o sırada şatonun içinden büyük bir gürültü duyuldu.

**GÜÜÜM!**

Zemin sarsıldı.

Duvarlardan taş parçaları döküldü.

Lord Varen bile birkaç adım geriye çekildi.

Prens ona baktı.

“Sen ne yaptın?”

Varen'in yüzündeki gülümseme kaybolmuştu.

“Ben hiçbir şey yapmadım.”

“Yalan söylüyorsun.”

“Keşke öyle olsaydı.”

Varen ilk kez korkmuş gibi görünüyordu.

Leya prensin elini tuttu.

“Buradan gitmeliyiz.”

Prens elini çekmedi.

“Hayır.”

Leya şaşkınlıkla ona baktı.

“Ne demek hayır?”

“Bunca yıldır ne olduğunu bilmeden yaşadım. Şimdi cevaplar önümdeyken kaçmayacağım.”

Varen karanlık koridora baktı.

“Cevapları öğrenmek istediğine emin misin?”

“Evet.”

Varen derin bir nefes aldı.

“O zaman kuzey kulesine çık.”

Prens kaşlarını çattı.

“Sen gelmeyecek misin?”

“Benim oraya girmem yasak.”

“Kim yasakladı?”

Varen gözlerini Leya'ya çevirdi.

“Onlar.”

Leya'nın yüzü bir anda bembeyaz oldu.

Prens bunu fark etti.

“Onlar kim?”

Leya cevap vermeden önce Varen konuştu.

“Eğer gerçekten geçmişini hatırlamak istiyorsan, cevabı kapının arkasında bulacaksın.”

Prens Leya'ya baktı.

“Sen benimle geliyorsun.”

Leya birkaç saniye sustu.

Sonunda başını salladı.

“Geliyorum.”

İkisi merdivenlere yöneldi.

Kuzey kulesine çıkan merdivenler daha önce hiç görmedikleri kadar uzundu.

Her basamakta duvarlarda farklı bir resim vardı.

Birinci resimde…

Prens ve Leya çocuktu.

İkinci resimde…

Birlikte ata biniyorlardı.

Üçüncü resimde…

Şatonun bahçesinde birbirlerine gülümsüyorlardı.

Prens durdu.

“Bunları hatırlıyorum.”

Leya ona baktı.

“Ne hatırlıyorsun?”

“Seninle burada oynadığımızı.”

Leya'nın gözleri doldu.

“Başka?”

Prens başını tuttu.

Bir anlığına zihninde bir görüntü belirdi.

Kar.

Kan.

Ağlayan bir kız.

Ve kendisine uzanan küçük bir el.

Sonra görüntü kayboldu.

Prens sendeledi.

Leya hemen onu tuttu.

“İyi misin?”

“Ben…”

Prens nefesini toparladı.

“Bir şey gördüm.”

“Ne?”

“Sen ağlıyordun.”

Leya'nın yüzü değişti.

“Devam et.”

“Birileri bizi ayırıyordu.”

Leya gözlerini kapattı.

“Evet.”

“Sonra?”

“Sonrasını hatırlama.”

Prens ona baktı.

“Neden?”

“Çünkü hatırlarsan…”

Leya'nın sesi titredi.

“...beni senden nefret eder hale getiren gerçeği de hatırlarsın.”

Prens hiçbir şey söylemedi.

Son basamağa ulaştılar.

Karşılarında büyük, siyah bir kapı vardı.

Kapının üzerinde gümüş kurt sembolü bulunuyordu.

Prens elini kapıya uzattı.

Leya kolunu tuttu.

“Dur.”

“Neden?”

“Kapıyı yalnızca ikimiz açabiliriz.”

Prens şaşırdı.

“İkimiz?”

Leya başını salladı.

“Ellerimizi sembolün üzerine koymalıyız.”

İkisi aynı anda ellerini kapının üzerine koydu.

Bir anda sembol parladı.

Gümüş ışık bütün kuleyi doldurdu.

Kapı yavaşça açıldı.

Arkasında bir oda yoktu.

Bir boşluk vardı.

Sanki odanın içerisinde gökyüzü açılmıştı.

Yıldızlar dönüyor, karanlık bir girdap yavaşça hareket ediyordu.

Prens fısıldadı:

“Sonsuzluk…”

Leya başını salladı.

“Evet.”

Tam o anda girdabın içinden bir ses yükseldi.

**“Döndünüz.”**

Prens ve Leya birbirlerine baktılar.

Ses tekrar duyuldu.

**“Fakat yalnızca biriniz burada kalabilir.”**

Prensin yüzü değişti.

“Ne?”

Leya'nın gözlerinden yaş süzüldü.

“Biliyordum.”

“Sen bunu biliyor muydun?”

“Evet.”

“Bana neden söylemedin?”

“Çünkü seçimini yapmanı istemiyordum.”

“Ne seçimi?”

Leya prensin elini bıraktı.

“Ben mi…”

Bir adım geriye çekildi.

“Yoksa sen mi?”

Prens cevap veremedi.

O anda odanın içindeki girdap hızlandı.

Kulenin duvarlarında eski yazılar belirmeye başladı.

Ve son yazı ortaya çıktığında ikisi de donup kaldı.

**“İki ruh aynı anda dönerse, bir dünya sonsuza dek yok olur.”**

Prens yazıya baktı.

“Bu ne demek?”

Leya başını kaldırdı.

“Birimizin dünyası yok olacak.”

“Hangimizin?”

Leya cevap vermedi.

Çünkü kapının arkasındaki karanlığın içinden başka bir ses geldi.

“Bunu öğrenmenin tek bir yolu var.”

Lord Varen kapının eşiğinde duruyordu.

Prens öfkeyle ona döndü.

“Sen hâlâ burada mısın?”

Varen'in gözleri kuzey kulesindeki girdaba kilitlenmişti.

“Çünkü kapıyı açan siz değilsiniz.”

Prens kaşlarını çattı.

“Ne?”

Varen yavaşça gülümsedi.

“Kapı sizi kullanarak açıldı.”

Leya'nın yüzü korkuyla değişti.

“Hayır…”

Varen onlara doğru bir adım attı.

“Ve şimdi gerçek sahipleri geliyor.”

Kulenin pencereleri aynı anda parçalandı.

Dışarıdaki yüzlerce kurt başlarını gökyüzüne kaldırdı.

Fakat bu kez ulumuyorlardı.

Hepsi aynı anda…

**diz çökmüştü.**

Prens pencereye koştu.

Gökyüzündeki gümüş ışığın içinden yavaşça bir siluet inmeye başladı.

Uzun siyah bir pelerin…

Gümüş bir taç…

Ve karanlığın içinden parlayan iki göz…

Leya'nın dudaklarından tek bir cümle çıktı:

“Hayır…”

Prens ona döndü.

“Kim o?”

Leya'nın yüzünde yıllardır sakladığı korku vardı.

“**Sonsuzluğun gerçek prensi.**”

Ve siluet yavaşça yere indi.

**Bölüm Sonu.**

Hikâyeyi beğendiyseniz yorum yapmayı unutmayın

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.