1. bölüm · GÖLGE HİKAYELER

GÖLGE HİKAYELER

GHOSTASHKİNG GAD SOLİDER

KARINCA GÜNLÜKLERİ
İşte şimdibaşlayabilirim. Nerde ve ne zaman başlayacağımı karanlığın içinde ki ormandasürekli düşünürdüm. Onu bedenimi ısıtmayan bir palto gibi giyiyorum artık.Boynumu ısıttığını düşünen o karanlık orman, ay kadar parlak ölü beyazlığım ilesuratım da dahi beliren gözlerimdeki gölgenin şeytani bedeni olmuştu etrafaölüm saçan keskinliğim ile yeryüzünde. Canlılığımıkaranlığımı çevreleyen o mavinin turkuazından, o gözyaşından, yani bedenime birgece ansızın gelen ve sonra terk eden ruhumdan alıyordum. Size oradanyazıyorum, zamanı sağ elinde tutan bir sanatçı gibi. Zihnim sessizliğimle, sessizliğiminiçinde en korkutucu beyaz çöllerde derin düşünme meditasyonu yapan bir düşünürgibi siyah üniformam ile gerçeği gözleyerek oturuyorum dünya halkı ve ötesiiçin. Ellerimi kırdığım dizime, kendime bağladım.Düşüncelerimin en soyut sanat eserini çıkardığına tanık oluyor ve görüyorumgerçekliğimde, gözlediğim sanatçının izni ile. Gözlerim kapalı dahi olsa kitlizihinlere konuşurken o beyaz çöllerin ortasında ki en soyut eser, duygularıniçinde ki sonsuz gerçekliğim, o uçsuz beyaz çölü en usta kalemim, hayal gücümile yaratırken kusursuzluğun ortasında, yalnız kusursuz gerçekliğimioluşturuyorum yalnızlığımda dayanacak biri bulmak adına. Sabırsızımki şu an o anın içindeyim. Duygularım ve eserim gözlemlediğimiz çöllere yayılmakistiyor ruhum. O beyaz çölün üzerinde ki en acımaz vekusursuz düşüncelerim, yani beni tamamlayan her neyse, ruhumun ve zihnimingözlediği gerçekler, gerçeğin kendisinden yüceydi. O yüce sanatçıdan ilham alanve onun getirdiklerinden yayılan en soyut sanat eserini düşünüyorum, aldığımilham ile kendi arkamı kollamak adına çöllerin ortasında, yalnızlığımda kendigerçekliğim olacağım, enginlere sığmayan beyaz çölüm, sayfaların sessizliğiüzerinde var oldukça everileceğim. O sanateseri benim. O çöl benim en beyaz kâğıdım. O zihnimdeki beyaz çöl üzerindesiyah üniformalı bedenim ile birlikte derin düşüncelerin arasından çıkan ensoyut sanat eserine dönüşüyorken kararsızım, doğrumu yapıyorum, kesinlikleevet! Haykıracağım bir kez daha, kararsız görünen bir kararlıyım evet! Fakat güç, her zaman kararsızdır. Odaknoktamın tam ortasında, kendimi bilerek dans ediyorken kusursuzluğumuoluşturmak adına, zarif çizgilerim ile birlikte uyum içinde yaratıyorum ufkumuve ötesini, mecburen deliliğin ötesinde boğulurcasına kulaç atacağım o denizlere.Evet, öyle ki, kendimle baş başayım. Bu günlerde geçecek diyorum kendime, bugünlerde. Beyazçölüm de siyah üniformalı bedenimden, zihnimden, soyut ışıldayan saçlarımdanyayılırken var olmak için arkamı kollamak adına oluşturduğum sanat eserini,çiziyorum. Sanki küllerinden doğuyor duygularım, zihnimdeki çöle bağdaş kurarakoturan siyah üniformalı hayal gücüm benim bedenimin, arkasından sıra dağlaroluşturuyor deliliğin ötesindeki düşüncelerim, bulutlara benzeyen çizgileriminsamimiyetiyle sessizliğin şarkısını dinliyorum yeryüzünde. Ufkumda beliriyor, onları görüyorum, yeryüzünde ki nefes alan bedenim ise karanlıkölü bir ormanı üzerine palto gibi giymiş soluk tenim, size ilk başta anlattığımo bedenim, çöller de en kusursuz soyutluğu anlatan halim, sanat eseriniresmeden bedenim ile arasında cennette üzerine bindiğim bir ejderham ileuçuyor. Krallığını üzerinde taşıyan ve onu da yine var eden benim şu dünyamızdayatan ölü bedenim. Şu Dünyanızda var olan bir kral, ötesinden konuşan birarkadaş, bir çocuk, bir usta, bir gerçek! Beni dinleyin, ben size doğrularıyakınınıza gelerek sıralayacağım gerçekliğimde. Benidinlemeden bana deli bu çocuk diyen dünyalı insanlar çıktı çoktan. Ne yazıkonlara hâlbuki ben sanatçıyım diye bağırsam da aralarında defalarca, elimde neişe yaradığını bilmediğim inanç ile alı kondum yeryüzünde. Bu doğru, belki desayfalarca saçmalayacağım size gerçekleri anlatmadan. Bekleyin önümde uzunyıllar var ve acele etmeyin elbet bir gün tamamını öğrendiğimde anlatacağım onusize. O inanç ne işe yarıyor şu aralar biliyorum ve gözlerimin gördüğü dünyaise artık bu dünya değil, onun bana gösterdiği yüzü, o yüzü ise zamanı gelenekadar sadece ben göreceğim, şu anlık. O inanç, işte bu satılar, öldürüyorum ölümegünlük tutarak kendimi. Defalarca, defalarca, defalarca afetler düşürüyor,kırbacım ruhuma, kendime! Hayatınıkaçıran bir yaşamdı bu tabakta öylece ilk günkü canlılığıyla dahi dursa, yaralıbir balığın hikâyesi bu. Unutma, acı bir gerçek bu kitap! Onu yemek içinkarşımda duran bir kadın ise hayat, bu mavi boneli hanım efendinin ismi iseDünya. Bileklerindenbağlanmış aşkla beni seyrettiğinin farkındayım. Masasında bir de kitap var,küçük bir kitap. Bu hanım efendinin masanın üzerinde ki tabakta gözüme çarpan şeyise yuvasından koparılmış balık. Kırık kalpli. Kalbine yara bandı ile acısınayapıştırılmış bir özür, karşımdaki hanım efendinin çıplaklığı bana anlatıyor gerçekçisine.Neyse ki ben bu çıplaklığın arkasındaki maviliği görebiliyorum delirircesine, oher şeyin sahibi bir sanatçı. Evet, böyle bir mekândayım bir çerçevenin içinde.Bir sanatçının yarattığı tablonun içindeki hüzünde boşluk hissi vardı. Ben oölü bedenimden uçuyorum krallığını sırtında taşıyan ejderham ile zihnimegörülen bir netlikti bu. İşte zihnime yolculuk etmek için dahi uçuyorum birkral gibi ejderhamın boynuna bağlı 52 tane imparatoru hapis ettiğim kırbaç ileyönlendiriyormuş gibi gözüksem dahi onun üzerinde, o biliyor uçacağı yeri, onuniçin tek kanatlık bir mesafe cennet, sonsuzluk ise bir papatyanın kokusu. Sessizliğimigörmek adına süzülüyorum kanat çırpmadan cennet bahçesinde sanatçılarınsanatçısı yaradan ise seyirde. Ah oda, odaseyirde tüm yaratılmışlığa giz yapan, bilin üzgünüm atlıyordum bu tek kanathareketi ile yükselen ejderham dahi bu tımarhane de resmedildi, evet şu Dünya dadünyanızda düşünüldü sanatçının bana seslenişi ile. O sanatçıişte benimle iblis avına çıkan saygı değer yaradan, en gizli ismini banagösteren saygı değer koruyucu. Durmuyorumbeyaz çölümde, orada dahi yayılıyorum gökyüzüne. En keskin kıvrımlarım ve sessizliğim ile notettiğim acılarım vardı kalbimde. En acı duygularımı görmezden gelmek içinkendime söylediğim en büyük yalan ile birlikte ilerledim. O ise şu; “fazla karışık bir duygum yok hepsigeride kaldı” diyen iç sesime huzur olmak için yaratıyorum o beyaz çölünüzerindeki en soyut sanat eserini ve ona dönüşüyorum uçsuz yolculuğumda amautanıyorum elimde beni sürekli öldüren o vahşet ile dinleyin. Kendi çölün dekendi karanlığında kaybolanlar adına yayılıyorum o beyaz çöle işte o asla varolmayacak kusursuzluğu yaratmak adına. Hayal edin, ruhunu cennette misafirettiğim prenses adına. Beyazçölümün üzerinde kullanmaya gerek duymadığım, gücüm, kutsal kasem, hayalkılıcım, hatta radyasyonum, ölümün kendisi dahi biliyor ne anlatmak istediğimi.Beni oluşturan tüm gücüm, sessizliğim, tabiki de yaramaz bir çocukta oldum ordave sonra “O!” diye bağıran bir delikanlıya dönüşende. Ve zihnimde,o soluk tenimden karanlığı bir palto gibi giymiş bedenimden ayrılarakejderhamın üzerinde bir kral gibi yolculuk yaptıktan sonra anladım. Vardığım obeyaz çölde, soyut bir esere dönüşmemi sağlayan tek bir gerçeklik vardı ki o dao beyaz çölün üzerindeki zihnim. Oparlayan sabır ile yaratılmış inci taneleri gibi ışıldayan yücelik. O zincirhalkalarının içinde sanki karanlık bir mürekkep ile yaratılmış en dürüst ve engizemli dürtü sellik. Beyaz çölün üzerindeki en dayanıklı fakat en zarifzırhım, o beyazlara bürünmüş çöllün üzerinde var olan ve hükmedercesine haykıransanat eseri oluşturan hayal gücüm, siyahlara bürünmüş ruhumun, göğüsüm üzerindeışıldayarak parlayan tek bir ışıltı ile yaratılmış olanlar duysun ki o benimilham kaynağım en dürüst yıldızım, kalbim! Şimdi lanetler yağdırsın parmağıma güçlükletırmanan en dürüst karınca, Şeytana!Artık dans ediyor Dünya, Dünyam, Dünyanız! Baylar,baylar diyorum bedenimde ki kalbimden öte, zihnim de dahi bir kalp var. Çünküanlatacağım zamanı elinde tutan üniformalı bedenim ile o ışıldayan zamanı solelinde tutan yine ben, ben kendimden geçerek, fakat kendimi de geçemeyeceğimibilerek yazıyorum bu varoluştaki yeryüzünde. O zamanı elinde tutan adam dahitımarhanede var olmuş bir gerçeklik, şu dünya. Kısacaözet geçmeliyim ki baylar, bu şeytani simetride ki varoluşta hepimiz kabuletmesek de görünürde insanız. Ama kesinlikle aynı ressamın yarattığı eserlerdeğiliz. Hepimiz sadece bu maviliğin deliliğinde ki aynı karanlığız. Zamanıelinde tutan ben, başımda Rönesans’ın en soyut şapkasını dahi taksam, evetdurur mu kalbim onu da taktı bana, onu kuşansam dahi gözlerimin gördüğü dünyayısize anlatmaya yetmeyecek biliyorum, kalbi kırık bir Türkçe ile. Ve neyse kiyeryüzünde ki tüm insanlık buna hazır, yani bir kıvılcım ile yaratılan karıncanınhikâyesine. Tıkırdatıyorum günlüklerime. Yalnızyetersiz olduğumu düşünüyorum bu zamana, kıvılcımdan yaratılan bir karıncaolsam dahi, hâlbuki içimdeki tüm zamanlara, içlerindeki çocuğu öldüren tüminsanlara yetersiz geleceğimden dem vuruyorum kendime. Ve arkadaşlıkkuramayacağım onlarla işte bir taraf oluştu bile şimdiden, umarımyanılıyorumdur bu zamanda. Ben sizin sessiniz olmaya laik olamasam dahi kiminsesi olacağımı biliyorum. Affedin, biliyordum yola çıkarken dahi yapamadımyazmak tek çarem, laik olamayacağımı bilsem de insanlara, yine de o temizruhuma ithafken karalıyorum yeryüzünde. ErnestHemingway kadar güzel elli bir adam olamadığım için derin ve zarif bir elindeğerini iyi bilirim. O zarif ellerin üzerinde yaşlılık keman çalıyor, öyledeğil mi? İşte ben her yaşlı insanın içinde o zarifliği göremesem dahi, ahbaylar ah, kalbim kırılıyor düşününce! Size anlatamam o denli akıl, derinlik veanlayış içinde resmetmeye çalışıyorum beyaz çölümün üzerinde ki huzurda. Huzurdiyorum fakat maskeli bir Van Gogh’um ben bu satırlarda, “Merhaba”diyen. İçintasarısı bir kahve fincanı kadar olan kutsal kasemden, lütfediyorum o kidürüstlüğüm, sizi zehirlemez fakat ölümü tattıra bilir yeryüzünde. Trajik! Şuan samimiyetim ile sadece ışıldayan bir zaman dilimin de karanlığımı sizeresmederken, elimin sanki farkındayım kıyametin anahtarını çevirmeye gittiğininfakat bu kıyamet tüm insanlığı ilgilendiren bir kıyamet olsa, yazabilir miydimbunu? İşte baylar, o anı durdurdum ve yazıyorum, bir karınca gibi antenlerimitıkır tadıyorum şu yeryüzünde ki Dünya’da. Gelecek sanki esiyor duyuyorum,sanki o elindeki asa ile varoluşu dizine getirmiş olan bir varlık. Onuanlatacağım daha sonra ve beynini eline almış bir yönetmen gibi oturacağım hakettiğim koltuğuma. Korkuyorumiçimdeki kıyametten değil, “O!” diye bağıracak çocuklardan korkuyorum.Bilmiyorum korkuyor muyum, fakat öyle düşünülmesi hoşuma gidecektir, gerçekliktesti yapacağım çocukluğuma. O zihin, nasıl da kabul ediyor ölümü. Şu andaodamın içerisinde bir havalı tüfeğim olsaydı, gözümü dahi kırpmaz vururdumkendimi dedi kalbim. Eğer ki bu kitap yayınlanana kadar geçmez ise, kelimelervuracağım, sıkacağım gözümün gördüğü ve anladığı zihnime ve sonra tanrıyıgöreceğim, gördüğümde karşılaşmamızda sanki bir şeylerin farkına vardığımıanladığımda işte onda o da seslenecek dedi kalbim. O yüce ihtişamlı gülüşü ile“E, e, e hadi şimdide resmetsene” diye seslenecek ellerini arkaya bağladığıesnada, bende şaşırmış kimliğim ile onun muazzam ihtişamını inceleyeceğimkendinden emin halim ile. O odaklanarakgözümü kapattığımda karşıma çıkacak ve gördüğüm cennette bana gülümseyecek “Yazartık” diye. Affedinbaylar, sizdeki güneşi görüyorum, ben ise evimde oturmuş bunları yazıyorum.Ahhhh baylar yani, kötülüğün iyiliği karınca günlüklerime tıkırdatıyorum.Zamanı elimde tutarken ne hissettiğimi anlattım bir karınca olarak, affedinbaylar size mektupların arasına gizlenmiş bir şerif olamadığım için. Kalbimdeki notlardan bahsediyorum onlarıpratikleştirerek anlatamadığım için trajikleştirirsem dahi sizden hızıma saygıduymanızı isteyeceğim, soyut bir porte resmediyor kalbim, grafikleştirdiğim sonbir köle sanki. En uzun yolculukta karşı karşıya gelmiş bir kovboy gibiyiz onuşöminenin sıcaklığını kullanarak göstermek isterdim, ellerini arkaya bağlamışbir şerifin garı gözetlemesi gibi aslında zihnimde giyindiğim üzerimde kiyeleğin tasarısına, gelecek selam veriyor görüyorum o dahi bir şerifinomuzlarındaki yükü hafifletemiyor öylesine. Böyle bir karakter lazımdı budünyaya, göremedim bu zamana kadar onu ortalıkta. Peki, ne önemim vardı buçılgınlığın içinde.Dinleniyorum,bir derdim yok fakat hayallerim var. Bakın baylaronları engelleyecek insanlara karşı nasılım biliyor musunuz, işte hayal edinanlatıyorum. Yıpranmış bir grilik içindeki kapüşonlu kazağımı, Bugs Bunny’ninkulaklarını ödünç aldıktan sonra çiçekli toka gibi kısacık saçlarımageçirdiğimi görün. Ve daha sonrasında suratımı pudraladığımı fark edin. Burnumaustalıkla şerit çektiğim an içini siyaha boyarım usulca. Gözlerimin çevresinedahi korku dolu bir ifade saçmak için itina ile keskin hatlar ile belli ederimkargaşamda. Kaşlarımı çatar ve o zamansuratımda ki keskin ifadeler ortaya dökülürse bilin ki, sağ elimi solkoltuğumun altına yaslamış sol elim ile Disney’den çıkma bir korsan güllesituttuğumu hatırlayın, unutmayın ki çok başarılıyımdır geri plandaki cızırtıyıresmetmekte. Ahhh, atlıyordum, alnımda ki eskrim izini ve dudaklarımdakiFrankenstein dikişini. İşteşimdi başlayabilirim işime. Korsan güllemin üzerine resmettiğim gözleri şaşkın,ölüm ve aşık edici tatlılığında ki ifadesiyle, şaka değil gerçekten fitiliniateşlemeden soyarım yeryüzündeki maviliği, sonra onu gömlek diye üzerimegeçiririm. Daha sonra, gözlerimdeki rüzgâr gibi esen kan içinde parlayan ışıltıolur, zehirli fesli bir kurbağa gibi görünürüm size, güneşi de ceket gibigiyerim üzerime, marsı da gıra vat diye takarım, hatta yeryüzündeki tümoksijeni su bardağına doldururum, bunda da asla çekinmem çünkü soğuk su iyigiderdi dünyadaki herşeyi yok ettikten sonra, hatta bardaktaki suyu içmeden desize poz veririm bir sanatçı bunu resmeder, işte resmederse anlayın 8 yaşındakibir serserinin yeşil bandanası ile size profilden nasıl poz verdiğini. Ahhhyine atlıyordum o 8 yaşındaki bedenimin ağzımda birde kıvırdığım sigara var, ahbu yaradılışta gerçekliği ifade etmek ve anlatmak ne kadar çok basit! İnsantutunacak bir şey arıyor. İşte baylar evindeyim bir derdim yok, fakathayallerime kafayı fena halde takmış durumdayım ki, tek hayat gayem çocukkenilk resmettiğim çizgi romanın ilk sayfası. O yalnız çocuk, gerçekten tesadüfenfark ettiği yeteneğini şimdi gerçekten mutlu bunu resmettiği için içerlercesine. Ahhh biladerağaç, baylar neyse ölüyorum her gün. Etrafımda bana güç verecek bir şeykalmadığı an o beyaz çölümü alarak dünyada ki en dürüst renge sahip resim kâğıdımıve ağaçların ruhunu taşıyan kalemlerimi alarak şehirim de dolanmaya başlamıştım.Beni güçlendirecek bir eser çıkartmak niyetindeydim. Büyük bir ormanın içindeki taşlık arazideydim, durun, durun! Bu, bu, bu, acı beni yaralıyor, amantanrım! Antenim! Antenim kırıldı. Hatıratlarımı hatırlayınca çarpışmanınetkisiyle birisi bir diğerini yarısından böldü. Bir anın içindeyken zihnimde kiduyguların kırılmasından kaynaklı yeryüzün de antenlerim bir çatışma içine girdi.Onu düştüğü yerden aldım. Ahhh, canım acıyor ne denli zormuş anteni kırılan birkarıncanın acısı. Daha fazla soluklanmam lazım, bu hatırat beni delirtti veparçaladı. Artık,artık, kırılan bir antenimi elimde taşıyacağım, silahını omzunda taşıyan birserseri gibi. Şu an bunları hatırlarken karınca günlüklerimde zamanı elindetutan ben, neden o anı resmettiğimi çok iyi anlayabiliyorum şu an. Ahhh bu birkarınca laneti! Ahhh bu bir karınca laneti! Ahhh bu bir karınca laneti! Karıncayımfakat ölümü tanıyan bir karınca artık. Onun, ölümün kalın kollarındaki silahınıtuttuğu kolun üzerinde, ölümün kırmızı bandanasının niyetini anlayan birkarınca. Baylar, iştekarınca düşünüyor etrafında güç verecek biri kalmadığı zaman. Ah karınca dedimdeğil mi? Ahhh baylar Ahhhh! Ben bir karınca olarak biliyorum ki insanlar dadüşünüyor, geleceğin de ne yapacaksın diye sormuyor mu kendine? Ben hem karıncahem insan olarak sordum kendime, elimde değil sordum defalarca kendime veplanlar yaptım en son ki çocukluğum ise ejderhasına evrim geçirtecek hareketihazırlıyordu. Baylarşu yeryüzü öyle bir sistem ki, hepiniz farkındasınız çünkü hepinizin bendendaha zeki olduğunu düşünüyorum neden mi? Çünkü ben bir aptal gibiyetiştirildim, fakat kalem ve kâğıt en yakın arkadaşımdı yeryüzünde. Banaihanet etmeyen tek arkadaşlarım. Baylar, sürekli kendimden bahsediyorum ben herzaman yanımda olan arkadaşlarımın ile bir grilik keşfettim, o grilik ölümebenziyordu o yüzden varlığım ölümden sonra da yalnız kalacak. Boyu birkalemden daha büyüktü o griliğin, çocukluğumda bana gösterdiği o girdap iştegeleceğimde, ileri de yazacağım elinizde ki bu kitabımı bana sessizliği ilegetirdi. Bana asla onu vermedi, sadece senelerce anlattı, anlattı ve anlattı.Ben ise antenimin kırıldığı bir hatıradan sonra bir ağaç resmettim. Antenimikıran hatıra ise karanlığında tek başına oturmuş bir kadındı. Onu resmedecektimtaşlı yolda, o, o, o kadını sadece bir kere gördüm ki neyse sizlerden beniaffetmenizi istiyorum, o kadının güzelliğini, onu, karanlıkta görerekyalnızlığıma arkadaş olmasını istediğim için. Hâlbuki o beni karşılayıncadünyanın karanlığını tekrar, tekrar ve tekrar daha öncesin de olduğu gibi birağacı resmederek öğrendim, gözlerimi bu dünyada açtığımdan bu yana her günnefes alarak yüceldim. Tabikide kırık antenim elimde şu an, kanatlı ayakkabılarımın taşıdığı en kutsalkılıç, bir kadının zarafetle tuttuğu en asi keman yayı, oldu şimdi elimde.Defalarca istenmedim karıncalar böyledir işte. Hiçbir insanın hatta yapmamasıgibi bir gerçek varsa bir karıncanın dahi hata yapmaması elde değil. Yenilgiyitatmak istediğim de olgunlaşıyordum işte baylar benim ejderhamın kanatlarınıçıkartacak evrim defalarca, defalarca ve defalarca denedikten sonra vuku buldubu dava şu an elimde. İşte o anantenimin kırıldığı an sevgili baylar, tüm yenilgilerimi hatırladığım andı.Yenilgiden kastınız nedir bilmiyorum, fakat o, herkes gibi davranıp kimseyebenzememeli. İştesevgili matildam, bu sefer seni kurtarmayacağım affet beni. Dünya işlerini,hatta artık sana söylemem gerekir ki bu varoluşun işlerini sağ elimde tutuğumubil. Elim de tuttuğum tarihin en önemli anahtarları asla bir destanın hikâyesideğil, gerçek. Gerçek sevgili matildam. Seni bir lanetten kurtaramam fakatgözlerindeki hipnotize eden samurayın farkındayım. Kül edeceğim boneli kadınonları, maviliğinde var olan kırmızılığın etkisini biliyorum ve bu bizisürükleyici kılarken alacalı olacak. Gördüm o kırmızıları, elinde altın paralarıile en serseri maymunu işaret ettiklerini biliyorum. Onlar bilmiyorlar mı ki, oillegal renksiz belirtici çizgilerimin griliğinde sakladığım bir farence buldoğ ’um var. Onların bir ajanı varsa benimde, beni yakalamaya çalışan okırmızıların tahtında oturan goblinin arkasında kurumuş kafataslarıyla göreviniyapan bir arkadaşım gizli. O kırmızıya bürünen soluk tenli adamlarınkralı o ve diğerleri bir tek o yaratığın tenindeki renkten güç alan ölü adamlardaduysun. Onları karayiplerden bu yanasırtımda taşıdığım bir fıçının içindeki şüphecilik ve özgünlük ile dünyabirliğini kabul eden dobralarımın etkisi altında ki umut kavramım ile altedeceğim, o dostluk, fakat yalansız berrak bir dostluk, işte, şimdi başlayabilirimo kırmızıların içine saklanan liderlerin ve adamların üzerindeki canlılığıemmeye. Matildam,çöllerde yürüyen o adamı hatırla, tüfeğini omzuna atmış o genç ve emekli adamyalnız kovboy, şimdilerde sarı eldivenleriyle tüfeğinin sapını tutuyor,kendisini güçlü tutacak ne varsa hepsi gözlerine karanlık çöktüren şapkanıngölgesi içinde. Artık biliyorsun sigaramdan çıkan duman, maviliğin dışında.Anla karanlığımın içindeki ormanda, karanlığa kurulmuş ve kurumuş bir ağaç dalıolsam dahi, mavilik içinde en belirleyici kıvrımlarımla sen göreceksin varoluşumu. Sana anlatmam gereken çok konu var ki, karanlıklara boyadığım plastikfısfısımdaki vahşeti sana asla açıklayamam. O yüzden sen mavi boneli kadın, beniyeryüzündeki baylar ile baş başa bırakmaklasın, çünkü onlara gözlüklü bir SnoopDogg olacağım. Ve diyeceğim ki onlara, hiç tütün içiremediğiniz o çocuk geldi.Sen ise, sana gönderdiğim işaret parmağındaki yarasa kanatlı kedim ile benimvahşetimin temsilcisi olacaksın. Seni her zaman koruyacağım ellerden. Şatomdaki kristal mavi yarasalar ise o gözyaşı, o karşılaşma, o gece için yıldızlaraher gün çığlık atarak dönecekler evimizin çevresinde. Unutma ben kuyruğundakıpırdamadan derin düşünme meditasyonu yapa bilen en değerli siplintirim!Ve izninlekaranlığımın kraliçesi, bu gerçekliği karınca adımlarımla yeryüzüne anlatırkensen sadece dinle. Bu soyut portenin içine gizlenmiş, en açılı resmettiğimdairenin bitişinde ki dünyada. Ne ustalıkla bir siyah inci oluşturduğuma tanıkol. Seni izliyor olacağım karanlığımın yanında, beni gözleyen kadın. İşte,şimdi müsaadenle başlayabilirim. Kendiiçinizde birçok kez manyak, oldunuz baylar, fakat en mayagının Türkiye’den çıkıcağınıdabildiğiniz halde uykucu bir dinozor gibi yastığını eline alan fakat ayaktauyuyan uyurgezer bir dinozor gibi biliyordunuz hem de zamanı elinde tutanadamın tek bir anahtar ile işinizi bitireceğini. Birçok kezreddedildi bürüksel kuleniz çılgınlığımızda. Yani kötülerin kralı dahi, o kafataslarıylabeslenen kralınızın emir aldığı iblis yerin altına saklanmış size fısıldıyorsoluk teninizde. Hahahahaha! Baylar, baylar, baylar beni bulamazsınız. Ustamyaban koyunun izinde iken, beni ne terler dökerek eğitti o vahşet canavarıdizginleyerek sakinliğinde. Çok ağır bir adamım ben bu sefer yeryüzüne. Abartmıyorumbaylar abartmıyorum, 19. Yüzyılda meyhanede dedikodu çeviren bir delikanlıdeğilim. Asasında nazar kristaline laik olmayan bir iblisin peşindeyim. Baylarişte antenlerimden çıkarttığım tıkırtı yayın evinden geçip size ulaştığı takdirdeveya bir şekilde ulaştığınızda bilinsin ki, Rüya taşıyıcısı hayatta. İblisin saklandığınıbilmiyor muyum sandınız? Elinde tuttuğu o kandilden size fısıldamıyor mu yoksa?Baylar,baylar, baylar bu sefer en keskin katanam dan dan yani ölümün tepesinde duransamuray Mami den sonra size gösteriyorum en karanlık maskemin altındaki rüyanınen serseri girdabındaki mor simli gerçekliğini. Bakalım o kandilinizde yaşanan korku dolugeceyi hasta bir çocuktan tekrar duyduğunuzda bunu kim anlayabilecek, göreceğizkırılan gerçekliğiniz bu yüzyılda nasıl tekrar kendini parçalıyor. Baylargelelim bürüksel kulesinin dışındaki fedailere, size nasıl bir fare olduğumu anlatmışmıydım? Sözüm ve sessizliğim bürüksel kulesinin dışında ki baylaradır. Ahbaylar, ben insan eğlendiren bir sanatçı olabilirdim. Evet,öyleyim de hali hazırda fakat görünmüyorum. Sizlerde görüyorsunuz en beyazçölümde yayılan soyut sanat eserini, ancak ilk etapta zihinlerde partiliyebilirim şu anlık. Kavramsal kargaşam, hırçınlık ve acele hissim, sakinliğiyleotururken uzun bir sohbet yapacağım yeryüzündeki tüm sanatçılara örnek olacakfarence canavarımın gözlediği, bilinmeyen ile “Beni oku!” diyeceğim, ama sizesöz veriyorum bir gün çıkıp partileyeceğiz, en çılgın konser alanını dikeceğimsahra çölünün tam ortasına ve kıracağız süslü gerçeği. Ah orayıanlatmak için sabırsızlanıyor göklerdeki bedenim, afetlerce affet! Önceanlatacağım, sonra göstereceğim ve sonra çatışacak göklerdeki ışıltıyıindireceğim sakinliğimle. Siz baylar ve işaret parmağına yarasa kanatlı kedikondurduğum vahşetimin koruyucuları, karanlıkların kraliçesi, yani tüm kadınlarsizde, sizde davetlisiniz. Siz artık anlayın neden işaret parmağınıza yarasakanatlı kedi gönderdiğimi. Evet,çok dibe sürüklendim. Hepsi hatam mı evet. Benim hatam sanata olan aşk ikilemi,zamanı elinde tutan üniformalı bedenim ve Floransa’nızın en soyut şapkasınıkuşanan kalbim size uzaktan öyle bakıyor ki, öyle bir bakıyor ki, kırılmışantenim elimde iken karanlığımın ışıltısı ile en dürüst yıldızı resmediyorumterbiye verdiğim ahtapotum ile. Sizde, öylece gülüyorsunuz işte evet, evet,gülüyorsunuz. Evet, evet, deliyim, evet, evet 4000 bin yılı diye gösterentarihinizden ben de çok havalı tebessüm ediyorum tüm zamanlara koltuğumdan.Öyle ki, dizime geldi varoluşun boyu. Zihnim de yolculuk eden şu karmaşa okadar kusursuz ilerliyor ki, bu kitabı bitirdiğinizde siz de Rüya taşıyıcısıolmaya hak kazanacaksınız. Peki,öyleyse canım bu çetenin, bu yaramaz çocukların en havalı saçı bende olduğundandolayı, elimdeki bezbol sopasındaki çivilerin hakkını vermekte bana düşüyorkaldırdığım ellerle. Hahhh, bir görseniz ne kadar da bol geliyor tişörtümüzerime, çetemin asiliği ile gökyüzüne jölelediğim saçlarımın güzelliği,zihnimdeki duvar da o altın oranımda resmen jöleli çete lideri oldum esaretimde.Yaramazlıklarımla değil, jöleli saçlarımdaki havalı esintiyi gözlerimden venedense piçler parkından çıkma sırıtışım ile sanki atıyorum sessizce.Hahahahah… Ve daha sonra bir daha öldük. Hahahahah… Hahahahah… Bununne demek olduğunu bilen ve hemen en önde duran bir velet, yani bizim şu 4kişilik yaramızdan biri, şöyle cevaplayacak, cevapla len piç, hadi! “Hasiktir,hahahhaha! Tamam, işte cevap mı istiyorsunuz alın o halde, “Piçlik”hahahha!” Piçlik amasavaş ortasında düşmanı alt etmek için yapılmış yüce bir piçlik! Üzerini çıkartmış eli cebindeydi o sıra yine birpiçlik düşünüyordu bedeni, bu piç, bu piçi siktir edin Jüpiter’i dolandırdığıyetmedi bir de cebinde ki bilyeleri dolandırıyor, hahahhaha! Biz mi asla insandolandırmayız, insanız fakat işte gezegen dolandıran yaramaz, haylaz çocuklarınpiçler parkı ferdiyiz. Asiyiz işte, ona göre lütfen siz bizim altın orandaolduğumuzu unutmayın, o yüzden bu kadar yaramaz ve laf dinlemeyiz ya! Ah yalnız puşthiç değiliz şekere kanalım. Filmlerdeki kurguda değiliz. Biz piç çocuklar var ya,evet onlar gibi kurgu bir şekerlemeye kanmayız. Biz direk kan emeriz, insan kanı değil ama baylar asla, sokağın kanınıjöleleyip saçımızdaki jöle ile açlık ve tanrı belirtisini fark ederken,yeryüzünün en havalı sigarasını 8 yaşında kıvıran çocuklarız biz, evet bizölümün kolundaki kırmızı bandanayız ki, o dahi bizden faydalanıyor vesokağımızın kanını koluna bağlıyor. Altınoran demiştik değil mi? Piçlik işte. Fakat bizim bir farklılığımız var ki, o dalanet olası kırmızılara bürünmüş onun içinde ki bir soluk bedene sahip değiliz.Ve aynı zamanda onların kötü kralının emir aldığı iblis gibi de kıkırdamayız.Ahhhh baylar, bizim altın paramız neşemiz, arkadaşlar biz yaramazlık yaparsakyer sallanır o kadar. Biz hiç büyümeyiz altın oranda Hahahahah! Maalesef öylebiz piçler parkı çocukları, mahalle arasındaki tütün tarlasında yetişmişveletleriz. Bizi sağda solda görürsünüz ama tanıyamazsınız, salında sokağımızkoruyalım şu zaman dilim de öyle ki elimizde ki dava, çok kıymetliçocukluğumuz. Bir karar almıştık söylemeden yapamazdıkgerçi, etrafta gezinen ve yaramazlık yapan 8 yaşındaki velet kardeşlerimizi iyitanırsınız, o tokat yiyen çocukları, evet işte o dayak attığınız çocuklarınintikamı sayın bizi, o tokatların lanetini yara bandı ile kapatan biz. Ahhhh,işte! 4 kişilik bir atari oyunu olmasın mı başınıza şimdi bu lanet çete! Ve enhavalı profilimiz tek başına devrede. Ahhh baylaro çocuklardan başka velet göremedim ortalıkta, bu denli yaramazlık yapan. Biriki çete daha var ki onları daha sonra anlatacağım. Ahhh baylar, toplam da üççetem var. Ve hepsini bir belirti ile toplayınca 11 çıkıyor. Ben ise onlarıgören göz, yeryüzünde kırık bir anten ile tıkırdatıyorum beni duymak istemeyeninsanlara. Fakat elimde ki asa ile de tıklatacağım yeryüzüne 3 kez, tık tık,tık, ben geldim diyeceğim zamanın en soyut fedaisi, bir fanusun içinde ki ikibüklüm bir ceni. Ahhh baylar!Heyecan verici değil mi? Bu sürükleyici önsezi. Benim masamın üzerinde kiyeraltından çıkarttığım notlar, su şişem de dibinde kalmış su birikintisi, o, oklasik tufana bende katılacağım ve onu da içeceğim birazdan dehşeti, vahşetitanırcasına nerede ateş çıkarsa zihnimde ezeceğim. İçtim, yeaaaaah, üzerine de tesadüf eseri,işte şimdi başlayabilirim dedim, işte şimdi başlayabilirim heeeyyy. İşte o an kırmızı bir telefon kulübesi gözümeçarptı ve o esrarengizliğiyle şöyle gerçekleşti anlatıyorum… Bu kapısıaçık olan bir kulübeydi ve ben o açık kapıdan içerideki telefonun sesiniduyuyordum, işte içerideki o telefondan lanet bir fısırtıyla konuşan kadın,donuk ve tiz sesiyle şöyle konuştu “Lanet olası O, iş başında” diye çığlıkatıyordu. Uzaklaşan kahkahalarını yaydımasamın üzerindeki kırmızı defterime, üzerine yansıyan kırmızı telefonkulübesinin gölgesiyle. Fakat ben bu fısırtıya hiç kulak asmadım ve onuharcadım. Benidinleyin, gerçek çok açık, büyücü olmama dahi gerek yok baylar, baylar diyorumanladınız mı? Benim âşık olduğum alice harikalar diyarında elinde bıçak ilegezerken, ben kıytırık bir sopa ile büyümü yapacağım? Hayır! Bu yeryüzünde, buhiç bana göre değil. Sakın baylar sakın. Hahahaha gerçekliğinizi bozmayacağım,aldanın o tatlı kadın uğruna ve lanetine, o hikâyelerindeki cevhere, hem onungerçek ismi dahi planlamış bir silsile, fakat benim amacım yeni bir edebiyatyaratmak asilliğim ile çok basit, dolayısıyla doğa ötesiyle uğraşan bir yazardiyebilirsiniz bana ve bu benim hoşuma gider ve derim ki “Harikulade.” Ve hepbirlikte bize “Harikulade”. Ben değil,sizi kandıran karanlığın arkasına saklanmış kıstırgaçlar, o kikirdeyenkahkahalar ve onlar, çoğu düşünürü delirtmiş, kıyasıya bir çalgıdurumda. Karıncagünlüklerimde ilk günümün sonuna geliyorum, içimde küçücük bedenim ile ne denlibüyük bir cehennemin içinde yaşıyorum, cenneti de yaşıyorum fakat onu sevemiyorumçünkü yanımda değil. İç dünyamda olan fakat uzaklarda gözüken bir serüven. Dünya, karşında bir cennet her gün ışıldıyorsana güneşi ile. İşte ben de görebiliyorum ışıltısını içim de fakatulaşamıyorum ona. İmkânsız. Birçok kez imkânsız oldum, iyi niyetim sayesindekandırıldım ispanyanın en kızgın boğası gibi var olurken. Beni kesip yediler.Bunların hepsinde izleyici oldum ama unuttukları bir şey vardı oda, intikamımintikamı onun intikali... Yeri geldititredim ufkumun sessizliğimde. Yeri geldi güldüm ama belli etmedim karanlığınbedeni ile. Yeri geldi ağladım şapkamda ki tek yıldız ile. İşte şimdibaşlayabilirim, kendimi mükemmelleştirdiğim an da. Yeri geldi kaçtım kendimden.Yeri geldi yakalandım kendim ile. Yeri geldi tecrübem güç verdi, ilham verdiyıldızları tek tek gerçek halleriyle tanıdım, işte şimdi buradayım amacımaulaştım mı? Neden mi? Çünkü karanlığın içinde ki tüm yıldızların farkındayım.İnanın kendinize, hiçbir insanda bir diğeri ile aynı değil. İşte şimdibaşlayabilirim, kendimi mükemmelleştirdiğim an da. İşte şimdi başlayabilirimmasamda ki suyu yudum, yudum, içmeye. İşte şimdi başlayabilirim kutsalkasemdeki dürüstlüğü tattırmaya. Ölüyüm ben. Yalnızlığımda, sadece varoluşkümelerinden birinde olduğunu bilen bir ölü. Biliyorum, tanrının bizi kahvefincanı gibi yudumladığını. Ve biliyorum, en son yenilgimden sonra yineburadayım. Ve biliyorum bu bedeni terk ettiğim anı. Ve biliyorum anladığınızı.Ve biliyorum eriyip giden manyağın bandanası ile körleştirildiğini, oda biliyorki kulaklığında ölümün griliğinde yaşadığını. Farkında mı? Farkında mı? Görüyor mu?Hipnotize edilmiş o başıboş aylak? Çaprazında ki profilin, 90’ların 2Pac’ıolduğunun farkında mı? Tabiki de değil! Tabiki de farkında olamaz, okörleştirilmiş bir aylak. Siz de öyle olmayın. Farkındasınız siz de 8 yaşındabir veledin kusursuz bir sigarayı nasıl kıvırdığının, farkındasınız. Dev, iki ayağının üzerinde kanatsız birejderhanın üzerinde ki kralın seslenişinin farkındasınız. Ejderhanın elleri,yeryüzündeki en iyi piyanoyu çalan keskinlik, kanatlarını çıkartacak o duruşbaşka bir sanatçının eserlerini yiyebilecek bir resital adeta. Tabloların esrarengizliğindebulunan ve içinde başka bir tabloda gizlenen bir adam gibi geldi bu gerçeklikbana Gerçeklerlesize Rick Sanchez gibi gelsem de anlatacaklarımla farkındayım, saçlarımın biryıldızdan esinlenildiğini ve iblise savurduğumu söylüyorum, antenlerimitıkırdattığımdan bahsediyorum kısaca. O kırılanantenim adına suskunluğumda müsaade edin başlıyım uzun bir zaman geçtivarlığımı bildiğimden bu yana kötülüğün içinde pes etmeden adım atarken, bundansonra biraz farklılık yaratacağım günlüklerimde, bu gerekliydi. Ben: KarıncaScarson.

KÜLKRALI
Çölün en keskinyamaçlarında oturuyordum, hava bugünde dünden daha çok soğuktu. Rüzgârınesmesine aldırış etmeden turuncu kayalıkların üzerinden, gün batımını yine birkeyifle izledim ama yine her zamanki gibi yalnızdım, tek başımaydım fakatkarşımda bana selam veren bir güneş vardı. Beni tanısanız gerçekleri daha iyianlardınız. Neden yalnız olduğumusormayın bunun cevabını bilmediğim günlerde biliyorum, gözlerimi yeni bir güne busefer açtığımda ise bir çölde kayalıklarının üzerinde ayaklarımı sallarkenbuldum kendimi, evet gerçekten bu halde buldum kendimi.Ondan kurtulamadığım,her zaman üzerimde olan beyaz uzun geceliğim yine üzerimdeydi, beni giydirenekollarını daraltın dediğim halde daraltmamışlardı. Uçurumun ucunda kollarımısıvadım yine sanki ustaca bir dövüşe girer gibi uzun gelen kollarımı sıvadıktansonra gün batımını seyre daldım, hemen yanımda olan en sevdiğim içeceğinolduğunu fark ettim. O samsamdı, samsamın şişesini açtım, bir iksirşişesinin içindeydi yine, ucundan tuttum o şahane açılma sesini duyduktan sonramantarını elimle kayalıkların üzerinden uzunca geceliğimin kollarından küçükminnacık parmaklarımı çıkartarak fırlattım. Ne güzelde uçtuyine Hahahaha. Neyse bir şebek gibi sevindim ve kahkahalarımı attım,kahkahalarım gökyüzüne doğru kıkır kıkır kıkırda. Gülüyordum, yanaklarımgözlerimi kısıyordu, hihihihihi tıstıstıstıs, kıkırdarken yerde dönmeyebaşladım, içimden de gülüyordum mk ve hala hihihih diye kıkırdıyordum, hahahabir tanısanız beni, duruma şaşırırdınız, görseniz beni küçücük bacaklarımhavada sallanıyor ama içimde bir yara hala beni üzüyordu, hep üzüyordu boşverin onu şimdi gerçekten. Ahhh bir an tadımkaçtı hep olur ya böyle en güzel anlarda, olur böyle ama şimdi toparlarım meraketmeyin, uzun geceliğim bacaklarıma dolanmıştı güzel kıkırdamamın arasına girenbir anlık mutsuzluktan sonra ben yeter artık diye hala kıkırdıyordum ve halaşebek gibi gülüyordum. Şaşırmıştım çünkü ben hiç kıkırdamazdım vekahkaha atmazdım. Neye güldüğümü ve kıkırdağımı bilseniz bana çok zeki birisinderdiniz. Ejderham varken kahkahamı atardım ama unuttuğum çok anı var o yüzdenbiraz garip gelmişti. Uzun zamandan sonra en güzel kıkırdamamın arasına girenbu mutsuzluk beni çok üzdü. Ağlamaya başladım ama ağlayamıyordum. Bu üzüntününne olduğunu bir bilseniz kötü bir cadının en güzel kıkırdamanın arasına nasılsomurtuk suratıyla girdiğini anlardınız. O çok kötü bir cadı olabilir ve hiçsuratı gülmese dahi onunda bir hikâyesi var. Benide hiç anlamadınız değil mi şuan. Zaten hep en güzel anlarımda ortaya çıkar beni anlamayanlar. Neyse bucadıda gözümün önünde bana farklı bir cazibe ile suratıyla bakar dururdu amaonu sadece ben görürdüm. Benim böyle güzelanılarım olduğunda hep bu kötü cazibeli kötü cadı ortaya çıkar ve bana şehvetliiçecekler sunar ve kızar. Kızmasına da ben müsaade ediyorum daha sonraanlatırım. Cadılar hep somurtkandırzaten. Bilmiyorum siz hangi gezegende beni okuyorsunuz ama sizingezegenlerinizde de olağan üstü cadı hikâyeleri vardır sanırım. Benim gördüğümcadıda hikâyelerinde öyle en azından. Bana işkence çektiren türden. Çok güzel kıkırdamalarım esnasında cadıgelmeden önce, hayatım boyunca en güzel kıkırdamamı atarken buldumkendimi. O uçsuz bucaksız gökyüzünekarşı bu kadar çok güzel kıkırdadığım için küfür ettim ve size söylemedim, oanda şöyle dedim gökyüzüne “yeter artık!”. Bunu derken çok ciddiydim ve bir ano paha biçilmez kıkırdamanın ve olağan üstü anında içimden güldüğüm sırada oldubu. Ahhh boş verin aslında uzun zamandır ne, ne kadarda mutsuz bir adamım ben. Akıllıca bir içses ile konuşmayı uzun zaman önce bıraktım, dünyam bunu gerektirdi, o yüzdenkarşımda kral olduğumu bilmeden konuşan insanlar doldu hayatımda, ben akıllıcakonuştuğumda bana felsefe yapma diyecek sıradanlıkta kötü insanlar vardıhayatımın içinde. Zaten onlarda hep Dünya diye bir gezegende kaldı ya neyse boşverin. İşte orada o sıradanlıkta tıkılıpkalmış benim sessiz bedenime hesap soracak kimse olmadığından en azındanşimdilik bu hikâyeyi kayda alıyor başka bir gerçeklikteki bedenim, sayfalarınarasında benimle tanışabilirsiniz. Şimdi ise kaşlarımı çatmış bulunduğumgezeğende gün batımını kambur bir şekilde izliyorum ve yanımda bulunan sandığıniçinden bir samsam daha aldım ve hemen içtim. Okuduğunuz satırları kayda alan da benim gibibir sanatçı, benim farklı bir gerçeklikteki canlı halim. Onu tanıyorum, benigören tek kişi o ve o da ben de daha gerçek bir yaşamda hayatımıza devam etmekiçin savaşıyoruz, sadece bunu biliyorum ve o tüm hikâye seven canlılara bunuanlatıyor, bunları anlatarak ejderhamı geri getirmek için bana yardım ediyor. Bunun sebebinisize bir ara açıklayacağım. Neyse buhikâye sizin kafanızı çok karıştırır şimdilik bu konuyu boş verelim. Bu seferbir bebeğin biberonu içtiği gibi değil, kaşları çatık sanki yüzyıllardırbeklediğim an çalınmış gibi içtim bu elimdeki içeceği. Benim gibi dâhiler hepüzgündür yalnızken, sizde öylemsiniz bilmiyorum ama neyse son kıkırdamayı daburnumdan verir gibi yaptım. Şuan uzun gelen kıyafetim ile ağzımın kenarınısildim. Onu yaptım evet bunu yaparken bir şeyler hatırladım şimdi ve tekrarkaşlarım çattı. Çocukluğum,içimden kıkırdar gibi oldum şu an ama sessizdi sanki ağlayan bir kıkırdamambeni sardı ve bir hıhhh daha yaptım ve tekrar küçücük bedenim sarsıldıçocukluğum için elimdeki samsamın şişesini parçalamak için ayağa kalktım veuçurumun tepesinde bulunduğum gezegende güneş batarken onu bir hırçınlık ile kırdımgeleceğim için. Hııh. Bu sefer öyle birbağırdım ki var olduğum o günden beridir hiç böyle bağırdığımı hatırlamıyorum.Eskiden yaramazlık yapardım çocuktum o zamanlar, o günler en karanlık gözlerdenberi daha esrarengizdi. Bulunduğum gezegende zaman sanki akmıyor ve şişeyikırdıktan sonra bir ileri bir geri gitmeye başladım, ellerimi arkaya bağlayıpuçurumun yamacında düşünceliydim. Ahhh, Ahhh yine ne oluyor bana diyedüşünüyordum. Ben hep üzgün adamları örnek almıştım kendi krallığımda.Haksızlığa karşı sessiz kalmam beni ejderham ile buluşturmuştu. Uzun geceliğimyere sürtüyor yine her zamanki gibi parıltılar saçıyor bulunduğu yere. Durdumgeriye bakarak bir an, mık. Mık derken ne dediğimi anlıyorsunuzdur değil mi,kusura bakmayın efendiler küçük bir sarsıntı onlar mık? Neyse mık. Anladığınızıdüşünüyorum. Eğer anlam yüklemek istiyorsanız kendinize göre bir açılım üretipbana seslenebilirsiniz. Ya da durun en yalnız kaldığınız günlerde gözlerinikapattığınızda veya yanınızda kimsenin olmadığı o anlarda şunu söyleyin ben,“merhaba ıssız karanlık” diye seslenin içinizden ben o karanlığı sizehatırlatmak için geleceğim bir mutluluk olarak. Lütfen müsaade ederimsiniz mıkçıldırışı yapmam gerekiyor. AAAAAAAAA, MIK-MIK-MIK-MIK-MIK-MIK-MIK. Nasılçıldırdığımı hayal edin, tacımın üzerinden fışkıran o saçlarım dahi bir dehşetiçindeydi, bende çıldırdığımda fark ettim epey uzamışlar. Defalarca merhabaıssız karanlık dedikten sonra bir mutluluk sardı içimi ama onu hementüketmeyeceğim. Gezeğenleri o kadar çok eskittikten sonra küçük bir mutluluğudahi arar oluyorum içimde. Merhaba ıssız karanlık sana dahi merhaba. Kusura bakmayınlütfen o cadıyı hiç tahmin etmemiştim. Eğer o cadı gelmeseydi size kıkırdamamınve kahkahamın neden önemli olduğunu daha iyi anlatabilirdim amakahkahalarımdaki bu özgünlüğün kulaçlarını atmanın ne kadar önemli oluşundanbahsedemezdim, onu anlatamazdım. Belki başka birdünyada size daha iyi kıkırdarım, benimle tanıştığınız ilk yazılı eser olduğuiçin şaşırmıştım, aslında ilk değil ama yayınlanacak ilk olma niteliğinitaşıyor. İlk başlardaki kıkırdamama ilk anda neden o kadar çok yükseldiğimi birgün belki tüm bu kitabı okuyanları en gizli deniz kabuğunun içinde bulunandeniz kabuğunun içindeki incinin etrafına toplanıp size anlatırım, cadıgelmeseydi neler kayda alınacağını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Ama olsun birincinin etrafına toplanıp neler konuşacağımızı öğrenelim, sizi orda bekliyorolacağım. Çok üzgünüm, çoküzüldüm ve tacımın üç uzun ucu esneyerek geriye sarktı, Kül kralı bu aralar üzgündaha tanışamadık ama olsun, bu yüzden kaşımdaki çatıklık biraz keskin. Ahhh bumutluluğun kaçma sebebini bir bilseniz ne kadarda mutsuzum bu yüzden neyse sizebundan bahsetmemeliyim kıytırık bir konu olsa iyi ama bahsedersem kim olduğumuunutup hiç bitmeyen karanlıklarda sürüklenebilirim, o cadı hala fısıldıyor,duyuyorum. Bu arada o inciyi kaçıranlar oldu sanırım hmmm.Hayal gücümdenasıl mıhladığımı bilemezsiniz. Gün batımını ellerim arkada hala izliyorkenresmen güneşi cebime koydum varoluşun boyunu dizime getirdim ama neyse benimilk yazılı eserimi kimler okuyor? Ahhh neyse bunu hiç hesaba katmamıştım bu ilkoldu. Bu seferde hiç hesaba katmayacağım çünkü en son zamanda yolculuğunserbest olduğu bir diyardan gelip beni uzay korsanları kaçırarak tanışmıştı. Busefer bunu kafama takarsam kim bilir hangi çılgın insanlar çıkacak ve benikaçırmaya çalışacak bilmiyorum o yüzden şimdilik bu çılgın adamların detayınagirmemem gerekiyor çünkü ne kadar çılgın kişiler olsa dahi bu çılgınlığa karşıhep keskin bakışlarımı atmışımdır. Yok, hayır o uzaylı manyaklara atmadım çünküonlar gerçekten manyaktı neyse bu konuyu size sonra anlatırım. Aaa, birdeİnciyi keşfetmek için meditasyonda kalmalısın ve onun etrafında olduğumuzugörmeye ve duyamaya çalış seni orada bekliyoruz.Küçük burnumdankıkırdadım birkaç dakika önce yerde ayaklarımı havaya kaldırarak kıkırdamamaklıma geldi, bir nefes daha kıkırdadım acı acı ama suratımda bir değişiklikolmadı sadece içimdeki o karanlıkta hüngür hüngür ağlayan ufacık o Kül kralınıgördüm. Aaaaa ne kadar da üzgün be bu dedim karanlığın içindeki kendime, ahhhhneyse aldanmayın ona o gördüğüm en piç kral hüngür hüngür ağladığı doğru ama gözyaşlarındandökülen o şeffaflığın içinden tüm dünyalara ajanlar eğitiyor, timsah gözyaşlarıvar o içindeki hayal gücünde. Yani içimdeki piçibende tam olarak tanımıyorum o yüzden siz benim uzaklardaki manzaraya bakanküçücük bedenim ile ilgilenin. Biraz yürüdümuçurumun kenarına doğru, uzun geceliğimin altından bol içliğimi düzeltip tekraruçurumdan aşaya ayaklarımı sarkıttım ve sonra derin bir sessizlik sardı mıkbeni. Samsamı bir bebeğin biberonu emmesi gibi içtim. Dudaklarımı dayalayıp tadına varınca yanağıma damlayanlarda beyaz uzun geceliğimin kollarıile yüzümün kenarını sildiğimi hatırladım. Ne serseri bir Külkralıyım ben. Neyse ki bu hallerimetanık olmanızı sorun etmiyorum. Bu seferde Samsa’mın tadına bir bebek gibivarmıştım uçuruma tekrar oturup ayaklarımı sarkıtınca onu hatırladım. Samsam nediye sormayın, bende adını bu garip sandığın içinden aldığım şişenin üzerineçizilen kuru kafadan öğrendim. Gülen bir kuru kafa o, bana “HİHİHİHİ” diyekorkunç bir kahkaha attığından beri konuşmuyorum onunla. Bir kral olsam dahibenim en piç halimi bilip öyle kıkırdayan bir kuru kafayla asla konuşmam. Amabu satırları okuyan değerli bir hanım efendinin kıymetini bilirim. Birde şişeninüzerine yapıştırılmış bir kâğıt parçası, ahhh onu dahi küçümsemiyorum o bileyerinde iyi, o var. Bir kral asla kimseyi küçümsememeli. Çok sevimli bir kurukafa kim çizdiyse kendine benzetmiş gülüşünü. Küçük bir kâğıdın üzerine çiziponu dahi şişenin üzerine yapıştırmışlar yine, ama geçen gördüğümden daha piçbir gülüş atıyor bu sefer hmmmm. Artık o kâğıt parçasının üzerindeki kurukafayla konuşmadığım için daha piç bir gülüş atıyor nedenini bilmiyorumaçıkçası pekte merak etmiyorum. Sanırım beni öldürdüğünü düşünüyor ama çoklezzetli dayanamıyorum bu iksire. Samsa’mı kimin icat ettiğini anlatırım birara Bohemyalı bir bunak ama konumuz o değil şimdi. Sandıktan bir samsam daha aldım ve içtim kaçoldu saymadım, ağzım yüzüm yine samsam oldu, tadına varana kadar ağzımı yüzümüyaladım ama pek eski tadım yok. Kahvemi içseydim hayır o bazen çok sıkıcıoluyor. Tadım kaçtı bir iç çektim boş verin nedenini samsam bitince yinekaşlarım çattı bak, tanıdık geldi çatık kaşın mık. Birde ilk defa burnum akıyor, benim gibitatlı mık bir herife yakışıyor mu mık neyse akıyor işte sümkürüyorum, durun tekbir taraftan akıyor krallarında sümüğü akıyor, akıyor tabi hepimiz eşitşartlara sahibiz. Belki gerçekleri daha sonra konuşuruz müsaadenizle bir saniyebir deliğini tıkayıp sümük akan kısmını kapatıp yere fışkırtmam gerek. Hahhh,tamam oldu kusura bakmayın, böyle bir manzarada kıkırdayınca beynim erimeyebaşladı garip işte o da şaşırdı bir an. Ahhhhhhh çıldırıyorum… Ahhhhhhhhhhhh….Yine kusura bakmayın ben burnumu silerken hayal gücümde dolaştığım bir yerdeaklıma kötü bir şey geldi ve o çığlık attı. Benim kafamın içinde birkaç mekândadaha takılan soyut eserler var. Aynı içimdeki şu hüngür hüngür ağlayan ben gibibirkaç tanede başka renklerde takılıp hikayesini yazan taraflarım var. Ama boşverin şimdi onları bu hikâye neden mi daha önemli, önemlimi ki bilmiyorum.Sanırım bu dünyada da sadece güzel gün batımları önemlidir. Hala batmadı budünyadaki gün batımı daha yavaş batıyor. Birde burada zaman daha yavaş akıyoronu fark ettim. Nedenini anlarız biraz takılalım burada. Sildim, buhareketi çok seviyorum sonra uzun kollu geceliğimin koluna siliyorum. Tekburundan çıktığı için sadece tek kolum sümük yıldızlanıyor. Merak etmeyin bensümkürdüğümde yıldız sümkürüyorum. Gerçekten öyle daha önceden hiç burnumakmazdı bu ara akmaya başladı bende biraz pasaklı oldum. Beni nasıl bir kralsandınız. Size kral olduğumusöylemiş miydim, değil mi? Şimdi adım sümüklü krala çıkacak çıkmadan izah mıetsem? Aman pekte umurumda değil şuan gerçekten sırtımdaki kamburu düşünüyorumbeni bu dünyaya ne attı acaba. Yalnızlık mı? Ahhh hayır hayır… Öyle bir şeyolmasın. Ben krallık hayatımda bir kere sümkürdüm oda ilk size denk geldi,beynim manzarayı görünce o yüzden bahsetmiştim sanırım. Durun daha çok şeyanlatacağım bir yerden başlamak gerekirdi, bir görsen beni ne kadar tatlıyımaslında ama tadımı da kaçırdım sanırım. Ahhh neyse size yalan söylemeyeceğimejderham büyük bir yücelik uğruna benden ayrıldığından beri gözümü hep farklıdünyalarda açıyorum. Hatırladıklarımda pek fazla bir şey değil. Ejderhamıkaybettiğimden beri kendimi bir saat gibi kurdum ve onu şifreleyerek bir denizeattım. O saatin yerini de dünyaları gezerken unuttum ve ben sadece bulunduğundünyanın bir önceki gün ki hava durumunu hatırlıyorum. Tacım yine esneyip arkaya sarktı bu konudanbahsettiğimde büyük bir yas içinde olduğum için direk yelkenleri suyaindiriyor. Küçük kırmızı bir saatti, içinde küçük adamların çalıştığı bir saat.Sanırım hiçlik denizine atmıştım onu. Ama attıktan sonraki hikâyeyi bilmiyorummerakta etmedim. Garip hmmmm, hiç sümkürdüğümü kimseye anlatmamıştım neysebunun da bir önemi yok, şu kafamın içindeki benlerden biri yine bağırıyorsanırım onunda aklına onu üzen şeyler karşısına çıkıyor. Beni kimlerindinlediğini bilseniz gerçekten inanmazsınız. Gerçekten ben çok önemli birkralım. Bu seferki bulunduğum dünya çok garip merak ettim şimdi acaba bu seferhangi dünyada açtım gözlerimi ama siz yine de her kralın çok önemli olduğunuunutmayın hepimiz aynıyız bir yere kadar. Manzaram halabatıyor o da hoş geldin diyor bana Ahhhh sürekli küçücük bedenimle iççekiyorum, zor bir yolu seçen üzgün bir kral olunca böyle oluyor. Bir tane dahasamsam içsem iyi olur kaçıncı oldu bilmiyorum. Neyse, lütfenkusuruma bakmayın benim gibi önemli bir kül kralını böyle oldukça basit birhikâyeden dinlediğiniz için şanslısınız aslında. İyi ki böyle oldu. Buhikâyenin bu satırlarına kadar gelmiş saygı değer değerli insanların karşısındabir aralar karşılaştığım esrarengiz tiyatrocunun saygı değer tavrı ile sizleriselamlıyorum efendim hoş geldiniz ben saygı değer ejderhasını kaybetmiş Kül Kralı.Şu an bulunduğumyere dair tek hatırladığım şey ise dünün bugünden daha soğuk olduğu demişmiydim? Samsam içmeliyim tekrardan bu Bohemyalı ihtiyarın yaptığı iksir benibiraz dertlendiriyor sanırım, o ne diye sormayın benim bulunduğum dünyaya aitbir içecek. Yine başka birdünyadaydım farkına vardığım sezdiğim ilk şey bu oldu durun gerçekten burasıneresi yahu. Ahhh unutuyordum, kendimi biraz da olsa hatırlamaya başladım.Adımı boş verin derdim bulunduğum dünyalarda bu kez bu dünyada ismin bir önemiyok demedim. Sanırım bu dünya diğerleri kadar çılgın değil. Ama şuan hala sankisenelerdir önümde batmakta olan gün batımı harika gözüküyor. Burada sadeceçöllerle kaplı ve tek yükseklik benim bulunduğum kayaç sanırım. Buraya size daha detaylı anlatmak için güneşedoğru elimi kıstım ama samsam beni sarhoş yaptı sanırım, ejderhamı kaybettiğimiçin pek asil değilim artık gözümü açtığım her dünyada bir bedevi gibi oradanoraya ilerleyip duruyorum. Umarım bir gün nekadar asil bir kral olduğumu görürsünüz ama bu imkânsız. Belki bir araöğrenirsiniz. Ejderhamın tam 52 zincirine tam 52 kötü kralı hapis etmiştim.Biliyor musunuz 52side dünya diye bir gezegende yaşıyordu. Ahhh gerçi dünyaisminde bir gezegeni nerden bileceksiniz oraya kimse gitmezdi bende aksilik buiyi kalbimde bir ara uğradım ve ejderhamı o günden sonra kaybetmek zorundakaldım. Çünkü 52 tane piçi zincirlere hapis etmek çok zamanımı aldı. Durun bir saniyehatırlıyorum… Olamaz olamaz olamaz. Neyse ne gibi güçlüklere dayandığımıhatırlamak istemiyorum hem sizinle ilk buluşmamız. Diğer izlediğim günbatımlarından daha güzelli şuan karşımda aramızda kalsın bu seferki sankibileğimdeki en güçlü güç gibi geldi. Bu seferbulunduğum bu gün batımında sanki biraz daha duyarlılık seziyorum amaaldanmamak gerek ahhh. Ben hep onu seziyorum ya, çevremdeki tüm düşmanları yokettiğim o an geldi yine yani şu an bu nasıl hikâye demeyin ben her yıldızıgezmiş ve ejderhasını özgürleştirmiş bir kral olarak size söylüyorum ki zamanıyöneten bir kılıç tutuyorum şu an elimde görebiliyor musunuz? Size bu kılıcınçok önemli mevzularından bahsedeceğim aramızda kalsın hangi gezegenden benidinliyorsanız o gezegende öldüğümde anlayacaksınız. Başıma bir an ağrıgirdi, böyle anlarda mezarcı isminde biri aklıma gelir bir gün onu daanlatırım. Ama şimdi bu gezegende neden gözlerimi açtığımı öğrenmem gerekiyor.En azından kedilerin birbiriyle kavga ettiği bir ara sokakta açmadığım içinmutlu hissediyorum kendimi. Bu arada bulunduğum manzarayı seyredebiliyorsam tümyaşamların en güçlü iç sesine sahip olduğum için beni şu an o iç sesimdendinliyorsunuz. Tekrardan sizibulunduğum bu gezeğenin tek yüksekliği olan kayacın üzerindeki uçurumunkenarından selamlıyorum ama bu sefer sol kolumu zemine yasladım bir diğeri iledizime yasladığım kolumla kılıcı tutuyorum, bir diğer ayağım ise hala uçurumunucundan sallanıyor niye sallandığını bende bilmiyorum kendini rahat hissedentarafım sanırım sadece orası. En önemli lider gibi saygınlığımı koruyarak sizekendim hakkında pek bir şey anlatmayacağım, nedenini bende şu anhesaplayamıyorum. O dünya isimligezegenden ayrıldığımdan beri ne kadar çok gezegen gezdiğimi size anlatsamişimi ne kadar iyi yaptığımı anlardınız fakat benim şuan buna vaktim yok vesize gereksiz bir edebi eser vermek istemiyorum. Ne kadar iyi bir yazarolduğumu kimseye söylemeyin tamam mı? Çünkü buna ihtiyacım hiç yok ve içsesimin yıldızlarda yaratılmış en iyi karakter olduğunu unutmayın beni tanımasanızda ben sizi çok seviyorum. Benim gibi birkralın her sayfada örnekler vermesini de lütfen beklemeyin. Gözümün önüne nedenli çıkmaz sorunlar çıkarttığını bilemezsiniz çünkü kendimi sadeceyıldızların arasında ejderham benden ayrıldığından bu yana en kıdemli sanatçıgibi yetiştirdim. Patron asla edinmem. Ahhh durun bir saniye… Biraz kötü oldumyalnızlık bu işte ama kendimi size asla bahsetmemeliyim en iyi sanatçılar herzaman kendini iyi gizleyenlerdir. İşler bazen ters gidiyor. Kılıcımı sandığageri koymalıyım bir dakika… Baş başa olduğumuza sevindim. Sizinle tek tekilgileneceğim bir saniye sandıkta başka neler var bakmalıyım hemen dönerim. Çokuzun sürmedi sandığın derinliklerinden yine o cadının sesleri ve diğer işeyaramaz fısırtılar duyuluyor ama onlar pekte önemli değil artık ama üzülmeyinsizi tüm kötü cadılardan artık koruyorum bu nadide hikâyemi okuduysanız sizinartık koruyucunuz olduğumu bilin. Geride bıraktığım birçok gezegenden aldığımbir çok eşya burda küçük bir sandıkta fakat içine çok beğendiğim gezegenlerdahi sığıyor. Bir keresinde birgezegeni o kadar çok beğenmiştim ki ona isim dahi koymadım güzelliğiinanılmazdı. Ejderham benden ayrıldıktan sonra, yani kendi isteği ile özgürolmak istediğini söyledikten hemen sonra o beğendiğim gezegeni derin birkaranlığın içinde fırlatarak özgürleştirdim ve o gidip bir gezegene çarpmış veorada yaşam oluşturmuş, onun adına da Dünya koymuşlar. Ben bunu öğrenince nasıl üzüldüm anlatamam obir yaşam başlatmış çarptığı gezegende ama onu da çok üzmüşler ahhhh neyse bukonuyu boş verin tamam durun bir saniye biraz egzersiz yapmalıyım, durun, durun,bir saniye hmm... Sandığın içindenişe yaramayan birkaç bir şey fırlattım ama olsun neyse tamam pek önemli değil.Hahhh aradığımı buldum tekrar yerime oturayım, bir saniye işi büyütüyorumbaşlıyorum kısa ve öz konuşan seri bir katil gibi gelirsem gözünüze, sakınkorkmayım çünkü insanları iyi hissettirmekle meşgulüm bir saniye hmm bir dakikagerçekleşiyor. Güzel bir betimleme ile cehennem imgeleyen bir yazar değilim,dedim ya Kül kralıyım ben. Keskin bir surat ifadem oluyor bu aralar böyle ucuztakılıyorum aynı gezegenleri dolaşan bir serseri gibiyim gördüğüm tümyaşanmışlıklarda ejderhamı kaybettiğimden bu yana. Şuan elimde gerçekliğin ne olduğunu bilen birşeffaf bir safir var tam elime uygun dünya avcumda diğer gezegenlerimebenziyor. Dünya gezegeninde seveni çok bu oyunun, orayı biliyor musunuz,bilmiyorum ama benim iç sesimi dünyadan dinleyen varsa beni iyi dinlesin çünküiç sesim duymasını istediğim tüm canlılarda duyulur keşke öyle olsa nede olsaejderhasını kaybetmiş biriyim ve prensesleri kurtaran bir kral. Ejderhamıkaybetmemin ne denli önemli olduğu anlatacağım ama biraz durun dinlenmeliyim vesevgili kılıcımı tekrar elime almalıyım ve sonra gün batımına karşı zamanıdurdurup yeni gerçekliğimi yaratmalıyım.