GÖLGEDEKİ NÖBET kitap kapağı

1. bölüm / 6

GÖLGEDEKİ NÖBET

İlK İZ

Vaveyla Yazarı: Buğlem’in Dünyası 🌍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: İlK İZ

İstanbul geceleri uzaktan bakıldığında sessiz görünürdü. Ancak bu sessizlik, şehrin en büyük aldatmacalarından biriydi. Gündüzün bitmesiyle birlikte sokaklar bambaşka bir kimliğe bürünür, insanların yerini rüzgârın uğultusu ve uzaktan gelen vapur sesleri alırdı. Denizin tuzlu kokusu dar sokakların arasına karışırken, yağmurun ardından ıslanan kaldırımlar sokak lambalarının ışığını ayna gibi yansıtıyordu. O gece Kadıköy her zamankinden daha sakindi. Yağmur yeni dinmişti. Yollarda oluşan küçük su birikintileri, sarı ışıkların altında parlıyor, Liman tarafından yükselen sis, görüş mesafesini gittikçe azaltıyordu. Devriye aracının içinde oturan polis memuru Eren Yalçin, sessizce dışarıyı izliyordu. Mesleğinde henüz yeniydi ama polisliğin yalnızca suçluları yakalamaktan ibaret olmadığını anlamaya başlamıştı.Bazen en önemli ayrıntılar, herkesin görmezden geldiği küçük izlerde saklı olurdu.
Uzun boyu ve geniş omuzları ona sert bir görünüm katıyordu. Yağmurun nemi kısa koyu kahverengi saçlarını hafifçe alnına düşürmüş, ela gözleri ise sokaktaki en küçük hareketi bile kaçırmamaya çalışıyordu. Dışarıdan bakıldığında sakin görünüyordu ama zihni sürekli çevresindeki ayrıntıları değerlendiriyordu. İstanbul hala ona yabancıydı ve bu yabancılık, her sokağa daha dikkatli bakmasına neden oluyordu. Tam o sırada telsizden gelen cızırtı aracın içindeki sessizliği bozdu. "Merkezden tüm ekiplere, merkezden tüm ekiplere siyah bir minibüs polis ekiplerinden kaçıyor. Son görüldüğü yer Kadıköy Limanı bölgedeki tüm ekipler takibe destek versin.
Söför sirenleri çalıştırırken Eren emniyet kemerini daha sıkı çekti. Aracın içindeki hava bir anda değişmişti. Bir kaç saniye öncesine kadar sıradan geçen bir nöbet, artık gerçek bir kovalamacaya
dönüşüyordu. Motorun sesi yükseldi. Polis aracı yağmurla parlayan sokaklarda hızla ilerlerken mavi ve kırmızı ışıklar çevredeki binaların camlarına vuruyor,limana yaklaştıkça denizden gelen sert rüzgar daha belirgin hale geliyordu. Birkaç dakika sonra siyah minibüs ileride belirdi. Sürücü polis araçlarını fark ettiği anda direksiyonu sertçe kırarak dar bir sokağa girdi. Lastiklerin asfaltla sürtünmesiyle çıkan ses gecenin sessizliğini bozdu.Sağa döndü diye bağırdı Eren, polis aracı hız kesmeden peşine düştü.Sokaklar giderek daralıyor, iki tarafı eski binalarla çevrili yollar görüşü zorlaştırıyordu.Eren gözünü minibüsten ayırmamaya çalışıyordu. Bir anlığına aracın arka lambaları göründü, ardından keskin bir virajin arkasında kayboldu. Virajı döndüklerinde sokak bomboştu. Ne minibüs vardı ne de ondan kalan en ufak bir hareket. Şöför firene bastı. Sirenlerin sesi yavaşça azalırken Eren çevresini dikkatle incelemeye başladı. Böyle büyük bir aracın birkaç saniye içinde ortadan kaybolması mümkün değildi. Ya gizli bir çıkış vardı,ya da biri onları bilerek buraya çekmişti. Kapıyı açıp dışarı indi. Yağmur yeniden hafif hafif yağmaya başlamıştı.El fenerini çıkarıp sokağın her köşesine dikkatle inceledi.Islak zemindeki lastik izleri bir kaç metre ilerledikten sonra eski, kullanılmayan bir deponun önünde son buluyordu.Eren başını kaldırıp paslanmış demir kapıya baktı.Kapı hafif aralıktı ve rüzgârın etkisiyle yavaşça sallanıyordu.İçeriden hiç bir ses gelmiyordu.Bir an duraksadı, ardından derin bir nefes alıp elini silaha yaklaştırdı.Bu deponun içinde onun neyin beklediğini bilmiyordu ama içindeki his,buranın sıradan bir olay yeri olmadığını söylüyordu.Eren birkaç adım daha attı. Fenerin ışığı deponun duvarlarında dolaşırken yerde dağılmış eski tahta kasaları, paslanmış demir rafları ve yıllardır dokunulmamış gibi görünen eşyaları aydınlatıyordu. Rutubet kokusu nefes almayı zorlaştırıyor, tavandan damlayan suyun sesi deponun sessizliğinde yankılanıyordu. Her şey terk edilmiş görünüyordu ama Eren'in içindeki his bunun göründüğü kadar basit olmadığını söylüyordu.
Yavaşça ilerledi. Bir anlığına fenerin ışığı yerdeki çamurlu ayakkabı izlerine takıldı. İzler deponun arka tarafına doğru uzanıyordu. Çömelip dikkatlice inceledi. Çamur henüz kurumamıştı.
Demek ki buraya kısa süre önce biri girdi.Diye düşündü.
Ayağa kalkıp izleri takip etmeye başladı. Tam o sırada deponun derinliklerinden hafif bir metal sesi duyuldu. Sanki biri yanlışlıkla demir bir parçaya dokunmuştu. Eren olduğu yerde durdu. Nefesini tuttu. Birkaç saniye boyunca yalnızca tavandan damlayan suyun sesini duyabiliyordu.
El fenerini sesin geldiği yöne çevirdi. Karanlığın içinde seçebildiği tek şey, duvarın üzerine kırmızı boyayla yazılmış tek bir kelimeydi.
GÖLGE
Yazının önünde birkaç saniye sessizce durdu. Boya hâlâ parlaktı. Bu yazı çok uzun zaman önce yazılmış gibi görünmüyordu. Tam yaklaşıp incelemek üzereyken arkasından hızlı bir ayak sesi duyuldu.
Eren refleksle arkasını döndü. Fenerin ışığı karanlığı taradı. Bir gölge, deponun arka kapısından dışarı doğru koşuyordu.
"Dur! Polis!" diye bağırdı Eren.Cevap veren olmadı.
Hiç düşünmeden peşinden koşmaya başladı. Yağmur yeniden hızlanmış, ıslak zemin koşmayı zorlaştırmıştı. Kaçan kişinin kim olduğu seçilemiyordu. Siyah şapkasinin altında yüzü tam olarak görünmüyordü. Aralarındaki mesafe her geçen saniye biraz daha açılıyor, Eren onu gözden kaybetmemek için hızını artırıyordu. Islak zeminde yankılanan ayak sesleri dar koridor boyunca birbirine karışıyor, tavandan damlayan suyun sesi deponun içindeki sessizliği daha da ağırlaştırıyordu. Kaçan kişi köşeyi döndüğü anda Eren de hızını kesmeden peşinden ilerledi. Ancak koridorun sonuna ulaştığında karşısında yalnızca boş bir oda vardı.
Bir an durup nefesini toparladı. Böyle dar bir koridordan geçen birinin birkaç saniye içinde kaybolması mümkün değildi. Fenerini yavaşça odanın içinde gezdirdi. Paslanmış raflar, yere devrilmiş metal dolaplar ve yıllardır açılmamış gibi görünen tahta sandıklar dışında dikkat çeken hiçbir şey yoktu.
Tam geri dönmeyi düşünürken sol taraftaki masanın üzerinde açık duran eski bir dizüstü bilgisayar gözüne çarptı. Cihazın çalışıyor olması, deponun terk edilmiş görüntüsüyle hiç uyuşmuyordu. Temkinli adımlarla yaklaştı. Ekrana baktığında siyah zemin üzerinde beyaz harflerle yazılmış tek bir kelime gördü.
GÖLGE
Eren'in bakışları birkaç saniye boyunca ekrandan ayrılmadı. Bu kelimeyi daha önce herhangi bir dosyada ya da operasyonda görmemişti. Yine de içinde tuhaf bir his uyandı. Sanki bu yazı, onu buraya getiren kişinin bıraktığı ilk izdi.
Bilgisayarın sesi aniden yükseldi. Ekran kısa süreliğine karardı. Ardından odanın diğer köşesinden hafif bir bip sesi duyuldu. Eren başını çevirdiğinde tozla kaplı bir masanın üzerinde duran ikinci bir bilgisayarın kendi kendine açıldığını fark etti. Mavi ekran birkaç saniye titredi ve aynı kelime yeniden belirdi.
GÖLGE
Bu artık tesadüf olamazdı. Eren elini telsizine götürdü. Merkez beni duyuyor musunuz?
Cevap gelmedi.
O anda deponun derinliklerinden metal bir zincirin sürüklendiğini andıran uzun bir ses duyuldu. Eren refleksle arkasını döndü. Fenerin ışığı karanlığı bozarak ilerledi ama gördüğü tek şey duvarlara vuran gölgelerdi.
Tam o sırada bilgisayar ekranındaki yazı değişmeye başladı.Ekrandaki harfler yavaş yavaş silinmeye başladı. Birkaç saniye boyunca siyah ekran dışında hiçbir şey görünmedi. Ardından beyaz harfler yeniden belirdi.
BİZİ BULDUN.
Eren'in kaşları hafifçe çatıldı. Bu bir karşılama mesajına benzemiyordu. Daha çok, onu bekleyen birinin bıraktığı uyarı gibiydi.
Depoya yeniden sessizlik hâkim oldu. Fakat bu sessizlik uzun sürmedi.
Arka taraftan gelen hafif bir tıkırtı, Eren'in dikkatini anında o yöne çevirdi. El fenerini kaldırıp ışığı karanlığa tuttu. Tozlar havada yavaşça süzülüyor, ışığın önünden geçerek görüşünü bulanıklaştırıyordu.
"Kim var orada?" diye seslendi Eren. Cevap gelmedi. Yalnızca tavandan düşen su damlalarının sesi duyuluyordu.
Eren birkaç adım daha attı. Tam o sırada sağ tarafındaki metal raflardan biri hafifçe sallandı. Sanki biri az önce yanından geçmişti. Silahını
dikkatlice doğrulttu. Nefes alışverişi yavaşlamıştı
Bir polis için en tehlikeli an, düşmanını göremediği andı.
Karanlığın içinden ansızın siyah bir gölge fırladı.
Eren refleksle geri çekildi.
Gölge birkaç metre ileride durmadan koridora doğru koşmaya başladı. Dur polis diye bağırdı.
Ancak karşısındaki kişi arkasına bile bakmadı.
Eren hiç vakit kaybetmeden peşinden koştu. Dar koridor boyunca yankılanan ayak sesleri deponun içinde çoğalıyor, hangi sesin kendisine hangisinin kaçan kişiye ait olduğunu ayırt etmek giderek zorlaşıyordu.
Koridorun sonunda paslanmış demir bir kapı vardı.
Kapı yarı açıktı.
Kaçan kişi kapıdan geçer geçmez sert bir rüzgâr içeri doldu.
Eren de kapıya ulaştı. Tam dışarı adım atacakken
arkasındaki bilgisayarlardan biri tekrar çalıştı.
Bu kez ekranda tek bir kelime vardı.
KAÇ
Eren bir an duraksadı. Bu mesaj kendisine mi yazılmıştı. Yoksa peşinden koştuğu kişiye mi?
Bir saniyelik kararsızlık bile her şeyi değiştirebilirdi.
Tam karar vermeye çalışırken dışarıdan gelen sert bir metal çarpma sesi bütün depoda yankılandı.Eren dikkatini yeniden önüne verdi. İçindeki his ona geri dönmesini söylüyordu ama merakı bırakmıyordu. Derin bir nefes aldı ve paslı kapıyı yavaşça arkasından kapattı. Dışarıdaki rüzgârın uğultusu kesilmişti. Depo yeniden sessizliğe gömülmüştü.
Koridorun sonunda loş bir ışık gözüne çarptı. Yaklaştıkça bunun tavandan sarkan eski bir lambadan geldiğini fark etti. Lamba düzensiz aralıklarla yanıp sönüyor, her söndüğünde koridoru birkaç saniyeliğine tamamen karanlığa bırakıyordu.
Eren yavaş adımlarla ilerledi. Attığı her adım boş koridorda yankılanıyor, ses geri dönerek daha da ürkütücü bir hâl alıyordu. Bir süre sonra duvarlarda garip çizikler fark etti. Sanki biri yıllar boyunca aynı yere sert bir cisimle vurmuştu. Fenerini duvara tuttu.
Çiziklerin arasında küçük bir sembol vardı.
Daireyi andıran bu işaretin tam ortasına siyah bir çizgi çekilmişti.
Eren elini uzattı ama sembole dokunmadı. Böyle yerlerde bırakılan her iz bir anlam taşıyabilirdi. Gözlerini işaretten ayırmadan cebinden telefonunu çıkardı ve fotoğrafını çekmek istedi.
Tam çekeceği sırada telefonun ekranı aniden karardı. Ardından kendi kendine yeniden açıldı.
Ekranda yalnızca tek satırlık bir mesaj vardı.
GERİ DÖN.
Eren şaşkınlıkla telefona baktı. Bu mesajı gönderen numara görünmüyordu.
Bir an için deponun içindeki hava daha da ağırlaştı.
Telefonu cebine koyduğu sırada, koridorun sonundan yavaş bir alkış sesi duyuldu.
Bir...
İki...
Üç...
Ses düzenli aralıklarla yankılanıyordu. Eren refleksle silahını doğrultu. Ortaya çık diye bağırdı.
Alkış sesi kesildi. Yerini derin bir sessizlik aldı
Sonra karanlığın içinden sakin ama net bir ses yükseldi.
"Demek sonunda geldin, Eren Yalçın..."
Eren'in kalbi bir an duracak gibi oldu.
Karşısındaki kişi yalnızca adını bilmiyordu.
Buraya geleceğini de biliyordu. Eren silahını doğrultmuş hâlde birkaç saniye boyunca yerinden kıpırdamadı. Karanlığın içinden gelen ses konuşmadı. Depoyu yalnızca tavandan düşen su damlalarının sesi dolduruyordu.
"Sen kimsin?" diye seslendi Eren. Cevap gelmedi.
Tam silahını biraz indirmeyi düşündüğü anda koridorun sonundaki loş ışık birkaç kez yanıp söndü. Işık her sönüp yeniden yandığında karanlığın içinde duran siluet birkaç adım yer değiştirmiş gibi görünüyordu.
Eren gözlerini ondan ayırmadan yavaşça ilerledi.
Aralarındaki mesafe giderek azalırken siluet bir adım geri çekildi.
"Buraya neden geldin?" diye sordu sakin bir sesle.
"Polisim. Soruları ben sorarım."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra karanlığın içinden hafif bir gülümsemeyi andıran boğuk bir ses yükseldi.
"Öyle mi düşünüyorsun?"
Tam o anda depoda alarmı andıran tiz bir ses yankılandı.
Bilgisayar ekranları aynı anda yeniden çalıştı.
Her ekranda aynı geri sayım başlamıştı.
00:01:00
Eren'in bakışları istemsizce ekranlara kaydı. Sayaç
başlamıştı.
00:00:59
00:00:58
Koridordaki siluet ise bu sırada yavaşça geri çekiliyor, karanlığın içinde kayboluyordu.
Eren neyi takip edeceğine karar vermek zorundaydı.
Kaçan kişiyi mi yoksa geri sayımın neden başladığını mı?
Bir saniyelik yanlış karar, her şeyi değiştirebilirdi.

İnşallah ilk bölümü beğenmişsinizdir ve umarım betimlemelerimle sizi boğmamışımdır. Çünkü betimleme yapmayı çok seviyorum. Neyse sizce bir sonraki bölümde ne olacak ? ve bu bomba ne için var? fikirlerinizi bekliyorum beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın umarım ilk bölümümü beğenmişsinizdir.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

166okunma 32beğeni 18yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.