5. bölüm / 6
Gölge YazılımBÖLÜM 5
Bölümler 6Şu an: BÖLÜM 5
- 1 Bölüm 12.110 kelime
- 2 BÖLÜM 21.747 kelime
- 3 Bölüm 31.835 kelime
- 4 BÖLÜM 41.178 kelime
- 5 BÖLÜM 52.320 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 BÖLÜM 62.082 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yaz Akşamı Esintisi ve Kurulan Büyük Sofra İzmir’in o meşhur, insanı ferahlatan hafif imbat rüzgarı, dört katlı eski ama heybetli apartmanın geniş bahçesine doğru esiyordu. Bahçedeki dev melisa ve yasemin çiçeklerinin kokusu, akşamın serinliğiyle birleşerek tüm sokağa yayılmıştı. Bu apartman, adeta kendi içinde küçük, sıcacık bir mahalle gibiydi. En alt katta apartmanın ve bahçenin neşesi Ayşen Teyze, ikinci katta onun hemen her şeye söylenen ama pamuk gibi kalbi olan kız kardeşi Emine Teyze, üçüncü katta ise 22 yaşındaki gözü kara Adanalı yazılımcımız Ceren kalıyordu. Binanın en üstündeki o muazzam deniz manzaralı çatı katı ise uzun zamandır boştu. Ta ki bu geceye kadar.
Bahçenin ortasındaki asma altındaki büyük ahşap masaya beyaz, keten bir örtü serilmişti. Üzeri Ayşen Teyze’nin elleriyle yaptığı zeytinyağlı sarmalar, Adana usulü mezeler, közlenmiş patlıcanlar ve taze fırından çıkmış ekmeklerle donatılıyordu. Ceren, saçlarını arkadan rahat bir topuz yapmış, üzerinde tiril tiril yazlık bir elbise ile salata kasesini masaya bırakıyordu. Hemen yanında, üniversiteden beri her derdine koşan yakın arkadaşları Rana ve Ayberk de sofranın kurulmasına yardım ediyordu. Ayşen Teyze: (Mutfağın penceresinden seslenerek, elinde dev bir börek tepsisiyle bahçeye çıktı) "Ceren kızım! Çatal bıçakları eksik koymuşsun, saydın mı bakayım? Mert oğlumuz da geliyor, unuttun mu? Şöyle jilet gibi olsun sofra!" Ceren: (Gülerek salatayı karıştırmaya devam etti) "Saydım Ayşen Teyze, merak etme. Her şey tam. Hem adam çatı katını almaya geliyor, saray sofrası denetimine değil ki. “Rana: (Ceren’in yanına sokulup omzuyla hafifçe dürterek, fısıldadı) "Valla bence denetime geliyor olabilir Ceren. Kızım, koskoca holdingde kıdemli mühendis olan adam, siber güvenlik dâhisi Mert Aksoy niye gelip senin üst katındaki çatı katını satın alır? Bir düşün bakayım. “Ceren: (Ela gözlerini devirerek) "Rana başlama yine. Adam sakin, izole bir yer arıyormuş. Ayşen Teyze de satılığa çıkarınca denk geldi işte. Hem fena mı, üst katımda tanıdık biri oturacak. "Ayberk: (Masaya sandalyeleri dizerken araya girdi, gülerek) "Fena mı diyor ya! Kızım adam 1.82 boyunda, kapı gibi karizmatik bir tip. Üst katına taşınacak, her gün merdivenlerde karşılaşacaksınız. Ben şimdiden Ayberk olarak buraya nöbeti dikiyorum, abilik görevim. " Tam o sırada, ikinci katın balkonundan Emine Teyze başını uzattı. Elinde yelpazesiyle her zamanki huysuz ama sevimli tavrıyla seslendi: Emine Teyze: "Laflayacağınıza iş yapın iş! Ayşen, o böreğin altını iyi pişirdin mi? Mert oğlan kibar çocuk, midesine dokunmasın sonra. Hem saat kaç oldu, nerede kaldı bu çocuk?"
Emine Teyze lafını bitirir bitirmez bahçenin demir kapısı tok bir sesle açıldı. Herkes o tarafa döndü. Mert, bahçeden içeriye doğru adımını attı. Üzerinde kolları hafifçe katlanmış açık renk keten bir gömlek ve buğday tenine çok yakışan füme bir pantolon vardı. Açık kahverengi gözleri önce sofradakileri, ardından hemen Ceren’i buldu. Yüzünde o her zamanki sakin, kendinden emin ama bu sıcak ortama saygı duyan samimi bir tebessüm belirdi. Elinde Ayşen ve Emine Teyze için aldığı şık bir kutu tatlı ve büyük bir çiçek buketi vardı. Mert: "İyi akşamlar herkese. Umarım geç kalmamışımdır, Urla’dan çıkarken trafikte biraz takıldım.” Ayşen Teyze hemen elindeki tepsiyi masaya bırakıp Mert’e doğru koştu, çiçeği ve tatlıyı alırken gözleri parlıyordu.
Ayşen Teyze: "Hoş geldin Mert oğlum, sefalar getirdin! tam zamanın da geldin. Bak her şey hazır, seni bekliyoruz. Geç otur şöyle baş köşeye." Mert, sırayla herkesle selamlaştı. Sıra Ceren’e geldiğinde, ikisinin gözleri bir anlığına kenetlendi. Ceren, kalbinin ritminin hafifçe hızlandığını hissetti ama Adanalı o dik duruşunu bozmadı. Ceren: "Hoş geldin Mert. Yeni ev sahibine hayırlı olsun demeli miyiz artık?" Mert: (Ceren’in gözlerinin içine bakarak, ses tonundaki o gizli takıntılı şefkatle) "Hoş bulduk Ceren. Evet, bu geceden sonra resmen üst kat komşun oluyorum. Umarım gürültü yapmam." Ayberk: (Mert’in elini sıkarken samimi bir şekilde güldü) "Hoş geldin abi, ben Ayberk, Ceren’in arkadaşıyım. Valla gürültü yaparsan Ceren yukarı çıkıp kapına dayanır, Adanalı damarı tuttu mu fena olur, şimdiden uyarayım." Mert: (Hafifçe güldü, kahverengi gözleri parladı) "Duymuştum... Adana’nın havası sert olur derler. Merak etme, ben o sertliğe alışığım." Herkes masaya yerleşti. İkinci kattan inen Emine Teyze de Mert’in yanındaki sandalyeye kuruldu. Masada kahkahalar yükselirken, tabaklar doldurulmaya başlandı. Yaprak sarmaları, börekler havada uçuşuyordu.
Ayşen Teyze: "Eee Mert oğlum, detayları konuşalım demiştik ama konuşacak pek bir şey kalmadı. Avukatım kağıtları hazırladı. Yarın tapuda imzayı atıyoruz, o güzelim çatı katı artık senindir. İzmir’in en güzel manzarası oradadır, kıymetini bil."
Mert: "Benim için paradan ziyade huzur önemliydi Ayşen Teyze. Bu apartmanın enerjisini, bu bahçeyi çok sevdim. Çatı katı tam istediğim gibi izole ve sakin. Bana bu şansı verdiğiniz için teşekkür ederim." Rana: (Mert’e doğru eğilerek, muzipçe) "Mert Bey, holdingdeki o yoğun siber güvenlik işlerinden sonra, buradaki mahalle hayatı size fazla hareketli gelmesin? Malum, bizim Ceren bazen geceleri evde son ses müzik açıp kod yazar." Ceren masanın altından Rana’nın ayağına bastı. Rana acıyla yutkundu. Mert ise bu duruma içten içe bayılmıştı; çünkü zaten siber odasından Ceren’in geceleri ne yaptığını, hangi şarkıyı dinlediğini biliyordu. Mert: "Hiç sorun değil Rana. Ben de geceleri çalışan biriyim. Hatta Ceren takıldığı kodlar olursa bir üst kata çıkıp bana sorabilir, seve seve yardım ederim.” Ceren, Mert’in bu anlayışlı ve aşırı korumacı tavrı karşısında hafifçe kızardı. Asma yapraklarının arasından sızan ay ışığı sofrayı aydınlatırken, bahçede çaylar dolduruluyor, taze komşuluğun ve bu sıcak yaz akşamının tadı çıkarılıyordu. Mert, hayatında ilk kez o karanlık mafya geçmişinden ve siber ekranların soğukluğundan uzak, sevdiği kadının hemen üst katında başlayacak yeni hayatının huzurunu hissediyordu.
O neşeli sofra yavaş yavaş toplanmış, Ayşen ve Emine Teyze yorgunluktan evlerine çekilmişti. Rana ve Ayberk de Ceren’e takılarak, "Biz kaçalım, yeni komşunla seni baş başa bırakalım" diyerek muzipçe vedalaşıp gitmişlerdi. Apartmanın bahçesi bir anda derin bir sessizliğe büründü. Şimdi sadece cırcır böceklerinin sesi ve İzmir’in ılık imbat rüzgarı vardı. Ceren, elindeki anahtarlık zincirini parmağında çevirerek Mert’e döndü. Ceren: "Eee, herkes dağıldı. Yarın tapuyu alacaksın ama istersen resmi olarak taşınmadan önce sana şu çatı katını bir gezdireyim. Eksik gedik ne var, kendi gözünle gör." Mert: (kahverengi gözlerinde o sakin, korumacı pırıltıyla gülümsedi) "Harika olur. Aslında burayı seçmemin en büyük nedeni o manzara. Yukarıdan nasıl görünüyor çok merak ediyorum. "Merdivenleri yan yana çıkmaya başladılar. Apartmanın dar, eski usul mermer basamaklarında Mert’in 1.82’lik heybetli gölgesi Ceren’in 1.70’lik zarif endamının üzerine düşüyordu. Ceren önden yürüyor, açık kumral saçları rüzgarla hafifçe savruluyordu. Üçüncü katı, yani Ceren’in dairesinin kapısını geçip çatı katına ulaştıklarında Ceren anahtarı kilide soktu. Kapı tok bir sesle açıldı. İçerişi tamamen boştu. Yerler ahşap parkeydi ve tavan, çatı eğiminden dolayı ahşap kirişlerle kaplıydı. Ama asıl büyüleyici olan, salonun açıldığı o devasa, geniş terastı. Terastan bakıldığında tüm İzmir körfezi, şehrin ışıkları ve denizin karanlığı ayaklarının altındaydı.
Ceren terasın demir korkuluklarına doğru yürüdü, kollarını göğsünde kavuşturup esintiye karşı derin bir nefes aldı. Mert de sessiz adımlarla onun hemen yanına geldi, aralarında sadece birkaç santim mesafe kalana kadar yaklaştı. İkisi de bir süre sadece şehrin ışıklarını izledi. Ceren: "İşte... Senin yeni krallığın burası Mert. Ayşen Teyze burayı gözü gibi korurdu. İzmir’de bulabileceğin en izole, en sakin yer burasıdır.” Mert: (Bakışlarını şehirden çekip Ceren’in ela gözlerine sabitledi, ses tonu derinleşti) "Burası sadece sakin bir yer değil Ceren. Burası benim için güvenli bir sığınak. O holdingdeki siber karmaşadan, o ekranların soğukluğundan sonra... Bana burası nefes aldıracak.” Ceren duraksadı. Mert’in bu sözleri söylerken yüzündeki o samimi ama arkasında devasa bir gizem barındıran ifadeyi yakalamıştı. Adanalı o şüpheci ve harbi yanı anında tetiklendi. Ona anlattığı o "görünmez gölge olma" ve "insanların hayatını tek tıkla silme" cümleleri hala zihninde çınlıyordu. Üstelik kendi yatağının altında sakladığı o gizem vicdan azabı ve korkusu da içini kemiriyordu. Ceren: (Mert’e doğru döndü, gözlerinin içine dik dik baktı) "Mert... Masada bana mesleğini anlatırken bir şey söyledin. Siber dünyada her şeyi görebileceğini, her sızıntıyı fark edebileceğini belirttin. Bana bir söz vermiştin, aramızda asla yalan olmayacaktı.” Mert yutkundu. Buğday tenli yüzünde en ufak bir açık vermemeye çalıştı ama içten içe kalbi hızla çarpmaya başladı. Çünkü o, Ceren’i şu an bir üst kattan, kendi kuracağı sistemle daha da yakından izlemeyi planlıyordu. Ceren: "Sana inanmak istiyorum. Ama bazen bana öyle bir bakıyorsun ki... Sanki hakkımda bilmediğim, ya da senin benden gizlediğin çok büyük bir şey varmış gibi. Eğer bana yaklaşmanın, bu çatı katını satın almanın arkasında benim bilmediğim bir yalan varsa... Bunu bana şimdi söyle.” Mert, Ceren’in bu net ve harbi çıkışı karşısında bir anlığına ne diyeceğini bilemedi. Kızın gözlerindeki o masum güven arayışını, dürüstlük açlığını görüyordu.
Onu siber odasından her saniye izlediğini, kendisinin Sicilya'yı titreten Don Turco'nun oğlu olduğunu nasıl söyleyebilirdi? Söylediği an bu büyü bozulacaktı. Mert, elini yavaşça kaldırıp Ceren’in rüzgardan yüzüne gelen bir tutam açık kumral saçını nazikçe kulağının arkasına itti. Parmak uçları kızın tenine değdiğinde ikisi de ürperdi. Mert: "Sana yalan söylemiyorum Ceren. Benim bu hayatta en çok değer verdiğim şey, senin şu an karşımda duran bu duruşun. Benim geçmişim de, dünyam da karmaşık olabilir... Ama sana karşı hissettiklerim, senin güvende olmanı istemem bu hayattaki tek gerçeğim. Bana güven. Bu çatı katında, senin hemen bir üst katında olduğum sürece, sana bu dünyadaki hiçbir yalanın ya da tehlikenin dokunmasına izin vermeyeceğim.” Ceren, Mert’in kahverengi gözlerindeki o yoğun, takıntılı ama bir o kadar da şefkatli teslimiyete baktı. İçindeki duvarların bir parça daha çatırdadığını hissetti. Mert’in elinin sıcaklığı hala yanağındaydı. Mert ve Ceren bir süre konuşmazlar. Mert kafasında gerçekleri nasıl anlatacağının telaşını yaşarken. Ceren sakin bir şekilde manzaranın tadını çıkarıyordu. Mert: “ Ceren ben artık gideyim. Saatte geç oldu.” Mert hiç eve gitmek istemiyordu. Ama burada daha fazla kalması iyi olmayacaktı. Ceren: “Haklısın Mert. Seni tuttum kusura bakma. Yarın görüşürüz.” Mert’in gözleri gitmek istemiyorum der gibi bakıyordu. Ceren’in gözlerinde hala korku hissediyordu. Güven duygusu yoktu. Kal der gibi bakmıyordu.
“Net tutması Ceren. Biraz daha kalırdım ama yarın erken kalkmam lazım. İşlerim yoğun olacak.” Ceren, Mert’e kapıya kadar eşlik etti. Arabanın yanına geldiklerinde. Havada İzmir’in hafif esen rüzgarı Ceren’in saçlarını uçuruyordu. Mert hayranlıkla Ceren’i izliyordu. Mert (Gülerek.) “Görüşürüz komşu.” Ceren gülere karşılık verir. “Görüşürüz komşu.” Mert arabasına biner ve gider.
Ceren geceyi düşünerek. Bahçeye doğru ilerler. Bahçedeki hamakta oturur ve şimdiye kadar olan her şeyi tekrar analiz eder. Mert’in tavırlarında neler gizli olduğunu çözmeye çalışır fakat hiç bir kötü niyet bulamaz. Ceren hayal aleminde gezinerek uyuya kalır. Mert ise evinden Ayşen teyzenin evindeki kameralardan hamakta uyuyan Ceren’i izleyerek. Kendi kendine konuşur. “Ahh kızım be hasta olacaksın. Orada uyunur mu. Üzerinde incecik.” Tam bunları düşünürken aklına güvenlikler gelir. Güvenliği arar. Hamağın kenarında asılı duran çarşafı üzerine örtmesini söyler. Mert neredeyse sabaha kadar kızı izler.
Sabah Ceren’i Ayşen teyze uyandırmıştı. “Günaydın kuzum. Gece boyu burada mı uyudun?” Ceren yavaşça doğruldu. “Günaydın Ayşen teyze. Uyuya kalmışım. Gece biraz yorucuydu.” Ayşen teyze. Çarşafı katlamaya başlamıştı. “Mert oğlum evi beğendimi?” Ceren gülümser. “Evet Ayşen teyze. Beğenmiş bugün gideceksiniz dimi tapuya.” Ayşen teyze Ceren’in gülümsemesini fark etmişti. Sonunda birisine güvenmeye başladığını düşünmüştü. “Evet gideceğiz. Sen Mert’e sorar mısın ne zaman geçelim.” Ceren bunu duyunca sevinmiş gibi bir hali vardı. “Tamam Ayşe teyze. Sorarım sana haber veririm. Ben yukarı çıkayım geri gelirim.” Ceren koşar adımlarla dairesine çıktı. Hemen Mert’i arar. Mert gece geç yattığı için hala uyuyordu. Mert’in telefonu çalmaya başladığında Mert sinirlenir söylenemeye başlar. “sabahın köründe kim arıyor acaba. Bu saatte kim uyanır.” Mert komidin’in üzerinde duran telefonuna uzandı. Arayan kişiye bakmadan telefonu açtı. “Umarım geçerli bir sebebin vardır. Bu saatte aradığına göre.” Mert’in sesi hem sinirliydi hem de uykuluydu. Ceren Mert’in uyuduğunu bilmiyordu. Akşam erken kalkacağını söylüyordu. Ceren mahcup olmuş bir sesle cevap verir. “Kusura bakma Mert seni rahatsız etmek istememiştim.” Mert Ceren’in sesini duyunca şaşırır. Telefonu kulağından çekip ekrana bakar. Ekranda Ceren’in adı yazıyordu bunu görünce. Hemen kendine çeki düzen verir. “Ceren ne kusuru. Sen kusura bakma. Telefonu böyle açmak istemezdim.” Ceren güler. “uyumayı seviyorsun galiba?” Mert telefonu böyle açtığı için üzgündü. “Uyumayı kim sevmez ki. Gece geç yattım. O yüzden yoksa bu saate kalkmıştım. Sen ne için aramıştın bir şey mi oldu? Sen iyi misin?” “İyiyim ben. Bugün tapuya gidecektin hatırladın mı?” Mert tapuyu komple unutmuştu. Yataktan hızla kalktı. “ Ceren tabi ki aklımda. Unutur muyum ne zaman geleyim?” “ne zaman gelirsen Ayşen teyze sormamı istedi.” Mert dolaptan kıyafetlerini seçmeye çalışıyordu. “Tabi. Gelirim birazdan üzerimi giyineyim geliyorum.” “Tamam o zaman gelince görüşürüz.” “Görüşürüz.” Mert telefonu kapatır kapatmaz hazırlanmaya başlar. 10 dakika içinde hazırlanır ve çıkar.
Ceren Ayşen teyzeye Mert’in birazdan geleceğini söyler. Ayşen teyze ve Ceren bahçede oturup Mert’i beklemeye başlarlar. Ceren Mert’in kahvaltı yapmadığını biliyordu kendisi de daha kahvaltı yapmamıştı. Kahvaltı hazırlamayı düşündü. Ayşen teyze ve Mert tapudan gelene kadar Cerende kahvaltı hazırlamayı planlıyordu. Ceren bunları düşünürken Mert geldi.
“Günaydın. Geç kalmamışımdır umarım.” Mert çok mutlu görünüyordu. Ayşen teyze Mert’i görünce hemen yanına gitti. “Günaydın oğlum. Ben hazırım hemen gidelim.” Ceren Mert’e kahvaltıyı söylemeliydi. “Mert kahvaltı yapmadın diye düşünüyorum gelince kahvaltı yapalım mı?” Mert bunu duymayı beklemiyordu gözlerinin içi daha da fazla gülmeye başlamıştı. “Hayır diyemeyeceğim.” Mert ve Ayşen teyze arabaya bindiler. Ceren hemen evine çıktı ve kahvaltı hazırlamaya başladı. Mert’in ne sevdiğini tam olarak bilmiyordu. Bilmemesine rağmen çok güzel bir sofra hazırlamıştı. Klasik kahvaltılıklardan koydu. Menemen yaptı. Yağda yumurta yaptı. Masadaki her şey çok güzel görünüyordu. Özenle hazırlandığı belliydi.
Ceren sofrayı tamamlamıştı. Pencereden dışarı baktığında Mert ve Ayşen teyzenin geldiğini gördü. Ceren merdivenlerden hızla iner. Birinci kata geldiğinde Mert ve Ayşen teyzenin konuştuklarını gördü. “yeni komşun hayırlı olsun kızım.” Ceren bunu duyunca çok sevinmişti. Mert’in komşusu olacağından emindi. Ama bunu duyunca kesinleştiğinden emindi. “Siz kahvaltınızı yapın çocuklar. Ben yapmıştım zaten. Hayırlı olsun Mert oğlum. İstediğin zaman evine yerleşebilirsin.” Mert “Sağ ol Ayşen teyze. En kısa sürede yerleşeceğim inşallah.” Ceren ve Mert yukarı doğru çıktılar. Eve gelince Ceren kapıyı açtı ve mutfağa doğru geçtiler. Mert hiç konuşmayınca Ceren de konuşmamıştı.
“Sofra çok güzel görünüyor.” Ceren şaşırmış bir şekilde cevaplar “Gerçekten mi? Senin neyi sevdiğini bilmiyorum ama beğenmene sevindim.” Mert “Zamanla öğrenirsin.” Kahvaltı yapmaya başladılar. Kahvaltı boyunca hiç konuşmadılar.
Mert Ceren’in kahvaltı için hazırladığı patatesi çok beğenmişti ve tarifini sordu. “Bu patatesin tarifini alabilir miyim. Çok güzel yapmışsın bende yaparım arada.” Ceren gülerek Mert’e cevap verir. “Evet bu tarifimi herkes çok beğenir. Ama tarifini kimseye vermedim.” Mert “peki. Bana verir misin.” Ceren “kusura bakma Mert veremem. Ama ne zaman istersen yapabilirim. Komşuyuz artık.” Mert “doğru söylüyorsun komşuyuz artık.”
Kahvaltı bitmişti. Beraber masayı topladılar. Ceren kahve içmeyi de düşünüyordu. Mert’e kahve içmeyi teklif eder. “kahve içelim mi?” Mert “Ceren kusura bakma. Eve geçip eşyaları toplamam lazım. Zaten tekrar buraya geleceğim o zaman içeli mi?” Ceren “Tamam yardım etmemi ister misin.” Mert Ceren’in eve gelmesini pek istemiyordu. Bodrum katı görmemesi gerekiyordu. Görürse bütün oyun bozulurdu.
