2. bölüm · Gölge Oyunu
1.Bölüm
“Bir an her şey yolundayken, bir an her şey kayıp olabilir.”
*******************************************************
1.5 Ay Önce
“Anne hadi gel oyun oynayalım.” Gece kadar siyah, ay kadar beyaz tenli olan küçük kız uzaktaki annesine sesleniyordu.
Annesi kızının bu isteğine karşı tebessüm etti. Kızının bütün gün oyun oynamak istemesi ona her zaman huzur veriyordu. Kendi çocukluğu kavgaların içinde büyümüş, erkenden olgunlaşmış hayata atılmayı öğrenmişti.
Şimdi karşısında onu büyük meraklı gözlerle bekleyen dokuz yaşındaki kızı vardı. Elinden geldiğince şefkatle büyütmüş bir dediğini iki etmemişti.
“Tamam ay yüzlüm. Top oynamak ister misin?” kızının ona doğru koşmasıyla yanında duran topu eline aldı. Babasından gelen bir top sevdası vardı.
Kızı yanına ulaştığında topu ona verdi ve aralarına mesafe koydu. Kızı ona doğru topu yuvarladı. Topu kolaylıkla yakalayıp aynı şekilde kızına atacakken mutfaktan biri ona seslendi.
“Ahu Hanım, Selahattin Bey sizi çağırıyor.” Kadın kocasının ismini duyduğunda topu kızına doğru yuvarladı ve arkasını döndü.
“Anneciğim babanın yanına gidip geliyorum hemen. Uslu uslu bekle beni burada tamam mı?” kızı topa odaklanarak “Tamam anne.” Diye onayladı onu.
Topu elinde çevirirken annesinin gidişini izledi küçük kız. Annesi yanına gelene kadar kendi başına topla oynayabilirdi. Topa ayağıyla vurup ardından topu yakalamak için hızlı hızlı koşuyordu. Havuzun yanında duran topa ulaşmak için adımını attığında ıslak zemin yüzünden dengesini kaybetti küçük kız.
Soğuk suyla vücudu temas edince içi ürperdi. Korkmamıştı çünkü geçen seneden beri yüzme derslerine gidiyordu. Bacaklarını yüzeye çıkmak için hareket ettirdiğinde sol bacağına güçlü bir ağrı girdi. Küçük kız ağrıyan bacağını hareket ettiremiyordu.
O an içi panikle doldu.
Ellerini çırpmaya başladı ancak suyun yüzüne çıkamıyordu. ‘Anne!’ dedi içinden. Ama hareket edemiyor tuttuğu nefesi de tükeniyordu.
Ahu Hanım çalışma odasından çıkmış kızının yanına doğru ilerliyordu. Gülen yüzüyle bahçeye adımladığı sırada havuzdaki çırpınan küçük eli görmesiyle gülüşü soldu.
“Ülkü!” kızının ismi döküldü dudaklarından koşarak havuza ilerlerken bağırmaya devam etti.
“Ülkü annem dayan geliyorum.” O sırada küçük kız yarı baygın bir hal almış kurtarılmayı bekliyordu. Küçük bedenine sarılan kolları hissetmişti ama bilinci kendini çoktan karanlığa teslim etmişti.
******
Nefes nefese gözlerimi açtığımda başta nerde olduğumu anlayamadım. Gözlerimi birkaç kere kırpıştırıp etrafıma baktım ve derin bir nefes aldım.
Odamdaydım.
Uzun zaman sonra annemi rüyamda görmek her ne kadar mutlu etse de boğulduğum anı tekrar yaşamak zihnimi bulandırmıştı.
Ellerimle yüzümü sıvazladım. Komodinin üstünde duran telefonumu alıp saate baktım. Normal kalkmam gereken saatten bir saat erken uyanmıştım.Tekrardan gözlerimi kapattım ve bugün yapacağım işleri düşünmeye başladım.
Ofise gidecektim toplantım vardı. Ardından şirketin 3.yıldönümü için mekana geçmem gerekiyordu.
Yataktan kalktım ve duşumu alıp hazırlanmaya karar verdim.Bugün benim için önemli bir gündü. Babamın tüm ısrarlarına rağmen kendi istediğim Endüstri Mühendisliğini okumuş birkaç sene fabrikalarda deneyim kazanıp sonra da kendi danışmanlık firmamı kurmuştum.
Bugün de onun kuruluşunun üçüncü senesiydi.Sektörde edindiğim çevre ve birazda ismimden kaynaklı hızlı bir giriş yapabilmiştim. Herkes bugünkü başarımı sadece aileme bağlasa da ben emek verip canımı dişime takmasaydım bu günlere gelemeyeceğimi biliyordum.
Hızlı bir duşun ardından giyinme odamın önünde durdum. Önce iş sonra eğlenceydi o yüzden iki kombin ayarlamam gerekiyordu.Havluyu üzerimden çıkartıp iç çamaşırlarımı giydim. Siyah kumaş pantolonumun üzerine siyah blazer ceketimi giydim ve önümü ilikledim. Altıma siyah topuklu ayakkabımı da giydikten sonra mutfağa doğru ilerledim.
Kahvaltı yapmayı çok severdim ama tek başıma yapmaktan nefret ettiğim için güne sadece bir bardak kahveyle başlardım. Bugün erken kalktığım için kahvemi evde içecektim. Kahvenin hazır olmasını beklerken tableti elime aldım ve toplantı öncesi raporları tekrar okudum.
Enerji ve Sürdürülebilirlik alanında danışmanlık veriyorduk. Firmaların her sene yayımlama zorunluluğu olan Sürdürülebilirlik Raporlarını benim ekibimin organizasyonu ile yazılıyordu.Aslında kendi firmamı açma düşüncemin olduğu ilk zamanlar yazılım ya da ERP üzerinde ilerlemeyi düşünsem de zamanla ilerleyen teknoloji yüzünden bana duyulan ihtiyacın ciddi anlamda azalacağını düşünüp o alandan vazgeçmiştim.Enerji ve sürdürülebilirlik alanını seçtiğimde herkes şaşırmış sonra da dalga geçmişlerdi. Onlara göre bu çok saçma bir işti. Kimse bunun için benimle anlaşma yapıp iş bağlama gereği duymazdı. Bu lafları duyduğumda kimseye cevap verme gibi bir lükse girmedim. Çünkü kazanacağımın farkındaydım.
Bugün dünya genelinde 50’den fazla firma ile anlaşmam vardı. Karbon emisyonundan tut enerji satış alışı bile benim firmam üzerinden dönüyordu.Anlayacağınız ileri görüşlülük yapıp alanımın en iyisi olabilmiştim.Bir elimde kahve diğer elimde tabletle salona geçtim.
Raporlarda bir sorun olmadığına kanaat getirdikten sonra televizyonu açıp haberlere baktım.
“Belediye başkanlık seçimleri yaklaşıyor. Aday koltuğunda şehrimize yıllarca hizmet eden Selahattin Korhan, yıllardır onun rakibi olan Rıza Soylu, siyasete yeni atılan Efe Demir bulunmakta. Peki sizce bu sene hangi başkanın seçileceğini düşünüyorsunuz?” muhabirin insanlara yönelttiği sorunun cevabını merakla bekledim.
“Yıllardır bize hizmet eden Selahattin Başkanımdan çok memnunuz. Bu seçimi de tekrardan o kazanır diye ümit ediyoruz.”
“Selahattin Korhan diyorum.”
“Bende Selahattin Başkanı destekliyorum.”
“Artık yeni bir yönetimin gelmesi gerek ben gençlerimize fırsat tanınmalı diyorum. Efe Demir’i destekliyorum.” Kızın dediği sözle yanından geçen yaşlı teyze durdu ve konuşmaya dahil oldu.
“Tövbe tövbe! Yeni fırsatlar arıyorlarsa başka şehre gitsinler kızım bu halk Selahattin Korhan’dan başkasına oy vermez.”Teyzenin dediği sözle güldüm.
Babam uzun yıllardır bu şehrin belediye başkanlığını yapmaktaydı. Halk onu çok severdi o da halkını.Kızın dediklerine katılıyordum hiçbir sektörde durağanlık olmamalıydı ancak halk babamdan başkasını seçenek olarak düşünmediğinden burada bu düşünce işlemiyordu.
Kahvemi bitirdikten sonra odama gidip çantamı aldım ve arabaya binip ofisin yolunu tuttum.
Ofisin önüne geldiğimde anahtarı güvenliğe verip gördüğüm herkesi selamladım. Çok cana yakın biriydim. Çalışanlarıma en iyi koşullarda çalışma ortamı sağlardım. Belki bu yüzden bu denli ileriye gidebilmiştim.
Çalışanlarıma hizmet ettikçe onlar da harika performans çıkarıyorlardı. Az parayla çok iş anlayışı ofis sınırlarında kesinlikle rastlayamazdınız.
“Günaydın Ülkü Hanım.” Asistanım Ceylin asansörün önünde beni karşılamıştı. Çok enerjik, cıvıl cıvıl biriydi. Modum düşük olduğunda bana her zaman enerji aşılardı.
“Günaydın Ceylin. Çok tatlı olmuşsun bugün.” Üstündeki pembe elbise tam anlamıyla karakterini yansıtıyordu. Söylediklerimle utanıp teşekkür etti.
Kata vardığımızda etrafta bir sürü çiçeğin olduğunu gördüm. Kuruluş yılı olduğu için herkes ofise çiçek gönderiyordu. Odama geçerken çiçekleri gösterdim.
“Ceylin bu çiçekleri orkideler hariç hepsini mekana gönderin orda sergilensin.”
“Tamam efendim.” Notunu aldı ve tekrar bana baktı. “Efendim müşteriler geldi. Toplantı odasında sizi bekliyorlar.” Adımlarımı toplantı odasını yönelttim. Tam saatinde gelmelerine memnun kalmıştım. Dakik olan insanları severdim.
Benim gelmemle toplantı başlamış öğlen arasına kadar da sürmüştü. İşi bağladıktan sonra müşterilerle öğlen yemeği yiyip odama geçtim. Uzun süren toplantıdan dolayı başım ağrımıştı. Ellerimle şakağımı ovarken telefonum çaldı. Arayan kişiyi görünce keyfim yerine gelmişti.
“Babacığım.”
“Ay yüzlüm nasılsın.” Babamın hitabıyla burnum sızladı annemin rüyamda bana bu şekilde seslenmesinden sonra babamın da böyle seslenmesi. Tuhaf bir tesadüf olmuştu.
“İyiyim babacığım. Yemek yedim odamdayım. Sen nasılsın?”
“İyiyim bende bir sesini duyayım dedim. Müsaitsen yanıma gelsene.” Babamın teklifiyle ajandama baktım. Bugün parti olduğu için öğleden sonram boştu.
“Olur babacığım gelirim. Var mı istediğin bir şey?” babam bu sorumla güldü.
“Belediye Başkanının bir eksiğimi olurmuş hiç nerde görülmüş böyle bir şey. Kendin gel yeter.” Alaylı konuşmasına bende güldüm.
“Tamam o zaman çıkıyorum şimdi görüşürüz.” Telefonu kapattıktan sonra yanımda getirdiğim elbiseyi giymeye karar verdim.
Babamın yanından direkt mekana geçerim diye düşünüyordum.Beyaz renk bel oyuntumu belli eden kısa bir elbise giydim. Boyundan kapalı, kollarıma doğru sarkıtları olan bir elbiseydi. Sırtı da belime kadar açıktı.Aynada kendimi görüp beğendikten sonra saçımı dağınık bir şekilde topladım. Sabah yaptığım makyaja biraz daha derinlik kattım. Masmavi gözlerimin ortaya çıkmasını istemiştim.
Hazırlanma işlemim tamamlanınca Ceylin’e çıktığımı söyleyip babamın ofisine gittim.
Babam bugün parti binasındaydı. İnsanlara selam verip babamın odasına ilerledim. Babamın asistanı Sevilay Hanım geldiğimi haber verdikten sonra beni içeri buyur etti.
Babam önüne yığılmış evraklardan kafasını kaldırıp bana kocaman gülümsedi.
“Hoş geldin bebeğim. Gel otur.”
“Hoş buldum babacığım. Bakıyorum bugün işin başından aşkın.” Kağıtlara bakıp gülümsedi.
“Bilirsin benim işim hiç eksik olmaz. Her zamanki işler işte. Sen boşver şimdi bunları. Bak sana ne diyeceğim bu seçimde kadroya senin de katılmanı istiyorum.”Babamın isteğiyle bütün enerjim kaybolmuştu. Küçüklükten beri beni siyasetin içine girmem için elinden geleni yapmıştı.
“Baba biliyorsun ben böyle şeyleri sevmiyorum. İstemiyorum da. Benim tek hedefim işimde daha da başarılı olmak.”
“Ben sana işini bırak gel demiyorum ki. Onu da yap bunu da yap. Bak! Sen potansiyelinin farkında değilsin ama ben görüyorum içindeki cevheri. Bir başlasan şu işe Devlet Başkanı bile olursun.”Gözlerimi devirmek istesem de yapmadım. Saygısızlık etmek istemedim. Ama bu durum inanılmaz can sıkıcıydı.
Yıllardır yaptığı baskı katlanma seviyemi sıfıra indiriyordu.“Babacığım övgülerin için gerçekten çok teşekkür ederim. Ama fikrim aynı değişeceğini de düşünmüyorum.”
Tam itiraz edecekken kapı açıldı.“Benim biricik yeğenim buradaymış.” Amcamın görmemle kaçan keyfim geri geldi. Yanına gidip sıkı sıkı sarıldım. Sarılırken de kulağına fısıldıyordum.
“Amca kurtar beni babam yine siyasetten bahsediyor bana.” Geri çekilip yalvaran bakışlarla ona baktığımda güldü.
“Selahattin rahat bıraksana benim yeğenimi ne diye baskı yapıyorsun kıza.” Amcam beni kolunun altına alıp babama doğru kaçlarını çatmıştı.Fehmi Korhan ülkenin en ünlü avukatlarından biriydi ve benim gibi onunda bu işlerde gözü yoktu.
“Ya abicim sende mi? Ben onun iyiliği için söylüyorum tüm bunları. Siz beni neden anlamıyorsunuz?” babam kendi kendine hayıflanırken ikiye karşı bir olması beni güldürmüştü.
“Benim prensesim ne isterse o. Mühendis olmak istedi oradan devam edecek. Bir gün siyasete katılmak isterse ben ona destek çıkarım.” Amcamın yanığından öpüp yerime oturdum.
Amcam benim için çok değerliydi. Babamla arasında beş yaş vardı. Daha ben dünyada yokken karısı ve kızını doğumda kaybetmişti. Uzun süre kendini toparlayamamış benim dünyaya gelmemle beraber hayata yeniden tutunmuştu.Babamdan daha çok babalık yapıyordu bana. Bir baba bir abi bir sırdaş…
Konu ne olursa olsun her zaman koşulsuz şartsız destekçimdi.
“Ben sizinle uğraşamıyorum. Koca şehri yönetiyorum ama abimle kızıma söz geçiremiyorum. Ne isterseniz öyle olsun.” Amcamla babamın yanına gittik ve ona da sarıldık. Bu tablo beni gerçekten mutlu ediyordu. İkisini de öptükten sonra parti mekanına gitmek için yanlarından ayrıldım.
O gün babamın odasından çıktığımda hayatımın son huzurlu gününü yaşadığımı bilmiyordum.
******
Mekana vardığımda hazırlıklar tamamlanmış son dokunuşlar yapılıyordu. Etrafa göz gezdirirken ilk konuğum gelmişti.
Gürkan Kılıç.
Bu kadar erken gelmesini beklemediğimden şaşırmıştım. Heyecanlı adımlarla yanına gidip sarıldım.
“Hoş geldin bu kadar erken geleceğini düşünmemiştim.” Birbirimizden uzaklaştık ama Gürkan’ın eli belimde duruyordu.
“Sevgilimin partisine tabii ki ilk ben gelecektim. Şaşırmanız kalbimi yaraladı leydim.” Sahte olduğu belli bir ifadeyle elini kalbinin üzerine götürdü.
“Gecenin sonunda güzel bir şekilde o kalbi onarmak isterim. Tabii lordumun da izni varsa.” Oyununa ayak uydurup hafif reverans yaptım.İkimizde bu halimize güldük.
Gürkan bana doğru eğilip dudağımdan öptü. Bu hareketi utanıp etrafı kolaçan etmeme neden oldu.
Sırıttı. “Hem cüretkâr davranıp hem de nasıl utangaç olabiliyorsun anlayamıyorum.”
“Aşkımızı kapılar ardında yaşamayı seviyorum diyelim biz buna.” Ben gelen konukları karşılamak için yanından ayrılırken o da yandan sırıtışıyla bana bakıyordu.
Gürkan ile 3 yıldır sevgiliydik. Kendi işimi kurmadan önce başka bir firmada çalışırken tanıştık.
O makine mühendisiydi. İşini çok seviyordu tıpkı benim gibi.Yakın zamanlarda ondan evlilik teklifi bekliyordum. Arada imasını yaptığımda yarım ağız gülüp geçiştiriyordu.
Demek ki bu sene teklif edecekti.
Parti başladığında kısa bir konuşma yapıp eğlenmeye başlamıştık. Ben katılan herkesle ilgilenirken Gürkan da babam ve amcamla sohbet ediyordu.Şimdi tek başıma bar tarafında oturmuş etrafı izliyordum. En yakın arkadaşım Defne de buradaydı ama o da çocukluk aşkı Pamir’in yanından ayrılıp benim yanıma gelememişti.
“Beklediğimden güzel bir parti olmuş.” Duyduğum sesle hafif irkildim. Yanıma birinin geldiğini görmemiştim.Vücudumu adama çevirip sesimi yükselttim.
“Anlayamadım beyefendi.”Adam da benim gibi sesini yükseltti. İkimiz de müziği bastırmaya çalışıyorduk.
“Başarılı bir iş olmuş dedim Ülkü Hanım.” İsmimi söylediğinde kaşlarım istemsiz havalandı.
“Tanışıyor muyuz?”Böyle bir tepki beklemiyor olmalıydı ki hafif güldü.
“Çalıştığınız firmanın patronunu tanımayacak kadar ilgisiz olduğunuzu düşünmemiştim.” İş ahlakıma ufaktan laf etmesi sinirlerimi biraz germişti.
“Eğer sizinle iş yapsaydım bilirdim beyefendi. İş ahlakımı sorgulayamazsınız bu konuda.”
“Benimle iş yapıyorsunuz ama tanımıyorsunuz?” sorusuna karşı biraz yanına yaklaştım.
“Emin olun tanırdım. Firmanın ismini söylerseniz daha hızlı bir çözüme varabiliriz.” Başını iki yana salladı ve elindeki içkiden bir yudum aldı.
“Bunu sizin bulmanızı isteyeceğim Ülkü Hanım. Eğer bulamazsanız da sözleşmeyi feshedeceğim. Çalıştığınız şirketi iyice tanımadan bana danışmanlık veremezsiniz.”
Bir şey demek için tam ağzımı açmıştım ki içimden acaba hissi geldi.
Acaba atlamış olabilir miyim?
Konuşmayacağımı anlayınca bardağı masanın üstüne bıraktı ve sandalyeden indi.
“Size bir hafta süre bulamazsanız sözleşme iptali masanızda olur. İyi eğlenceler.”
Adam yanımdan ayrılırken sinir tepeme çoktan çıkmıştı. İş konusunda bir pürüz olması benim bütün motivasyonumu etkiliyordu.Sesli bir şekilde dışarı nefes verdim. Parti çıkışında mecbur ofise gidecektim. Çünkü bu gece bulamazsam gözüme uyku girmezdi.
Parti bitmiş herkes yavaştan dağılmaya başlamıştı. Gürkan’a ofise gideceğimi söyleyince sinirlenmiş partiden ayrılmıştı. Bende babam birlikte partiden ayrılacaktım.Çıkış kapısına geldiğimizde habercilerin kapıda bizi beklediğini fark ettik. Onlar da geldiğimizi görünce hemen yaklaşıp soru sormaya başladılar.
“Ülkü Hanım firmanızın 3.senesi için tebrik ederiz. Neler söylemek istersiniz?”
“Başkanım kızınızın büyük bir iş kadını olması hakkında ne düşünüyorsunuz?”
“Ülkü Hanım bu sene seçimlerde sizleri de görecek miyiz?” seçim sorusu sorulduğunda bakışlarımı önce babama sonra muhabire çevirdim.Gülümsemeye özen gösterdim.
“Arkadaşlar daha öncede söylediğim gibi benim siyasetle herhangi bir bağım yok olmayacakta. Bugün çok güzel bir geceydi burada bizimle olmanızdan da çok mutluyum ancak çok yorucu bir geceydi sohbeti başka zamana bırakalım.”Normalde bu tarz ricalar asla kabul edilmez seni mümkün olabildiğinden de fazla sıkıştırmaya çalışırlar. Ama babama duydukları saygıdan dolayı bana da saygı gösterip ricamı kırmıyorlardı.
Her zamanki gibi ricamı kabul etmiş birkaç fotoğraf aldıktan sonra yanlarından ayrılmıştık.Vale ikimizin arabasını getirdiğinde babama sımsıkı sarıldım.
“Ben ofise gideceğim. Yarın uygun olursan bir kahvaltı yapalım bizim evde.”
“Benimde ofise geçmem lazım eğer işlerimi erkenden halledersem gelmeye çalışırım babacığım.”Babamla son konuşmamı yapıp ofise doğru yola çıktım.
*********
Bütün gece o gizemli adamın kim olduğunu bulmaya çalışsam da bir türlü bulamamış sinirden deliye dönmüştüm.
Boğaza karşı kahvemi yudumlarken güneşin doğuşunu da izliyordum. Babama çoktan kahvaltıyı iptal etmek için mesaj atmıştım. Bugün o adamı bulmadan ofisten çıkamazdım.
Sabah saat 8’e doğru çalışmaya devam ederken telefonumu kontrol ettim. Babam mesajımı görmüş cevap vermemişti. Küstüğünü düşündüm. Belli bir yaşın üstüne çıkınca bu adamlarda huy gibi bir şey oluyordu küsmek. Başımı sağa sola sallayıp güldüm.
Tam işe geri dönecekken telefonum çaldı. Amcam arıyordu. Demek ki babam beni amcama devretmişti her zamanki gibi. Keyfim yerine gelirken telefonu cevapladım.
“Amcamların en mükemmeli. Babam sana mı şikâyet etti beni.” Ben eğlenir gibi konuşurken amcam sözümü kesti.
“Güzelim, baban biraz fenalaşmış. Hastaneye kaldırmışlar neredeysen gel hemen sende.”Duyduklarımla bütün neşem kayboldu. Hemen ayağa kalkıp kapıya doğru koştum.
“Ne fenalaşması amca neredesiniz? Geliyorum hemen.”
“Umut Hastanesine götürmüşler. Bende yoldayım şu an.” Amcama bir şey demeden telefonu yüzüne kapattım. Arabaya doğru koşarken elim ayağım birbirine dolaşmıştı.
“Ülkü Hanım iyi misiniz?” güvenlik yanıma yaklaşınca panikle kolundan yakaladım.
“Hemen şoförlerden biri gelsin beni götürsün. Hemen hemen!” güvenlik ilk kez beni böyle gördüğü için korksa da dediğimi yapıp şoförlerden birini gönderdi.
Arabadan iner inmez hastanenin kapısına doğru koşmaya başladım. Kalbim göğsümden çıkacak gibi atıyordu. İçimde kötü bir his vardı ama onu bastırmaya çalışıyordum.
“Bir şey yoktur… sadece tansiyonu düşmüştür.” diye mırıldandım kendi kendime.
Kapıdan içeri girer girmez danışmaya yaklaştım.“Selahattin Korhan… babam… onu buraya getirmişler.” Sesim titriyordu.
Görevli kadın bir an bana baktı, sonra bilgisayara döndü. Yüzündeki ifade değişince içimdeki korku daha da büyüdü.
“Yoğun bakıma alındı… doktor birazdan sizinle konuşacak.” dedi.O sırada amcamın bana doğru geldiğini gördüm.
Yüzü solgundu. Gözlerinin altı çökmüştü. Onu o halde görmek içimdeki korkuyu daha da büyüttü.
“Amca…” dedim nefes nefese.O bana doğru yürüdü ama hiçbir şey söylemedi. Sadece omzuma elini koydu. O sessizlik… içime korku gibi çöktü.
“Amca… babam iyi değil mi?” Sesim artık neredeyse fısıltıya dönmüştü.Tam o sırada beyaz önlüklü bir doktor yanımıza geldi.
“Selahattin Korhan’ın yakınları siz misiniz?”Başımı hızla salladım.
“Ben kızıyım.”Doktor birkaç saniye sustu. O birkaç saniye bana saatler gibi geldi.Sonra dudaklarından o cümle döküldü.
“Başınız sağ olsun.”Dünya o an durdu.“Ne… ne demek istiyorsunuz?” Sesim yabancı geliyordu bana.Doktor yumuşak bir sesle konuşmaya devam etti.
“Ofisinde fenalaşmış. Kalp krizi geçirmiş. Getirildiğinde müdahale ettik ama… maalesef kurtaramadık.”Sanki biri göğsümün ortasına kocaman bir boşluk açmıştı.Başımı iki yana salladım.
“Hayır… hayır… az önce konuşmuştuk… iyi olduğunu söylemişti…”Bacaklarım beni taşımayı bıraktı. Dizlerimin üzerine çöktüğümü fark ettim. Nefes alamıyordum.
“Hayır… hayır… baba…”Gözlerimden yaşlar durmadan akıyordu. Ellerim titriyordu. Sanki bütün vücudum parçalanıyordu.Amcam bir şeyler söylüyordu ama duyamıyordum.
Etrafımda insanlar vardı ama hiçbiri gerçek değildi.Sadece acı vardı.
Ve o sırada hastanenin koridorundaki televizyondan yükselen ses bütün gürültüyü bastırdı.
“Son dakika haberi…”
Spikerin sesi koridorun içinde yankılandı.Başımı yavaşça televizyona çevirdim.Ekranda babamın fotoğrafı vardı.Kalbim bir kez daha kırıldı.
“Şehrimizin uzun yıllardır belediye başkanlığını yapan Selahattin Korhan’ın geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybettiği açıklandı.”
Gözlerim ekrana kilitlendi.
“Belediye Başkanı Selahattin Korhan vefat etti.”
O an anladım.Hayatım gerçekten değişmişti.
Ve hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacaktı.
*******************************************************
Tekrardan merhaba birinci bölümle karşınızdayım. Arada böyle geri dönüşler yapıp hikayeyi daha da pekiştirmeyi amaçlıyorum. Kızımızın hayatı yavaş yavaş değişecek. Bakalım bunun üstesinden gelebilecek mi?
