6. bölüm / 9
Gölge Oyunu5.Bölüm
Bölümler 9Şu an: 5.Bölüm
“Güven, iki kişi arasındaki en nadir ve en değerli bağdır.” – Stephen R. Covey
*****************************************
Gizemli adamın, yani Altay Koral’ın, karşıma bu kadar hızlı çıkacağını düşünmemiştim. Dikkat çekmemek adına uzattığı elini tuttum. Dışarıdan tokalaşıyoruz gibi görünse de öyle değildi.“Dosyayı sen gönderdin değil mi?” diye bir soru döküldü ağzımdan.Altay göz ucuyla etrafı kontrol etti. Sesini biraz daha alçalttı.“Baban sana ne kadarını anlattı?” soruma soruyla karşılık vermişti. Güçsüz görünmek istemiyordum.Çenemi yukarı kaldırdım. “Yeterince.” Dedim sadece.Çünkü hiçbir şey anlatmamıştı.Altay Koral blöf yaptığımı anlamıştı. Dik duran çeneme karşı o biraz daha bana sokulmayı tercih etti.Şimdi nefesini, boynum ve kulağımda hissedebiliyordum.“Hayır. Yeterince bilmiyorsun. Bilseydin şu an burada bu kadar rahat durmazdın.” Dedi.Bir adım geri giderek gözlerine baktım. Ellerimiz hala kenetliydi.“Köstebekten haberim var.” Dedim onun gibi kısık sesle söylemiştim.Yarım yamalak başını salladı. “Sadece köstebek değil. Duvarların arkasında gölgeler var. Seni izliyor hepsi.” Söylediği şeyle başım istemsiz etrafa çevrildi.“Nasıl yani? Beni sadece sen izlemiyor muydun? Kim bu insanlar?” panikle sorularımı arka arkaya sıraladım.Tekrardan etrafımıza baktı. “Doğru soruları yanlış yerde soruyorsun.”Altay konuşurken bir anda sustu. Benimle göz göze geldi sanki aklından başka bir şey geçiyormuş gibi gözlerini kısa bir an uzaklara çevirdi.Sonra beklemediğim bir soru sordu.“Ahududu sever misin?”Bir an donup kaldım.Sorduğu soruyla kafam karışmıştı. Ne demek istiyordu? Sadece başımı hafifçe sallamakla yetindim.Altay devam etti.“Ahududuların en güzel nerede yetiştiğini biliyor musun?”Kaşlarım çatıldı.Cevap vermedim.O ise sanki kendi kendine konuşuyormuş gibi sakin bir sesle devam etti.“En iyi ahududular at çiftliklerinde yetişir. Toprağı farklıdır.”Sözlerinin nereye varacağını anlamaya çalışıyordum.Altay gözlerini bana çevirdi.“Özellikle ay ışığı altında o ahududulardan yemek…” dedi yavaşça.
“İnsana kendi evindeymiş gibi hissettirir.”Söylediklerine boş gözlerle baktım.Ne saçmalıyordu bu adam?Altay bir an daha bana baktı. Sanki bir şey anlamamı bekliyordu.Sonra çok hafif bir gülümseme bıraktı.“Eğer hatırlıyorsan,” dedi.“Yolu da hatırlarsın.”Bununla birlikte temasımızı kesti ve arkasını dönüp kalabalığın içine karıştı.Ben ise olduğum yerde kalakalmıştım. Söylediklerini anlamaya çalışıyordum.Ahududu.At çiftliği.Ay ışığı…Beynimin içinde bir şey yerine oturdu.Annemin çiftliği.********Parti nihayet bitmişti. Herkesin gittiğinden emin olunca arabamı Ceylin’e verip benim eve gitmesini istedim.Gölgeler beni izliyorsa bu şekilde atlatabilirdim.Ceylin benim arabamla çıkış yaptığında çok geçmeden sokağın karşısında park edilmiş siyah arabada hareket etti.Bir süre olduğum yerde bekledim. Kimsenin olmadığına emin olunca ana sokaktan taksiye bindim.Annemin çiftliğine en son annemin vefat ettiği gün gitmiştim. Küçükken çiftlikleri çok severdim.Ailemle her hafta sonu çitliğe gidip at binerdik. Hatta o zamanlarda profesyonel binici olmak istiyordum.Ama bu hayalim annem vefat ettikten sonra çiftliğe bir daha gitmemek üzere rafa kaldırılmıştı.Altay Koral’ın annemin çitliğini nerden bildiğini ve neden orada görüştüğümüzü anlamamıştım.Aslında anlattığı hikâyede bütün at çiftlikleri olabilirdi ancak burada kilit nokta ahudududan bahsetmesiydi.Babam, anneme ‘ahududum’ diye seslenirdi.Taksi çitliğe vardığında parayı ödeyip arabadan indim. Kapıda korumalar vardı.“Hoş geldiniz Ülkü Hanım, Altay Bey içeride sizi bekliyor.” Dedi içlerinden biri.Cevap vermeden açtıkları kapıdan içeri girdim. Buraya gelmenin ne kadar mantıklı bir davranış olduğunu bilmiyordum.Onu tanımıyordum, canıma kastedebilirdi ama annemin çiftliğini bilmesi salak kafama güven vermişti.Zile bastığımda kapıyı Altay Koral açmıştı. Burada olduğumdan memnun gibiydi.“Hatırlamışsın.” Dedi sadece.“Hatırladım.” Diye karşılık verdim bende.Kapının önünden çekilip geçmem için yol verdi. Şu an benim değil de onun evine gelmiş gibiydim.Salona geçtiğimde kafamdaki soruları sıralamaya başladım. “Bu evi nerden biliyorsun ve neden burayı kullanıyorsun?”Altay içki barına adımladı. Kendine viski doldurdu. “İçer misin?” diye sordu yüzüme bakmadan.“Şarap.” Dedim. O da raftan kadehi alıp şarap doldurmaya başladı.Sorularımı cevaplamasını beklerken o, yavaş hareketlerle yanıma geldi kadehi uzattı ve karşıma oturdu.Meraklı gözlerle ona bakmaya devam ettim. İçkisinden bir yudum aldı.“Buraya beni ilk baban getirdi. Annenin üzerine olduğu için babanda kayıtlı olarak gözükmüyor. Baban yıllar önce bu çiftliği güvenli eve dönüştürmüş. Önemli konuşmalarını burada gerçekleştiriyordu.”Boğazım kuruduğu için şarabından bir yudum aldım. Kafam karışmıştı.“Annemin üstündeki her şey babamla bana paylaştırılmıştı. Tapuda nasıl gözükmüyor anlamadım.” Bunu sormamı bekliyor gibiydi.“Baban bu evin hissesini, seninki de dahil, bir vakfa bağışlamış. Ancak vakıf bu evin sadece kâğıt üzerinde sahibi.” Diye anlattı her şeyi tek nefeste.“Hangi vakıfmış o?” bağış yaptığı vakıfta da köstebek varsa bu evi çoktan biliyor olmalılar.“O kısmını bilmiyorum ama baban son derece güvenli olduğunu ve her şeyin burada konuşulması gerektiğini belirtti.” Kollarımı göğsümde birleştirdim.“Sende buna güvendin yani? Çoktan açığa çıkmış olabilir?” dedim. Etrafa bakmaya başlamıştım. Babam evdeki her şeyin yerini değiştirmişti, bilmesem burası bizim değil derdim.Altay arkasına yaslanıp kendinden emin bir şekilde gülümsedi. “Ben yaş tahtaya basmam Ülkü. Burası kayıtlarda ismi silinmiş bir mesken.”İsmimi ilk kez duymuyordum ama onun adımı söyleyiş şekli…kulağıma güzel gelmişti.Boğazımı temizleyip sıradaki soruya geçtim.“Dosyayı bana sen gönderdin. Peki o dosyalar neden sendeydi?” dedim.“Dosyayı oluşturan kişi bendim. Babanın olaylarla ilgili bir şüphesi vardı ve bana geldi. Konuyu anlattı. Gizli bir şekilde yürütülmesini istiyordu.” Bardakta kalan içkiyi bitirdi ve bardağı sehpanın üzerine koydu.“Elindeki dosya buzdağının sadece küçük bir parçası.” Devam etti. “Baban bunu biliyordu yani…öldürülme ihtimalini. O yüzden bu dosyaları saklamamı ve sana iletmemi istedi.”Kalbime kocaman bir bıçak saplandı. “Nasıl yani babam öleceğini biliyor muydu?” bu soruyu sormak bile beni darmaduman etmişti.Başını salladı. “Uzun süredir tehdit ediliyordu Ülkü, Kimseye söylemedi çünkü bunun bir kişi tarafından değil büyük bir organize ekibin tarafından yürütüldüğünün farkındaydı.”Düşünceli şekilde kafamı kaşıdım. Geçmişi hatırlamaya çalışıyordum. “Ama…” dedim. “Babamın yanında bir koruma olurdu sadece…yani tehdit ediliyorsa daha fazla korumayla gezmesi gerekirdi.”“Onun amacı seni korumaktı. Tüm korumalar gizlice seni takip etti hep.”Bakışları ve sesi üzgündü. Babamın kendini feda etmiş olmasına üzülmüştü.“Yani bile bile lades yaptı, öyle mi?” tanımadığım birinin karşısında ağlamak çok boktan bir durumdu.Ve şu an o boktan durumu yaşayacaktım.Burnumdan nefes alıp gözyaşlarımın düşmesine engel oldum. “Hem kendini hem beni koruyabilirdi. Bana anlatabilirdi. Ne biliyim bir şeyler yapabilirdik.” Elimle önüme gelen saçı geriye ittim.“Sen yardım ederdin, bir şeyler yapardık…ben bilseydim bir şeyler yapardım.” Sesim sonlara doğru güçsüz çıkmıştı. Babamın bile isteye kendini feda etmesini anlayamıyordum.Altay oturduğu koltukta öne doğru kaydı ve aramızdaki mesafeyi kapattı.Elini, sol elimin üzerine koydu. “Ben babanla çok kez konuştum bu konuyu daha en başında. Bana verdiği görev bilgi toplamak ve seni korumamdı.” Daha iyi anlamam için tane tane konuştu.“Bak Ülkü baban bu savaşı kazanamayacağını biliyordu. Bu savaş için fazla yaşlı ve yumuşak kalpliydi. Daha iyi olan birilerine bırakmak istedi.” Durdu ve gözlerime baktı.“Yani bize.”Altay’ın söylediği sözle elimi çektim ve ayağa kalktım. “Bize mi? Hadi seni geçtim bana mı?” histerik bir gülüş kaçtı dudaklarımdan.“Ben hiçbir şey bilmiyordum. Bu savaşa girip girmeyeceğimi bilemezdi.” Yerimde duramıyordum bir sağa bir sola hareket ettim. “Seni tam tanımıyorum bile. Bu…bu yükü nasıl omuzlarıma bırakabilir benim?”Yıkılmıştım.Vücudumda hissettiğim tek duygu hayal kırıklığıydı.Hislerim vücuduma da yansıdı ve koltuğa çöktüm.“Benim savaşmamı…bizim savaşmamızı istediyse bile yanımızda kalabilirdi.” Kendi kendime konuşuyordum.“Ölmesi gerekmezdi.”Altay ile tanıştığım bu ana kadar yüzünde ilk kez anlayış ifadesini gördüm.“Seni anlıyorum...gerçekten. Baban son zamanlarda benim bilmediğim bir şeyler öğrenmiş olmalıydı çünkü bana bu savaşın kazanılması için bir kurban gerektiğini söyledi.” Dedi ve durdu.Devam etmesine gerek yoktu söylemek istediği şeyi anlamıştım.Yüzümü sıvazladım. Bu konuşma bünyeme çok ağır gelmişti. Elim boğazıma gitti.“Benim biraz hava almam lazım.” Dedim ve bir cevap beklemeden evden çıktım.Küçükken oyunlar oynadığım bahçeye yöneldi adımlarım. Rüzgâr yüzümü okşarken daha fazla tutamadım gözyaşlarımı. Ağzımdan bir hıçkırık kaçtı.Daha fazla kendime engel olamadım. Vücudum zangır zangır titredi. Gecenin sessizliği benim hıçkırıklarımla dolup taştı.Tüm bunlar çok ağırdı benim için. Babamın tek başına bunca şeyler yaşamasına çok üzülmüştüm. Bana bıraktığı yükten dolayı sinirlenmiştim. Ama en çok da kendini feda etmesine sinirlenmiştim.Ne yapmam gerekiyordu bilmiyordum. Tanımadığım bir adam vardı sadece yanımda.O beni iyi tanısa da ben sadece ismini biliyordum. Babam ona güvenmek zorunda bırakmıştı beni.**********Altay bahçeye geldiğinde, gözlerim hâlâ nemliydi ama ağlamam durmuştu. Titreyen ellerimi elbiseme bastım, nefesimi kontrol etmeye çalıştım. Onun sessizce yanıma gelmesi, sözcükler olmadan bile bir ağırlık hissettirdi.Omzuma ceketini bıraktığında hafifçe irkildim. Soğuk kumaş, titreyen vücuduma küçük bir güven verdi ama kalbimdeki ağırlığı silemedi. Ona bakarken karışık duygular içindeydim: öfke, korku, hayal kırıklığı ve bir parça minnettarlık… Hepsi bir anda iç içe geçmişti.“Sanırım savaşa girmeyip kendini soğukta öldürmeyi planlıyorsun,” dedi hafifçe, sigarasını yakarken.Bahçeye bakmaya devam ettim. “Aklıma gelmemişti… Bir dahaki sefere öyle yaparım,” dedim, belli belirsiz gülerek.Altay sessiz kaldı, gözlerimden geçenleri görür gibiydi. “Daha iyi misin?” diye sordu.“Yani en azından duyduklarımı sindirebildim,” dedim, gözlerimi ona çevirdim.“Peki ne düşündün?” sorusuna hemen cevap vermedim. Biraz daha düşündüm, emin olana kadar sessiz kaldım. Altay anlayışla beni bekledi, bakışları sabırlıydı.Ağlamaktan sesim kısılmıştı. Sorun etmemeye çalıştım.“Zaten bu işin peşine düşecektim.” Dedim ve bakışlarımı ona çevirdim.Altay başını hafifçe salladı. “Şimdi en azından tek başına değilsin.”İçimde garip bir rahatlama hissettim; henüz çözülmeyen sorular vardı ama en azından tüm bunları tek başıma sırtlanmayacaktım.Gözlerimi gökyüzüne kaldırdım. Dolunay yavaşça bulutların arasından süzülüyordu. Babamın sesini hatırladım, Altay’ın sözlerini düşündüm ve derin bir nefes aldım.Bu gece her şey çözülmese de… bir başlangıç vardı.
*****************************************
Yine ben, yine ben, yine ben. Bu bölümde Ülkü'nün duygularına daha hakim olduk. Gerçekten çok sıkıntılı bir durumun içindeler.Peki bu ikili bundan sonra nasıl hareket edecek?
Bölüm etkileşimi
