4. bölüm · GÖLGE HİKAYELER
GÖLGE HİKAYELER BÖLÜM-4
ASHRAM
(Not: Bu bölüm okunurken meditatif içgüdü ileokunmalıdır ve düşünce evreninde size aktarılan uyanışı yakalayın vemeditasyonda kalın) Tiran gezegeninde,çölün bilgelinde yükselen dev dikdörtgen taşların üst üste birleşmesindenoluşuyordu Ashram kulesi. Bir medeniyetin uyanışı için, en üst birliğin kuledenayrılmasını bildirildi kulenin üstatları onlar varlık bilincine bağlı kozmikvarlıklardı. Ashram kulesi, karanlığın içinde parlayanyıldızların gerisinde, uzayın derinliğinde tek başına ışıltılısıyla hürlüğünüispatlayan Hana yıldızının çılgınlığı ile uyanmıştı. Bir gün bitmek bilmeyenAshram uykusunun, en üst birliğinde bulunan liderine uyanmaları için bir mesajaktarıldı. Lider, sonsuz döngünün içerisinde soğuk taşın içerisinde uykuhalindeydi, sonuç olarak bir ölü gibi gözüküyordu. Üstatlardan mesaj aktarıldığındakafasını kurcalayan onca dert içinde buldu kendini. Ölü gibiydi, tekrardanuyanmak için doğrulduğunda Ashram uykusunda olduğunu hatırladı. Hatırladığıonca şey içerisinden en korkutucu olan ise insan olduğuydu. Bu korkutuculanetin içerisinde kimse tarafından istenmeyen bir yanının olduğunu o günyeniden uykusundan uyandırıldığında, Ashram kıyameti için uyandırıldığınıanladı. Ashram insanı, enüst birliğinde bulunan liderlerini sonsuzluk uykusundan uyandırdığında,liderleri üstatların kendisini uyanması için zihnine gönderdiği mesajınaynısını, çevresinde bulunan Ashram insanlarının alnına dokunarak, diğerkoruyucularında aynı şekilde ölüm uykusundan, yattıkları soğuk ve tedirginkadim taşın üzerinden ayrılmalarını sağladı.Onlar,uykularından ilk kez uyandıklarında neden uyandırıldıklarını anladılar.Üstatlar Ashram kulesi varlığını kendisi için hazırlanan yeni bir medeniyetinyolculuğuna hazırlanmaya, kulenin ilk ayrılık taşına mesaj aktarılmıştı. Kuleüst üste dizilmiş 81 taştan oluşuyordu, ve ötesi sonsuzluğa açılıyordu. Kuleninen kadim üstatlarından, yaşlı ve cildi Ashram kristali gibi parlayan kadiminsan, Ashram kulesinin en altından en üstüne üzerine iki ayağı ilekonuşlandırdığı yuvarlak çember ile uyanan Ashram insanlarının yanına yükseldi. Ashram çemberi uzun ve geniş yükseklikten onuyukarı çıkarttı. Kulenin içi soğuk ve kristalize olmuş taşlar ileçevrelenmişti. Uyandırılan Ashram insanları, kulenin içinde taşların üzerindegezinen damarlardaki Ashram kristali sayesinde hayatta kalıyordu. Kristallerdüz ve ince damarlardan oluşan parlak ışınlar ile kulenin taşlarına yaşamaimkânı vermiş, bu ise Ashram insanlarının yaşam mekanizmalarını, Tirangezegenine geldiklerinden bu yana korumuştu.Uyanan Ashraminsanlarının bulunduğu odanın içerisine üstat Hu, Ashram çemberinden inereksiyah ve parlak taşın üzerinden indi. Üstat Hu, ayrılık taşının koruyucularınolduğu ağır bir vaziyette gözleri kapalı bir şekilde yürüdü, asırlar sonraAshram koruyucularına görevlerinin önemi anlatmak için gözlerini açtı, siyahgözlerini yoğunlaştırarak gırtlaktan kısık sesiyle konuşmaya başladı.“Siz kimsiniz” Usta Hu, elindetuttuğu ince yeşil zümrüt taşın arasını açtı ve Ashram ilkelerinden ilkinitekrardan sordu.“Siz kimsiniz”Uyanan Ashraminsanları, odanın içerisindeki oval taşın etrafında karşılıklı Ashram üstadınparlayan yeşil kıyafetin içerisindeki gözlerine bakıyorlardı. Boynunda altındanhalkaları parlıyor, gözlerinin siyahı odanın içinde uyanan Ashram insanlarınınetrafında gezdiriyordu. Kuleniniçerisinde siyahlar içinde parlayan zemin dahi, Ashram kulesinin en kadimüstadına konuştu. Ashram kulesi, içerisinde koruduğu varlıkların bilinçakışlarını kontrol ediyordu. Ashram kulesinin en güçlü elementi Ashramkristalleriydi. Tiran doğasındaki en mistik taşlardan yalnızca en güçlüsü üstatHu’nun zihninde iken “Konuş” dedi. İlk önce en mistik liderleri rüzgâr Ashram,çevresinde durduğu kristal Ashram taşının üzerine sağ eliyle dokunduktan sonracevap verdi. Gözleri Ashram üstadın üzerindeydi, “Biz efendim, yerlerin vegöklerin koruyucu Ashram halkıyız” dedi. Sesi ve bakışları netleşti…Ellerindeki gücü hissetti… İçinde bulunduğu Ashram geleneksel kıyafetiışıldayarak parlamaya başladı… Göğsünün üzerinde taşıdığı Ashram armasınetleşti.Üstat Hu, “LiderAshram, sesine duyduğuma sevindim” dedi. “Size de merhaba Ashram yoldaşları”gözleri ile selamladı, “Ashram toplantısına hoş geldiniz” diye cevap verdi.Gözlerindeki aklar yerine geldi, göz bebekleri gözükmeye başladı. Ashram kulesiaradan geçen 8414 yıllık uykusundan sakin bir esintiyle uyanmıştı. Tirangezegeni Ashram kulesini asırlar boyunca sakinliği ile koruduktan sonra, Hannayıldızının sonu yaklaştığı için Ashram kulesinin ve varlığının korunması adınaTira gezegenini terk etmesi gerekiyordu. Uykudan uyandırılan Ashramkoruyucuları yeni medeniyetlerine keşfetmek için seyahat edecekleri diyar içinÜstat Hu ile görevin detaylarını konuşmaya, bulundukları oval taşınçevresindeyken başladılar. Asırlar sonraki ziyaretin amacını üstat Hu elindebulundurduğu kristal taşın üzerine bakarak, Ashram geleceğini gören kristaltaşın varlığını okumaya başladı. Hala ayakta ve oval taşın etrafındaduruyorlardı. Ashram kulesinin çevresinden gelen güç onları yenilmez kılıyor,etraflarından akan enerji onlara ölümsüzlüğün yegâna gücünü veriyordu. UyananAshram insanı, üstat Hu’nun ağzından hırıltılı bir şekilde çıkan konuşmalaraodaklanmış onu detaylı ve ciddiyetle dinlemeye başladı.“Sevgili Ashramkoruyucuları, zümrüt kristalden dökülen sözleri dikkatlice dinleyin” ve gözleritekrardan kristal zümrütte baktığında karanlığa gömüldü, “Ölüm kapınızda, Hanaölmek için hazırlanıyor, siz Ashram halkını yaşatacak bir kaynağınız artıkkalmayacak. Tiran’dan bir önce kendinize yeniden yaşayabileceğiniz bir gezegenbulmak zorundasınız. Siz Ashram koruyucuları oval taşa ellerinizi koyun” Ashramkoruyucuları üstat Hu’nun ağzından dökülen sözcüklerin sahibi, elinde tuttuğuzümrüt kristalin dediklerini dikkatlice yaptılar. Üstatların gözühala karanlığın esareti içinde zümrüt taşı okumaya devam ediyordu.“Görüyorsunuz, eğer gitmezseniz karanlığa gömülmeye mahkûm edileceksiniz” ovaltaşın üzerinde Hana yıldızının kıyametini gören Ashram koruyucuları nedenuyandırıldıklarını detaylıca anladı. “Ashram insanı sonsuzluğa kadar zümrüt taştarafından korunacaktır. Zümrüt taş size yeniden varlığınızı koruyabileceğinizgezegen olan Mars’ı, şu an oval taşın üzerinde göstermektedir.” Ashramkoruyucuları, uzayın derinliklerinde varlığını devam ettiren gezegenlerinonlarcası arasından, güneş sistemini oval taşın üzerinde beliren hologramı ilegördü. Ve o an içerisinde geniş salonun etrafındaki herkesin göğsünün üzerindebulunan, Ashram arması tekrardan parladı. Üstat Hu,konuşmasına derin bir sessizlik içinde başladı. Oval taşın üzerinde belirengezegen, zümrüt taş tarafından Ashram insanının yeni evi olarak belirlenmişti.Ashram koruyucularının gözleri beliren hologramın içerisinde geziniyordu. Genişsalonun içerisindeki tüm koruyucular, kendilerini yeniden derin bir uykuyaadayacakları diyara baktıklarını sanıyor ve gidecekleri galaksi sistemindekigezegenleri inceliyordu. Koruyucuların arasından ekselans Jin, üstat Hu’nunderin sessizliğindeki sezgilerini okuduğunda, zümrüt taş tekrardan parlamayabaşladı. Üstat Hu’nun ağzından bu sefer gidecekleri güneş sistemi için önemlibilgiler arz eden konuşmalar dökülecekti. Kendisi oldukça endişeli gözüküyordu.Üstat Hu, Zümrüt taşı okumayı başarabilen tek Ashram insanıydı. Üstatlarızümrüt taşta Ashram uykusuna yatmadan önceki kayıtlı bilgilere odaklanmıştı.Asırlardır uykuda olan halk Tiran gezegenine gelmeden önceki görevlerinihatırlamaya başladı. Üstat Hu Zümrüt taşın kendisine hatırlattığı bilgilerikoruyuculara uzaktan parlayan bir yıldız gibi anlatmaya koyuldu ama ağzı hiçkıpırdamıyordu. “Koruyucular,artık Tiran yuvamızdan ayrılma zamanı. Binlerce yıl önce yeni bir başlangıçiçin oval taşın üzerinde gördüğümüz galakside, zümrüt taşın planını devreyesoktuk ve ardından güneş sisteminin etrafında bulunan diğer bir gezegenlerdenbiri olan Dünya’ya, ölümlü Ashram insanlarını bıraktık. Onlara yasabilecekleriyuva yaptığımız bir gezegen inşa ettik. Aradan geçen zaman içerisinde biziısıtan Hana, durumu kötüleşti ve ömrü azaldı. Kadim gezegenimizden ayrılmakiçin hep birlikte uyandık. Bu süreçte varlığımızın devamı için ayrılmak zorundakalacağız. Bu ayrılış, bizi ölümlü insanlarımız ile tekrardan bir arayagetirecek. Onları biz Ashram birliği üstatları olarak her zaman yakından takipettik ve inceledik. Biz uykuda olduğumuz süreçte onların hayatlarını her daimizledik. Kimi zaman seslendik, kimi zaman bilgiler gönderdik, kimi zamanbilinçlerini yükselttik şimdi ise zümrüt taşın planına göre, onları ziyaretetmemiz ve yeni evimiz Mars’ı tekrardan inşa etmemiz gerekiyor. Yolumuzunüzerinde ölümlü çocuklarımız bizden habersiz yaşamaktalar. Zümrüt taş Dünya veiçinde yaşayan çocuklarımız ile devamlı konuştu. Onlara konuşabilecekleridiller, yaşayabilecekleri evler, hayatlarını sürdüre bilecekleri ölümlüinsanların yaşam koşullarını sundu. Bizim görevimiz, gidip tüm ölümlüinsanların yaşamlarını inceleyerek ileri bir medeniyet sistemineulaştırmaktır.”Üstat Hu,konuşurken mimikleri asırlardır bu anı bekliyormuş gibi heyecanlıydı. Bir elizümrüt taşı tutarken diğer kristalize olmuş elleri kutsal taşın üzerindegeziniyordu. Parmakları incelikle hareket ediyor, karanlığa gömülen gözleri tümkoruyucuları inceliyordu. Gözlerindeki uçsuz karanlığın yansımasından, Ashramkoruyucuların geniş salonda dik duruşları yasıyordu. Kendilerini beklenenuyanışın ardından harekete geçmek için hazırlanıyor ve karşılaşacakları ölümlüinsanların hayatlarını merak ediyorlardı. Ashramkulesi, gökleri selamlayan kadim taşın bir bölümü kumların altında kalmıştı.Asırlardır kum fırtınalarına maruz kalmış fakat hiçbir rüzgâr onu eskitmeyibaşaramamıştı ve Ashram uyanışı başlamıştı.
ÖLÜMSÜZ
Tabikide ilk kitabım olacağı için içinde yazabildiğim hertürü koymak istedim iyi okumalar dilerim… Merhabalarefendim, ben denizlerin fatihi Yetkin Hasatkapı. 1721’in 29 Martında öldümsandınız değil mi? Lanet olsun her seferinde herkes öyle sandı. Evet işte benoyum. Şu İngiliz tacir ve hayırsever Edward Conston yok mu ve onlarcası işte oherifi de ve diğerlerini de ben öldürdüm. Şimdi, öncelikle bu çirkin konuyu boşverelim ve sıradaki meseleye göz atalım. Artık mürettebatım ile gemimde değil,21. Yüzyılda yaşıysan milyarder bir adamım. Evet, ben, gerçekten bir ölümsüzüm.Ve artık şu anda edebiyatın derin sularında korsanlık kariyerimi devamettiriyorum. Saat tam 15.50de yayıncım beni aradığında İrlandalı bir sanatçı ile konuşuyordum. Ona, birdevlet adamı ile görüşeceğimi ve uzun bir süre ortalıkta görünmeyeceğimisöyledim. O sırada, takla atan çölünde son surat arabamla gidiyordum. Tepemdekavurucu sıcak başımı döndürüyor, çakıl taşları arabamı parçalıyordu. Yolalırken, 5 günlük içecek suyumun bittiğini fark ettim. Yolculuğumda,elimde İspanyol ressam El Gereco’ya ait bir harita vardı. Almanya seyahatimsırasında gerçeklik ve idealizmine karşıt anti bir karakterden, bu haritayısatın aldım. Bu adam oldukça değerli parçalar bulunduran gizli bir oluşumunüyesiydi. Bana takma bir isim kullandığını, elinde değerli parçalarınbulunduğunu ve adının ise Kanguru faresi olduğunu, gözlerimin içine bakaraksöyledi. Evet işte, bu oldukça tanıdık bir selamlaşmaydı. Ve benim, peşindeolduğum bir parşömenin koruyucusuydu. 18.Yüzyıldan çıkma bu adam bana etkileyici mavi gözüyle baktığı sırada, burayagelmemdeki asıl amacımı bildiğini ve beni oraya ulaştıracağınıanlamıştım. Kanguru faresi ile Alplerin kıyısında küçük vebüyüleyici bir kasabada, dev taşların üzerinde bulunan 18.yüzyılda yapılmışşatoda, gezintim sırasında bir anda önüme çıktı. Bu adamın sanki benim ölümsüzolduğumu anlamış olabileceğini düşündüm. Ve beni asırlar sonra ölümsüz halimletanıyan biri karşımı çıktığı zaman, bende oldukça eğlenmiştim. Korsanlığı bıraktığımdanbu yana, etrafımda gözleriyle konuşan bir adama rastlamamıştım. Sonrasında banadavet kapılarını açan, Latince sihirli ölümsüzlük iksirinin ismini fısıldayanbir sonraki ölümlü insan oldu. Benietkilemeye çalıştığı sırada tüm diğer koleksiyoncular gibi birtakım numaralaryapıyor gibi gelmişti. Kahverengi kabanının üzerinde gözüme çarpan düşünceleriokuduğumda, onun sadece günümüzde aylak aylak gezinen tapınak şövalyelerininbir üyesi olduğunu far kettim. Onu inceledim. Zihni epeyce bulanık ve kötüdüşlerin içinde kaybolmuş görünüyordu. Bu adam benim bir katil olduğumukokumdan anlamıştı. Bunu hemen far kettim. Kokulara hâkim bir insan uzunzamandır önüme çıkmamıştı. Kendisinin yeteneklerini fark etmiştim, farkedildiğini anladığında gözlerinin içi, korku dolmuş çığlık atmaya başladığısırada harekete geçti. Fakatasırlar önce size bahsettiğim İngiliz tacir, Edward Conston bana bir davet içinfısıldadığında, davetinde pek iştah açısı bir şey karşıma çıkmadığından dolayı,elinde daha etkileyici bir olayı olmadığı için onu öldürmüştüm. Ne yazık ki obu şatonun altındaki bunaktan oldukça yaşlı ve ölme zamanı gelmiş bir insandı. Kokularıokuyabilen insanları Babil yok olduğundan beri, biz ölümsüzler olarak buyetenekli ve tehlikeli ölümlü insanları ortadan her zaman kaldırdık. Fakat butür garip insanlar kendilerini geliştirmiş ve sıra dışı kişiler, hep var olmayadevam etti. Modern birçağda yaşadığımdan dolayı bu zavallı adamı öldürmek istemedim. Kokularıokuyabilen insanları ve aynı zamanda bu küçük iksirleri kullandığınıgördüğümde, artık pek şaşırmıyorum. Ama, bendeki değişikliği fark etmiş olacakki bu yaşlı adam, beklediği adamın geldiğini ve benim kokusunu aldığım oparşömenin yanına götüreceğini anladım. Kangurufaresinin suratı, Venedik katliamında ölen insanların çığlıklarıyla dolu gibigörünüyordu. Ben, bu adamın peşine takıldım, şatonun kıyısında bulunan taşbölmelerin içerisinden beni sinsice götürüşünü ağırlıkla inceledim. Oyuklardangittiğimizde hava kararmaya yakındı, kayda değer bir şeyle karşılaşacağımı,kayaların üzerine yapışmış düşünceleri okuduğumda far kettim. Kayalar terlemeyebaşladığında onları duydum. Kayalar fısıltıyla çığlık atıyorken, karşıma çıkanbu bunağın adımlarını takip ettim. Kendisi ile konuşmadan anlaşabilmiştik. Buadam iksiri fısıldadığı anda, zihnimle göz kırptım ve bu daveti kabul ettim.Lanet olsun ben bir ölümsüzüm ve eğlenceyi severim o yüzden bunu yaptım. Onunsinsiliğini götürdüğü yola kadar takip ettim. Ölümsüz olduğum gün, Babilmührünün kırıldığı andan bu yana, hiçbir kişi benim dikkatimi bu kadarçekmemişti. Şatonun altındaki oyuklardan içeri girdik. Önce meşaleyi yaktı, buadamın kamburunda sanki ikinci bir insan yaşıyor gibi yorgun gözüküyordu. Benibir odanın içerisine soktu ve kapıyı içeriden kilitledi. Benetraftaki kan kokularını oldukça rahat alabiliyordum. Meşalesi ile diğeraydınlatmaları asırlardır yakmak için bekliyormuş gibi hızlıca kendisindenbeklemediğim serilikte ateşe verip yaktı, gözüm hemen aradığım parşömene çarptıve ona doğru oldukça korunaklı ilerledim. Etrafta kristal vazolar, iksirşişeleri, kuru kafadan kadehler, bitmiş mumlar, kılıçlar ve diğer kesicialetlerin olduğu kısımda oldukça eski kitapların ve değerli eşyaların olduğunugördüm. Bastığımyer oldukça soğuk ve tozluydu. İçerideki enerjiyi oldukça iyi hissetmiştim.Gözlerimi kırpmadan etrafı süzerken, her eşyanın konuştuğunu duyabiliyordum.Bana en kıymetli koleksiyonlarını gösterdiğinde, parşömeni elime alarak Kangurufaresinin gözlerinin içine baktım. O ise ikiadım geri attı ve Latince konuşmalarına başladı. “Exoriente lux, Ex oriente lux” hırçın ellerini hava kaldırdı ardı ardına gelenfısıltılarıyla elindeki meşaleyi yere düşürdü, kendisini bağışlamamı istediğinisırada bizzat korkunun kokusunu aldım. Birölümsüzün ölümlü insanı bağışladığı bir durumda bir şey olur o ölümlü gerçeklekarşılaşır tutuklu bir vaziyette elimdeki parşömenin gücünü oldukça iyihissettim. O sıradadışarıdan gelen çan seslerini işitti kulaklarım. Çan sesi bana her zamandeğerli arkadaşım Ernest Hemingway’ı hatırlatırdı. Elimde, raftan aradığım parşömeni tutuyordum.İki elini birbirine bağlayıp kan ve vahşet kokan yerde benden af dileyen buyaşlı adamın gözlerine baktığımda, delirmiş gibi bir hali vardı. Bir ölümsüziçin uzun zaman sonra ilginç bir deneyim asla değildi. Kanguru faresi, “Işıkdoğudan gelir” diye kendi kendini tekrarlayan Latince konuşmalarına devamediyordu, benim gözlerim ise onun bir gözünün sinsice bakışını izliyordu. Bendeo sırada uzun yıllardır bu boyuta ait olmayan bir parçanın peşinde olduğumu,onu elime alınca büyük bir işin başlangıcındaki ağıtları duydum. KanguruFaresinin ağıtlarını işittikçe bu duygu giderek güçlendi. O sırada, bu odaiçine girmiş tüm düşünceleri hissettim. Beni meraklandırdığında sakincedüşündüm. Doğanıniçerisinden gelen üstün bir çığlık gibi elimde tuttuğum bu parşömeni açmak içindikkatlice harekete geçtim. Dikkatli davranmak zorundaydım. En son bu ağıtlarıorta çağda katıldığım Kont Orgaz’ın cenazesinde işitmiştim. Beni bu kapalıodaya getiren bu bunak adam şahsına özgü bağımsız bir koruyucu gibi gelmişti. Osırada bunu fark ettiğimde ona acıdım ve ilk defa birini bağışlayıp yaşamasınaizin verdim. KanguruFaresi apaçık bir sırrın koruyucusu olduğu belliydi. Gizli bir cemiyetinkurucusu olan ressam El Greco’nun fiyonkladığı bir parşömeni elimde tuttuğumu,parşömene bağlı olan fiyonktaki ismi gördüğüm anda, gizli bir bilmecenin içindeolduğumdan dolayı mutluluk duydum ve bekledim. 16. Yüzyılda görüştüğüm birinsandı Greco, fakat bu kadar büyük işlerin altından çıkacağını hiçdüşünmemiştim. El Greco’nunfiyonkla mühürlediği bu parşömen hiç açılmamıştı. Elime aldığım sıradayüzyıllardır aradığım Edward Munch’ın korku dolu düşünceleri ilekarşılaştım. Buparşömen ve üzerine yapışmış düşünceler, benden ve benim yaşadığım dönemlerdendaha eskiydi. Yaratılmış ilk varlıkların elinden geçmiş, savaşlar ve yokoluşlar görmüş bu parşömen, nasıl olurda orta çağ ressamı El Greco bu parşömenesahip oldu diye düşünürken, kulağıma gelen diğer ölümsüzlerin sesleriniişittim. Bana,arınmış şehrin kıyametini getirecek gizemi bulduğumu söylediler. Yüzyıllar önceben, Aten kapısından geldikten sonra yıktığımız tapınağın yeniden kurulacağınadair bir işaretti, büyük bir savaşa götürecek çizimi yapan Edward Munch’ınbilmecesindeki çığlık tablosundaki o krizleri ve depresyonu anlamışoldum. Çünkü Babil’den bu yana dünya üzerindeki enetkili ölümsüz ve bu durumu anlayabilecek kişide, üzerindeki sırrın kapılarınıaralayabilecek kişide bendim. Parşömendeki büyük bir iş düşüncesi ve sihri,elime geçtiği sırada yaşanacak ateşin fitilini çoktan bana anlatmış veateşlemişti. Edvard Munchçığlık tablosunu çizdiği sırada, bu parşömenin yanında olduğu apaçık belliydi,güçlü bir etki yarattığını parşömenin üzerindeki aktarılmış düşünceleriokuduğumda fak ettim. Ve neden Kanguru faresinin içerisindeki çığlığın korkudolu ağıtlarını hissettiğimi, bir kere daha anladım. Ölümsüz olduğumdan bu yana,bu kadar sıra dışı bir bilmecenin içinde değildim. Bu bana korsanlıkkariyerimden sonra, en zevkli zamanlarımdan birimde olduğumu anımsattı. Hiçbilmediğim bir yolculukta ve bu kapalı oda da Latince ağıtlar söyleyen bunağısusturmak hiç içimden gelmedi. Odanıniçerisinde, eski antika bir sandalyenin üzerinde kapalı bir ayna vardı, üzeriAldo Gucci’nin imzasına benzer eski bir kumaş ile örtülmüş gözüküyordu. O an,onun güzelliğini gördüm ve onun fotoğraf makinesi ile fotoğrafını çektim.Örtülmüş ve uzun yıllardır hiç dokunulmamış gibi gözüküyordu. Aynaya hiçdokunmadan Kanguru faresine Latince “Ex oriente lux” dediği esnada, laf değilhareket diyerek elimle işaret ettim ve aynayı kaldırmasını söyledim. Ve sonraşu lanet kapıyı açmasını tekrarladım. EdwardMunch’ın sandalyesi karşısında olduğumu, elimdeki deri eldiveni çıkartıpsandalyeye dokuduğumda iyicene farkına vardım. Bu oldukça enteresandı,Edward’ın çığlıkları hala sandalyenin üzerinde işitiliyor ve ne söylediğiniduyabiliyordum. Bu şatonunaltında gerçekten aradığım bir hazineyi keşfetmiştim. Onu buldum, kariyerimdekien havalı bulmacanın içerisinde iken kendimi derin bir huzur içerisindebırakmaya kararlıydım. Ölümlüinsanların nesnelere düşüncelerini aktarması oldukça endişeli bir durum olsa daEdward’ın çığlıklarında ne gizlediğini sonunda açıklamak için modern bir çağdayazarlık yapmayı hep bekliyordum. Sizin gibi oldukça şanslı okuyucularıma,bunun gizemini açıklamak için kimliğimi ve ruhumu işim gereği açığa çıkartarak serbestbıraktım ve elimdeki parşömenin gizemini çözmek için çöle yolculuğa çıkmıştım.Çölde susuzgeçirdiğim 22. saatte yaklaşmış, hala derin yoluma devam ediyordum. Oldukçayorgun ve bitkin bir halde, arabayı durdurup bagajda içecek bir şeyler bulmakiçin araştırmaya başladım. Oldukça şanslıydım, ölümsüz olsam dahi su içmek beniiyi hissettiriyordu. 1526 yılında, Bohemya nehrinin ardıca uzanannehirlerinde, canını aldığım bir yahuda aslanının, ölmeden önce hediye ettiğiiksiri çantamda buldum, asırlardır beklettiğim bu iksiri içtim. İksiri aldığım bilgin,oldukça yetenekli bir simyacı idi. Kendisini öldürmeyeceğime o kadar çokgüvendirmiştim ki, bu Praglının oldukça katı bir felsefesi vardı ve bunu sizeonu asla anlatmadan yoluma devam etmeliydim. İşte, buyaşlı ve ölmek için zamanını bekleyen adamın düşüncelerini okuduğumda, lanetlerolsun bunu her zaman yapmam fakat Babil’de öğrettiğimiz iksirlerle karşımda,onu hazırladığı iksirleri pazarlarken gördüğümde an oldukça kızmıştım. Kendisiniiksirlerle kafayı bozmuş adamlar gözümün önüne gelmişti. Onları hep aynı yerdenvururdum. Hayatı boyunca şifresini çözmeye çalıştığı kitabın satırlarınıhecelerken, onun derin bir uykuda ölmesine izin verdim. Bu ona saygınlıkkazandırdığım bir hareketti ve bu Praglıyı öldürüp yoluma devam ettim. Bu adamİsa’nın doğumundan önce karşıma çıksaydı, onu sanırım toprağa canlı canlıgömerdim. O zamanlar baya havalı takılırdım. Eskiden acımasızdım, evet dahaönce bazı devirlerde yaşlanmadığım için sürekli saklamak zorunda kaldım. Fakatbu Praglı bunağın yetiştirdiği zeki öğrencileri tanıdığımda, ona biraz içimısınmıştı. Ama, bu iksirleri yapanı ve uğraşanı gördüğümde, onların canınıalmadan duramıyordum. Günümüzde yaşayan karanlığa gizlenmiş ve dünyanın yokoluşunu hazırlayan insanlarda buna dahildi. Bu birölümsüzün takıntısı olabilecek kadar kuvvetli bir düşünce gibi gelebilir size,fakat Babil’in asma bahçelerinde gezinirken bu tür bunakların, gençliğinkafasını iksirlerle bozduğunu anlamıştım, aynı zamanda her yüzyılda olduğu gibi15.yüzyılda da bu işleri yapmalarını pek desteklemiyordum. Çünkü, modasıoldukça eskimiş ve yeniliği kaybetmiş birbirini tekrar eden eski çağoyuncaklarıyla uğraşmaları, çağı gerileten aynı zamanlarda modernliğiyakalamakta zorlatan durumlardı. En kötü ihtimal de olsa, benim algımı birazolsun genişletmeye yetecek kadar oldukça başarılı bir iksirdi Praglının iksiri. Beni 3 gün idare edecek kadar iyiydi.Ama bir ölümsüzü sarsacak kadar iyi değildi. Babil’inasma bahçelerinde yaşarken, sonsuzluk iksiri denilirdi yudumladığım şeye, buiksiri yudumladığımda karşıma çıkınca eski anılarım aklıma geldi, biraz olsuneski hatıralarımı hatırlayıp mola verdikten sonra keyfim yerine gelmiş ve çöldeseyir haline yeniden geçmiştim. Sıcağın altında arabam ile yolculuğuma devamediyordum, hiç durmadan Kanguru faresinden aldığım parşömene bakıp gideceğimyeri bulmaya çalışırken, epey heyecanlı rüzgarların eseceği bir diyara seyirhalindeydim. Son ses, “I FINKY U FREEKY” seksi oğlanlar, havalıoğlanlar Playboylar diyebağıran arabamım içinde, zef alien’ın çılgın flowu ile yol alıyordum, 2 binyıldır yaşlanmayan 27 yaşında asi bir genç ve ölümsüzdüm. Kötü çocuklar aklımageldiği sırada, lanet çölde, arabamla Praglı simyacının yaptığı fena olmayaniksirle uçuyordum. Oldukça keyifli vakit geçiriyor olsam da o orospu çocukları dahişanslı olacak ki, onların canını da bu güzel şarkıları için bağışlamıştım.Lanet olsun çoğu piçi ben ünlü ettim. Daha önceleri hep peşimde dolaştıklarınıgünler aklıma gelirdi. Ben herzaman yalnız takılırım, yaşlanmadığımı sormalarına fırsat vermeden bulunduğumülkeden ve şehirden ayrılır, başka bir ülkede devleti yönetmesine izin verdiğimadamlarımdan herhangi birine söyler, gideceğim ülkenin kimliğini hazırlatırdım.Benim için bu oldukça kolaydı. Çetem yoktu fakat ölümsüzdüm. Size bu durumuaçıklayacağım bir anda gelecek. Evet, yüzyıllardır ölümsüzüm şimdilik neyse,geleceğe dair bir miras daha bırakmak için yolculuğumda, en son ressam ElGenco’nun fiyonkladığı ve çığlık tablosunu çizmesine neden olan Edward Munch’ailham olarak atfedilen bu parşömendeki sıra dışılık, benimde ilk kez Munch’ıntablosundaki düşünceleri okuduğumda ilgimi çekmişti. Tablosunda parşömeninereye sakladığını itiraf etmiş ve bir ölümsüz olarak bu düşünceleri okumuştum.Daha önceden farkına varan arkadaşlarım olmuştu fakat cesaret edemeden otabloya bakmaktan çekindiler. Veyakın bir gelecekteki modern hayatıma konu edindiğim, benim için hazırlanmışyeni bir kimlik ve iyi bir plan gibi görünüyordu. Ben bu işi oldukça sevmiştimve tasarısını uzun bir süre hayalimde kurdum. Gelecekteki planlarım bunlarla dasınırlı olmasa da şu anki 21. yüzyılda hayatımda bu işle meşguldüm. Parşömene enson Munch’ın eli değmişti. Sinsi bunağın beni götürdüğü şatonun altına Munch’ınbıraktığı düşüncelerden öğrenmiştim. Onlar ve Edward Munch, bu lanet parşömenitutarken aktardığı düşüncelerden biri, “Sadece bir delilik kaldı, evet, onunadı çığlık, sen, seni sonsuzluğa giden bir yolculuğa sürüklüyorum, elveda”düşünceleri ile tutulmuş lanetlenmiş bir kâğıt parçası beni oldukçaşaşırtmıştı. İncebir titizlikle El Greco’nun mühürlemiş olduğunu bu dünya dışı kâğıdınmühründeki düşünceler ve yaşanmışlıklar beni oldukçaetkilemişti. Edward Munch’ın dikkatini hiç çekmemiş olacakkiparşömen hiç açılmamış görünüyordu. Bana çığlık tablosunun gizemini tekrardanhatırlatan sanatçıyı ilginç bulmaya yetecek kadar iyi bir noktaydı. Kendisi birşeylerin farkında bir adam olarak karşıma çıktığında, tablosundakidüşüncelerinden keşfettiğim parşömenin sırrını, asla dilene getiremediğiniöğrendim. Bir gün birinin gelip bu düşünceleri okuyacağını bildiğini, kendisineverilen bu parşömenin sayesinde geliştirdiği üstün algıları ile sıra dışıbuluşmanın ardındaki etki eden parşömenin gizemini ve çığlık tablosunundoğuşundaki akıl almaz gizemli savaşın çıkacağı günü, çözülmesi beklenen birgelecekte bir ölümsüz olarak çözmek bana düşmüştü. Evet, ben gizemin kapılarınıaralarken yeniden gerçeklere tanık olacak biriydim bu sefer. Nedenolacağım gelecek için ve şerefsizleri deliğinden çıkartacağım için oldukçamutlu ve umutlu bir ölümsüzdüm. Buparşömenin, varoluşun ruhunun yaratıldığı parşömen olduğunu ve bu gibi niceparşömenlerin kaybolduğu söylentileri vardı. Bu söylentiler, ışık getirenkişilerin yani günümüz dünyasının Tanrıları tarafından, bu boyutagönderildiğini söylenen birçok düşünce, parşömenin üzerinde ve algılayamadığımdillerde bir sürü çığlık mevcuttu. Belli ki bu sırra erişenler delirmişgörünüyordu. Bunların çoğu ruhunda sanatı barından insanlardı. Doğa ötesi birparşömeni, bir ölümsüz için çığlıklara saklayarak gizlemiş bir tarikatınpeşindeyken bulmuştum onu. Diğerboyutların askerleri, yani ışık getirenler tarafından akılda saklananbilgilerin olduğu o düşünceleri bu lanet olası parşömene saklamışlardı. Benimeğlence uğrana atıldığım kâğıt parçası benim sonum ve yok oluşuma yolaçabilecek kadar tehlikeli gözüküyordu. Lanet bir kâğıt parçasının arasındagözüme çarpanlardan bir diğer düşüncede, beni tanıdıkları olmuştu. Sanırımcanını almadığım birçok insan konuşmuştu arakamdan. Edward’ınçığlık tablosunda bulunan acı duygular arasında geziniyor, bilginin doğuşununnedenleri arasında ilerliyordum. Bir parşömenne kadar gizemli olabilirdi ki? Dünya dışından gelen bir kâğıt parçasınıniçerisindeki yazıları okumadan üzerindeki düşüncelere ilk önce göz attığımda,kafamı karıştıran bir sürü düşünce, peşi ardına beni yakaladı. Edward’ınsandalyesi şatonun altındaki oda da o kadar rahattı ki, parşömeni açmak içindaha uygun bir zaman bulmam gerekiyordu, diye düşünmüştüm o an. YoksaKanguru Faresinin bulunduğu durumda, ağıtlar içinde onu öldürmemek için kendimizor tutuyordum. Evet bu yaşlı adamın ağıtlar içinde fotoğraflarını çektim, osıra ve sonra oradan ayrılarak çöle doğru yola koyulmuştum. Bulanet parşömeni her eline alan şahsiyeti delirtmiş, zihninde çığlıklarduymasına neden olabilecek kadar esir etmiş görünüyordu. Bir ölümsüzü dahi esiredebilecek kadar güçlü, bir şeyle karşı karşıyaydım. Bu oldukça ilginç ve ilkkarşılaştığımda bana korkunç ve eğlenceli gelmişti. Belki de bu boyuttan,kurtulmanın bir yolunu bulabilirim diye düşündüm. Ölümsüzler için dünya sıkıcıve oldukça ölüm doluydu. Bana en havalı eğlence aracı bu boyutun dışındakifısıltılar olmuştu. Ve bu parşömenin üzeri onlarla doluydu. Oradaki yaşamızihnimde canlandırmak bana epeyce yılıma mal oldu. Araştırmalarıma her geçengün birine eklediğimden ölümsüz bir insanın nelerle meşgul olacağını birdüşünün. Atenkapısından, yani şu meşhur yıldız geçidinden geldiğimden beri, hep geri dönmeyiümit ettim ve durdum. Lanet olası ailem beni dünyada terk etti ve gitti. O antekrar varlığımın gerçekliğine eriştim. Bu durumu kavramak oldukça zordu, Atenkapısı bir daha hiç açılmadı, bende zorunda kaldığımdan bu yana, onların sesinive hayalini bu boyutun dışında aradım. Taki Edward’ın tablosundaki gizemikeşfedene kadar yakınlaştığımı hissetmiyordum. Yaşlanmadığımdandolayı sürekli gizli kalmaktan sıkıldım ve kendimi yazılım üzerinegeliştirmekten yorulmuştum. Lanet olası bir kimlik adı altında 21.yüzyıldageliştirdiğim sistem ile benim peşime takılan bir dünya insan oldu. Ve benkeyfine yaptığım bir iş altında milyarder olduktan sonra bir anda ortadan yokoldum. Şimdilik size söyleyeceklerim bu konu hakkında bunlarla sınırlı. Çözmemgereken lanet bir parşömen ve size bahsetmediğim ölümsüzlerin görevi, evrendışı birkaç mesaj var. Bunlarıanlatmak için ilk olarak sınırlı birkaç günüm olsa da parşömenin gizeminiçözmem lazım, bilmenizi isterim yaşadığım bu modern çağda kendimi tehlikeyeattığım bu konu oldukça önemli. Dünyanınen önemli lideriyle ile konuştuğum sırada, değerli bir şahsiyetin masasında bukonuları onunla derinlemesine dolma bahçe sarayındaki koyu ceviz ağacındanyapılma masasında, konuk olduğum sırada konuştuğumuzda ona durumu anlattım.Evet, fakat o gözlerimin içinde bir anda ortaya çıkarttığım ay ve yıldıza bakıpkorku dolu gururuyla, yaverinden bir su istedi, daha sonra odasından benigöndermek için tekrardan “Çıkarttın bu çocuğu” diye ekledi. Sanırım birölümsüzle karşılaşacağını hiç düşünmemişti. O sırada bumakbule adamın düşüncelerini okudum, kendisinden daha çılgın bir genç gördüğüiçin hüzünlüydü, beni odasından çıkartacağını fark ettiğimde gözlerinin dolmayabaşlayacağını anladım. Onu odasında, daha öncesinden rüyalarını süslediğimkelimeler ile yalnız bıraktım. Evet bu tür güçlerim Aten kapısından geldiğimdenbu yana vardı. Ve benardından bir ölümsüz olarak geleceğe bir adım daha yaklaşmıştım. Unutulmamasıgerekilen bir konu, ölümsüz bir varlığım evet size kısa bir zaman içinde budurumu detaylandıracağım, her an her yerden fırlayabileceğimi aklınızın birköşesinde bulunmasını isterim. Bir ölümsüzolarak, size bu sırrın yolculuğunu, Türkçe açıklamam en doğrusu ve mantıklısıolacağı kanaatindeyim. 19. Yüzyılda bu konu üzerine kurtuluş savaşındasavaşırken epeyce bir düşünme vaktim oldu. Yolculuğum esnasında oldukça etkilibirkaç sırra erişmenizi sağladıysam şu anlık durumlar iyi. Zamanıniçerisinde peşinde olduğum parşömen ve şu an elinde bulundurduğum EdwardMunch’ın çığlığındaki ilham, takla atan çölünde varacağım noktaya ilerlerken buparşömene, eli değmiş birkaç çılgınlığı anlattım. Yolculuğum sırasındaedebiyatımdaki korsanlık kariyerimde birlikte birkaç sırrı daha birlikte günyüzüne çıkartarak açıklayacağım hoşçaklın yakında görüşeceğiz çölde işlerim var.
ÖLÜ YAZAR
Ölü yazarın korktuğumedeniyet tek seferlik bir çalışma idi üzerine hiç çalışılmadı. Kesinlikle birkitabı hakkeden hikâye… Kendisiresmettiğim ve çizdiğim en değerli çizimdi ve o karakterden esinlendim. O çizimduvarımda asılıydı, fakat bir gün yırtılıp kayboldu ve onun adına çok üzüldüm.Resmettiğim çizimde, büyük bir ejderhanın üzerinde küçük bir adamın boyu kadartacı olan bir karakterdi Levi yani o kül kralıydı. Onu benim dünyamı ziyaretetmiş bir kral gibi düşledim. Benle o birleşince bu hikâye ortaya çıktı. Dünyadaki songünüm. Beni duy, o yüzden anlatacaklarımı dinle. Daha önce duvarında asılı ikenhiç karşılaşmadık, ama senden rica ediyorum bir karakterde olsam ölümüme saygıduy. Ben Levi,ejderhasını bulutlara süren kral. “Levi,”“Bir dakika Rüya,okuyor duyuyor musun? Okusun hemengeleceğim.”“Artık gitmeliyizLevi, seni bekliyorlar.”“Dur.”Neyse, öldüm işte.Nasıl öldüğümü boş verin. Yerde yatıyorum cansız bir şekilde. Hem oldukçayaşlanmıştım. 24 yaşında kalender bir insan olarak hayatımı sonlandırdım. Bubenim en doğal hakkım. Geriye cebimde bulduğun bu sıcak notu bırakıyorum,napayım, pek varlıklı bir insan değildim. Şimdi arkadaşlarımın yanına gitmeliyim.Soğuk ve yıpranmış bedenimi geride bırakıyorum. Geride bıraktığım tek şey, beniçok güzel ağırlayan bir beden. Göçtüm ondan. O sana bana güzel hayallerkurdurtan bedenim, dünyayı görmeyi çok özleyecek. Şimdi hem onu hem kendimiözgür bırakıyorum. Özleme beni dünya, seni düşleyen sıcak bedenimi, kurduğuhayalleri, seni mutlu etmek için düşlediği hayallerin hepsini unut, ihanet ettiyüreğim senin için yapamadıklarım ile. Ve sonra son kez affet beni toprağında.Ben deli çocuk, Levi.”“Rüya, işte okudusanırım. Artık gidebiliriz buradan.”“Gidelim Levi.”22 Eylül 2022,İntihar mektubu yazılmadan 5 gün önce. Levi ölümün yaklaştığını düşlediğievrende yarattığı bir karakterden öğrenir.Ayın, karanlıktarafında, yarattığım sessizliğime gömülmüş oturuyordum. Birinin banayaklaştığını hissettim. İçimde onu en derin duygularım ile karşıladım, onamutlulukla hoş geldin dedim. Kırmızı koltuğuma sırtımı yaslamış, yıldızlarısayıyordum. Tam kırk üç diyecektim ki, yarattığım ilk karakter Rüya geldi. Onuntam adı, Vito Verantes Luka idi. O bir rüya taşıyıcısıydı. Yarattığım evrendeen üstün görevleri ona vermiştim. O kadar hızlı indi ki yanıma, ayın üzerindeparçalanan her çıtırtıyı hissettim. Koltuğumun arkasından büyük heybetiyleyürüdü, yürüdü ve attığı birkaç büyük adımdan sonra azıcık dizlerini kırıpeğildi. O küçük bedenime parlayan gözleriyle bakıyordu. Bu kez en son gördüğümdendaha bir heybetli göründü gözüme. Bir dizini Ayın yüzeyine yasladı, biraz dahaeğildi, bende kafamı kaldırıp onun parlayan kırmızı gözleriyle karşılaştım. Busefer tacım değil, kendi gözlerimle gördüm o gözleri. Sonra bana “Hey, ufaklık uyuyor muydun?” dedi.Bunu derkenkafamın üzerinde bulunan, üç uzun ucu olan tacıma keskin tırnaklarıylatıklattı. Kafamın üzerindeki taç plastik gibi esnek bir altındı. O kadardaharaketliydi. Bende küçük bir kahkaha attım ve “Seni şakacı nerelerdeydinbakalım,” diye sordum. Vito Verantes Luka’nın gözleri halaparlıyordu. Tacımı düzeltim, biraz doğruldum, boynumdan geçirdiğim uzun kolluelbisemin eteklerini düzeltip koltuğumdan kalktım. Zıplarken çok neşeliydim.Ellerimi arkaya bağlayıp, ayın delisi gibi bir sağ tarafa, bir sol tarafa üçerbeşer adım atarak bir ileri bir geri gitmeye başladım. Ayın tozluydu.Sıkıntılıydım o sırada Rüya, yani Vito Verantes Luka benim gidiş gelişimiizliyordu. Attığım en doğru adımları dikkatlice izlediğini gördüm. Sonradurdum. Kafamı yukarı kaldırıp ona dikkatlice baktım. Tacımdaki üç esnek uç,kendini geri attı. Ellerim hala öğrencisine kızan bir öğretmen gibi arkadabağlı duruyordu. Vito Verantes Luka, bir elini yumruk yapıp bana uzattı. Boyu okadar uzun ve heybetli görünüyordu ki kafamı kaldırıp tekrar ona baktım.“Al senin olsun.” “Bu ne?”“Bir hediye, senseversin hediyeleri.”“Bana hediyemigetirdin yani, hem uzun sürerdir ortalıklarda yoktun, neredeydin bakım sen.”“Biliyorum, olsunsen yine de al, al hadi. Bunu dünyada buldum. Sahra çölünün en derinkumlarında, hem de senin için, al hadi.”Bir kahkaha dahaattım, ellerim hala arkada bağlıydı. Bana kimse hediye getirmemişti bugünekadar. İçerimden “Vito Verantes Luka, sen çok yaşa iyimi” dedim.” Luka’yı hepuzatarak söylerdim. Sanki yaramazlık yapmış bir çocuk gibi karşılardım her daimonu. Kafamı yukarı aşa sallayıp küçük bir sırıtma ile büyük avcunun içindenbenim için getirdiği hediyeye aldım. Sonra bu küçük kahverengi kapalı küpebaktım. Ellimle inceledim, ilk başta ne olduğunu anlayamadım. Ben böyle bir şeyyarattığımı hatırlamıyordum, sordum Vito ‘ya.“Ne bu Vitoooo.”“Bende sanasoracaktım, sen her şeyi bildiğini söylersin hep.”“Biliyorum dabazen unutuyorum işte. Bazı şeyleri bilmediğimi de biliyorum.” Bana baktı,benim suratımdaki küçük gülümsemeyi tekrardan gördü.“Ne yani, senbunun ne olduğunu bilmiyor musun?”“Biliyorum tabi,şimdi hatırladım. Bu korkunç bir şey. Sen bunu nasıl buldun?”“Rüya defterimikurcalıyordum, ilk defa bir taşın rüya gördüğünü fark ettim. Rüya defterim banaonun yerini söyledi. Bende gittim baktım ve sen seversin diye getirdim. Rüyagören bir taşmış. Defterim bana öyle söyledi.”“Evet, defterdoğru söylemiş Luka.”Kül kralıdüşünmeye başladı…Bu korkunç bir şeydi. Kırmızı koltuğuma oturdum tekrar. Bir elimidizime yaslayıp derin düşüncelere daldım. Demek rüya gören bir taş sonundakendini buldurmayı başardı diye düşünüyordum. Bu benim sonumdu. Kırmızıkoltuğumun, yıldızlarımın sessizliğinin, yarattığım tüm karakterlerin varlığıgözümün önüne geldi. Bu taşı dünyaya ben göndermiştim. Ama nereden gönderdiğimive niçin gönderdiğimi hatırlamıyorum. Hatırlamak istemediğim bir şey karşımaçıktı. Vito ’ya baktım,“Vito” diye seslendim, derindüşüncelerimde. O da aniden derin bir sessizlikle karşılık verdi.“Efendim Levi”“Bana eriyip gidenmanyağı bul.”“Nereden bulayım omanyağı. Kim bilir hangi delikte.”“Bilmiyorum, hangidelikteyse çıkart getir.” Biraz sessizlik oldu. Sonra ben, “Boş ver arkadaşım,neyse hiç uğraşma bakalım neler olacak göreceğiz,” dedim. Düşünüyordum karakara. Zaten bunalımın eşiğindeydim ayın karanlık tarafında.“Ne oldu Levi,beğenmedin mi sana getirdiğim hediyeyi.”“Beğendimarkadaşım, beğenmez olur muyum hiç.”İçim elvermiyordusöyleyemedim ona yok olacağını. Bir daha konuşamayacağını söyleyemedim,istemedim. O an çok üzülmüştüm. Birisi uyandırmıştı bu taşı, demek uyandırmayıbaşardılar. Kimi keşfetti bu taş. Korkunç bir andı, yarattığım gün umarımseninle hiç karşılaşmayız demiştim. Ama olmadı, taşı uyandırmayı başaran akıllıvarlıklar artık her neredeyse, oldukça gelişmiş bir medeniyet dünyanın yeriniöğrenmişti. Bu yaşanılacak en kötü günlerin ilkiydi.Levi,bu düşüncelerden sonra öldü. 5 gün sonra, gerçek dünyasında intihar etti veölüm çemberinde o noktada sıkışıp kaldı ölüm ona bir şanş daha verdi ve ölümoyununa davet edildi ve Levi oraya savaşmak ve evreni kurtarmak için gitti.
KENANVE EZĞİ
Bu sene yazdığım ilkdenemelerden üzerine çok durulmuş bir çalışma değildir. Bu bölümde sevdiğimhikâyede saçmaladığımı gördüğümde, yazamadığımı anladığımda, sıkılıyorum vekısa bir film kurgusu anlatır gibi bitirip ana karakterleri öldürüyorum. Ortayaçıkmamış karakterlere de çok üzülmüştüm. Fakat üzerinde çok uğraştığımsöylenemez ama ileride Kenan ve Ezgi ile çok uğraşacağım Evren dışı birmesajın ardından görünüşe göre ciddi bir mesele önemli bir gün tek bir insanasöylendi. Ve belli bir zaman sonra hüküm verecek iki adet silah sesi duyuldu, osırada ise Kenan’ın bir evi vardı. Birde sevgilisi Ezgi’nin ki vardı ama onunkisi galaksinin ta ötesinde,samanyolunun ta dışında. Kenan’ın yaşamı saymıyorum hem sevgili hem uzaylı;üstelik Kenan parti yapmayan bir insan olduğundan, onun evine giden pekolmazdı. Görünüşe göreherkes birbirinden farklı, ihanetler ise kalbe çalınacak ritimlerdi yaşayacakolanlarda. Ve onlar, sağlıklı duyguların uzağında, gerçeklik algısınıdeğiştirirken belirdi. O yüzden ki bir habercinin getirdiği yeni bir dünyatasarımcılara ait olağan dışı bilgiler ile doldu. Ve bir gün saklı olan maviliğinihala korurken, korkular eşliğinde, ebediyet ve insanoğlu ayağa kalktı,gökyüzünde savaşın çanları çaldı, kalbe çalınan bu ritimlerde ise kargaşanınardındaki yıldızlar karanlığında geçen, bir yıldız belirdi.Kenan, prensesdiye ufak dudak hareketleriyle mırıldanıyormuş gibiydi uyandı, karşı koltuktakendisini seyre dalmış Ezgiyi gördü. Tekrardan irkildi. Kenan, “Canım sen ne arıyorsun orada” birazdurgunluktan sonra, “Burada olduğuna sevindim” dedi. Kız arkadaşı Ezgi karşılık olarak Kenan’ıgözlemlerken, “Günaydın karanlığımın kralı, bu anı kaçırmak asla istemedim.Seni izleme oldukça ilginç bir deneyim” Ezgi, kendini Kenan’ın aşkına kaptırmışgözüküyordu. “Sevgilim, mutlakbir endişe gibi uyuyordun, endişelendim. Korkunçtu ama hoşuma gitti. Bu yüzdenseyre daldım, karanlık bir bildirinin sabahındaymışım gibi rüzgârlar hissettim…Her tarafta” Kenan biraz tebessüm ile güldü, “Bende öyle hissediyorum, gözbebeğim” dedi. Ezgi, Kenan’ı Koltuktaizliyorken kedileri Holy de kucağında mırlıyordu.“Hava bugün çokiyi görünüyor, Kenan yanına gelmeden önce, güneşin her yere güldüğünü izledim,güzel bir parti olacağına eminim” derken Ezgi etraftaki sessizliği hissetti. Holy, Ezgi’nin kucağından inerek mamasınıyemeğe gitti. Ezgi, sevgilisi Kenan’ın yanına ilerledi. Sarılarak gözlediğiözlemi giderdi. Kenan’ın içerisinde sağanak yağmurlar varmış gibi ağırlıkKenan’ın üzerindeydi ve Ezgi bunun tehlikeli olacağını biliyordu. Kenan’ın, en derin rüyalarda savaşmış gibi birhali ve gözlerinin oldukça kararlı bir hali vardı.Kenan, “Evetnehrim, umarım gerekenler dışında arkadaşların ile aramda bir sorun çıkmayacak…Kim ne yaparsa yapsın ne olursa olsun, korkunç bir yaradanın yolundaykenkendimi bu buluşmaya hazır hissediyorum” dedi ve Kenan güldü. Dünden kalankahvesini yudumlarken kendi kendine gülümsemeye devam ediyordu.Bir başka canlınınışıkla konuşan sesi gibi “Kendimi savaşta ele geçirilen hazine gibi hazırhissediyorum, gelecek olan misafirlerine alışabilir miyim bilmiyorum, fakattanrıçam, onlarla ilk kez karşılaşacak olsam dahi, fazlasıyla eğlenceli gözükençok daha büyük zorluklara hazırım” dedi, Kenan’ın teslimiyeti sinirlerineaçılan bir savaşta ruhunu özgürleştiren dokunuşlardı. Ezginin kafasındahala soru işaretleri varken soylu bir kadının içgüdüleri gözüküyordu, fakatbunu, Kenan’a belli etmeden huzursuzluğun aksine, ortama ısıtmak için, güzelsözlerine devam etti. “Gerçekten, sırlarla kaplı kaya parçaları gibikuvvetli oluşun, sana olan inancımda kaygılı yanın bana huzur veriyor, seninböyle düşünmene büyük mutluluk duydum” dedi.Partiye Ezgininmisafirleri gelmişti. Kenan ve Ezgi hazırlıklarını yapmış ve onlarıkarşılamışlardı. Fakat misafirlerin geldiği ilk andan itibaren Kenan samanyolugalaksisindeki kaderini bastırmak için kadehleri üst üste yuvarlıyordu. Partibiraz hızlandığı sırada, Kenan kendisini şok eden misafirlerine, nerdengeldiğini bilmediği şarabın etkisinde centilmence bir konuşma yaptı “Merhabalararkadaşlarım, hey beni dinleyin. Hepinizi saygı ile selamlıyorum, ne yüce sizingibi soylu uzaylıları evimde ağırlamak, bu beni onurlandırdı” Evin içindegezinen galaksinin ötesinden gelmiş uzaylılar Kenan ile selamlaşıp tanıştı. VeKenan kadehini havaya kaldırarak “şerefe” dedi. Ardındansağ ve sol tarafına bakarak evindeki şüpheli tipleri süzdü. Kenan daha sonra Ezginin yanına gitti, Ezgide sıcakkanlılıkile gülümsüyordu. Kenan konuşmasının ardından sevgi ile Ezgiye bakarken içtenbir yaklaşım ile “Hanım Efendi, göz bebekleriniz bugün ne güzel parlıyor, söylemekistiyorum, az kalsın bir endişeye kapılıyordum, oysaki benden daha havalıarkadaşların ile tanışacaktım diye dramların içinde bulunmaktan endişe duydumneyse ki bu gerçek olmadı” dedi. Kenan çok mütevazı bir gülümseme ile sankiEzginin kalbine tekrardan konuştu, “Siz sayın kadın, sizin şerefinize kalbimimühürledim, kendimi en derin savaşlarda bulduğumda çıktım karşınıza,” aralarındabiraz sessizlikten sonra, “Şimdilik esrarengiz tarafını keşfederken lütfen benidurdurma” dedi. Kenan başı ile onaylayarak arkadaşlarındaki garipliği anlatmaya çalıştı. Ezgi gayeteğleniyordu. Fakat Kenan bir ömür bu anı beklemiş gibiydi, tekrar bir heyecaniçinde tadını ilginç bulduğu şarabı tazeledi. Kendince, ilk duraksamadan sonramırıldanmaya başladı, “Evet, Evet, Evet baylar” Şarabını doldurdu, arkasındaezgi vardı ve onun kulağına fısıldayarak “Prenses, partimize bilge bir Ejderhaile katılan bir kral olmalıydı, o nerede”. Sözünü bitirmeden beni onunla neden tanıştırmadınbakışı attı. Ezgi Kenan’ın ne söylemek istediğini hemen anladı. “Kenan babam Let imparatoru parti yapamayacakkadar ilginç ve kötü ruhların esiri altında” dedi. Kenan’ıngözleri bu garipliği daha önceden sezmiş gibiydi. Çevik, hızlı ve koruyucu birtavır ile Ezginin belini kavradı, elleri oldukça yetenekliydi. “Sen hiçendişelenme günün sonunda sana bir sır vereceğim” dedikten sonra Ezgiyiyanağından öptü. SonrasındaKenan, Şarabını bir ekstirim bir şekilde şaklatarak, “Hey baylar ve bayanlarsize nasıl hitap edeceğim konusun da biraz endişeliydim, ama olsun, hey sizbeni şimdi dinleyin, ben ve sevgilim sıkılmaya başladık. Lütfederseniz dahadoğrusunu söylemem gerekecek olursa ben sıkılmaya başladım, haberiniz olsun.”Dedi.Kenan, Ezginin yanından ayrılarak, geniş büyükodanın içinde gezmeye başladı. Tanık olduğu tuhaf varlıklara bir sanat eserinebakar gibi inceledi, oldukça sarhoş olmuş gözüküyordu, “Güzelim seninlepartiden önce konuştuğumuz konuyu hatırlıyor musun” İncelik ile odanın içindegezinen Kenan, elindeki şarabın sihrine kapılmış daha sonraki adımlarınıdüşünmeye başlamıştı. Ezgiye tekrar baktı, Balo gecelerindeki gibi müzikpartide insanları eğlendirirken sesini ona duyurabiliyordu. “Ne konuşmuştukPrensesim, hadi lanet uzaylılar biraz dans edin”. Kenan’ınevinde, misafirleri her geçen saniye artarken çevresinde yaklaşık ona yakınuzaylı kont vardı.Ezgi kalabalığa rağmen Kenan’a “Nasıl desemhatırlıyorum bay kahraman hediye gelen kristal vazomuzu gördün mü? Bu güzelhediye hakkında ne düşünüyorsun merak ediyorum”Kenan, büyük odanın girişindeki basamaklarınkenarında parlayan vazoyu gördüğünde “Evet oldukça etkili” dedi.“Beğenmedin, sanırım”.Ezgi ve Kenan uzaktan vazoyu inceliyordu.“Güzelim oldukça etkili görünüyor bu zımbırtı, nedesem hoşuma gitmedi değil, sanırım aralarında mısır rahipleriyle takılan birkont arkadaşımız var hmmm, ne dersin kesinlikle olmalı. Ve bu durum biliyormusun biraz korkutucu. Bana sorarsan sanırım şu zamanda yolculuk edenuzaylılardan bahsetmeliydin. Bir şeyler anlatmak zorundasın sanırım, hmmm, buoldukça enteresan olacak. Şu sıralar bu konu hakkında konuşmalıyız” dedi veEzginin gözlerinin içine baktı.Ezgi “Bu lüks hiçbir dünyalıda yok bay kahraman”.“Zaten her yerdeler. Dikkatini çekerimarkadaşların tanrı gibiler, hey anlamıyor musun bunlar dolandırıcı güzelim.”“Kenan, doğru söylüyor olabilirsin” “Ne takılıyorbunlar, Babanın neden o halde olduğunu eminim anlamışsındır, bu şarapta neyinnesi, üstüne üslük bir değişik davranıyorlar, bunun sebebi ne güzelim, sensanırım beni çıldırtmak istiyorsun? Hazır mı dünya buna, çok merak ediyorum.Ahhh tatlım, bu garipliği ne zaman açıklayacaktın, olağan bir sürpriz olsagerek, yaşadığımız günümüze bakar mısın göz bebeğim, biraz olsun eğleniyoruzsanırım”.Ezgi ise bu duruma biraz endişe ile güldü. Gayetneşeli bir tavır takınarak Kenan’ın yanında duruyordu. Evinde çizgi filmkarakteri gibi dolaşan erkek kontlar Mes, kadınlar ise; galaksinin ötesindekiLet imparatorluğuna bağlı doğaüstü varlıklardı. Sanki İkiye ayrılmış tüm varoluş iyi ve kötüderinliği mevcuttu. Kenan’ın evinde her tarafta gezinen doğa üstü varlıklarsezgileriyle hareket eden sinsi yaratıklara benziyorlardı...“Merhabalar nasılsınız acaba, ben Pap, sizinle tanıştığımaçok sevindim. Lütfederseniz sizi daha yakından tanımak isterim.”“Merhaba, öncelikle hoş geldiniz hanım efendi, nasılsınızkont Pap, parti hoşunuza gidiyor mu? Getirdiğiniz şarap şahane, şişesininereden bulabilirim”. Ardından sonu gelmek bilmeyen şarabın etkisindeykenKenan, Pap’ın hipnotize eden gözleri ile temas halindeydi, “tam sayamıyorumKont Pap, 7 gözünüz mü yoksa 8 gözünüz mü var”Kont Pap “Ezgi, erkek arkadaşına, şarabımızla ünlü gezegenimizdenhiç bahsetmedin sanırım. Hayır, üzgünüm hiçbir yerde bulamazsınız Bay Kenan.Bir gün davetlimiz ol, seni oraya mutluluk ile ışınlayabiliriz. İmparatorumuz,bu delikanlıyı çok sevecektir, sözüm olsun ben Pap, seni misafir olarakağırlayacağımızdan dolayı şeref duyacağız” Gezegenimizde bulunan rahipler,sürekli sanat eserleri topluyor, mutlaka gelmelisin senin açından çok iyiolacağını düşünüyorum” dedi.Kenan, o sırada bir elini cebine atmış, resmettiği tablosunabakıyordu. Pap ve arkadaşları yanında, Ezgi ile konuşuyorken Kenan, “sanırım gerçekten haklı, bu rahiplerindolandırmadığı insanlar kaldı mı? Bir ben eksiktim doğrusu” diyedüşündü.“Hmmm harika, esrarengiz bir şarap, bir bakıma açıklanamazolduğunu almıştım doğrusu, evet ne söylesem az gelir, gayet bayıldım, İçimigayet enteresan, gayet güzel bir özelliği mevcut” dedi ve Kenan hafif birtebessüm ile olayın seyrini değiştirecek o bakışı ve gülümsemeyi Pap vearkadaşlarına attı.Bir başka Kont, “Tablolarınız efendim, oldukça anlam yüklü,acaba satılık mı? Çok yakından tanıdığım bir arkadaşım ile birlikteeserlerinizi satın almak istiyoruz”“Teşekkürler, siz hangisini beğendiniz” dedi. Kenan ve Pap’ınyanındaki Kont uzaylı ile daha sonra konuştular ve sözleştiler. Fakat sayılıgünler, çoktan kendini zamana bırakmıştı.Kenan’ın evine gelen doğa üstü varlıklar, diğerleri pijamalıkontların bir bölüğü şarap içip sohbet ediyorken, öbür bölüğü ise Tavşankralın…Daha öncesinde, burada bir tek tavşan kralın evi varmış.İçini ve dışını baştan tasarlamışlar. Üzerinden baya geçmişti, şarap içipyuvarladığı dönemlerde, Tavşan kral, dünyayı terk etmek için evini Ezgiyesatmış. Sonrasında ortalığa Kenan’ın evini kız arkadaşı satın aldı muhalefetiçıkmasın diye, Ezgi’nin galaksinin ötesindeki arkadaşlarına partilerin ilkinde,evi Kenan satın aldı demiş.Galaksinin ikiye ayrılan erkeklerin bir bölüğü, Kenan’ın evindeykenbir şehvet adı altında, “Acaba burası, Tavşan kralın evi değil miydi, söyleseneEzgi, Değerli dostumuza takma bir ayak getirecektik biz”, diye konuşuyorlardı.Tavşan kralın bir ayağı protezdi. Ve Kontlaryalanı iyi söylediklerinden dolayı, sonrasında diğer bölüğü, “Evet ama neredebilmiyoruz, ayrıca o hiç tekin bir tavşan değildi. Hiç benzemiyor orası burasıolamaz, değişmiş sanki" diye aralarında, karşılıklı konuşmalar devam etti. “Bizkontlar çok içeriz” dedi Eko ve ile konuşan Kont uzaylı; Kenan'da yanındaydı. Altı adet gözü olan arkadaşı Femini ise “Evetkesinlikle, tehlikeli sularda yüzmeyi çok özledik, politikadan uzak durmak negüzel dedi.“Karma bizi çekiyor”, bir diğeri, doğru yerdeolduğumuzu düşünen uzaylılar, artık buluşma günlerinde, Kenan’ın sevgilisi Ezgisayesinde toplanmışlardı.” “Evet dostum, gayet politika buraya giremez,pijamalarla politikamı yapılır, hem uykucu dinozorumuz uyuyormuş yine” dedi. 6 gözlüyaratık, kendi iskelet sistemleri göğüs kafesinden birbiri ardına girenkemikleri, kiminin renkli kiminin ise soluk ciltlerinin altından gözüküyordu.“Değerli arkadaşım, sabah devletin başınageçmeliyim, sonrasında burada içtikten sonra vergileri artıracağım. Bu çok garipbir duygu ve eğlenceli, ışınlanana kadar içmeliyim, Şerefe… "dedi, manyakuzaylı. O sırakendinden geçmişti. Politika, duygu kelimelerine zıt bir mızrak gibi ’idi. Buyüzen asla, mantıklı bir tartışma oluşturmazdı.Kenan, sevgilisi Ezginin gezegenlerden uzakevinde içerken, geziyordu. Sevgilisi ezginin uzaylı arkadaşlarının getirdiğişarabı içince, kafası başka dünyalardaymış gibi dumanlandı. İçtiği o garip şaraptan mıdır bilinmez veyahut yoksa sevgilisinin evinegetirdiği pijamalı tiplerden mi hiddeti artıyordu. Bulunduğu durum içerisinde hepsine, en acı şekilde hakaretedip çıkma arzusu Kenan'da belirdi. Acıbüyüklüğün bir parçası gibiydi ve Kenan yirmi altı yaşında bir gençti.Asosyal durumu gereği, her zaman coşkulu olanKenan, uygun bir an seçerek salondaki evinin iki duvarının aynı renk olan birdiğerinin üzerinde ayna bulunan höle bakıyorken ilerledi. Ezginin davetsizmisafirleri beyaz parlak ve buğday tenliydi, çizgi filim karakteri gibilerdi,evet gerçekten açıkçası hepsi doğa üstü varlıkların tecellisiydi.İnsanı andıran duygu durumları, suratlarındaki çekik gözleri,omuzlarından boyunlarına bitişik halde gözüken göğüsleri, beline doğru inen, herbirinin farklı tonlardaki iskelet sistemi olan varlıklar aralarında çok önemlikararlar alıyor gibi halleri mevcuttu. Elinde, bazıları uzunbir asa bazıları ise ışık saçan mızraklar tutan uzaylılardı. Onlar hemeğleniyor hem de kadehler tokuşturuyorlardı. Hepsi sanki dünyayı yok etmek için bekleyen, beyefendilerdi. Resmen ölüm emri verecek kadar tuhaf, kehanetgerçekleştirecek kadar karanlık gözüküyorlardı. Cebinde dolmuşa binecek parası olmayan birsanatçı, ama evinde uzaylı kontlar olan Kenan, Ezginin, yani sevgilisininarkadaşlarının gözünü korkutması gerekiyordu.“Heyy beni dinleyin kıymetli arkadaşlarım” Osırada Kenan, içinden bunları geçiriyordu “sizi bok böcekleri daha yeni tanıştık bekleyin size daha nelergöstereceğim.” Herkes ne olduğunu anlamamış, şaşırmış bir halde Kenan'abakıyordu.“Hahaha, değerli arkadaşlarım sizlerletanışmaktan şeref duydum, fakat lanet olası bu şarap çok güzelmiş ve ben sarhoşoldum” dedi. “Bir daha hoş geldiniz, size serserilik öğreteceğimhazırımsınız”, Uzaylı kont misafirlerin, her biri aynı anda onayladıkları an,kalabalık bir gürültü hâkimdi. Kenan enbüyük salondaki masanın üzerine çıktı ve cebinden kız kaçıran çıkarıp fitiliateşledi.Fiuuuu fiuuufiiiiiiiiu, diye sesler çıkartarak ar arda üç dört tane patlattık tan sonra,Fiuu fiuuu fiuuuuuu,herkes gülmeye ve eğlenmeye başladı. “Şimdilik tekrardan şerefe kıymetlidostlarım”, derken son sözcüğü zihninde “kıymetli bok böcekleri” idi. Kenan sürekli kafasında planlar kuruyor, düşünüyorve konuşuyorken oldukça alkollüydü.Kenan, defalarca kafasında oynayacağı röle hazır,planlanmış bir oyuncu gibi rolünü hiç çekinmeden oynamaya hazırlandı.Derbederlik yerine, asil bir duruş sergileyerek ilerledi.Yalnız, Kenan’ın bu günlük düşündüğünü kolayca yapmaya pekcesareti yoktu. Kenan'ın yeni tanıştığı tipler insan olmayan varlıklardı. Fakat onlar, geleceğiateşleyerek bombayı patlatmış, hareket eden insan görünümlü, galaksilerindışından gelen varlıklar olduğu gibi hepsi, Kenan’ın hayatında ilk defa gördüğü,o uzaylılar, evde dolaşmaya devam ediyorken şimdilik onları yargılamaya hakkıyoktu.Anlık krizler evi çevrelemiş, patlamayı bekleyenbir bombadan daha sessizdi. Her geçen dakikalar yol gösterici çığlıklargetirecek anlar ile dolup taşmasından sonra, kendisinin planladığı doğum gününübeklemeye koyulmuştu.Herkes eğleniyor, fakat kimse Kenan’a kız kaçıranpatlattıktan sonra selam dahi vermemeye başlamıştı. Partinin içindenkendi aralarında uzaylıların homurtuları duyuluyordu. Torpil olmazsa olmazdı.Kenan’ın bu duruma alışması çok kolay oldu, uzaylılar kendidillerinde ne kadar eğlenceli olduğundan ve kötü dedikodularını döndürmeyebaşladıklarından beri, Kenan kadehine biraz daha samanyolu galaksisinden gelenetkileyici şarabı doldurdu, şarabın kristal bir sepeti vardı, oldukça pahalıbir şey gibi görünüyordu.Kenan, “Ezgi neredesin çarpıntım tuttu”, dedi. Ve telefonukapattı. Ev çok geniş ve kalabalıktı.Ev çok büyüktü, içinden bir nehir geçebilecek kadar. HerkesKenan ile karşılaşmamak için kendi şaraplarını yanlarına ayırmış, vakitgeçiriyorlarken, Kenan ve Ezgi resmen kafalarının içlerinde göz göze geldi.Kenan aynada kendiniseyrettikten sonra, aynalı duvarın yanında bulunan uzaylı kontların yanınagiderek, oldukça soğuk bir ses tonu ile ‘Selam size, lanet olası imparatorunuzkim acaba’ dedi.Ezgi gözlerini, galaksininucundan getirdiği arkadaşlarını izlerken, Kenan'ının sohbetine kulak verdi.“Evetbaylar, benden bu kadar. Üç adet torpile kafayı yediniz. Sizinle şimdilik bukadar eğlendiğimiz yeterlidir umarım, keyfinize bakın.” derken oldukça üzgünbir hali vardı.Kenan, Ezginin onu izlediğinigördü ve partiyi erken bitirdi. Yukarı kata odasına uyumak için gitti. Giderkenresmen kafasının içinde ezgi ile kavga ediyor, duvara yaslanarak çıkıyordu.Sanki kendinden geçmiş gibi bir hali vardı.Saçları uzunve sarı, geriye doğru atmış ortalıkta dönen uzaylı kontların en yetenekligitaristinin çaldığı elektrogitar sesi, kafasının içinde dönüyor ve başınıdöndürüyorken, elindeki kadehi içemedi, sinirlendi ve basamakları bitirirkenkadehi fırlatıp attı.Odasınavardığında kedisi Holy de uyuyordu. Zilli bir tasması olan kediciğin, Kenan’ıngeldiğini görünce ona sürtünerek, Kenan'ı sakinleştirmeyi başardı. Sakin ve sessiz kaldığında yatağına uzaktanbakarak düşündü. Kendini yatağı atmadan önce duvarı izlemeye başladı, odası çokgeniş, mavi mor lambalar parlayan ışıklar vardı. Sanki gerçekten galaksininiçerisinde gibiydi. Uykuya dalmak için hazırlık yaparken ezgi uyurken gelipKenan'ı sevgilisini kontrol etti. Kenan öylece duruyordu.Parti orada bitmişti. Ezgi bir sonraki parti Kenan'ın doğumgünü için uzaylı arkadaşlarına söz vermişti. Ve Kenan doğum gününden öncekipartide, uzaylı arkadaşlarına pek alışamamış gibi görünüyordu.Kenan düşüncesinde uykuya dalmadan önce, “Hey siz lanetolası uzaylılar, gerçek bir soylu gibi takılın” diye içinden duvarabakarken mırıldandı. Basamakları çıkarken odasının kapasını zihni ile açmıştı.Kenan doğaüstü yeteneklerini herkesten saklıyor ve kendisini yerden havayakaldırarak yatağına yatmadan önce Ezgi bu anı kaçırdı. Kimse onun buhareketini görmedi. Gerçekler bir iğne deliğinden rahatlıkla geçmesigerekirken, bir kumarhane çıkmazına dönüşmüştü. Ezgi, Kenan'ı uyandırmadangitti. Çünkü partiden önce konuşmuşlar ve kavga etmişlerdi.Kenan uyumadan önce, uzaylı arkadaşlarının isteklerinikendisi karşılayamadığı için davetsiz misafirleri anlayamadığından neredeyse,tamamen gözlerini o gece kapattı. Aslında tek gerçeklik ret kitin gerçekarkadaşı olmasında yatıyordu.O an, Ezgi ve Kenan, o geceden bir sonraki gün bir dahauzunca bir süre bir daha konuşmadı. Kenan partiden önce Ezgiyi çok üzmüştü.Umursamamış gibi odasına çıktıktan sonra, hiçbir şeysöylemedi. Ezgi kendisine has ve zarafeti ile arkadaşlarının geleceğinden,onların farklı bir insan olduğundan bahsetmişti. Ezginin tavsiye vermesiKenan'ın hoşuna hiç gitmemişti.Ezgi, gelecek arkadaşlarının durumunun farklılığınıkonuştuğu için, sevgilisini hem önceden haber etmiş hem de arkadaşlarının delidolu olduğundan ve dünyalı olmadığından bahsederken, uzaylı olduklarındandolayı bazı bilgileri sevgilisi ile paylaşmamıştı.O gün hava hafif yağmurlu ve kara bulutlar ile çevreliydi.Kenan durumu tam anlayamamış ve Ezgi onu teselli etmek için partiden önceaçıklamalarda bulunmuştu, daha sonrasında Kenan Ezgiye bunları demişti.“İlginç misafirlerin mi gelecek, kim onlar? Verdiklerisözleri tutamayan Avrupalılar mı, gelsinler de görelim, ben anlaşamazsam karşılarında hiçbir şeyyapamayacağım olursa bil diye söylüyorum odama çıkıp uyurum” Ezgi laf arasınagirerek. “Lütfen Kenan, arkadaşlarımı gördüğünde ne demek istediğimianlayacaksın, şimdi lütfen biraz sakin olur musun.” dedi.Kenan mütevazi bir aksilik ile konuşmasına devam etti.“Bakalım kimmiş, ilginç diyorsun birde, benimde çok sıra dışı arkadaşlarım var,sinirlenirsem odama çıkıp uyuyacağım, haberin olsun partiyi orada bitirirsin ohalde. Daha sonra tekrardan barışı düşünebilirim, aksi halde tablolarıma zararverirlerse keskin bir ustura gibi cevaplarımla tokatlayacağım onları” derkenoldukça öfkeli görünüyordu.Ezgi, Kenan ile konuşmaya devam ediyordu, “Oldu mu şimdicanım, hadi hazırlık yapmalıyız.” Kenan’ın bu durumu tanışmaktan şeref duyarımtarzındaydı. Görmüş geçirmiş insanlara özgü nazik bir anlayış sergileyen başhareketi ile, söylemişti sanki hepsini bir önceki gün.Kenan’ın,herkesten habersiz odasına çıktığı an, parti devam ediyordu.Yeni uzaylıkont varlıklar, eğlencelerine devam ettiklerine rağmen, akıllarına dahigelmemişti. Kenan'ın ruh hali epeyce zedelenmiş ve içtiği şaraptan ötürü olsagerek kafası baya iyimsiydi.Samanyolununilerisindeki gezegende, yaşadıkları için çok zengin ve dünyada ünlü insankılığındaki, düşünce adamları ve devlet başkanları idi. Aralarında, galaksilerarası üst düzey varlıklar vardı. Bu biraz korkutucuydu. Uzaylı kontvarlıklar aslında, Kenan'ı sevmişler ve parti insanı görevine, çoktan Kenan’ıatamışlardı.Ezgi Kenan'ın odasından çıkarken, “Sana çıldıracaksındemiştim” dedi ve gülerek çıktı. Kapıyı kapatırken, basamaklardaki kırılmış camkadehlerini tekrardan gördü ve sonra “ilginçarkadaşlarım gelecek derken, uzaylı dememiştim, sanırım anlamışsındır artık,Let imparatorun, gerçek kızı olduğumu” bunları içerisinden geçiren Ezgisessiz bir şekilde kahkaha attı ve aşa kata indi.Kadıların ustalık ve çabukluk ile kavgaları bitirmebaşarısı sayesinde Ezgi, kendince küs bir şekilde evden ayrılmak için, Uzaylıkont arkadaşları ile birlikte 2. kattan ışınlandı.Tekrar evlerine, kimisi aile hayatı kimisi ise üst düzeykonumlarda işlerinin başına geçmeye, dünyayı yok etmek için planlar kurmaya vehayatı yaşanmayacak bir hale getirmeye gitmişlerdi.O gün olanlardan sonra, Kenan planlarını teker teker ortayadökmeye başlayacaktı. Parti kafasında tam tasarlandığı gibi gitmişti. Kenan'ın,Ezgiden gizlediği gerçek kimliği, gün yüzüne çıkmasına çok az kalmıştı.Kenan,uyandığında birdenbire düştüğü bu durumu ancak çok serinkanlı bir kurnazlıklakurtarabileceğini biliyordu. Bir melodi gibi düşünmeye başladı. Mahmurlaşmışgözleriyle, doğum günü partisine gelmiş uzaylı varlıklara evin yabancısı gibi,daima gerçekten önemsediğinden uzak farklı bir şekilde cevap verseydi? Ama sesli olarak olmasa dahi, uslu usluimparatorlarını sormuştu. Bu aldatmak sayılmamalıydı.Dün geceummadığı bir uzaylı, biraz ihtiyar gibi gözükse de partilenmeyi her zaman sevenbiri gibi görünen kişi gibi davranıyordu, biraz ilgi ile, Kenan'ın mesleğiniöğrenmek için yanında iken gözleri ile resmen Kenan’ın zihnine konuşmuştu. VeKenan uyandığında bunu hatırlardı. Bu kişi işini ustaca zihnine frekanslargöndererek iyi yapıyordu, dünyanın en ünlü tablosunu çizecek olan kişi Leonardoidi.Bu kişi Kenan’a daha mesleğisorduğunda, Kenan ardından serbest bir sanatçı olduğunu söylemişti. Sadeceserbest demek diline gelmiyordu. Hayata üreterek katkı yapmak istediğini vetoplumun geri kalanını uyandırmak amacı ile evinde projelerini yürüttüğündenbahsetmişti. Buna rağmen sonunda kurtarıcıliderlerden ziyade, toplumun sosyal ve kemik kitlesini aslı uyandırmabilincinde olduğunu dile getirdiği anda, soruyu soran kişi bir titizlikle evdenilk ayrılan olmuştu.Çünkü bu kont uzaylı diğerlerigibi bir işçi sınıfını ezen uzaylı bir varlık değildi. Kenan evine gelen kont uzaylıların resmenfarkındaydı. Bir ajan gibi sevgilisi sayesinde, içlerine sızmış ve dünyayahüküm süren topluluğun içinde ince detayları gören bir suikastçı idi.Partiyi düzenleyen adamvasfında, Kral tavşanın bizzat en yakın arkadaşı ve işini yürüten gizlilikleyöneten doğa üstü bir insandı.Uzaylı kılığındaki üst düzeybaşkanların ve bakanlara yakışacak bir tabirle, büyük fikrin üzerine ağırdarbeler ile yıkıcı salyalarını dökmüş, acımasız son seks cinayetlerinardından, gizlilik ile yürütülen suikastların, oluşturduğu doğa üstüvarlıkların ardından üstün sınıfın yeni, rezaletlerini ortaya çıkaracak kişiKenan’dı.Partide içkiyi fazla kaçırmış bir işçidendaha çok sanatçı gibi gerçek kimliğini gizleyen en iyi oyuncalardan dahibaşarılıydı. Kenan’ın kim olduğu oldukça karışıktı. Parti planlananşeklini aldığında odasına çoktan çıkmıştı. Peşine düştüğü samanyolugalaksisinin ucundan gelen kont uzaylı varlıkların, getirdiği şarabı birazfazla kaçırdığı için sinirleri bozulmuş, fakat gerçeğe kavuşmak için göreviniüstün bir anlayış ile yapmaktaydı.El Draco meclisininkurucusu olan Kenan, El Samanuel masonlarını yıkacak adamdı. Kötülerin kralınıyerin altındaki gizlendiği delikten çıkarttığı gün, dünya insanının çalınan DNAsarmaları bulacak ve insanlık iyileşecek aynı zamanda, boyut yolculuğununsıradan olduğu bir dünyaya, kavuşacaktı.Kenan her neolursa olsun dayanıklı bir adamdı. Odasına çıkarken bunun üzerine bir sözdalaşı aynalı duvarın orada çıkarken, uzaylı kılığındaki üst düzey kontlarınimparatorlarını nereden tanıdığını sorguladıklarında, Kenan fark edilmedenpartiden ayrıldı. Kötülerin kralı Let imparatoruna bağlı çoğunu hepsini elegeçirmişti. Dünya, yıkıcı bir şekildeyok edildiğinde, Let imparatoru dahil olmak üzere Mes kainatına bağlı tüm üstdüzey kararlar değiştirecek, gerekli görülen gezegenler yok edilip, var oluştasöz dinlemeyen ırkların öldürülerek tahrip edilmesi planlanıyordu. Kötülerinkralının emirleri hâkim olacağı zamanı bekleyen ele geçirilmiş üst düzey planiçinde hareketlerini sürdüren kont uzaylılar kendi topluluklarında planlarınıdünya insanı üzerinde etkili bir şekilde uygulamaya başladığında yeryüzündehuzurun adı savaş diye değişti. Yerin altında medeniyeti tehlikeli bir şekildeyönetecek olan o yaratığın planları kazanan taraf olacak gibi gözüküyordu.Planı tamolarak evine gelen uzaylıların aklını ve planlarını öğrenmek, zihinlerindekigelecek etkisini karıştırmak, bu olsa dahi sadece kafalarının içlerinde gerçekbir görüntüyü sorgulatmaktı. Uzaylılar, Kenan'a Polis adama bakar gibi önceomuzunun üstünden, sonra önden, sonrada yakınından bakmıştı. Fakat onlarhiçbir şey çözemeden, Kenan oradan ayrılmıştı.Fakat uzaylı kontlar, süreklimuntazam bir birlik içinde parti yaptıklarından dolayı, kont bedenlerinin vekafalarının içerisinde yaşadıkları ürperttirici olaylardan sonra, sıra dışılıkvardı; kanunlar ve ilişkilerden oluşan devasa bir cihazın ölçülü kollarınadokunmak gibi... Normal günümüz insanlarını harekete geçirmeden veya hayatınsükûnetine onların elinden almadan ne sokağa çıkabilir ne de galaksinin taötesine ışınlanabilirlerdi veyahut başında oldukları insanlarıyönetebilirlerdi. Kötülerin kralı, günümüz teknolojisini gizleyerek,istedikleri gibi tasarlarken, dünyanın sonunu hazırlıyordu. Ve elemanları partiyapıyorlardı. Öfkeleri hiç gözükmüyor, oldukça rahat ancaknormal bir insanın bu gibi anlarda çıldıracak kadar tahrik edilmiş olabilirdi. Üst düzey kötü kontların birliklerin arasında,dönen bu oyunun farkına varmayan insanlar, asla kötücül durumu öğrenemez,öğrendiklerinde ise yüzlerinde kanamaya başlayacak kadar sıkılmış bir durum,yumruğu andıran bir his, ve ona benzer bir dürtüyü suratlarına yaklaşmışhissedeceklerdi.Kenan, partidevam ederken uzaylı kontların unutmuş gibi rol keserken, bütün sahneışıldayarak güneş açmış, müziğin etkisinde, renkli ışıkların karanlığıyansıtması gibi bir şeylerle dolmuşken her şeyi gördü ve anladı. O an olan bitenin yaşandığı bir parça yolbelirdi, apaçık adamın üstüne gelen bir yok oluş görüntüsü gibi acı vericigörünüyordu. Cinayetlerini1 gecede işleyen başarılı bir kral gibi, bir sonraki buluşmayı düşündü. Kenan'ındoğum günü partisinin planını Ezgiye bizzat partiden önce kendisi söylemişti.Kenan’ın evlatlık olmasındayatan nedenlerden biri, acıma duygusunu yok etmekti. Kenan tek başına takıldığıdönemlerde tavşan kral ile tanışmış, o ise Tavşan kral, Kenan’ın üstün birmucize olduğunu gözlerinden anlamıştı. Yeryüzünde, esrarlı bir laiklikestireceğini anladığı vakit, Kenan’ın kim olduğunu dünya dışındaki manastırda,zamanın efendilerine sorarak öğrendi ve onun arkadaşı olma kararını aldı. Kral tavşan, dünyanın altında saklanankötülerin kralı ile savaşmak için birçok yetenekli kişiyi bulmak, yetiştirmekve sahiplenmek görevini Litar Twain karanlıkların bekçisi, Ayın içerisindekayığı ile nehirleri dolaşan mühür sahibi kişiden almıştı.Zamanın ötesinde şekillenenkorkunç diğer varlıklar, kötülerin kralını kaçırmak için Mes diyarındakielement ormanlarından geçmiş. Eksi varoluşlardan, solucan delikleri açmış veRoply havuzundan ağır yaralar alarak uzay yolculuklarını sonlandırmak ve zafereulaşmak için, sadece Tot fedailerinin girmesine izin verilen, ölülerdiyarındaki Du kâinatının en ürkütücü casuslarından, korkunç birer orduoluşturmuştu. Let İmparatoruna bağlı kişilerise piyon niteliğindeydi, fakat mat yapmaya en çok yaklaşan adamlar bupiyonlardı.Hainler, varoluşu yıkmayaçalışan, tüm yedinci boyut varlıklarının hapis edildiği hapishaneye, saldırıdüzenleyerek, Du diyarı dükleri öldürerek var oluşun bazı boyut kapıları hasargörerek geçişleri kapattırmaya zorladı ve dünyaya girişler yasaklandı. Savaş rüzgârını estirirken çanlar çalmayabaşlatmıştı. Tüm kaçak mahkûmları serbest bırakan kötülerin kralı emri altındakikötücül varlıklar. Varoluşu korkunç bir tehlikeye sokmuş oldukları gibi,Kırmızı saplı tornavida tarafından yaratılmış karanlıkların efendisi Kötülerinkralını boyut kapılarına hasar vermeden önce tüm ordusunu orada bırakarakkendisi insan nesli ve bir üçüncü boyut dünyası olan varoluşta, yeryüzüsaklanmak iyi bir fikirdi. Kötülerin kralı üçüncü boyutvarlıklarını ele geçirerek insan neslinin içine girmiş, kılık değiştirmişhainler yaratmıştı. Kırmızı saplı tornavidanın yarattığı kötülerin kralıoldukça yetenekli ve insan düşmanı olarak yaratılmış bir varlıktı.Güçlerini hem diğer boyutlardahem de yeryüzünde güçlendirmek onlar için büyümek oldukça önem arz ediyordu.Dünyada saklanmak ve yeryüzününaltına gizlemek oldukça etkili bir plan gibi gözükse de insanların dostları,kötülerin kralını bulmak için yeryüzünde gizlilik ile yürütülen planların enbaşında Kenan ve arkadaşlarının topluluğu geliyordu. İnsanlığın neslini tehlikeyeatan, bu varlıklar yok edilerek galaksiler temizlenecek ve geri sayım herkesiçin başlayacaktı.Kenan, birsonraki doğum günü partisine hazırdı. Dün gece yaşadığı dramı düşündü, oldukçaetkili karşıladığı uzaylı kontların karanlık tarafını bildiğinden dolayıüstünce bir karşılamayı hak etmediklerini biliyordu.Evin içindemekândan kopmuşçasına eğri büğrü duran varlıklar vardı; Galaksinin dışında, varolan gelişmiş medeniyetlerin hain toplulukları Kenan’ın evindetoplanmışlardı. Üçüncüboyutun hâkim tipleri, kont varlıklar, aralarında geliştirdikleri üst düzeyklon kopyalama teknolojisinden bahsettikleri duyulmuştu, bunların üst düzeyyetkililer oldukları apaçık belliydi. Bakanlar ve başkanları ile gülünç, iç içekaynaşmış gibi görünen adamlar, ama bir başka değiş ile kardeş gibi asla değilgibi görünüyordu. Birbirleri arasında, aksine sanki bir kan damlası gibiydiler.Gözlerinin görünüş ve açısı, düşüncelerinin perspektifindençıkmış, tek bir organizma, bir bütünsel hakimiyete kavuşmamış zeytin dalı gibiduruyor ve gözükenler farklı ırktan varlıklarladır.Tabanları zemine yapışıyordu. Bir hayli şarabı fazlakaçıran kont uzaylılardan biri sanki, imparatorlarına en yakın kişiydi.Alnından 8 göze sahipti ve ensesine doğru küçülen bir yapıdaydı. Fakat hiçbiribulunduğu yer ile iletişime geçer gibi gözükmediğinden bu anlaşılmıyordu.Bir kılık değiştiren insan gibi esrarlı ve bir devletbaşkanı, öyle bir havası vardı. Bu tarikat uzaydaki gelişmiş medeniyetlerin kesinlikleyeryüzündeki insanlar ile irtibatı vardı. Ve çok güzel takılıyorlardı. Bu tamolarak ayırt edilemiyordu. Bu varlıkların adının bir önemi yoktu, bu açıklayıcı tabirile açık tenli çekik dört gözlü madam uzaylı en normalleri görünüyordu, tekparça kıyafet üzerine takı takmış, saçları güzelce yapılmış ve hem de ortalıktaöylece, ‘majesteleri, majesteleri...’ diye bağırıyorken içerisinde sankiplanlanmış kötü planların habercisi sakinliği yatıyordu.Kenan, doğum günü partisinden önce, gemisinden çıkamayanadam diye nitelendirdiği, not defterinin üzerinde bulunan resimde saklanan,dalgalarla boğuşan, hukuk rüzgârları esintisinde, bir karede bir parçasınısaklıyordu. Not defterinin üzerinde,geminin içinde büyülü bir arkadaşı vardı. Bu doğaüstü olayın sihirli bir tarafıkesinlikle vardı. Fakat kimse bu sihri çözebilecek kadar olgun değildi.Kenan’ın notdefterinde buluştuğu kişiler, deniz gezmiş görmüş, gemisinden çıkamayan adamlartopluluğuydu. Birlikte geleceğe notlar alarak kahramanlık göstergesi ileyaşamış insanların rüzgarları hırçın dalgalar ile belli oluyordu. Kenan notlaralmaya ve yazmaya çocukluğundan bu yana her kim olursa olsun onu etkileyenkişiler ile birlikte arasında asırlar dahi olsa, konuşma özelliği doğuştanyüklüydü. Gemisindençıkamayan adamlar topluluğu karanlık suların kaptanları, bu kişiler ve diğer mürettebat, oldukça kalabalık rüzgarların estiği, kahramanlıkdiyarlarındaki savaşçı sonsuzluğuna açılan kapının bekçileri, tüm dünyadanbilgiler gelen geminin kaptanı ile birlikte, denizlerin kralları ve korsanlarıile geleceğe bırakılacak en güzel armağanı yaşatmaktaydı içlerinde.Kenan’ınyazdığı notlar, insanların en yakın arkadaşlarının dili gibi bir fedakârlıkgösteriyordu. Türdeşlerinde aynı efektleri uygunsuz taşıyıcılarında intikalettiği kişiler azda olsa çoğunluktaydı, o halde hiçbir zaman tavşan kralınkahrını ve diğer tüm insanların yükünü azaltacak bir görevde, herkes birlikolmalıydılar. Ve tozu dumana katacak kişiler, dünyada ortaya çıkarmasınayardımcı bir durum olarak görülüyordu, not defterinin içerisinde.Kenan sıksık şu fikre kapılıyordu. Ezgi ile yaşadıklarının hepsi karşılıklı birertelkindi ve ancak olağan dışı bir kaderi seçmiş tasavvuruyla birliktedeğerlendirebilirdi. İkisinin arasındaki ilişki, dünyalara uzak medeniyetlerinkültürleri ile dünyada harmanlanmıştı.Kenan notdefterine, “bundan ne anlamam gerekir”, diye not düşmüştü. Diğer cinayetlerinkavramlarını o kadar rahat konuşan Kenan, deftere kullandığı bu gelişmiş akıldiline rağmen, bu efektif cinayetler sıralanmaya sırasıyla yola çıkmayabaşlamıştı. Ardından not defterine şunları yazmaya devam etti: “Genç birisi,kaderi olacak kitapların sesini ancak yarım kulak dinler; bitirmeye kalmadankendi sesini yükseltmeye kalkar! Çünkü cinayetlerde aradığı hakikat değilkendisidir.”İnsanlığın durumu tuhaf çığlıkların keskinliği gibiolmuştu, ama asla bir katil olmak için değil aksine yıldızları dünyadayaratmaktı. Kenan’ın görevi, Tüm kâinatların göreviydi.Bunun büyük ölçekteki sorunu: Daima yeni insanlar ve eskiolayların arasında gizlenen gerçeklik üstü iyi ve kötü üstünlük ile başarılmasıgerekilen vefanın yol göstericisiydi. Ve zamanda sadece yeniden kırılmış gibigörünen varlıklar, görünüşte barışı hedefleyen çiçekler, tek tek kişileriansızın ortaya çıkarttığında, soruların cevabı daha derinlerde belli olacaktı.Kenansürekli hayal ediyordu, hayal kurduğu dünyayı ve insanları düşündüğü zaman bunutasavvur ederek insanlığa yardım etmesi bir tarafa hayal gücü eksikliğiyaşarken mekanlar onu keşfediyordu sanki. Aksi halde bir diğer kutsal mekânaçıkış yapamayıp, derinliğin sessizliğini işitemezse tavşan kral gibi bu dünyadaepeyce bir zaman kalacaktı.Böyleliklegeriye kalanlar büyük iç kabartıcı, teşvik edici, ağırlaştırılmış yükler gibi,omuzlayıcı ve yükselen duyguların iletişim aracı olmalıdırlar...Kenan evindeodasında iken masanın üzerinde bulunan üsteki bacağını indirip öbürünün yanınakoydu ve ciddileşti.Parti günüuzaylı kont ismi Dina olan general hanımefendi, Kenan’ın hitabındanhoşlanmıştı. Çünkü bir defa alışınca Generaller ve İmparatorlar, kontlarınyarenliği ve arkadaşlığı ile keyif almaya başlarlardı. Kenan için bu keyif, arkadaşlık şöyleydi, notdefteri olmasa öte yandan içini dökebileceği birilerinin olmayacağından, Kenanaçısından görevini başarıyla yönetmesi iyi bir durumdu. Defterlerin hepsi hayatınbir planıydı. Yanında resmen bir mühür gibi not defterini her zaman yanındataşırdı. Garip bir durumdu, gemisinden çıkamayan denizlerin korsanları üzerindederin suların bilgisi kayıtlıydı, büyülü not defterindeki adamlar, mühürtaşıyıcısının insanları büyük ve korkunç hislere tekabül eden adamlar ile sıradışı bir ilişki olmasını fark etmesiydi, esen rüzgarlar olmasaydı kimse tekbaşına bu görevi üstlenemezdi.Kenan’ın doğum gününegelecek uzaylı kontların kıyafetleri bu sefer pijama ile değil, hepsininüzerinde üniforma olmasını istemişti. Kenan cinayetleri tek bir gecedeişleyeceğinden, üzerinde kırmızı general rütbesi olan kişileri hedefliyordu.Nedeni apaçık belli ve kesindi. Hiçbir varlık gezegenlerde ihanet ve yok oluşhazırlayamazdı. O sadece Kırmızı saplı tornavidanın işiydi. Barış içinde özgürolmaları gerekmekteydi.Kenan’ın doğum gününegelecek olağan üstü varlıklar, çizgi filmden fırlamış kişiler gibiydi sanki,gözleri yanıltan bir serap gibi geziniyorlardı. Kötü halleri maskelenmişvarlıklar, kimseye üstünlük taslayamaz ve aldatamazlardı. Bu yasalara vekurallara aykırı olduğu gibi hoş karşılan bir durum değildi dünya üzerinde.Ezgi ile beraber parti günü boz renkli binicipantolonu olanlar, sarıyordu etrafı, bahçede olanların ayaklarında da ise düzrenk çizmeler vardı ve kırılmış sandalyeler. Bahçe o gün dağılmıştı. Kenan’ınbu duruma canı sıkılmış olduğundan doğum günü partisinden önce cinayetlerinişleneceği gece için, evin bahçesini maddenin kendisi ile iletişime geçerek düzelttirdi.İnsanlığı sömüren kişileri tek bir bahçede haklama planı güzel bir fikirdi. Enözel kesimini ise bir ironi ile şaraplarını yudumlarken hepsinin ölmesiniizleyecekti.Kenan’ın evinde gizli kameralar bir perdegörevi görünüyorken kontrol edilen suikastın arkasında kral tavşan ve en çoktagözleri olmayan en kuvvetli taştan, daha canlı bir varlık baklava canavarıydı. Konu ne olursa olsun kontrol ediyor, suikastların dünyainsanından gizli yapılması gerektiğinden işleri titizlikle hazırlayan bir ekip gizlilikiçinde bir savaşın doğuşunu serinkanlılık ile izliyordu... Varoluş sancıları çekmiş tüm ebediyet ve sanatın kurtulmasıadına, üzerine yağmurun güneş gibi düşmüş hali, herkesin tekrardan bir çiçeğinyeniden dünyada açmasını izleyeceği gün an meselesiydi.Ezgi parti günü sitemkârbir bakışla bakarken, Kenan’ın yan odadan dinliyor olabileceğini anlamış ve uzaylıkont arkadaşına işaret etmişti. Sonra yüksek bir eda ile, “öylesine kastetmedimmuhakkak” diye ardından sarhoş gülüşü ile bulunduğu yerden uzaklaştı. Ve lafanlamaz bir tavırla ortaya çıkan acı bir kıskançlıkla dışarı gönderilenduyguların hükmü, keskin bir kılıç gibi veya her durumun farkına varan bir baykuşgibi oldular.Kont uzaylılardan Dina parti günü “sevgilidostum Kenan nerede?” Dedi.Ezgi birönceki gün aşa kata indiğinde partinin bittiğini uzaylı kontlara söylememişti. Veardından doğum günü partisinde herkesin kıyafetlerini giymesini rica etti,suikast tamda Kenan’ın istediği gibi giderken ve daha resmi bir doğum günüpartisi vereceğini açıkladı.Kontuzaylılar hiçbir şeyin farkına varmıyorlardı. Kenan'ın sanatçı kişiliğininaltında bir kral yatıyordu, bu yüzden Kenan hiç fark edilmeden evinetablolarını asmış işini sürdürmekte ustalık kazandı. Bu son teklif doğum günüpartisi, galaksinin ötesinden, geliş medeniyetlerden gelen uzaylı kontlarasorulmadan kabul edilmişti. Resmen önlerine sunulan bir yemek gibiydi. Kenanfedakârlık göstererek aşa kata inmemişti. İçtiği garip şaraptan rüyalara dalmadanönce doğum günü partisine beklediğini, Ezgi aracılıyla önemli kişilere bildirdi.FakatEzginin hiçbir şey den haberi yoktu. Kral tavşan hariç kimse Kenan’ın paralelfaaliyetlerini bilmiyordu. Uzunca zamandan sonra bir süredir bir şekildearsızlaşacak ayak seslerinin adımlarıydı yaşananlar. Sonra sessizce hafif birsancı dalgası ile, Kenan’ın vücudundan özür dilercesine akıp gidiyordu.Kenan,yalnız kaldığında görevi gereği geceleri ağlıyordu. Hatta ara ara öyle nöbetlerile titriyorken bu durum, Kenan’ı Ezgiye olan aşkının fizyolojisine dair, nepahasına olursa olsun sakar bir kaçırma hareketi gibiydi. En ufak manayasebebiyet vermemek için, istemediğini uygunsuz bir işaret gibi algılıyor vekendisine geliyordu. İkisi birbirini bir şekilde tamamlıyordu.Kenansevgilisine doğum günü partisi için ‘ne düşünüyorsun’ diye partiden sonrakihafta evine geldiğinde sordu; Ezgi yalnızca başını sallamakla kalmadı, kendiniKenan ile konuşmaya kaptırdı. Ezginin aklına bir şairin sözü geldi, şair aşağıyukarı; insanın sevmediği biriyle ortak bir kader ağına takılmasından daha fenabir çaresizlik olmadığını söylüyordu, bu da kaderlerini onları ayırmadığımüddetçe, Kenan'a karşı bir şeyler hissetmeye çabalaması gerektiğiniispatlıyordu.Uzaylıkontlar parti evinden gittikleri vakit, Kenan’ın kim olduğunu iyice araştırdı.Fakat hiçbir şey bulamadılar.Daha öncedenkral tavşan ile içerisinde bulunduğu durum, aç kalındığında midede hissedilenduruma benziyordu. Evinde bir tuvalin üzerinde gözüken uzaylı kontlarınsalyaları yerde birikinti oluşturmuştu. Ertesi gün evi toplarken gördü ve durdu. Sanki bir sanatçınınresmine tükürülmesi gibi lanet bir hal gibi duruyordu. Kenan’ı bu durum çokkızdırmıştı, sanki burjuvalığa duyduğu hırçın sinir açlığını göz önünegetiriyordu.Bu anlar, Kenan'a sevilenromanlardaki şahsiyetlerin hayatındaki önemli anlarında dile getirilen basmakalıpdurumlara benzer görünmüştü. Doğum günü partisine tam bir gün kalmışken, Kenandoğum günü pastasını siparişini kral tavşanın özel ekibine yaptırdı. Çoksıradan duran bir pasta gibi gözüken cinayet silahı oldu. Ve partisine gelenkont uzaylı varlıkların, Ezgi hariç herkesin ölümü planlanmıştı. Doğum günü pastasını hazırlayanlar, matematiksel mantıkçılardenen, ekip işinde usta suikast ajanlarıydı. Ezginin bu melodik pastadan hiçhaberi yoktu.Kenan Ezgi ilekonuşmalarında pasta bir gün öncesinden Kenan'ın evine geldi. Fakat Pasta, üstütasarlanmış moleküler bir suikast silahıydı. Ezginin ve Kenan’ın aynı zamandabir davetsiz misafirin DNA’ları alınarak pastaya kodlanmıştı. Pasta olağan üstüyumuşaklığıyla baya ilgi çekiciydi ve pastanın içerisinde bulunan moleküllerdahi Kenan’ın emrine verilmiş komut beklemekteydi.Uzay zamanı çokkarışıktı, uzaklığı aklın sınırlarını zorlayan tarzı galaksinin ötesindeki öte dünyadayaşayanlar için garip bir hal alıyorken, tim ajanları oradan Kenan için sonteknolojik dilim bilimciler ile silahlarını devreye soktu. Zekâları ile övünen Uzaylı kontları haklamakiçin oluşturulmuştu. Açık seçik ifade edilemeyen 5 katlı bir pastaydı. PastanınDNA moleküllerine gizlemiş oldukları yazılım matematiksel mantıkçıların tammantığına uymayan yeni bir biyolojik sistem üzerine geliştirilen matematikterimi ile tasarlanmış bir pastaydı kendisi.Gat X adı verilen,karadelik matematiği ile bilinen uzay zamanın ötesinden zamansızlığa akandiyarların havasını içerisinde barındıran öcü ve kini taşıyordu sankigaripliğinde. Uzaylı kontların maalesefhepsinin öldürülmesi gerekliydi. Dünya da kullanılan teknolojiyi kısıtlayan veinsanlığın gelişmesini istemeyen kişilerin sonu hazindi.Kötü kralın emri altındaolan uzaylı kontlar yani bu kötü şahsiyetlerin her biri, uzayda tüketilenkaranlık tarafın uyuşturucusunu, insanların kalbinde, kötü kralın emri ileinsan içinde yaygınlaştırılmıştı. Bu hüküm binlerce yıldıruygulanarak üretiliyordu. İhanet eden kontların herbirinde öldürme yetisi bulunuyordu. Sevimli yaratıklar insanlara hiç değervermedikleri gibi onlara lazım olan gücü kazanmak için, kaçırdıkları insanlarıfanusların içerisinde klonlayarak değiştiriyorlardı. Bu seanslar her zaman gizlilikleyürütülmekteydi ve bunlar gelecekte gerçekleştiriyordu. Deneyler gerçekleştiren zamanın her noktasındaçalışan hekimler mevcuttu. Aynı zamanda tüm insanlığı yok etmek için kendi teşkilatlarındagizlice planlar hazırlıyorlardı, insanları hayvan pazarından alıyorlar gibiseçerek, işlerini yürütüyor, öldürüyor ve hasatlarını dünya insanlarınınkanları ve organik yapısı için yapıyorlardı.Oldukça çıkarımı mümkün görünmese deinsanlığın yeniden tasarlanması için bu toplu kont uzaylı cinayeti doldurularakgerçekleştirilmeliydi. Tüm zaman diliminde bu uğur için çalışan düşünceadamları vardı.Dünya insanının kurtarılmasına yol açacakbüyük bir başarı ile sonuçlanacak olan dram, felaketi felsefesiyle daha fazlaöteleyecekti. Let imparatorluğuna bağlı uzay yasalarına göre bir insanıdondurmak cinayet sayılmıyordu. Ebedi olmasa dahi şimdilik Cinayetdenilebilirdi. Ezgi, korku ile aşılanan imparatorun en özel kızı idi. Ve uzaydagalaksinin ötesinde en çok tanılan asil bir doğaüstü insan. Uzayda organik olandağa ötesi sayılan yarı insan yarı tanrılar gibi görünüyordu.Ezgi gerçekten Kenan’ıseviyordu. Onun gerçek kimliğini öğrendiğinde ise uzaylı kontların tümpisliklerini, insan ticareti yaptığının farkına vararak adeta uzayın baronlarıöğrenecekti.Hepsi zamanda yolculuğunyasak olduğu 24. yüzyılda geliştirilen zamanın farklı noktalarından gelen yarıbiyolojik insanlardı. Ve 24. Yüzyıldan önce geçmiş geleceği şekillendiren biryaşam sahası idi.. Enerjilerin bir bedeniolmasa dahi gelecekte insanların iletişim kuvveti ve kayıp DNA’ların yerinegetirilmesiyle enerjiyi istedikleri forma döndürerek birçok gelecek teknolojisiöğrenildi.Kont uzaylıların bizzatimparatorun gözünü, kızının ölümü ile tehdit ettiği ortaya çıkacaktı. Ensonunda gerçeklere kavuşmasını isteyen tek kişi Ezginin sevgilisi Kenan'dı.Dünya üzerinde yaşayan insanlarıkaçırarak kalbine enjekte edilen enerji kristalleri yerleştiriliyor, ortaya çıkanüstün ırkta ise kötülüğün hükmü vardı.İnsanlık, Letimparatorluğuna bağlı hain kontların medeniyetlerden uzak gen teknolojisi ileklonlandığı klonlar gezegenlerde kitli tutularak uzayda gerçekleşecek savaşahazırlanıyordu. Bu klonların iskelet sistemleri kendilerine has organik vegelişmiş teknolojik Anti jel içeriyordu.Tüm kötüler Eksi kâinatlardaboyut kapıları açılınca özgürleşmeyi için bekleyen kaçınılmaz kötülüğün birfırsatıydı, bu cinayet günü gerçekleşmişti fakat geçmişte insanlığı yok ederekgeleceği değiştirmek mümkündü kral tavşan ve varoluşu kontrol eden iyi güçlertarafından.Kral tavşan ve varoluş savaşçılarının başarıylaüstlendiği bu görev hayatı önem teşkil ediyordu. Tüm varoluş adına kötülerinkralı ve baronların sonunun yaklaştığı ise kaçınılmaz bir gerçek gibigörünüyordu. Yok, oluş bir sınıf atlamaydı. Ve her boyutsavaşları yeryüzünde savaşlardan çok farklıydı.Tüm gelecek yeni birdöneme geçiş yaparken, sıkışıp kaldıkları bu dramdan ve diyardan, başkadünyalar aramaya, yeni şehir merkezleri kurmaya, galaksinin her bir gezegeninitekrardan yaşatacak güce sahip olmaya, hak kazacak olanlar, iyi insanlardı. Yeryüzüne her zamaninsanlık egemendi.Varoluşa savaş açmış kötügüçlere karşı, cesurca göğüs geren varlıklar, bir gün güçlerini birleştirerekdaha güçlü olacak ve yeni bir zafer kazanacak olanlardı. Arkasında binlerce nedenbırakan soruların ilki, Kenan’ın gizlenmiş kimliği, Kül kralının kendisiydi.Kazanacak olan kesim, onlar,DNA’sı ile oynanmamış insanlardan hariç yaşamaya hak kazanacak olanlar sağlıklıinsanlar olmalıydı.Kötü güçlerin elindebulundurduğu gen bilimciler, farklı zaman dilimlerinde uzayın karanlığındakidünya benzeri diyarlarda, diğer dünyaların içinde çalışmalarını kötü kralı emrialtındayken sürdürmekteydi. İlk etapta, gelecektemarsta popülerliğini arttıracak olan, Mars kurulunun çalışmalarını, onlar Letimparatoruna ihanet eden kont uzaylılar hazırlıyordu. İnsanlar için ürettiklerişeffaf jeller, biyolojik tankerlerde ve kabinlerde insanlarının derilerinepüskürtülerek atmosfere uygun bir hale getirilmesi planlanıyordu. Bu kurulmarsta insanın zarar görmeden yaşatmayı amaçlıyordu gelecek bizzat gerçekleşenbu durum aksine birçok denemeden sonra başarıyla sonuçlanmıştı. Fakat bu bilgileri elde eden insanlar, tehlikealtındaydı. İkinci etapta ise, marstan uzaya, yani DNA’sı ile oynanmış insanlarüretmeye ve uzayda seyir halinde gezebilecek organik zeki varlıklarınoluşmasına neden olacak genler ortaya çıkartmaktı. Bu kurul günümüzde dünyada yarı siber insannesli ortaya çıkartma amacında ve bir ordu kurma peşindeydi.Kont uzaylılar oldukça kendinden eminadımlarla kötü gücün kuvvetini, insanları mekanikleştirerek başarmaları artıkan meselesi haline gelmişti. Uyanık kesim için bu tüm dünyaya gösterilmişti.Dünya kötücül kuvvetini, fizikte kütleli bir cisme hareket kazandıran etki gibiesir etmeye 2021 de büyük dönüşüm olarak, dünya da başlattıklarını ilan etmiş,gelecekten gelen zaman yolcuları dünya insanının aklına korku pompalayarakgeçmişin güçleri eline almıştı. Zamanda yolculuk etmenin serbest olduğudönemlerde ise ölüm diye bir kavram yoktu.Kötü güçler görünürde dünyayı avuçlarınıniçine, ellerinin arasına sığdırmaya kadar gitti.Kral tavşanın zihni epeyce bunlarla meşgulken,uzaylı kontların ortadan kaldırılmasını arzuluyordu. Dünya insanını irade iletecrübe edilen şeylerin hâkimi gibi: onlar kötücül kuvvetin altındaki işleriniyürüten, kontların ölümü, soğuk savaş bölümüydü.Gerçi tecrübelerden, herbirinin en yüce ve ışıldayan şiddetine ulaştığı vakit, duygu hallerini dünyainsanının kendisini korumaya yetecek gücün farklılığı göz önündebulundurulacaktı. Bu durum bütün eylemlerin batışı anlamına gelmez miydi? Tekgerçeklik barış için doğal olmayan bir katliam gerekliydi.Bu durum 21. Yüzyıldakargaşaya ve gelişme yol açacaktı.Tüm günler planlanmış saat gibi çalışırvaziyetteyken, ön görülmüş varoluşu kurtarmaya yetecek cesaret, insanlararasında yaygınlaşacaktı. Yer edecek fikirler ve tasarımlarla saklananteknolojiler gün yüzüne çıkartılacaktı. İnsanlar geliştikçe kendi aralarındasanırım olabilir böyle bir anlayış diye içlerinden geçirmesi an meselesiydi.Deyim yerindeyse bütün insanlığı kuşatan muazzam bir tersliğe dair kafasındanet bir tasavvur vardı gelecek günlerde. Kenan’ın kafasının içerisinde dönüp dolaşan butilkiler işin birçok farklı yönü olduğu için, bir türlü o tasavvuru kendini tamanlamıyla tatmin edecek şekilde ifade edemiyordu.Kral tavşan ileokyanusların ötesini daha önceden gezen Kenan, görevinin başındayken huysuz birçocuk kılığında yapmalıydı. Doğum günü partisinde cinayet işleyeceğini kraltavşan muhteremine mantarcı Suat'tan yardım alarak ön görmüştü. MantarcıSuat 1453 İstanbul'un fethi sırasında, kral Fatih Sultan Mehmet öngörülerindenoldukça faydalanmıştı.Tümzamanları gezen mantarcı Suat, zamanın işleyişini insana öğreten kişiydi. Zamankulübünün en önemli askeri, zamanı büküp kollarıyla ile solucan deliğiaçabilen, geçitlerin hâkimi, evren üzerinde bilmeyenden güç alma özelliğinisahip bir varlık, Mantarcı Suat’tı.Var olan evrende, sürdürülen nadir asilsoylardan biriydi. Tüm zamanların hâkim hekimi tarafından tahin edilmiş birasker niteliğinde çalışmalarını yürüten, zamanın en güçlü kovboylarından dahidaha iyi bir Ninja vardı ki, oda yani Mantarcı Suat'tan bir sonraki adamSamuray Mami ’idi ve başka varlıklar bir işi Mami kadar bitirici yapması imkânsızdı. Güçlükçekmeden, halledilemezdi varoluşun işleri dahi olsa.İstanbul'un, o zamanınkiadı Konstantin olan Osmanlı topraklarında takılan Mantarcı Suat, Fatihin Aslanıidi. Suat’ın yardımı savaş esnasında oldukça önemarz etmekteydi. Doğum günü partisinden önce suikast silahı olarak kullanılacakolan pasta, galaksinin ta ötesinden, mantarcı Suat getirmiş, Kenan’ın evindekimseler yokken bırakmıştı.Bilinen evrenin, aslındayolculuk yapan bir araç olduğunu Mantarcı Suat gerekli kişilere söyledi,yıldızları içinde barındıran galaksileri çeşmeden akıtır gibi birçok yaşamsuyunun sahibi o kişi Kül kralı idi.Mantarcı Suat, kırmızırenkli yıldız tornavida tarafından yaratıldığını öğrendiğinde, varoluşsancıları ile ilk başta inanmamıştı çünkü gerçeğin ne olduğunu kavrayamamıştı.Kül kralının yardımı sayesinde gözleriyle görünceye kadar asla inanmamıştı,fakat gerçek görülemez diyende Kül kralı idi. Ardından cehennemi göstermişfakat onunda görülemez olduğunu ve soyut bir kavram olduğunu dile getirende. Budurum ise bir peçetenin üzerindeki galaksileri yakar gibi birazdan göreceğiniztırnak içindeki şu lanet kelime gibi “her şey” Kül olmuştu. Kül kralı inanmakistersen buna inan, yani kırmızı saplı yıldız tornavida sözünü dinlemeyenvarlıklarında vidasını o söylediğim şeyin sıkacağını söyle demişti.Bu ikilinin aralarındageçen bir sohbet daha vardı. Mantarcı Suat kül kralına söylediklerinianlıyorum o halde gerçek nedir kıymetli arkadaşım deyince ilk başta susmuştu, oise sevgili arkadaşını kırmayarak, lafı çok uzatmadan gerçek sadece hayalgücüdür dediği vakit daha sonrasında derin sohbetler etmeye devam etmişlerdi.Suat ve Kül kıralı giderken, Suat’ın ağzından Lanet tornavida sözü çıktı.Varoluştaki Kül kralı dâhil,resmen enerji ile dolu kırmızı saplı yıldız tornavidadan yaratıldığına aslında inanmıştı,oda soyut bir kavramdan somut bir nesneye dönüşüyordu ve sanırım onun sayesindevar olmuştu. Kırımızı saplı tornavida hep vardı ve o tek gerçeklik olan tanrıdiye adlandırılan bir tornavida idi. Ama aslında tanrı değil bir tornavidafakat ahlaksız ve ab açık düşman idi. Şimdilik insan neslinin bu bilgelerışığında tekrardan sorgulayarak karanlıktan çıkması için biraz Hayal etmesi gerekiyordu.Tümbildiklerini o gece her şeyi düşünen adam kül kralından öğrenmişti, Kül kralıevrim geçirememiş Kenan’dı. Yolculukesnasında canavarı iple yeşile götüren çöl adamını tanımış, varoluşu içindebarındıran canavarın gardiyanını görmüştü.Ve bu kişilik,Kül kralı yarattığı tüm varoluşu diğer düşünen adamlardan, başka Alamud aracıolan galaksilerin tümüne bağlı diyarlardan ve kişilerden öğrendi. Hepsininsahibi ise kırmızı saplı yıldız tornavida idi. Bence yine de herkes hayaletmeliydi kırmızı saplı tornavida iblisten öte bir varlıktı ve varoluştakiiblis çıyanlarını o iğrenç varlık yaratıyordu. İçinde sakladığı hazineyi keşfeden tüminsanlık bu bilgiye sahip şekilde yaratılmıştı. Bu adam ve gerekirse madamlartüm bilgilerini içinde barındırdığı öğrenince kayak yapan bir adam gibiakrobasi gerektiren bir yaşam sunuldu herkese, yaratılmış ve yaratılmamış çölcanavarın içinde.Görünümü içiçe geçmiş, üçgenlerin etrafında dairenin olduğu renk skalası gibiydi Alamudaracı. Başka evren yasalarının olduğu Yeşile yolculuk yapan diğer araçlarıniçinde görünürdü, öğrendiği konu her zaman yolculuk idi.Bu tamanlaşılmayan matematik terimleri gibiydi. Bilim insanlarının bu bilgiyeyaklaştığı bir gerçekti. Dünya insanının ölümden korkmaması gerektiğini, öğrendiklerian barış ve sağlık içinde yaşadıkları zaman ise, bir gün kendi araçlarınıyapabileceklerini Kül kralı söyledi.Kenan vearkadaşları, zamanın ötesinden gelen polisler gibiydi Kül kralının olmadığısahalarda. Yeşilin sahibi varoluşundan gelecekler olanlar. İnsanlığı kötü yoladüşüren karanlık güçlerden ayırdığı vakit görev tamamlanacaktı.Vezamansızlığın içinde varoluşu düşünen varlıklar sayesinde yolculuk yapanlar, evrenleriçöl canavarının içinde var olduğunu anlayacaklardı. Kırımızı saplı yıldıztornavidanın izin verdiği kadarı biliniyordu. Bu kötü varlığının düşmanlığını durdurabilecek yalnızca kırmızı saplı tornavidaydı.Çünkü bu isim o varlığın kötü amellerini durdurmaktaydı ve o yüzden ona kırmızısaplı tornavida deniliyordu varlık birliğinde ve doğa ötesi bilgiler bilgiciklerverildi tüm çöl adamlarına, tüm araçların içinde tecrübeli koca bir adam vargibi insanlığa haykırışlar ile seslendi, o adam bilgileri aktaran kişi idi. Edebiyat bir sezgi iken sessizlik bir yaşamolacağı söyleniyordu.Kenan odasındaydı vegemisinden çıkamayan adam ile birlikte notlar alırken şunları yazdı. ‘“Herkesinbildiği gibi, sanat yapıtlarına dalıp gitmenin sağladığı ölçülü şehvet, güvenlibir yol olabilir kalpler de, kaptıra bilir insanlık tuhaf bir çılgınlık iledüşler ve hayallerin özelliği okunabilir sorumluluk duygusu gerektirenvicdanda.” O an deneyimler geldi Kenan'ın aklına ve yazmaya devam etti “Tümmesajlar, tüm doğa ve sonuçlar nesneye dönüştüren bir ruhtu aslında, uyanışlarizleri düşlediği an hareket halindeki bir topaç gibi dönerken, dünyaya açılananlamlar, kitapların içinde olduğu gibi hepimiz doğa ötesi ile uyuşan,varlıklar olduğumuz ise anlaşıldı. Kül kralının mührü kalplere işlendiği vakitrüya taşıyıcısı ile tanışılmalıydı…” Kenan yazmaya devam etti.Ve sonra ardından, başkabiri konuşmanın arasına girdi Sanki 1 asır geçmiş gibiydi “Hey arkadaşım, beni duyabiliyor musun? Sakınbenim kim olduğumu söyleme söz ver bana, artık özgürüm, büyük bir sabır ilesınandım. Gemimde mutluyum, hey Kenan orada mısın, duydun mu beni, mahzenlerinarasından kelebeklerin savaşından kurtardın beni, acımı dindirdin, özgür birdüşün içinde artık her zaman buradayım, dikkatli olmanı diliyorum, seni çokseviyor ve başarılar diliyor ve iyi yolculuklar diliyorum,” dedi. ArdındanKenan'ın En keskin kalemi odasında not alırken yere düşerek saplandı ve acı birşekilde ders veren biri, insanlığa haykırmış bir adam vardı sanki ortada.Adeta Not defterindendünyaya açılan bir anlam edebi baharlar ülkesinden konuşan onca kahraman tekbir vücut olmuştu barış için, yerinden sıçrattı sanki dünyaları o an,duyulmuştu odasında kahramanların sesleri. Aynı zamanda Kenan dâhil oldu vecevap verdi anlamların ilk kapısını aralar gibi. “Evet elbette duyabiliyorum seni, tüm dünya anlıyor ve cesur bir adamyüreğine dünyaları sığdıran korkusuz adam teşekkür ederim,” dedi darağacında asılan kahraman.Mantarcı Suat, tamvaktinde, herkesin delilik sınırındaki nefes darlığına yol açacak zamaninsanlara anlatım biçimi farklıydı ve görevleri başarmıştı. Fatih SultanMehmet'e bizzat kendisi söylemişti, evrenin küçük bir araç olduğunu. Ardındaninsan ırkının kanlı çatışmalarında görevler yapmış, nadide zor olan görevleritamamlamıştı. Ve son kez zamanın efendilerinden ayrılırken, tüm işini rüyataşıyıcısına devretmişti.ArdındanOsmanlı topraklarında görevine son verdi. Dolayısıyla gelecekte ve geçmiştehaber salmalarını sağlayan, beraber dünyayı savunmayı bırakarak kıyametsenaryoları yazmaya başladığını itiraf etmişti. İtiraf ettiği en yakın arkadaşıbir başka boyutta bedenli olan Kenan’ı gerçek görünümü tek bir kişi o yüzdenMantarcı Suat ile ilgileneceğini ağır başlıklı biriydi, tüm dünya hakkına haberverecek kişi Kenan’dı.Hayat bulmuşinsanlarla çalışan, kahveyi çok seven dünyada zamanda yolculuk yaparakenteresan dokunuşlar yapan Jakops faresi, aylak bir bilim insanı gibi neşelibir halde, mantarcı Suat gibi sırtından çıkarttığı sihirli mantarları dünyalarıyok edebilecek güce sahipti. O fare Mantarcı Suat'tın arkadaşı idi yalnızfarenin bir arkadaşı daha vardı...Rüyataşıyıcısı ortaya çıktığında dünya bilinmezlik ile süslenecek ve daha gizemlibir hal olacaktı. Hak eden insanlar galaksiler açılmak için devasa uzayaraçları yapmaya başlayacaklardı. Zamanı şekillendiren El Duraka meclisininüyeleri bu zamana yaklaşmış görmüyordu. Şu ana kadar kimse ile diyaloğagirmemiş Kenan, ilerleme kat eden bir adamdı, yakın zamanda tüm evren ilediyalog kurması gerektiğini anımsadı.
BÖLÜM2
Kenan yeresaplandığı kaleme bakıp güldü, üzerinde her zaman giydiği ceket vardı. Odasındasakin bir şekilde sahiplendirdiği kedileri düşündü. Kedilerini doğum günüpartisinden önce Holy hariç hepsini sahiplendi. Bu durum Kenan'ın canını sıksadahi yapması gereken bir görev ve yıldızlara açılma özgürlüğü, bir bütünşeklinde insanlığa sunulacaktı.EzgiKenan’ın Doğum günü sabahı bahçesine ışınlanarak geldi. Hiçbir efekt yoktuaniden belirerek görünmüştü. Biraz korkutucu olsa dahi, Ezginin kıyafetigelişini yumuşattı.Üzerindesiyah bir elbise, eteklerinde kırmızı gül motifleri görünüyordu. Eteğin sırtınaçıkan bölümde omuz dekoltesi seksi bir şekilde gayet şıktı; sonu gelmeyen birgüzellik gibi, beyaz tenin çekiciliği gözlerindeki etkileyici bakışlar halaüzerindeydi.Kapıyı açtıve 3. kata çıkmaya merdivenleri soluksuz bitirmeye başladı. Ezgi doğum günüpastasını gördüğünde gözlerine inanamadı. Kenan’ın odasının kapısının önündedurdu ve derin bir nefes alarak soluklandı. Kapıyı hiç tıklatmadan içeriyegirdi Kenan'ı not defterine notlar alırken gördü.Kenan ilegöz göze gelen Ezgi Kenan'a sarıldı ve doğum gününü kutladı, ardından “Sevgilimyıllar geçmiş gibi hissediyorum” Kenan hafif bir tebessümle güldü, “Şimdigerçekten yaşıyorum hoş geldin sevgilim” dedi. Yatağın üzerinde sevişmeyebaşladılar. Masanın üzerine çıkan kedisi Holy onları izliyordu.Kenan’ınyatağı oldukça kaliteli gözüküyordu. Ezginin yüzü gülüyorken esnek bacaklarıKenan’ın gövdesi ile selamlaşarak kaynaştı. Yumuşak ve ılık, belli belirsiz biran gibi odada bulunan ışıklar ortamı sıcak ve romantik bir drama dönüştürdü.KenanEzginin saçını parmaklarıyla çekip boynundan öptü, sanki ezginin içinde birdeprem olmuş gibi sarsıldı. O öpücükten sonra zaman, sakin bir esinti ileakmaya başladı.“Mmmmnasılsın” dedi Ezgi.“Şimdi oldu,”“Olan ne?” “Gerçektenyaşıyor aşkımız”“Buradaseninleyim”“Hiçbir şeybu anımızı bozamaz, sevgilim”“Evet, bunabenzer bir gerçeklik”“Sengelmeden önce ortalık ne kadar sessiz diye düşündüm. Hiç ses yoktu.”“Biliyormusun, gerçekten bağımlıyım bu duygu, inanılmaz” “Artık anlabir yıldızdan düştüm senin için” “Şimdi birprensesi etkiledin” diye kulağına fısıldadı Ezgi, o an ikisi oldukçaheyecanlıydı.Ellerinisırtında kavuşturarak ona sımsıkı sarıldı, Sonra tekrardan ellerini saçlarındagezdirerek kulağından öptü. Kenan ezgiye “Senin için epey zor bir yolculuk oldusanırım” dedi.Saat sabahon birde, Kenan kıyafetini giymek için hazırlaması gerekiyordu. Bir baloyagider gibi görünmeliydi. Banyoya gitti ve saçlarını taradı, sonra dişlerinifırçalamak için ilerledi. Ezgi Kenan'ın odasında bulunan şöminenin yanındakişarap bardaklarını getirdi ve Kenan'da en güzel şarabını çıkartarak doldurdu,kanepe otururken pastayı sordu. Kenan işi gereği ustaca sustu ve konuyudeğiştirdi. Ezgide bir gariplik sezdi fakat hiç üstüne gitmedi, aksi halde tümplan boşa giderdi.Kenan durgunbir tavır ile “Hmmm, pastayı beğendin demek, ben sana söylemeyi unuttumprenses, Eski tanıdığım bir arkadaştan rica ettim işini çok iyi yapan biri.” “Bir şarap,bu kadar keskin kokamazdı sanırım, beğendim, erken başladık içmeye ama olsun”dedi, Ezgi. Kafasındangeçen düşünceler Ezgiyi bir anlık yordu, “Evet, Kenan hayatım pasta perimasallarından fırlamış gibi görünüyor” “Bu özeldoğum gününde, uzaylı gezegen bilimcileri, partiye gelecekler aşkım” dedi, Ezgi“Ahhh, pastayıyapan arkadaşımın adı Ayna, çok uzaklardan getirdi benim için; fakat benimdoğum günüme sadece bir tek arkadaşım katılacak, onu görünce çok sevineceksin.”Kenan bu sözleri sarf ederken gayet ciddi bir havada söyledi. “Seninle konuşmamgereken çok önemli bir konu var Ezgi, sana ne zaman konuşacağımı bilmiyorum,ancak çok önemli detaylar bizi birbirimizden asla uzaklaştırmamalı.” Kenan’ınanlatmak istediği konuyu anlatamıyor, sanki İncil de anlatılan kıyametsenaryolarına benzemekteydi. Ezgiye ne olacağı söylemedi.“Her neyaşanırsa yaşansın sevgili prenses, ben seni sonsuza kadar seveceğim.” dediKenan. Sonsuzluk derken Ezginin aklı karıştı ve “lütfen korkutma artık, bırakıpgidecek misin beni.” dedi.Ardından tamanlamıyla gerçeklere dayanan şu cümleyi söyledi:“Dünyayıesir almış, kötü insanların sonu gelmek üzere” dedi.Bu özel cumartesigününde, Kenan'ın evinde bir şey sessizce ilerliyordu. Dünya sessiz bir hüznegömülmeye az kalmıştı.Ezginin yüzüloş ışıkta keyiflenmişti “Fakat Kenan, senin ne işin olur bu işlerle. Yeni birtablonun konusumu yoksa
?” Kenan konukları nasıl ağırlayacağını düşündü, daha sonra birlikte Ezgi ilebu konuyu konuşmaya başladılar.“Davetettiğimiz kont uzaylılar evimde devlet meselesi konuşuyor, Ezgi bu konuhakkında ne düşünüyorsun?”Ezgi birmemnuniyet ile konuşmasına devam etti; “Evet, benimde artık tanıştığımızdan buyana söylemem gereken bir konu olduğunu biliyordum. Şu an tam sırası, Babam herzaman efsanelerden çıkmış Kül kralını aradı fakat hiçbir iz bulamadı. Şu ankarşında otururken söylemeliyim. Babam çok zor durumda ve yardıma ihtiyacı var.Diğer hüküm veren kont uzaylılar altında, sinsice her zaman psikolojiksaldırıya uğradı. Ve ben sürekli tehdit edilen imparator Let ’in kızıyım” dediuzun bakışmaların ardından. Kenan, “Şaka yapıyor olmalısın,” dedi vegüldü.“Ne şakası aptal herif, uzaylılarıgetirdim ya önüne.”“Hem bu şimdilik çok sıkıcı sanadaha eğlenceli bir şey söylemeliyim” “Söyle neymiş o?” “Biliyorum, biliyorum bendesıkılmıştım bu dolambaçtan. Ezgi, seni öldürmekle tehdit edenleri, bizzattanıyorum, fakat onlar beni asla tanıyamaz, gerçek isminin prenses oyun olduğunu,benden neden gizledin? Sevgin ve karakterin beni sana çok yakınlaştırdı, fakatşu an dökülmeye başladın madem daha önemli konuşmamız gereken konular var”Ezgikeyiflenerek, “Bunları nereden biliyorsun Kenan, daha 1 kaç gün önce seni tanıştırdığımuzaylı arkadaşlarım, her renge girdiler evinin içinde ve sen onlardan hiçkorkmadın, bunun sebebi nedir peki.”“İşte,prenses Oyun,” diye hareket etti, Kenan odasında Ezginin yanında kendiniayaklarının bastığı yerden 1 metre yukarıya çıkartı ve o an gözlerinden ışıklaryaymaya başladı.“Sakınkorkma.”Ezgi Kenan’ıöyle görünce istemeden ürperdiği duyguları yok oluşun eşiğindeyken ağlamayabaşladı.“Dur tamburada” dedi Kenan. Ve artık kül kralı kendini Ezgiye olağan dışı bir tavır ilegösterdi. O an tüm oda ışıldamaya başlamıştı, “İşte şimdi imparator Let’inaradığı adam Ezgi’nin karşısında, “Kırmızı saplı tornavidanın peşinde ve var ettikleriniyok etme görevindeyim. Kötü düşünceleri keşfeden, kötülerin kralı ile birsavaşta olduğumuzu biliyorsun, sana onu anlatacağım, babanı tehdit edenKötülerin krallarını tanıyorum, Kırmızı saplı yıldız tornavidanın varlık dışıdüşünceleri ortada, sakın endişelenme, sakin ol ve burası acının sırtta değdiğian sakın kıpırdama” ürkütücü bir esinti estiğinde ortama Kenan hâkimdi.“Kenan sen,sen kimsin,” lafını bitiremeden sinirle “Tekrardan araştıracağım seni orospuçocuğu,” diye karşılık verdi. Ezgi ürpermiş ve korkmuştu. Bugördükleri ve konuştukları meselenin özüydü. Bu bir şaka değildi. Ve dünya içinyapaylığın sonu gelmek üzereydi.“Evetsevgilim ben Kül kralı Kenan, akıl çok aldatıcı ve sessizdir ve unutma bir şeycanını yaktığında içinde yeni şeylerin filizlendiğine tanık olacaksın” dedi.Dünyaüzerindeki yürüdüğü bedende tekrardan odasında ayakları yere bastı gri parlayanbir halı mevcuttu, Şato gezegenini hayal ettikleri odadaydılar, birkaç adımattı ve insanı duyguları, vicdanı bir sessizlik arayışındaydı, o hayatıkonuşmaya devam etti. Kenan, “Buraya devletçilik oynamaya gelmedimbir sonun başlangıcındayım, Acıyı hissettiklerinde kaçanların hepsi derin birsessizliğe büründüreceğim.” dedi. Güneşin ağırdı vakitten sonra, Ezgigördüklerini akıcı bir zihin ile karşılayamadı. Sıkıntı veren bir ciddiyetüzerindeydi, durumu hafifletmek için zamanda yolculuk yapmaya, kedilerinisahiplendirdiği adamın yanına gitmek için hazırlandı.Ezgi “Nereyegidiyorsun, dur”. Kenan konuşmaya devam etti, “Geleceğe dair birbeklentim asla yoktu. Ezgi, sadece öfke ve tabiata yapılan kaprisler beni çokkızdırdı. O, Mes kâinatının kötü bekçileri, ta kendileri, güzelim dünyayı heryerden yok etmeye çalışıyorlar, dünya da yerin altında bir delikte yaşamakta,öğrendiğimiz kadarı ile tüm kötü üst düzey yetkilerin neredeyse hepsine hâkimolmuş durumda. Ben Kenan, yüreğim niteliğinden yola çıkıyorum,” dedi. Kenanaslında hiç ciddi değil gibiydi konuşurken, Ezgi sadece onu dinledi.Ve Kenan tümgizemi yok edecek gibi duruyordu, felsefenin hiç bitmeyen bir sorunu gibişakanın sonu gelmişti, aklın gerçek besininde dürüstlükte yatıyordu.“Senin ilebir yolculuğa çıkmak istiyorum hanım efendi, bir arkadaşımı görmeniziyaretimizin şaşırtıcılığına çok sevineceksin.”“Kenan, beniartık hiçbir şey şaşırtamaz, lütfen babama söylememe izin ver, imparator Let’inyardıma ihtiyacı var,” lafını yarım bıraktıktan sonra bir anda hızlıca “boş verbabamı gidelim, gidelim de nereye,” .“Hayır, kuzum,bu durumu şu anda öğrenmesi herkes açısından ürkütücü olabilir, hem ben gizlibir yapılanma içerisindeyim, aslında bu hiç gizli değil ama olsun. Bu dünyada,benim gibi temiz bir dünya için çalışanlar hep vardı ve olmaya devam edecek…”Bir andaziller çaldı ve o an Kenan uykudan uyanmış gibi ayağa kalktı.Kenanhızlıca hareket eden biriydi ve konuşmasına devam etti “Hazırsan senin ile biryolculuğa çıkmam lazım. Zamanın efendisi bu yolculuğu sürecek ve onaylandı,öyle biri evet var, sen söylemeden söyleyeyim acele etmemiz lazım. Bu evde ziliherkes çalmaz. Sende anlayacaksın, bu arada şu zamanın efendisini bana sormaçünkü kendisini henüz bende tanımıyorum. Ben istifade ediyorum ki bu zamandaişlerin karışmaması için bir sır bırakıyorum, prenses uyan, gidelim buradan. Buarada bu boyut umurumda değil, sadece çocuklar için, yani cenneti korumak içinburadayım, diğerleri için burası benim oyun parkım, yani keşke öyle olsa.Anlamadın mı beni yoksa istesem hepsini çevremde döndürürdüm ama bunu zatenbizim şu çocuklar yapıyor. Hazırsan artık doğum günü partisinden önce eğlenmevakti.”Kenan ezgizaman yolculuk yapmak için Ezginin yanında geldi, soğuk bir esinti esti, Kenangözlerinden ışıklar yaymaya başlamıştı, ayakları yerden kesildi ve etraflarındaenerji halkaları oluştu. Dışarıda rüzgâr gittikçe artırmıştı.Kenan gücünü kontrol ederek arttırıyorken evin içinde sallantılar olmayabaşladığı an, zamanın efendisinin gizlediği bir yerde asla görünmeyen bir şatogezegenine yolculuk başladı.Fakat burayakadar anlatılanların hepsi, gerçek birer basamak atlayıcısı tarafından yazıldı.Şato gezegenine gidilmesi gerekiyordu. Yağmurlar, zihinde kar gibi yağdı veyolculuk ilerledi.Buraya kadarokunulmuş bir anda, gerçeklik bir sözcük haline geldiği zamanda, yolculukyapılması artık şarttı, e hadi o zaman lütfen gidelim, zihin dürtüleri buradandevam edilmesi gerektiğini anladı.Şatogezegeni, yaratık gezegeni olarak da bilinir. Böyle olduğundan anlatıcı zamandayolculuk yapması aksadı. Ejderhanın sapını krallar zincirlemiş gibiydi, işinibelli anlığına Kenan’a istemsizce kaderin çarkına teslim etti.Kenanzamanda yolculuk yaptıktan sonra dinginliğiyle konuştu “Hadi, ben bu işiyapamıyorsam söyleyin. Bitti mi bu işkence? Bitti mi söyle, 1006 yaşındayım veo lanet dünyayı kurtarmaya çalışıyorum. Sonunda tanışabildik, bu çok zor birsüreçti. Bir halt olacağımdan değil, üzerinde çalıştığım şu uzaylıların arzusu,tasarım içinde korkmadan uyandırmaktı onları. Uyandılar. Size kısakesiyorum. Neyse fazla zırvalıyorum. Uyanık olanlar yüzde beşlik birkısım için her şey farkındalıkla, sağlıklı olmak gibi görünen biraldatmacanın içindeyiz? Neredeyiz, neredeydik, doğru bir sürü emrin tamortasında öyle değil mi?”Kızmıyorumkendime olmayan editörde ışınlandı, oda yaktı. Ama o gözükmüyor şimdilik. Şatogezegenine gelmiş bulunmaktayız, kalıplanmış dürtülerinizden uzaklaşın. Burasıyolculuğumuzda nadir geleceğimiz yerlerden biriydi. Öyle esintili hikâyelerebir anlığına eseceğiz ki, lütfen izinden gidin. Ne olduğumuzu anlayamayacağızbu doğru. O yüzden şimdi diyeceklerim şunlar, üzgünüm, bu önemli değil benimiçin bir dakika şato gezegenindeyim.Herhâldesöyleyeceğim, hatta çoktan yok olmuş o yük olan dünya yok mu, o lanet olasıcehennem dünya, işte orası bakalım uzaylıların saldırısı bundan sonra orayıkeyiflendirecek mi göreceğiz. Çok kısa bir zaman önceydi, yine buradalardı,yeniden burada takılacakları günlere geldik. Hatırlıyorum, evet seninle oradasonrasını öğreneceksiniz. Siz şimdi inanmayacaksınız fakat pardon, oradamısın esrarengiz kadın hep böyle olur. Ezgi, hırçın bir tavırda gözüküyor,orada mısın “Buradayım sevgilim,” sesini duydunuz mu?Tamam,prensesim sen yanma, ben yakacağım kurşun dahi sıkmadan o dünyayı, gülünçtü amalütfen hallederim bir dakika, çok anlaşılmayan bir şey söyleyeceğim, şatogezegeni zamandan saklı bir memlekette haberiniz olsun… Milyarlarca yıldırburadaymış. Ama kimse zamanın efendisini tanımıyor, biz onu hayal ettik vebulduk. Sadece ben mütevazı bir iz peşindeyim anladınız mı? Hey Şato, duyun, bu arada gezegen konuşuyor,zamanın ötesinde konuşabilen bir gezegen, herhalde ezgi ile bir gecede hayal etmiştik,ama o hayalimizin hepsini çöpe attı. Korku hikâyeleri anlatan bir tavşan vardı, karanlıkbir tavşan, o kral tavşanın ikizi, o kadar korku dolu ki beni ezgi ileayırdı. Korkmuştu, ben kurtarabildiklerimi anlatıyorum, cevap verŞato. O zihindecanlanan bir trafo gibi patlamayı bekliyor, her zaman. Sakince konuşuyor işteduyun, oldukça mütevazi bir varlık konuşuyor dinleyin “HEYY, millet, bendeburadayım hmmm, yalnız ayıp oluyor, HEYY, millet duydunuz mu hmmm,”. Şatogezegenini Ezgi ile resmettik, bunu zaten söylemiştim evet bildiğin kocaman birşato ve uzayın en karanlık kısmında siyah bir biçimde parlayan gezegen, hayalet oldukça basit, uzunca bir hölü, cennete çıkan bir caddesi bulunuyor. İşte bukadar, bir müsaade verin anlatacaklarımı şato gezegenindeyken anlatıyım,” dedi.Ve o an anlatıcı işinin başına döndü, Ejderhanın yönünü değiştirir gibiolacaklardan kimse sorumlu değildi.Daha Külkralı olamamış Kenan, zamanda yolculuğun etkisinde iken kendini dürtülerinekaptırdı. Kenan’ın doğum günü partisine misafirler daha gelmemiş yolculuk devamederken, Ezgi ve Kenan şato gezegenindelerdi. Tekrardan ejderhanın sapınıAnlatıcının elinden aldı ve anlatıcı Kenan’a devretti.Bir saniyeevet, evet, işte oluyor gördünüz mü beni dinleyeceklere bir şeyler anlatmayıbaşarıyorum anlatıcı bir beklesin bu lanet romanı bir karakter ele geçiriyor,anlatıyorum bu uzun sürmeyecek. Müsaadenizle beni bulamazlar, Leonardo davinci gibi bir hayaletim karşınızda. Kısaca o özgür bir ruh. Eeee, evettabi ya şu harika dünyalarınızı resmettiğiniz sosyal ağlarda görüşeceğiz,gelecekte beni tekrar metalara, o kıytırık şeylere asla girmem diyordum ama sokacaklarda neyse, konu karışık Antalya da saklanan bir devin ve Tek koluna elektronikbir kol takılan cinin hikâyesinde anlatacağım, bu ikisi uzay aracı avlıyor...Neyse durun.“Kenan ayıpolmuyor mu?” dedi Ezgi, “Ben kendini kandıran insanlara edebiyat yapamam. Külkralı asla böyle bir şey yapamaz senin hatırına resmedeceğim.” Sen zaten hepyanımdasın Ezgi, bir müsaade ver anlatacaklarımı şato gezegenindeykenanlatıyım.Şatogezegenini ezgi ile resmettik, evet bildiğin kocaman bir şato burası, sizesöylemiştim ama neden resmettiğimiz konusuna gelirsek dinleyin anlatıyorum.İşte şimdibaşlıyoruz. Ben asla üsten bakmam, bir önceki kül krallıda bendim ve tacımıyeniden giymem için oldukça sakin, emin adımlarım ile arkamda bırakmış senelerikovalamayan bir adamım. Atan burada sakin ol, yani o hep bizimle, o konuyageleceğiz ama şimdi değil. Şato gezegenini neden resmettiğimize gelirsek,müsaadenizle açıklıyorum.Yirmi tanekont uzaylıyı bir pasta ile öldüreceğimi hiç düşünmemiştim. Rasgele gelişmedibunun planını 3 yıldır yapıyorum fakat bir anlık bir dürtü bir şeylerideğiştirdi. Çünkü onlar evrene zarar veren karanlık tarafın elemanlarıydı.Kötülerin kralına çalışan, Ezginin babasını Let imparatorunu tehdit edençıkarcı, arkadan iş çeviren kişilerdi. Aslında komikler, fakat insanlığı,melezleri, yok etmek adına içlerine kötülerin kralının dürtülerini,kişiliklerini esir etmiş canavarlar desek, daha doğru olurdu sanırım.Bir aragerçekten bende inanmıştım… Evet, onların iyi niyetli partilenmelerinealdandım, bir şeylerin seyri değişmesi gerekiyordu, yoksa bende paketolacaktım. Sonradan Ezgi, prensesim ile şato gezegenini keşfettiğimizihatırladım, ardından zamanda yolculuk için, ara bir kapı araladım, zamanın efendisibuna yardım etti. Onların meclisinden dehaber vererek bahsedeceğim, bahsedilecek bir zaman gerekirse yaratacağım.Ve sizeonları da anlatacağım. Fakat Şato gezegenine geliş amacım, kont uzaylıların,cinayetini size perde arkasını daha detaylı kafamda kurguladığım gibianlatabilmekti açıkçası. Bu sıkıcı yeri geçerek size kül kralı ve diğerkarakterleri tanıtma istediğim, gerçek bir sihir, Şato gezegenindeanlatılabilirdi ancak.Buraya sıksık gelmeyeceğim. Durum, izleyerek yolculuğumuza devam etmekti. Konu her zamanyolculuk değil miydi zaten. Ve şato gezegeni hatta durun onu dinleyinisterseniz. Şato! Heyy Şato! Lütfen kısaca özetler misin, o biraz uykucudur.İşte sanırım konuşuyor. “Hmmm bir düşüneyim, evet sanırım oluyor hmmm, Birgezegen konuşursa ne olur biliyor musunuz, umarım iyisinizdir, hmmm… Evet hmmm,Hmmm… Kenan bu sefer sandığımdan daha cengâversin, ne değişti? Ama bir dakika,orada mısın hmmm… Ben değil… Burada korku hikâyelerini kim anlatırdı. O, o işteo burada, bak, tamam mı? Ben uyumaya devam ediyorum. Evet hmmm… Seni her zamandinliyorum. Hmmm, hmmm… Uyuyorum, hmmmm Heyy, siyahımın nasıl parladığınıunutma. Hmmm anlaştık mı? hhh.”Size dedimuykucudur diye. Evet anlaştık. Kral tavşanın ikizi demek, o bana yardımedebilir şimdilik. Neredesin ikiz, sana ikiz diyeceğim çünkü kral tavşankardeşin. O nerede hasta tavşan seni! Korkularını da yanında getireceksen eğersana bir hikâye anlattıracağım. Sakın prenses Lara pardon Oyun burada. Bizimhayalimize korkularınla gelerek çaldın ve tüm yaratıklara korku hikâyelerianlattın, burayı biz keşfetmiştik seninle tekrardan karşılaşmak ne güzel. Şimdibana hesap vereceksin. Anlatıcızamanda yolculuktan sonra tekrardan kendine geldi. Kenan’ın korkunç bir tavrıvardı.Kenansessizce ilerledi. Parlayan siyahın karanlığına yürümeye devam etti. ArkasındaEzgi vardı. Karanlığın içinde sanki tanrı kaybolmuş etrafı izleme duygusu hapisetmişti.Kenandüşünceli artık tartışmadığını fark etti ve “sonucun, hayalciliğindizginlenemeyen taşkınlığı olacağına dair bir his var içimde” diye ekledi. Bukonuşmada ufak bir korkaklık ve hile bulunuyordu. Kenan, Ezgide ki esrarengizakıl karşıtlığını, taşkınlıklara meyleden akıldan bahsederken manyetik akımlartekrardan zaman etkisinden dolayı çözülmüştü.Kraltavşanın İkiz’i muallakta kalmış lüks bir yaratık olmaktan çıkmış gibi bir halivardı. Karanlığın içinden Ezgi ve Kenan’ın yanına doğru ilerledi. Cenneteuzanan yolun üzerindelerdi. Şatonun içerisinde siyah ve gotik parlayanrenklerin ve zeminin parlaklığı her yeri yansıtıyordu. Önlerinden hayal edilenbir Jakops faresi kırmızı gözleriyle geçti. İkiz tavşan yaklaşmaya başlamıştı.Bastonunun sesi Karanlığın içinden devasa bir devin ayakları gibiyankılanıyordu. Sevindirici olan şuydu ki düşler zeminden akıp gidiyorken İkizTavşan’ın Gözükmeyen hali sanki şato gezegeninde izdihamlar yaratıyordu. Amaİkiz tavşan kendisin üstün korku hikâyelerini anlatan stresli bir tavrı,geleceği ön görmede birçok başarılı adamdan daha başarılı yapmasındaki sebep,insani duygularını ele geçirdiği Şato gezegeninde, karanlığın koltuğunda herşeyi tastamam yapabilmesiydi. Hatta belki çok etkileyici ve özel bir yolkatledeceklerdi.Tekkelimeyle, mütevazı bir ortaokul öğretmeni gibi çıktı ortaya. Esrarengiz birmektup gibi, esintiyle şato gezegeninde estirdiği müzik geleceğe hükmediyordusanki. Kenan’ı ve Ezgiyi korkuları ile yüzleştiren zemin tarih oldu yıldızlarınhükmü, önlerinde esen esinti tüm şahsi görüşleri yok etti. Jakops faresi İkiztavşanın kolunda göründüğünde, yıldızların hükmünü veren Ezgi ve Kenan’ın hayalettiği çıtırtıların türü değişti, Şato gezegenini ele geçirmiş bir tavşan vardıönlerinde.Siyah zeminüzerinde duran koltuğun arkasından ışıklar vuruyordu. Arkasında evrenlerin engüçlü parlayan hazinesi varmış gibi Kenan ve Ezgi farkına vardı, cennete çıkanyol, bir anda beliren iç gıcıklayıcı bir duygu ile belirdi. Yoğun sisiniçerisinde, Jakops faresinin gözleri hala kırmızı parlıyorken, İkiz Tavşan’ıngözleri derin düşüncelerdeymiş gibi kapalıydı.Kenan onudikkatle inceledi. Tam olarak anlamıyordu. Bir şeyleri kaçırmış olmalıydı; birbenzetmeyi veya konuştuklarına anlam verecek bir şart cümlesini.Bu durum şuanda yaşanıyordu, Aslında Kenan ve Ezgi her konunun bugün sahip olduğukarmaşıklık içerisinde bir kilisenin önünde durmuş gibiydiler, ancak bir alanatam anlamıyla vakıf olan Tavşan kralın ikizi bulunmaktaydı.Ömrü boyuncagaipten sesler duymamış bir insanın Ezgi ile Kenan’ın bulunduğu durumiçerisinde olması, insanı en zehirli yılanın sokması gibi kandaki donuk hissiniandıracak derecede, ürkütücüydü. İnanın öyle bir his yaratacaktı. Ezgi veKenan’ın yaşadığı an sükûnetini kar yağışı gibi korudu. Birdenbireyerden göğe uzanan gürültü Kenan ve Ezginin kanının çekilmesine neden olmuştu.Buna rağmen bu süre zarfında dönüp bakıldığında acemi bir kül kralı gözeçarpıyordu. Bu nedenle oldukça mütevazı davranan Kenan, Kırmızı saplıtornavidaya düşmanız ve yarattığı varlık dışı varlıklar, zamanın efendilerinebulaştılar mesele hakkında bilgi aktarmalıydı. O mesele aktarılmıştı. O antavşan kral ve Jakops faresi kendisi gibi düşünmeyen birine acı verecekderecede gülünç bir tavırla şöyle dedi: “Kanlı ellerinizi nerede temizlemekistersiniz, lanet kontları çoktan hakladım.”Kenan’ıniçinde bir kıpırdama olmuştu ve ardından Tavşan kralın ikizi “Suçu sizişlediniz, hikâyesini anlatmakta bana kaldı, doğru Pazar günüydü değil mi doğumgünün.” Karanlık bir divan üstüne yarı çıplak yatırılmış uzaylı kontlarbelirdi. İkiz tavşan kralın tam önünde üniformalarıyla yatan kötü kralın elegeçirdiği tam 22 Let imparatoruna bağlı ihanet bekçileri. Düşünmeden konuşanbir tavşan vardı. Ezgi ve Kenan’ın önünde, perdeleri çeker gibi konuşarak herşeyi ortaya çıkardı, o anda.“İşte bendenistediğin işi yaptım, kralım” dedi Korku dolu sözleriyle devam etti ve ardındanekledi “sizi çok uğraştıracaktı, bu bir araya gelmiş et yığınlarını dondurmakpek hayli uzun sürdü.” Bütün hareketlerimi sineye çekmeye yetecek yetkiyisizden istiyorum beni affedin, bu diyarda korkunç hikâyelerin bekçiliğiniüstlendim. Kardeşim nerede onu görmek istiyorum” diye konuştu Tavşan kralınikizi.Ezgi veKenan’ın korkunç sakin direnişi devam ediyordu.Arkadan esenkaranlıktan, Kan bitlerinin kokusu ve Rüya taşıyıcısının sesleri kül kralınaişitildi. O an, o karanlığın içerisinde insanlığın bütün ruhani düzensizliğiasla çözülmeyen sorularıyla ortaya çıkmayı bekler gibiydi. Kenan artık meçhultesadüfi mekânda kül kralı kimliğini iyice giyindi. Ezgi gerçek aşk hastalığınakapıldığından, siyahın karanlığındaki divanda serili uzaylı kontlarıgördüğünde, korkusundan aklını fikrini, kendine tahsis edilen bir arabaylakaçırmış gibiydi. Evet, evetanlatıcı bir anlığına yazara ejderhanın krallar ile birleştirilmiş zincirleriverdi. Evet,tekrardan kitap yazmaya girişen bir insan, ben şu lanet uzaylı artık kendimeböyle diyeceğim. Lanet olsun, siz,olmasın diyenlere sizlerden bahsedelim şu galaksinizde, aman boş verin yahubiraz ara verelim deneme yazımızda. Kesinlikle yazdıklarımı kimin okuduğunuhangi lanet uzaylıların okuduğunu biliyorum, size lanet uzaylılar dedim küçükbir espriydi, sizide kendim gibi görüyorum o lanet uzaylılar sizin içiniz dedahi yaşıyor, daha doğrusu bitirebilirsem kimlerin okuyacağını kestiremiyorumanlarsınız ya. Gayet dürüsttüm bende herkes gibi şu lanet galaksiye sıkışıpkaldım, ne yapabilirsin ki sadece ölerek çıkabiliyoruz sanırım o halde nedenkorkayım ölmekten. Kendimi ait hissetmiyorum. Her gün kafamın içerisinde birşeylere girip çıkıyorum. Yatağa yattığımda düşünmeye başladım beş dakika sonrakalktığımda karar vermiştim küfür edecektim ve kendi dünyamda yine serserilikişi olan bir kral olacaktım. Ama yazar olmak istedim. Kenan ve Ezgi’nin kontcinayetlerini neden okuyorsanız, benim içimdekilerinde bir az önemi varsanırım. İlk kitabım roman denilemez fakat söz veriyorum 2. Kitabımda sağlambir kitap ortaya koyacağım, her şeyimi vereceğim ve yazacağım onu şimdidenmutluyum yazacaklarım için. Bu hayatta sanırım gerçek anlamda en mutlu olduğummesleği buldum. Tonlarca karaktere selam verdim ve yazdım içimde, kitap yazmayabaşlamadan önce bir durum içindeydim ve kalabalık bir kuzu sürüsünügüdüyormuşum gibi hissediyordum ve onların kesileceği için üzülüyordum. Amaolsun onlara bu durumu anlattım onlar sorun değil dediler ve çok hayırlıkuzucuklardı, sizde endişe etmeyin. Zannetmiyorum hepsini hatta şu uzayınhükümdarı kuzuları yemlese nasıl bir senaryo çıkardı acaba, gerçeğinden farklıbir durum olmazdı herhalde. Evrenin tamamını, sizin anlayacağınız dildensöyleyecek olursam düşünmek kolay bir iş değildir, hikâyesini anlatmaya gücümolsun, bu tanıştığım adam ah söylemeyi unuttum, karadelik canavarı, o kendini motosikletyapmış giden manyak canavar herif, kara deliğin içinde yaşıyor ve insanlarıbeceriksiz olarak görünüyor. Bla, bla, bla, ama beni zamanında çok eğlendirdi,içip onu hayal ederdim fantezim harikaydı, ne hayal ama… Bir tek benimle konuştuğunu söyledi, bana aslayalan söylemedi o canavar ama canavar işte ne kadar güvenebilirsin. İnsanyalnız kalınca güveniyor. Hayat tanrıyı öldürüyor bazen. Buna sevinmeli miyimnasıl, bir kitap olacağından emin dahi değildim şu an. Öyle sohbet ediyorumhoşunuza gitmedi sanırım, gitsin artık lütfen arz ve talep ediyorum…Şu karadelikcanavarını ve hmmm kadercilik canavarını daha sonra anlatırım olur mu uzunzamandır düşünmüyordum şimdi seslendi, bende ona yoklukta takılıyorum dedim.Beni karadeliğin içine çağırıyor yaşadığım varoluşa yokluk orası diyor. Bendeona yokluk asıl senin dipsiz kuyun diyorum. Arada tartışırız ama çok eğlencelibir canavar. Ama bu lanet bilgisayarın başında durup başladığım işi bitirmemgerekiyor sanırım. Kitap yazmakla uğraşabilecek bir adam değilim, aslında tambenlik bir iş yeterince hırpalıyorum kendimi. Şu lanet galaksinin ne halttayaradığını bilen tek insan şu dünyadaki insanlar mı? Siz buna inanıyor musunuz?Ben bunları düşünen bir insanım ve bu çok korkutucu… Lanetli biryazar var desem, ben maalesef yeri gelecek öleceğimde ama sanırım evet olacaksanırım bu sizlerde olacağı gibi endişe etmeyelim beni okuyan herkesi kendicennetime davet edeceğim söz veriyorum sizin için o cenneti bulacağım. Ama yinede size hikayeler anlatacağım, şimdilik neden depresyonda olduğumu yani açıkçaşuan depresyonda değilim olduğum dönemler bu dürüst bir yaklaşımdı ama o dönemine ben size anlatıyım ne de siz sorun. Sizin yazdıklarınızda varsa gönderinbende okumak istiyorum. İnsanlığa üzülüyorum şu yaşımda söyleyecek olursam,kendime dahi üzülüyorum tam 5 kedi 1 köpek sahiplendirdim ve onları ben evimdeyokken başka biri sahiplendirdi, çok kötü günler geçirmiştim, en sevdiğim kedimidahi kaybettim çok önemli bir gün. Kaybetmeyealıştım bu dünyada sorun değil merak etmeyin kendinizle vakit geçirirsenizsizde bir eğlence bulacaksınız ve bunu atlatacaksınız, çocuklarla sohbete devametmeliyim, kendimi kaptırdım sanırım. İnsan neslinde sadece şu kesim özgürlüğühak ediyor, gidip başka galaksilerde yaşam arayan ve oraya hayat vermekisteyenler hak ediyor insanlığı, ama bu ne kadar mert bir iş tartışılır. Lütfen bazenuçuyorum koyuyor insana affedin. Saçmalıklarım ama umarım birilerin işineyarar, kendimi iyileştirmek adına yol alıyorum belki bir başkası için defaydalı olur güzel olan her varoluş hatırına yazıyorum ve için içini yangınyeri yapan insanlar adına, bu kitabım cehennemden çıkış isminde dahi olabilir, aaaevet deliliğe de ölünmede kaçabilir bu fikir. Bulduk işte, bu gizli isim olsuntüm yazdıklarımı simgelesin, ben yıldızların ışığında cehennemden geçen birsamuray destanı olsam da yine bir düşüneyim. Kitabıaçınca cehennem ile karşılaşacaklarını ummuyorum ama onu yaşattığımı ben dahihissettim biraz, fakat gerçek anlamda sıkıcı ise yazdıklarım sizden afdiliyorum, bu işte yeniyim ve sizi çok seviyorum. Sizi seviyorum derken öldükten sonraokunacağım aklıma geldi, ilginç oley öldükten sonra dahi okunuyorum o halde,oley, tamam bu konuyu daha sonra konuşuruz, bazen sevimli bir çocuk gibioluyorum bazen yaramaz ama yaramaz halimi göremezsiniz geleceğime saklıyorumneden bilmiyorum bir sebep vardır umarım. Yazarkensizi duyuyorum bana Onur diye seslenin ruhunuzla duyduğuma emin olacaksınız.Sizi seviyorum ve seslenin. Ve orda meditatif bir alan oluşturarak bu kitabınokuyucularıyla birlikte tanışalım. Ben tanınmayan bir yazar olsam dahizihninizde sevgi alanı oluşturmayı unutmayın.Kadınınbirine her şey güzel olacak dedim fakat her şey kelimesinden dahi nefret ederimbiliyorsunuz, gerçekten olacak mı diyorum umutsuzluk işte insanlığı belkiseviyor gibi davranıyor bedenim ve zihnim. Tamam, negatifliğe yer yok, şimdilikbahsettiğim kara deliğin için yaşayan bu eleman, eliyle tüm var oluşun, tümevrelerin detayını bana eliyle gösterip durdu, bu bahsettiğim hakiki kediilmidir. Daha ben ona sormadan bana boyut kapılarını ve aşamalarını galaksileribir çemberin içine sıralayarak basamakları eliyle tek bir hareketiyle gösterdi.Kabalanın içindeki düşünce biçimleriyle ile neden ve niçin uğraştım hiçsormayın ama çok eğlendiğim söylenebilir algım sürekli değişti o sıralar veaydınlanma anlarında sürekli nefes darlığı çektim. Ama bu ilgimi hiçbir doktorasöylemedim, çünkü anlayabilecekleri bir olgu olmadığı için şimdi neden farklıolduğumu anlamalılar. Amayaşadıklarımı doğru olması için çok çaba sarf ediyorum, kitabın ortasında bir delilik yaşadım orasıbir gerçek buna çok üzülüyorum sanırım bu araba sürerken takla atmaya benziyorve kabalanın getirdiği ilginçti. Fakat daha öte ilimler sanat anlayışım hayalgücüm ve daha fazlası ile birleşince bir şeyler oldu ve bazı önder ruhlarruhumu ziyaret etmeye başladı hayal gücümü tetikleyerek tüm korkularımı yenmemesebep oldu, şimdilik bu konuyu boş verelim, en önemli konuydu bu fakatgeçiyorum. Açıkçasıbana yansıtılan enerji ile yazdığım için bu tür denemeler ve hikâyeler çıkartanbir genç olacağım çünkü varoluşun derinliklerinde ne yatıyor genç yaşımdaaraladığım kapıların hakkını vermeliyim geleceğim. Geleceğim sana iyidavranıyorlar mı? Beni affet sen hiç kırmadın insanları yazdıklarını ve ensevdiğin işini yapmaya devam et artık her ne ise o, çünkü değişeceğinibiliyorum, fakat ben şu yaşımda dahi seni hesap ederek ölçtüm biçtim ve birzemin hazırladım, senin için çok çabaladım seni seviyorum. Yine konudan saptımgereksiz yere bakın ilim dedim direk gelecek ile bir bağlantı kurdum bunu benyapmıyorum geleceğim yapıyor. O okuyor belki beni şu an ve bana “Bende seniseviyorum, çılgın herif” diyor. Bu dürtülerbende çok. O buna sebep olan tarafım, tarafı sizin yaşayamayacağınız türden birgerçeklikti. Yeteneklerinizi ortaya çıkartırsanız yasabilirsiniz tabiki. Kızılbir gerçekliktir gelecek. Şimdilik kitabımı yayınlatabilecek miyim onu dabilmiyorum. Kim yayınlar ki, evet ilk başta öyle bir umutla yazmıştım sonra budeli saçması zırvaları sebepsiz yere yazan ben sizinle dürüst bir arkadaşlıkkurmak adına yazıyorum, artık sen her kimsen arkadaşım benim için çokönemlisin. Yeşermeyenbir duygunuz kalmasın hayatta, ilk defa tanık olabileceğiniz doğrulukları bulanet olası yerde bulduğunuzda veya daha sonraki yazdıklarımda nice mahkûmlartanıyacağım. Filimin rengi oldukça değişecek yazmaya mahkûm olmak istiyorumartık ve doğru kendim için yazıyorum, iyi hissetmek adına ama ölemem ölümekarşı dik durmalıyım, yoksa bu lanet yere konmuş insanlığa ne anlatacağımhepimiz öleceğiz az kaldı, az mı kaldı benim bu konuya perspektifim birazfarklı. Bence fakiredebiyatı yapıyor olabilirim şu an fakat burada insanlara göndermeler yapıyorum.Lütfen şu kelime hiç yakışmayacak ama “amına koyım” ben kendimi korumayı iyibilirim dünyanın bütün aşşalık insanları gibi kötü işe yaramaz olamasam dahiasla adaletsiz olmayacağım, insan hür ve özgür düşünebildiği gibi yerigeldiğinde kendini koruya bilmeli ve özgür bir ruha sahip olmalıdır yanılıyormuyum? Kötü kalpliinsanlar halkı sömürerek insanları ezmeye çalışıyorlar ve bu deve dikenleriartık akıllanmalı önümüzdeki yüzyıllarda. Özür dilerim daha sonra okudumburaları üzerinden çok zaman geçti artık böyle düşünmüyorum fakat devedikenleri kuzular tarafından yenilebilir olmalı. Daha doğrusu ben her şeyibaşarabilecek bir adamım, uğraşıyorum her insanda bu adaletsizliklere tek başınaçıkıp dimdik durmayı başara bilmeli. Bu durum başka kimin umurunda, kitabın tamortasında kafası giden bir adam, pes eden bir genç var aslında bu tip gençlertüm galaksinizde bulunuyor, diğer gençler peki? Onlar, evet hepiniz haklısınız.Ben şu lanet yerde tüm uzaylıları tek başıma tanıdım, kaybolup gittim, evrendekimileri ot, kimileri deve dikeni, kimileri de güçlü bir deve dikeni olacak vesonunda lanet korkulan başımıza gelecek.Konuyudeğiştiriyorum hikâyenin devamını anlatacağım ama bir dakika. Şu yeşil adamnamı diğer küfürbaz adam bilmem böyle biri var mı, hayal edelim şimdilik böylebir adam dünyanın yok olma vakitten gelip, bana laneti ile merhaba diyenkelimeler verse ve ben bu lanetli kelimeler ile bir kitap çıkartarak kendimimutlu etsem. Ve azıcık cebime para girse belki bu küfürbaz adamı içimde akıllıve uslu bir adama çevirebilecek potansiyele sahip olurdum. Bu bir perideolabilir veya bir deneme olarak görürsek bu yazıları 1 tek sigaranınyazdırdığını düşünebiliriz. Veya solup giden bir ot mu olsa belki güçlü birdeve dikeni olup farkındalık bulundurmalıyız, bunun için tarih kitaplaredebiyat ve sanat içinde olmalıyız şimdilik bu kadar yeterli gibi.Felsefem boşbir laf mı acaba? Bu boyutun dışındaki diğer galakside bulunan gezegendenasıldır acaba? Bizi savaşa götürüyor evet yeşil küfürbaz adam böyle bir adam.Hepimiz bu lanet yerde yaşıyoruz bir nebze içiniz rahatlamalı. Bu adamagüvenmeliyim ve ben güçlü bir deve dikeni olmalıyım, olmalı mıyım tartışılır, şukonuyu öğrenince size ne demem gerekli, bende tamamıyla öğrenince yazacağımkitaplarıma zengin ve aristokrat olurum belki, belki de biraz psikolojikproblemlerim olur ve belki de âşık olabileceğim bir psikiyatri doktorum olur. O yüzden Külkralı hepimiz için savaşıyor oleyyy, tüm psikiyatri kadın doktorlarımahayranım, hepsi değil bakım kaç tane 1, 2, 3 tane var, biri var ki keşkekraliçem olsa. Tamam, o halde burada anlam nerde, konuşmamım neresinde birözellik var ve soyut olan tarafım bir kıza âşık olsa nasıl bir durum olurdu.Ortada bir felsefem var ama anlaşılması zor bir iddia. Olayın seyri değişti,şimdi size sağlam bir söz edeceğim kendi felsefemin işlevini bulacağım, kafapatlatacağım maalesef. Ne kadar açık konuşuyorum, konudan konuya sapmamdandolayı şikâyetçiminsiniz? Ben aslakaçamak konuşmam. Anti bir canavar gibi konuşuyorum, bur da bir canavar sesi“Böhhasssbhöömgs” sonra bir şeyler anlatmalıyım etrafta dolaşırken, şutanıştığım enteresan bir şekilde yazdığım karakterlerin hepsini sizeanlatacağım. Ama önce bir delilik yaptık madem sohbet edelim bu biraz olsun şuuzaylılara iyi geldi, size selam vermemeye geleceklerinden bahsediyorum. Deliciyazıyorum yalnızlığımda, affet İdil sana âşık olduğumu söyleyemedim öyle kibar oturuyordunki karşımda bir serserilik yapmaktan çekindim ben çok aykırı bir adamım vesessiz sakin bir adam olamadım, senin için kendime benzersiz bir nizamverebilirdim hâlbuki. İşte takılmayın bir eğitimim yok.Lanetgalakside senaryolar yazdık bu ekip işini baya iyi yaptı dürtü sel tanrı.Bilmem öyledir herhalde. Tanrım affet beni platonun karşı olduğu adamlarıtanıyamadım. Aristo’nun, Sokrates’in ve nicesinin ruhlarındaki çaresizliğiniçin anlattın bana? Yani dünyanızda çevrilen oyundan bahsediyorum,platonu karşısına alan adamlar gibiyim karşında. Herkes ateş ediyor ben tümçabamla aşkım gibi beyhude kalıyorum eylemlerimde. Akıllıysanız yaptığımıyapmayın, aklı başında şeyler söyleyebilirim ama sevgi ile birine bağlı olduğumiçin kendim bile uygulamıyorum. Hepimiz teoride kıymetliyiz fakat önemli olanyapmaktır, etkinlik ve problemleri çözebilecek kadar iddialı olmalı insan. Sanırımkitabımı görüp ve içine girmişsinizdir diye düşünüyorum, o halde pek de sıkıcıdeğil demi Fransız felsefesi yapmıyorum sonuçta, o kadar eğlenceli olur muyumbilmiyorum gelecekte kullanacağım tüm kozlarımı. Şimdi bana deli diyeceksinizdeyin, hadi lütfen deyin, baya delilik belirtisi gösterdim zaten. Nefretduygusu ile değil ama yaşadığım duyguları tadarak söyleyin bunu ben siziduyarım, kıpsss aramızda meditatif kalın… Kitabım, okumak eziyet vermemeli, farklı birdil ile aktarmaya çalışıyorum size yansıttığım anlam farklı o yüzden kedibaşına anlam diye bir şey yok. Dinlerden emin olanlar mesela siz bu deliliğiöğrendiğinizde eskiden metafiziğin ve aşkın varlığı ile dilin kapasitesiniaştığı söyleniyor olsa da, özgür olabilmek dil felsefesinden geçiyor. Vemantıklı konuşulamayacağı kesinleştiği söyleniyor, dil fakat hakikativeremediği gibi sadece hakikatin evrensel karşılığı sevgi ile bağlı olmaktır vesevgi ile aynı dilden konuşmalıyız sevgi ile birbirimize bağlı olmalıyız buyeryüzünde, o yüzden kapalı alanlarda sigara içmeyin hatta lütfen bırakalım, nediyebilirim ki normal kalabilecek misiniz? Gerçekten korkusuzca ilerliyorum zihnimde,Sokrates zihni gibi yarım yamalak bir cümle söylüyorum fakat eksik olankelimelerim gözünüze batmıyor, sanat dediğimiz tam olarak budur zihniniz anlamçıkarttığı için, yaptığım işte çok şanslıyım ve daha mistik ve gizemliolmalıyım ki Picasso gibi birçok eserden bir çok anlam çıkartabilmeliyim çünküsanatın içinde eserinizin zengin olması için bir çok durum, varlığın arkasındagerçeği vermeli insana özünde. Acaba emin miyim? Tartışılır, fakat önerimakılların yıkandığını bu yüzyılda işe yarar, güzel bir vakit içintasarlandığını anladığınızda galaksilere açılacağız, bana lanet bir tanımümkünse koy İdil. Beni en kibar dinleyen ve hiç ses çıkarmayan doktordu, onugörmek için lanet hastaneye gidip kapısını çalardım sadece onu görmek için negıcık anlara katlandım neyse idilin gözlerinde gerçekten bir prensesin ışığıvardı. Şimdidoktorlar çıkacak üzülmesin hepsi çok iyiydi çoktan kendimle görüştüm bukonuyu, çoktan anlamlar bütünü oluşturdum. Bana öyle dedi kendim, anlamproblemi çözüyorum, içimde ve kendime anlam kelimesinin anlamı neyse, ortadakalan şey benim yaşama iç güdüm oluyor ve gerekirse bir yaratıcılık ile kendidilimin fizik ötesi netliği ve yaratılmış olan diğer sistemleri umursamadan,felsefemin mantıksızlığından mustarip olarak bir yaratıcılık “icraat” ileçıkmalıyım insanların karşısına fakat ben icraat yapamıyorum ama sizi yine deseviyorum, gerçekten gerçek felsefem kendi zihnimin dışında, açıkçasıeditörlerde çok tatlı insanlar, birçok doktor tanıdım hepsi çok naif adamlardı.Beni çok üzmüşler. Ama parmaklarım ve ellerim beni iyileştiriyor. İşte bir doktor, adamın adını hatırlamıyorumama liderleri gibiydi. Anti felsefe gibi çıktı karşıma. Arzum onu öncedenresmetmiş. Ona sizi bir yerden tanıyorum dedim, ne enteresan anlamlı bir önerigibi geldim sanırım ona hatta yedi dakikalık hızlı bir çalışmaydı sankiparmaklarımda. Resimlerimin arasından gördüm, karşıma çıkacak insanları hepimgesellerde resmetmişim, ilki buydu estetik bir güzellik olarak çıkmak isterimbir insanın karşısına, en profesyonel şiirden daha zayıf ve kıymetli, evet bugerçekti ve yaşandı. Ama o an bu kaliteli adamın karşısında ucu açık bir karakutu gibiydim. Bunları yazdığımda gerçekten bu dünyadan kopuktum. O yüzdenyaşadığım zamanın gerçekliğe anlamsız gelmesi normal, zaten anlamlandırmakistemiyorum ve kendime yeni tecrübeler yaratmak istemiyorum.Evet, sitemmi etmem gerekiyor, yaşadığım anlaşılmaz kılınan zihnimi, dilim kifayetsizkaldığı alanları doldurarak, epey benmerkezci olmasını istemediğim için kafamıniçindeki durumlar safkan bir başak burcu gibi yazmalıyım, ne deyim yani? Safkanderken yükselenimde başak olandan yani açıkçası böyle denilebilir. Evet, böylebir tesadüf var hayatımda. Var ve oraya da şu deniliyor “Kalbimin özü mutlaksüratte basittir” ve onları dile getiriyorum. Ona ad vermesem anlatamazdım.Uyum içinde olmaya çalışıyorum. Lanet olsun, benim dünyamın adı “Geçek olarakvar olandır,” oradaki yaşadığım olgusal hal hepsinden çılgındı, bu seferdeorası sandınız değil mi, yanıldınız, evet mezara da girdim, hatta gittiğimyerden size selamda getirdim. Onların size çok selamı var toplumsal uzlaşmayaihtiyacımız var.Bu kitap,baştan sona bir selamdır. Bu arada işte sizlere kıyak bir zırva daha dinleyin.Ben eğleniyorum, bir varlığa olguya işaret ediyorum dersime çalıştım. Hadicanlı canlı öldürdüler beni bu kelimelerin arasında, tabi o kelimeler bunlardeğil ama ayrıntılar karakterlerim beklentilerim değişti, beni onun hatırına bukıyağı kabul edersiniz artık, etmezsiniz ben diyeceğimi dedim bir milyar farklıalgı var ve bu genelleştiği zaman karşımdaki insanı her türlü anlarım. Yabunları herkes yaşıyorsa şu yaşayanlar beni bir bulsun lütfen aynı kırmızıyıgörebiliyor muyuz? Söyleyin bana beni duyuyor musunuz?Beni hepinizdoğru duydunuz zira anlam dediğimiz şeyinde 2 farklı boyutu var, 1 psikolojiktarafı, 2 dilsel anlam, söylediklerimin hepsinin yaratıcı bir tözü bulunmaktave mutluluk duyabilir bir anlam asla korkulacak bir şey değil ve cümlelerim 2farklı şekilde anlaşılabilir var, evet ne hissettiyseniz bende var. Hiçbir şeyanlamayanlara ise onlara en kıyak kafayı ayık yaşatacağım karşılaşırsam, amaütopya yaratmadan, lafta kalmam asla yeni bir şey üretir anlatırım durumu. Yani şu halayaşadığım dünyanız yok mu? Orada işte. Az kaldı bu okul kapanacak. Halaburadayken neyse... Siz şimdi buna zırva dersiniz aaa olsun o kadar. Amamaalesef buradayım. Her şeyi anlatıyorum, olsun bu artık umurumda değil.Kararsızlık beni bitirmişti önceden hiç böyle değildim, hala anlatamayacağımşeylerde var. Size bir kıyak yapıp kitabın sonunu anlatacağım bitire bileceğimeinanmaya başladım, ama bu bambaşka bir hakikat konusu ve ruh ne zihin nekonusuna girmeden felsefe anlayışımı daha sonra anlatırım, hem anlatacağım siziborçlu bırakmayacağım kitabımı dolduracağım bence pdf’sini bulduysanız bence bukitabı alın, ölüm neden aklımda anlamıyorum… Öyleyseşimdilik başa bir konuya geçmeden hikâyenin sonundan bahsetmeliyim, epey oldudeğil mi? Yine umudumu kaybedeceğim. Bu bir gerçek neyse, yanı aklımdaki sonukesinlikle son böyle olmalıydı anlatıyorum... Ezgi veKenan akıl hastanesinde yatan hastalar ve orayı lunapark sanan delilerin içindekalmış iki genç, en sağlıklı ne kadar sağlıklı orası muamma, işte iki sevgilibir dram. Kenan Ezgiyi çok seviyor veEzgiyi bu tımarhaneden kurtarma planı kuruyor fakat Kenan gerçekten külkralının ejderhasını ruhuyla bağlı. Zavallım aldığı ilaçlar onu öyle birzorluyor ki rüyalarında sürekli kendisini ve Ezgiyi size anlattığım hikâyelerdegörüyor. Ezginin veKenan’ın, neden oraya yattığını hiç sormayın çünkü orası baya bir karışık,ailesinde bir cinayete tanık oluyor ikiside yakın ailelerde büyümüş gençler vesus payı için ne yaptıklarını anladınız mı? Bu garip âşıklar, hatta doktorgarip aşk diye gezen bir deli daha vardı bu tımarhanede, Kenan ona üçüncübölümde Kül kralının kaçtığı mekânda o çöl de, Hitler yanlısı kırmızı bandanalıtek gözlü trol, kont cinayetlerinin hesabını sormak için bu lanet klavyede çoksevdiğim Kenan’a saldırı düzenleyecekti, ama engelledim. Kafamın içerisinigörüyor musunuz nasıl konudan konuya atlıyor, bundan ötürü özür dilerim. Tamam,anlaşılmıştır sanırım, bir halt içtiğimde yok, boşuna yakmadım sanırım kafayışimdiden iyi seyirler dilerim, neyse özür dilerim hani şu dünyanız artık bitsinmi? Mümkünse. Konu çok dağıldı ve ben hala kitlenip duruyorum burada etrafımdadönen çocuklar için. Tamam, tamamanlatıyorum sıkı tutunun uçuyoruz yuppi.Kendimitutan bir adam değilim ama bu Kenan’ın Annesi ve babasının işlediği bircinayete tanık oluyor, sonra yallah tımarhaneye garibim çocuğun içindengeçiyorlar sonrası anlaşılmıştır umarım, çocuğu susturmak için hastaneyeyatırıyorlar falan filan. Eh iştesonra Kenan içeride Ezgiyi görüyor, oda aynı sebepten ve bir aşka yelken açıyorderken konu dünyayı kurtarmaya kadar gidiyor e çocuk gerçekten kırdı kafayı.Fakat Kenan’ın pek Dünya umurunda değil, sırf ezgi ile eğlenebilmek içinrüyalarında daha çok maceraya çıkıyor, ilk görüşte sevgi. Tam bilmiyorumhastanenin içerisinde neler yaşıyorlar, orası biraz sıkıntıya sokacaktı beni,ama sonunu daha gelmedik, o kısımları pek düşünmedim açıkçası. Sonunuanlata bilmem için, sizlere biraz ileriden başladım. Sanırım durun birazdüşüneyim birazcık ara vermem lazım kendimi hep yorgun hissediyorum bu kitapnereye gidiyor of çıldırmak üzereyim, hatta çıldırdım sanırım. Karaladığım hersatır, üzüntü veriyor bana.Sakinolmalıyım sakin olduğumda her şeyi daha iyi kavrıyorum. Bir macera istedim birçılgınlık yapıyorum. Hem sonuna daha gelmedik bile. Sadece sessizlik istiyorum,bilgisayarın sesi beni çok zorluyor. Windows 10 çok ram yiyor ve altı dandikfan odamda sadece toz yapıyor ve çıkardığı frekans ile beni Albert Einstein iletanıştırıyor. Gerçekten bu ilginç odama çıplak gözle görebileceğim bir mekaniksisteme ait araç ile matematiksel bir aydınlanma gibiydi o ziyaret bana farklıbir tecrübe kazandırmıştı neyse küçük far ışığı gibi dertlerimde uyku istiyor. Uyku şukorktuğunuz uyku, korkmayın anlatılanların hepsi zırva. Altı kedi ile birlikteçok zor oluyordu beşini sahiplendirdim, biride kayboldu biliyorsunuzsöylemiştim. Bu lanet klavyede yazamıyorum her şey çok yük, ne zorluklaraltında yapıyorum bu işi ama çok seviyorum.Herkesemerhaba kaldığım yerden devam ediyorum fakat klavyem hala aynı. Yeni bir günsanki kâğıdımda güneşler açmış gibi oldu, tabi siz süreci bilmiyorsunuz işlerher gün değişiyor. Hikâyelerime diğer bölümde kaldığım yerden devam etmekistiyorum, hiç böyle kendime içsel bir acımasızlık yapmamıştım. Size anlatmakistediğim sonu anlatacağım. Kitabın sonu sessizlik mi yoksa bir evlilik miolacak derseniz onu da şu aşamada bilemiyorum kesinlikle iki el lanet bir ateşsesi, hmmm ne dersiniz. Bence kesin parasızlık olmalı, biraz tepki vermekgerekirse flört etmem lazım tanrı belirtisi kıymet bilmeyen bir kıyametsenaryosu ile, kıymet bilmeyen bir özgürlük belirtisi gibi, çıkmalı aynıortaya. İlgimi şimdi çekti, tanım yapmamda sakınca yoksa artık sonu sizeanlatıp diğer hikayelerimi anlatmaya geçebilirim. Önceliklekitabın sonu anlatmadan önce gezinirken gözüme Mes kâinatı çarptı. Orası şu anbenim iletişime geçtiğim yer O kısımlara gelecek olursak eğer ki size anlatmakistediğim harika bir tasarı mevcut, oyunlar yanı insancıklar tasarımı var.Gerçek bir bilgi vermem gerekirse uzay sanat okulu açılıyor, bu durumu komitesialtına alınan belli başlı ülkeler. Tabi hepsini anlatıma yön veren esprilerleanlatmak zorunda olduğumdan dolayı, size gelecekten haber veremem şu anlık,üzgünüm bu iş için tanrıya seslenmem lazım çünkü tek başıma biraz içsel biryalan ve acımasızlık içindeki ağıt sanat başyapıtı olur olurdu mu bilinmezfakat deneme yazıyorum, pek oldukça kabul edilebilir gelmedi bana. Ne epikanlatım ama neyse konu gayet eğlenceli iken dikkat mekân kendini yenidendeğiştirecek. Doğru söyleyin anlatıcının zamanda yolculuk aksamasını beğendinizama değil mi? Bir etki yarattım mı içinizde. Yeniden hikâye eğlence için geridöneceğiz bu bir gerçek, yeni gelişen tarzımda kaçırılmaması gerekilen yüzifadelerini, şiddeti, korkuyu, enerjiyi, umudu acıma ve birçok konuyu elealacağım derinlik, ölümsüzlük gibi olacağına, şimdiden söz verebilirim.Ah şuhayaller yıldızlar kadar yakın olsa, kitabın sonunu anlatıyordum neredekaldığımıza hemen bir bakalım. Aklımdaki son gayet sürükleyici kıldığından aslaondan kopamadım fakat anlattıktan sonra sanırım kopacağım böylelikle kitaptaiki son olmuş olacak. Bu tasarruf hangi kitapta var bilmiyorum kesin vardırbenim gibi bir çılgın. Bilmiyorum sona gelemezsek anlık durum duygusu ile nasılbir sona yaklaşacağımız bir suç gibi değil, şaşkınlık, enerji ve yaşayacağımıztecrübelerden ibaret. Kitabı bıraktım sizinle sohbet ediyorum.Bu herşeyden önemli arkadaşlık bir uzaylının sizi ele geçirmesi ile sonuçlanırsabirçok uzaylı tarafından yakında ele geçirileceksiniz., dostluk ve kargaşamdakihırçınlık, dobralar falan yani açlık ve savaşa olan özgüven hissi son bulacak.Şimdi, Ezgi ve Kenan meselesine gelelim. Tarih üzerine sohbetler yapıyor gibihissetmem normal çünkü bu ölümsüz aşk, kitabın sonu, yani intihar ile bitiyor.Bu garip. Çünkü işin sonu kötüye gidiyor. Gerçekten öğrenmek istiyorsanız biruzaylıyla konuştuğunuzu bilin. Ben bile tekrardan hatırlayınca ürperiyorum. Şu an yavaşve dikkatle ilerlememiz lazım en ufak kelime konudan sapmama neden olabilir. Oyüzden sessizce kitabın sonunu size anlatıyorum dinliyorsanız Ezgi ve Kenanlunaparktan yani şu, tımarhaneden kaçıyorlar. Yani nasıl kaçtığını bilmiyorumkaçıyorlar işte bir şekilde orasını yazacaktım ama tam sona doğru ilerliyorum.Kenan ve Ezgi tımarhaneden kaçtıklarında polislere haber veriliyor, şu zildeneydi sanıyorsunuz bu hastane ormanlık ve çamlık bir yerde, kaçtıklarındayağmur yağmaya başlıyor etraf çamur oluyor korkarak çamlıkların arasınagiriyorlar. Hiç durmadan koşuyorlar, koşuyorlar ve soğuktan titreyerekduruyorlar, etraflarına baktıklarında bir yol görünüyor ve yola doğru koşmayabaşlıyorlar. Fakatsoğuktan o kadar titriyorlardı ki, vücutlarının içerisinde damarlarındaki ilaç insanıbasitleştiren ve daha çok tırlattıran cinsten Ezgi ve Kenan’ın içerisindedolaşıyor. Dinlenmek için durduklarında, yolun kenarında duran, içi boş polisarabalarını görüyorlar, içlerinin boş olma nedeni polislerinde Ezgi ve Kenan’ıarıyor olmalarından kaynaklanıyor. Polis arabasına girdiklerinde Kenan kapıyıiçeriden kitleme düğmesine basıyor. Ezginin dudakları mosmor olmuş Kenan iseiçeride Ezgiyi ısıtıyor sonra ısınmak için uyuyorlar. Kenan uyamadan önce Ezgiile konuşuyor ve telsizi kapatarak onu biraz olsun rahatlatıyor. On dakikauyuduklarından sonra telsiz konuşmaları geliyor, dışarıda bir polis şöylekonuşuyor ve şöyle bir ses duyuluyor, “Aranan şahısları bulduk, tamam.” Konudanbağımsız olarak söylemek istiyorum polislerin üniformadaki Türk bayrağını hiçesayarak hareket etmeleri beni çok sinirlendiriyor bu arada en sığ insan, oüniformanın içinde konuşmadan, insanlıktan, sanattan yoksun, itici tipleri olanpolisler eminim sizin dahi canınızı sıkıyordur neyse. O an Ezgi ve Kenan’ınhissettiklerini lütfen düşünün ve odaklanın. Sanki deprem anında enkazda kalmışgibi acı ve korku dolu.Bu telsizkonuşmalarından sonra, Kenan uyanıyor. Dışarıda yağmur yağıyor ve polislerincama vurmaya başladıklarında daha korkunç bir hal alıyor… TAKTAKTAK. Polislerarasında karşılıklı konuşmalar sürekli devam ederken.Ezgideuyanıyor. Ezgi gözlerini açtığında güzel bir rüyadan uyandığını sevdiği adamaölümsüzlük gibi olduğunu söylüyor şu an korktuğunu ve yeniden o rüyaya dönmekistediğini dile getiriyor. Kenan ise her şeyin geçeceğini ve iyi olacağındanbahsediyor.Kenangördüğü rüyalardan dolayı Ezgiye her şeyi geride bırakıp o rüyaya dönmek istermisin diye soruyor. Nasıl ama iyi gittiğini söyleyin hadi biraz ihtiyacım var,sonuna gelmek istemiyorum ama yaklaştık çok üzgünüm çünkü, evet kitap nasıl birhal aldı değil mi birazdan olacaklar için tekrardan üzgünüm.Ezği veKenan arabanın içerisindeyken, yani Kenan, yeni polis olmuş bir adamın unuttuğupolis tabancasını görüyor, onu oradan alıyor o sırada polisler hala yağmurunaltında arabanın camlarına vuruyor.Kenan Ezgiyesarılıyor ve göz göze geliyorlar ve Kenan, Ezgiyi son kez orada öpüyor. Kenan,Elleri ile Ezginin sıkıca başını tutarak “bu lanet dünyadan ve hastainsanlardan kurtulacağız” dedikten sonra, dertlerin bitmediği bu lanetcehennemden, hayattan çok güzel bir rüya ya uyanacaklarını, trajik bir şekildehızla titreyerek söylüyor. Ezgi karşılık olarak onu öpüyor, dudaklarınıKenan’ın soğuktan morarmış dudaklarına götürüyor ve “evet” diye fısıldıyor. Bufısıldamadan sonra Kenan hiç korkmadan Ezgiye sarılıyor ve başından öpüyor.İkisi ölüme hazır bir haldeyken Kenan “hazırımsın Cennet çiçeği”, odakikalardan sonra heyecan bir tutku yerine tanrıya seslen bir filiz gibi açılıyor.Ve Ezgi, “hazırım evet”, diyen bir vicdanının sesi ile mırıldanıyordu. O anEzgi ve Kenan’a cennetten görüntüler geliyor, özgürlük hissi geldiğinde ise,göz göze kabullenişler. Kenan ilk önce Ezginin tam alnının ortasından maalesefevet, delirmiş bir haldeyken kafasına sıkıyor. Sonra kendi kafasına Ezgininkanlar içerisindeki, cansız bedeninin yanında, hiç beklemeden ve tereddüt etmedenaynı yerden kendini vuruyor. Son kezölümsüzlük intihar ediyor ve polis arabasından iki adet silah sesi duyuluyor veEzgi ve Kenan cehennemden çıkış yapıyor. Hiç sormayın onları tekrardan başka birdiyarda yaşatacağım, mutlu oldukları an tekrardan onlar ile karşılayacağız vesaygı değer gerçekliğimizi tekrardan bir umut ile var edeceğiz saygılarımla…
