3. bölüm / 30
GÖLGELERİN PRENS VE PRENSESİKUZEY KULESİ BÖLÜM-3
Bölümler 30Şu an: KUZEY KULESİ BÖLÜM-3
- 1 GÜMÜŞ KURT BÖLÜM-1230 kelime
- 2 SANDIĞIN SIRRI BÖLÜM-2554 kelime
- 3 KUZEY KULESİ BÖLÜM-3627 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 SONSUZLUK KAPISI BÖLÜM-4672 kelime
- 5 SONSUZLUĞUN PRENSİ BÖLÜM-5721 kelime
- 6 KIRILAN MÜHÜR BÖLÜM-6306 kelime
- 7 AVCILARIN SIRRI BÖLÜM-7365 kelime
- 8 İNFERNO'NUN KAPISI BÖLÜM-8369 kelime
- 9 ÖLÜLERİN KRALİÇESİ BÖLÜM-9167 kelime
- 10 İKİ KARDEŞ BÖLÜM-10149 kelime
- 11 SÖZ BÖLÜM-11132 kelime
- 12 SİYAH TAÇ BÖLÜM-12142 kelime
- 13 KALBİN BEDELİ BÖLÜM-13143 kelime
- 14 İKİ DÜNYA BÖLÜM-14125 kelime
- 15 İHANET BÖLÜM-15127 kelime
- 16 SON PLAN BÖLÜM-16133 kelime
- 17 SONSUZLUĞA GİDEN BÖLÜM-17107 kelime
- 18 SONSUZLUK BÖLÜM-18146 kelime
- 19 SONSUZLUĞUN KALBİ BÖLÜM-19134 kelime
- 20 YENİDEN DOĞUŞ BÖLÜM-20215 kelime
- 21 GÖLGELERİN DÖNÜŞÜ BÖLÜM-21178 kelime
- 22 RUHUN İKİ YARISI BÖLÜM-22158 kelime
- 23 ÜÇÜNCÜ GÖLGE BÖLÜM-23155 kelime
- 24 YENİDEN DOĞAN ŞATO BÖLÜM-24107 kelime
- 25 DÜŞMÜŞ KRAL BÖLÜM-25104 kelime
- 26 GEÇMİŞİN SAVAŞI BÖLÜM-2680 kelime
- 27 KAN BAĞI BÖLÜM-27111 kelime
- 28 GÖLGELERİN BİRLEŞMESİ BÖLÜM-2896 kelime
- 29 SON GÖLGE BÖLÜM-29108 kelime
- 30 SONSUZ SÖZ BÖLÜM-30179 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Prens, gözlerini şatonun en üst katındaki pencereden ayıramıyordu.
Orada biri vardı.
Bundan emindi.
Turuncu gözler birkaç saniye boyunca onları izledikten sonra karanlığın içinde kayboldu.
Prens hemen yanındaki kıza döndü.
“Bizi gördü.”
Kız başını salladı.
“Bizi zaten bekliyordu.”
“Kim?”
Kız cevap vermeden önce etrafına baktı.
“Burada konuşmamalıyız.”
“Bana ne olduğunu anlatmadan hiçbir yere gitmiyorum.”
Kız birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonunda başını kaldırıp prensin gözlerinin içine baktı.
“Benim adım Leya.”
Prens bu ismi duyduğu anda tuhaf bir hisse kapıldı.
Leya…
Bu ismi daha önce duymuş gibiydi.
Ama nerede?
Hatırlayamıyordu.
“Leya,” diye tekrarladı prens. “Sen kimsin?”
Leya, kırmızı pelerininin kapüşonunu başına geçirdi.
“Bunu şatoya girdiğimizde anlatacağım.”
“Şatoya mı?”
“Evet.”
Prens şaşkınlıkla şatoya baktı.
“Az önce oraya geri dönmemem gerektiğini söyledin.”
“Ben dönme demedim.”
“Ne dedin?”
“Geri dönersen bir daha çıkamayabilirsin dedim.”
Prens hafifçe gülümsedi.
“Aradaki fark ne?”
Leya'nın yüzündeki ifade ciddileşti.
“Çünkü şato artık içeridekileri bırakmıyor.”
Bu sözlerden sonra ikisi de konuşmadı.
Gümüş kurt önden yürümeye başladı.
Prens ve Leya onu takip etti.
Şatonun arka tarafına ulaştıklarında eski taş duvarın önünde durdular.
Leya elini duvara uzattı.
Duvarın üzerinde neredeyse görünmeyen bir sembol vardı.
Gümüş kurt sembolü.
Leya parmaklarını sembolün üzerine bastırdığı anda taş duvarın içinden derin bir uğultu yükseldi.
Karların altındaki taşlar hareket etti.
Ve duvarın ortasında gizli bir geçit açıldı.
Prens şaşkınlıkla geçide baktı.
“Bunu kim yaptı?”
“Şatoyu ilk inşa edenler.”
“Peki neden?”
Leya ona döndü.
“Prens ve prensesler sonsuzluğa gönderildiğinde, onların geri dönebileceği bir yol bırakıldı.”
Prens'in yüzü değişti.
“Efsanede böyle bir şey yok.”
“Çünkü efsanenin tamamını kimse bilmiyor.”
İkisi gizli geçitten içeri girdi.
Geçit onları doğrudan şatonun altındaki eski koridorlara götürdü.
Duvarlarda yüzlerce resim vardı.
Prens meşaleyi kaldırıp resimlere baktı.
Şatonun eski prensleri…
Prensesleri…
Savaşlar…
Taçlar…
Ve sonsuzluğa gönderilen insanlar.
Fakat bir resmin önünde durdu.
Resimde genç bir prens ve prenses yan yana duruyordu.
Prens gözlerini kıstı.
“Bu…”
Leya ona baktı.
“Ne oldu?”
Prens resimdeki prense yaklaştı.
“Bu benim.”
Leya sessiz kaldı.
“Ben bunu hatırlıyorum.”
Resimdeki prensin yanında duran kızın yüzüne baktı.
“Ve bu da…”
Sesi titredi.
“Sen.”
Leya başını eğdi.
“Evet.”
Prens geri çekildi.
“Hayır. Bu mümkün değil.”
“Hatırlamaya başladın.”
“Sen o prenses değilsin.”
“Değilim.”
“Öyleyse neden resimde yanımdasın?”
Leya cevap vermedi.
Prens gözlerini resimden ayıramıyordu.
Tam o sırada resmin altında küçük bir yazı fark etti.
**“İki ruh, tek kader.”**
Prens yazıya dokunduğu anda koridorun bütün meşaleleri aynı anda söndü.
Karanlık çöktü.
Leya hemen prensin kolunu tuttu.
“Koş.”
“Ne oldu?”
“Bizi buldular!”
Koridorun sonunda ağır adımlar duyulmaya başladı.
Tak…
Tak…
Tak…
Birisi onlara doğru yürüyordu.
Prens kılıcını çekti.
Leya başını iki yana salladı.
“Onunla savaşamazsın.”
“Kim olduğunu bile bilmiyorum.”
“Ben biliyorum.”
Adımlar gittikçe yaklaşıyordu.
Sonunda karanlığın içinden uzun bir gölge belirdi.
Turuncu gözler yeniden ortaya çıktı.
Leya'nın eli prensin koluna daha sıkı sarıldı.
“Onu tanıyor musun?” diye fısıldadı prens.
Leya'nın gözleri doldu.
“Maalesef.”
Gölge biraz daha yaklaştı.
“Uzun zaman oldu, Leya.”
Prens donup kaldı.
Çünkü bu sesi tanıyordu.
Çocukluğundan beri duyduğu bir sesti.
Şatonun eski muhafızı…
Lord Varen.
Fakat Varen yıllar önce ölmüştü.
Prens kılıcını kaldırdı.
“Sen öldün.”
Gölge karanlığın içinden çıktı.
Yüzünde soğuk bir gülümseme vardı.
“Benim için ölüm hiçbir zaman son olmadı.”
Leya prense doğru eğildi.
“Şimdi sana söylemek zorundayım.”
“Ne?”
“Beni sonsuzluğa gönderen kişi Varen'di.”
Prensin gözleri büyüdü.
“Ne?”
Leya gözlerini Varen'den ayırmadan devam etti.
“Ve seni de…”
Bir an sustu.
“...aslında o gönderdi.”
Prensin elindeki kılıç yere düştü.
Varen gülümsedi.
“Sonunda hatırladın.”
Şatonun derinliklerinden bir çan sesi daha yükseldi.
Bu kez çan sesiyle birlikte bütün duvarlarda çatlaklar oluşmaya başladı.
Leya prensin elini tuttu.
“Geç kalıyoruz.”
“Ne için?”
Leya ona baktı.
“Kapı açılıyor.”
“Ne kapısı?”
Leya'nın gözleri kuzey kulesine çevrildi.
Sonsuzluk kapısı.
Ve aynı anda şatonun en üstünden gökyüzüne doğru gümüş renkli bir ışık yükseldi.
Gümüş kurt dışarıda ulumaya başladı.
Fakat bu kez…
Ormanda yalnızca bir kurt yoktu.
Karların arasından yüzlerce çift gri göz onlara bakıyordu.
Bölüm sonuuu
Hikâyeyi beğendiyseniz yorum yapmayı unutmayınn.
Bölüm etkileşimi
