39. bölüm · Gökyüzünün Kalbi
39. Bölüm
Barış’ın söylediği şeye karşılık hiçbir şey demeden bakakaldım. Ona olan hislerimi hiçbir zaman saklayamamıştım. Ne 5 yıl önce ne de 5 yıl sonra bu değişmedi. Karşımda, bana tüm özgüveniyle gülümseyen o adam yıllar önce gözlerimin içine sadece aşkla bakıyordu. Şimdi ise karşıma başka bir kadınla gelebilecek kadar umursamıyordu beni. O an durup ben de gülümsemeye başladım. Barış her şeyin üstesinden gelebilirdi tek bir şey haricinde. Başka bir erkeği ona tercih etmek Barış’ın gardını düşürebilecek tek şeydi.
“Sana gerçekten çok üzülüyorum.” Dedim bundan keyif alırcasına.
“Neden?” Hâlâ kendinden çok emindi ama birazdan işler değişecekti.
“Nedenini sana söyleyeyim.” Diyerek ona biraz daha yaklaştım. Yüzüyle yüzüm arasında çok az bir mesafe varken dudaklarımı aralayıp konuşmaya devam ettim. “Kalbimin hiçbir zaman sana ait olmadığını göremeyecek kadar kördün. Sanırım hâlâ o kadar körsün.” Barış, söylediklerim karşısında afallayıp kaşlarını çattı ve yüzünü benden uzaklaştırdı.
“Ne demek istiyorsun sen Nil?” Diye sorduğunda amacıma ulaşmak üzere olduğumu anladım.
“Kalbim hep diğer adama aitti. Sen benim için sadece bir paravandın.” Sözlerim onu incitmiş gibi görünüyordu.
“Yalan söylediğini ikimiz de biliyoruz.” Diyerek kendi kendine inkar etmeye çalışsa da söylediklerime inanmışa benziyordu.
“Öyle mi? Hiç mi fark etmedin ona olan bakışlarımı?”
“Kimden bahsediyorsun sen?” Diye sorduğunda son hamlemi yaptım.
“Her zaman Ayaz’ı sevdiğimi bildiğini sanıyordum.” O an Barış büyük bir şoka girdi. Gözlerinde görebiliyordum. Nefesini tutmuş bir şekilde olayları kafasında birleştirmeye çalışıyordu.
Söylediğim hiçbir şey doğru olmasa da o benim sevgimi ya da nefretimi hak etmiyordu. Bir başkasını sevdiğimi ve onu kandırdığımı düşünmesi yeterli bir cezaydı. Biz konuşurken Zeynep’in yanımıza geldiğinin farkında bile değildim.
“Abi, ne yapıyorsunuz burada?” Barış, girdiği şoktan çıktığında önce benim gözlerimin içine baktı ve sonrasında gerçekten gözlerinin dolduğuna emin olduğum bir anda Zeynep’e doğru döndü. Çenesini sıktığını fark ettiğimde belki de yanlış bir şey yaptığımı düşünsem de artık çok geçti.
“Yarın Ayaz geliyordu değil mi Zeynep?” Barış’ın sorusuyla birlikte gözlerim kocaman açıldı. Ayaz’ın tüm bu söylediklerimi duymasını istemiyordum.
“Evet de… abi sen iyi misin?” Zeynep, Barış’ın gözlerindeki yaşları gördüğünde ters giden bir şeyler olduğunu anlamıştı.
“İyiyim.” Diyerek yeniden bana döndü ve çantamdan düşürmüş olduğum o bilekliği gözümün önüne kadar getirerek gülümsedi. “Bu bilekliğe iyi bak Nil. Bu bilekliği sana gerçekten aşık olduğumu anladığım gün almıştım.”
“Abi…” Zeynep araya girmeye çalıştı ama başaramadı. Barış o bilekliği gözlerimin önünde iki tarafından çekerek kopartıp yere atmıştı. Bileklikle birlikte kalbimde de bir şeylerin koptuğunu ve o kopuşun saplamış olduğu acıyı hissettim.
“5 Yıl… her şey boşunaymış.” Ne demek istediğini anlayamıyordum. Gözlerim hâlâ bileklikteyken dudaklarımı araladım.
“Aşkına hiçbir zaman inanmamıştım zaten.” Diyebildim sadece ama o bana daha fazla bir şey demeden arkasını dönüp gitti. Ben ise daha fazla dayanamayarak yere çöküp kopan bilekliği ellerimin arasına alıp ağlamaya başladım. Makyajımı ve içeride olan insanları önemsemeden ağlıyordum. Zeynep de yanıma çökerek bana sarıldı.
“Neden yapıyorsunuz bunu birbirinize?” Zeynep’in çaresizce sormuş olduğu soru beni kendime getirdi. Ayağa kalkarak Zeynep’in gözlerinin içine baktım.
“Zeynep, ben 5 yıldır kendi kendime, yapayalnız mücadele ediyorum bu duygularla... Geçmiyor, acısı azalmıyor! Hâlâ ilk günkü şekilde seviyorum onu. Kendimden nefret ederek seviyorum onu! Yapamıyorum. Canım yanıyor, kalbim acıyor Zeynep!" Duygularımı saklamaktan yorulmuş, bitkin düşmüştüm. Bir insan hem nefret edip hemde aşık olabilir miydi? 5 yıldır her gün aynı acıyla uyanıp, aynı acıyla uyudum. Gökyüzünde ki yıldızlara bakıp, bir gün yeniden bir araya gelebileceğimizi hayal ederek geçti günlerim. Böyle yaparak kendimi ona daha yakın hissediyordum. Ama yağmurlu gecelerde pencerenin karşısına geçip hüngür hüngür ağlıyordum. Sanki yıldızları görmediğim her gece ondan bir adım daha uzaklaşıyordum.
"Ama..." Yutkundum. Kendimde konuşmaya yetecek gücü bulmaya çalışıyordum.
"Nil..." Zeynep'in gözünden yaş geldiğini görünce konuşmaya devam ettim.
"Ama en çok canımı yakan ne biliyor musun?" Zeynep gözlerini yere indirdi.
"Ben söyleyeyim..." Dedim buruk bir gülümseme ile.
"Bana olan duygularının bir yalan olduğuna hiç inanmadım. Ama bugün..." Derin bir nefes alıp devam ettim. "Bugün o eller bir başkasının ellerini tutunca anladım. Beni hiçbir zaman sevmemiş.”
**********
Ertesi gün yataktan çıkmadım, çıkamadım. Bütün olanları düşünüp kendi kendime sonuçlar çıkartmaya çalıştım ama bu beni çıldırtmaktan başka bir işe yaramadı.
Ara sıra Kaan yanıma gelip durumumu kontrol ediyordu ama bir süre sonra dışarı çıkması gerektiği için evde yalnız kalmak zorunda kalmıştım. Akşama doğru tam uykuya dalacakken telefonum çalınca sıkkın bir şekilde elimi komodine götürdüm. Telefonda Enes’in adını gördüğümde tüm olanlardan sonra dava olayını hatırladım ve gergin bir şekilde yatakta doğrulup telefonu açtım.
“Efendim Enes?”
“Nil, neredesin konuşmamız lazım?”
“Kaan’da kalıyorum ben, ne oldu?”
“Seni hemen görmem lazım.”
“Tamam konumu atayım, buraya gel.” Dediğim sırada bir şeylerin yanlış gittiğini çoktan anlamıştım.
“Tamam bir saate görüşürüz.” Diyerek telefonu kapattığında ayağa kalkıp üzerimdeki pijamaları çıkarttım ve daha düzgün bir şeyler giyerek Enes’i beklemeye başladım. Dediği gibi tam bir saat sonra kapı çaldı. Kapıyı açtığımda karşımda heyecanlı bir şekilde onu gördüm. Daha ben onu içeri buyur etmeden içeriye daldığında ben de şaşkın bir vaziyette kapıyı kapattım ve birlikte salona geçtik.
“Evet seni dinliyorum.” Dediğimde cebinden bir kağıt çıkarttı.
“O ölen herifin mal varlığıyla alakalı belgeleri buldum. Nil, bana kalacak olan mirası görsen aklın hayalin durur.” Dediğinde Enes’in tek amacının para olduğunu daha iyi anladım. Ölmüş babasından bile herif diye bahsetmesi içimde garip bir duygu uyandırdı. Zeynep ile Barış’a karşı suçluluk hissetmeye başladım.
“Enes bak ben bu davayla alakalı seninle konuşmak istiyorum.” Dediğimde Enes’in yüzündeki gülümseme anlık olarak kayboldu.
“Ne oldu?” Diye sordu tedirgin bir şekilde.
“Bak ben üzerine çok düşündüm ve bazı şeyler artık bana doğru gelmiyor.” Dediğimde Enes’in dizinin üzerinde duran elini yumruk yaptığını gördüm.
“Sakın bana davadan vazgeçtiğini falan söyleme.”
"Bilmiyorum Enes, inan bilmiyorum. Zeynep benim çok yakın arkadaşım ve ben ona dokunacağını bildiğim hiç bir şey yapmak istemiyorum." Bu söylediklerim Enes'i sinirlendirmiş olacaktı ki bir anda ayağa kalkıp karşıma dikildi.
"Biz seninle konuştuk ve anlaştık Nil. Hatta imzaları da attık. Sen benim avukatımsın. Şimdi beni yarı yolda mı bırakacaksın? Eğer öyle yapacaksan söyle bileyim." Sesinde ki öfke ve sivrilik resmen gözle görülür şekildeydi ve açıkçası gericiydi.
“Enes, en iyisi bu konuyu sonra konuşalım çünkü hiç iyi bir gece geçirmedim ve kafam allak bullak.” Resmen burnundan soluyordu. Hiçbir şey söylemeden kapıya yöneldiği sırada durup bana baktı.
“Artık bir şeyler için çok geç unutma." Dediğinde ne demeye çalıştığını anlayamadım. Ben bir şey diyemeden kapıyı çekip çıkınca içimde garip bir korku duygusu belirdi. Dudaklarımı birbirine bastırıp telefonumu elime aldım. Birileriyle oturup dertleşmeye ihtiyacım vardı.
İlayda’yı arayıp herkesi bir yerde toplamasını ve güzel bir gece geçirebilmeyi rica ettim. O da hiç sorgulamadan kabul etti ve bir süre sonra bana gideceğimiz mekanın konumunu attı. Derin bir nefes alıp verdikten sonra hazırlanmaya başladım. Hazırlandıktan hemen sonra evden çıkıp İlayda’nın söylediği mekana gittim. İlk gelen ben olduğum için biraz denize bakıp düşüncelere dalacak vaktim olmuştu. Tam bu sırada yeniden telefonum çalınca kayıtlı olmayan bir numara olduğunu görüp merakla telefonu kulağıma götürdüm.
“Efendim?”
“Hemen konuşmamız lazım.” Bu Barış’ın sesiydi ve nefes nefeseydi. Neler olduğunu anlayamadım. Dünden sonra beni aramasına çok şaşırmıştım.
“Anlamadım, niye?”
“Nil, hemen!” Sanki dehşet verici bir şey olmuş gibi davranıyordu. Barış’a yemek yiyeceğimiz mekanın konumunu attıktan sonra gergin bir şekilde beklemeye başladım. Önce Mete ve Selin gelince ayağa kalktım ve onlara sarıldım.
“Hoş geldiniz.”
“Hoş bulduk, diğerleri nerede?” Diye sordu Selin.
“Bilmiyorum, ben de şimdi geldim.”
“Kaan, seninle değil mi?” Mete’nin sorusuyla birlikte başımı olumsuz anlamda salladım.
“Bugün evden çıktıktan sonra onunla bir daha konuşmadım.” Dediğimde Mete’nin kaşları çatıldı. Tam bu sırada İlayda ve Zeynep de gelince onlar da merakla etrafa baktılar.
“Kaan nerede?” Diye sordu İlayda merakla.
“Herkesi topla demiştim sana, onu aramadınız mı?” Diye sorduğumda İlayda’nın da kaşları çatıldı.
“Ben Kaan’ı defalarca aradım ama telefonu kapalı olunca seninle olduğunu düşündüm. Aynı evde kalıyorsunuz.” İşte tam o an içimde bir kuşku yer etti.
Telefonumu elime alarak Kaan’ı aramaya başladım ama gerçekten de telefonu kapalıydı.
“Ben bugün Kaan’ı evden çıktıktan sonra bir daha görmedim.” Dediğim sırada Barış dehşet içinde koşarak yanımıza geldi.
“Abi?” Zeynep şaşkınlıkla Barış’a bakarken Barış ise nefes nefese bir şekilde bize baktı. Gözleri herkesin yüzünde gezindikten sonra bana doğru döndü.
“Kaan… Kaan nerede?” Diye sordu çaresizce.
“Neler oluyor?” Ellerim buz gibi olmuştu.
Masanın üzerindeki telefonuma gelen aramayla herkesin gözlerime belki Kaan’dır umuduyla telefonuma döndü. Telefonumda bilinmeyen numara çağrısını gördüğümde tüylerim diken diken oldu. Barış’a baktığımda ise gözlerinde gerçek korkuyu gördüm.
“Aç.” Dedi.
Korku tüm vücudumu esir almıştı. Nefes alamıyor gibi hissetsem de Barış’ın dediğini yaptım. Titreyen ellerimle telefonu açıp kulağıma götürdüm.
O an kulağımda Kaan’ın acı dolu sesi yankılandı. İşkence görüyormuş gibi bir sesle birlikte nefesinin sesi kulaklarımı doldurdu.
“Bırak beni aşağılık herif!” Ses telleri yırtılacaktı resmen.
“Kaan…” Şok içinde kalakaldım. Daha fazla bir şey diyemeden telefonu elimden düşürdüm. Gözlerimi kaldırdığımda etrafın bulanıklaşmasıyla birlikte yürümeye ve bir yere tutunmaya çalıştım.
“Nil?” Barış’ın ellerini üzerimde hissetsem de artık her şey için çok geçti. Bilincimi daha fazla açık tutamadan öylece yere yığıldım.
