26. bölüm / 40
Gökyüzünün Kalbi26. Bölüm
Bölümler 40Şu an: 26. Bölüm
- 1 1. Bölüm2.039 kelime
- 2 2. Bölüm3.537 kelime
- 3 3. Bölüm3.038 kelime
- 4 4. Bölüm1.779 kelime
- 5 5. Bölüm2.546 kelime
- 6 6. Bölüm2.061 kelime
- 7 7. Bölüm2.492 kelime
- 8 8. Bölüm2.032 kelime
- 9 9. Bölüm3.025 kelime
- 10 10. Bölüm2.043 kelime
- 11 11. Bölüm1.577 kelime
- 12 12. Bölüm2.007 kelime
- 13 13. Bölüm2.533 kelime
- 14 14. Bölüm1.485 kelime
- 15 15. Bölüm2.233 kelime
- 16 16. Bölüm1.460 kelime
- 17 17. Bölüm1.652 kelime
- 18 18. Bölüm2.029 kelime
- 19 19. Bölüm1.813 kelime
- 20 20. Bölüm2.237 kelime
- 21 21. Bölüm1.470 kelime
- 22 22. Bölüm1.117 kelime
- 23 23. Bölüm1.407 kelime
- 24 24. Bölüm1.036 kelime
- 25 25. Bölüm1.127 kelime
- 26 26. Bölüm980 kelime · Okuduğun bölüm
- 27 27. Bölüm1.175 kelime
- 28 28. Bölüm1.481 kelime
- 29 29. Bölüm1.150 kelime
- 30 30. Bölüm1.052 kelime
- 31 31. Bölüm903 kelime
- 32 32. Bölüm1.542 kelime
- 33 33. Bölüm1.123 kelime
- 34 34. Bölüm1.107 kelime
- 35 35. Bölüm1.071 kelime
- 36 36. Bölüm2.182 kelime
- 37 37. Bölüm1.438 kelime
- 38 38. Bölüm2.325 kelime
- 39 39. Bölüm1.415 kelime
- 40 40. Bölüm2.352 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Barış eliyle beni korumaya çalışıyordu.
“Nil! İyi misin?” Barış’ın telaşlı sesi kurşun sesleri ve kırılan cam sesleri arasında çok zor duyuluyordu.
“Ben iyiyim, asıl sen iyi misin!?” Ellerimle Barış’ın vücudunda kan olup olmadığına baktım.
İkimizde de hiçbir şey yoktu ama üzerimize kurşun yağarken yerimizden kıpırdayamıyorduk. Barış’a bir şey olmasından çok korkuyordum. Hayatını tehlikeye atıp bana siper olmuştu.
Bir süre sonra sesler kesildi. Silahlar durdu. Barış, emin olmadan başımı kaldırmama izin vermedi.
“Yapma, kaldırma başını.” Üzerimde yatarken, ona bu kadar yakınken doğru düzgün düşünememeye başladım. Birkaç saniye sonra Ayaz’ın korkudan deliye dönmüş sesi kulaklarımı buldu.
“Nil! Barış!” Ayaz, koşarak merdivenleri çıkıyordu. Barış, Ayaz’ın sesini duyduğunda yavaş ve nazik bir şekilde üzerimden kalkıp bana da kalkmam için elini uzattı. Elini sıkıca tutarak yerden kalktığım sırada polis sirenlerini duydum.
“Az önce olanlar neydi?” Dedi Ayaz rengi atmış yüzüyle.
“O adam bizi takip ettirmiş olmalı. Bizim nerede olduğumuzu, ne yaptığımızı her saniye biliyor. Böyle birinden nasıl kurtulabiliriz?” Ellerimi saçlarımın arasından geçirip volta atmaya başladım.
“Bu adamı ben kendi ellerimle geberteceğim.” Barış’ın gözlerinden adeta alevler fışkırıyor gibiydi.
“Barış, işleri böyle çözemeyiz, lütfen bana söz ver; kendini tehlikeye atacak hiçbir şey yapmayacaksın.” Dediğimde Barış sinirle güldü.
“Nil, az önce olanların farkında mısın? Zaten tehlikede değilmişiz gibi konuşuyorsun.” O çok haklıydı.
“Barış, bak Nil haklı. Olayları bu şekilde halledemeyiz. Bu adamın ne kadar güçlü olduğunu bilmiyoruz ama gördüğümüz kadarıyla çok güçlü olduğunu görüyoruz. O yüzden bunları biz halledemeyiz.” Ayaz’ın sözleri Barış’ı biraz olsun kendine getirmiş gibiydi.
Biz aramızda konuşurken polislerin mekan sahibiyle birlikte yukarı çıktıklarını gördük.
“Arkadaşlar, siz ne zamandır buradasınız?” Diye sordu polis memuru.
“Biz olay olduğunda yukarıdaydık.” Dediğimde mekan sahibi büyük bir mahcubiyetle bize döndü.
“Gerçekten mekanımda böyle bir olay nasıl yaşandı bilmiyorum. Sizlerden çok özür dilerim. Herhangi birinize bir şey oldu mu?”
“Yok abi, hepimiz iyiyiz. Biz de şimdi gidiyorduk.” Polis memuru Ayaz’ı durdurdu.
“Evlat, sizlerin ifadelerinizi almamız gerekiyor.”
Hepimiz durup birbirimize baktık. Bu olayın bizimle bağlantılı olduğunu söylemeyeceğimizi gözlerimizle anlatıp tekrar polis memuruna döndük.
“Tabii ki memur bey.” Diyerek ilk ifadeyi ben verdim. Buraya sevgilimin yanına geldiğimi ve onunla birlikte oturduğumu bu sırada da üzerimize kurşunlar yağmaya başladığını ve hiçbir şey göremediğimizi söyledim. Barış da neredeyse benimle aynı ifadeyi verince sıra Ayaz’a geldi. Ayaz aşağıda bizi yalnız bırakmak için oturduğunu ve saldırı olduğu sırada barın arkasına geçip saklandığını sonra da bizi merak ettiği için olay bittiği anda yukarı geldiğini söyledi.
İfadelerimizi verdikten sonra üçümüz de mekandan ayrılıp arabaya bindik. Ayaz şoför koltuğuna geçti ben ise arka koltuğa geçtim. Telefonumu elime alarak yapabileceğim en iyi şeyi yaptım ve babamı aradım. İkinci çalışta telefonu açtı.
“Baba konuşmamız lazım.” Babam ses tonumdan bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.
“Ne oldu kızım?”
“Arkadaşlarımla eve geliyoruz. Çok acil.” Diyerek telefonu kapattım. Ayaz telefon konuşmasını duyduğu için yönünü bizim eve çevirdi.
Eve gelmemiz çok uzun sürmedi. Hemen arabadan inip apartmandan içeri girdik. Ben çantamdan aceleyle anahtarı çıkartıp kapının deliğine soktum ve çevirdim. Babam anahtar sesini duyar duymaz aceleyle kapıya geldi.
“Nil, ne oluyor?” Endişeli bir yüz ifadesiyle bir bana bir de Ayaz ile Barış’a bakıyordu.
“Baba, yardımın lazım.”
Hepimiz salona geçip karşılıklı oturduk. Babam neler olduğunu bilmediği için saniyeler geçtikçe daha da endişeleniyordu. Ben de bu duruma bir son vermek adına bugün olanları anlattım. Babam üzerimize kurşun yağdığını ve Barış’ın Kardeşinin kaçırıldığını duyduğunda öfkeden deliye döndü. O adamı bulsa bir kaşık suda boğacak gibiydi.
“Allah’ın belası! Onu 15 yıl önce öldürmem gerekiyordu. Bu kadar gözünün döneceğini nereden bilebilirdim.” Babam eliyle masaya vurduğunda salonda ses yankılandı.
“Baba, bir şeyler yapmazsak bu adam bizi yalnız yakaladığı herhangi bir anda öldürebilir. Ne ben, ne sen, ne de arkadaşlarım… hiçbirimiz güvende değiliz.” Babam, söylediklerim üzerine biraz düşündü ve en sonunda Ayaz ile Barış’a doğru döndü.
“Bu gece ailelerinize haber verin. İkiniz de burada kalın. Burada daha güvende olursunuz. Yarın ailelerinizle iletişime geçelim ve bu soruna birlikte bir çare arayalım. Bu adamın bu sefer sonu olacağım.” Babamı hayatım boyunca hiç bu kadar kararlı görmemiştim. Tüylerim diken diken oldu. Barış, gergin bir şekilde elini cebine attı.
“Göstermem gereken bir şey var.” Diyerek cebinden kırışmış küçük bir not çıkarttı. Notu babama uzattığında ayağa kalkıp babamın yanına geçtim ve nota daha dikkatli baktım.
Notta bazı rakamlar vardı ve bunların ne anlama geldiğini çözmeye çalışıyorduk.
“Bu ne anlama geliyor?” Diye sordum kaşlarımı çatarak. Babam kağıda uzun uzun baksa da hiçbir şey anlamadığı çok açıktı.
“Bu not, Zeynep’in yastığının altından çıktı.” Dedi Barış üzgün bir ifadeyle. Kardeşi için ne kadar üzüldüğünü görebiliyordum. Benim yüzümden bu acıyı yaşadığı için kendi içimde büyük bir vicdan azabı çekiyordum.
“Nil, bu sayılar…” Babamın birden kaşları çatıldı.
“Ne oldu baba?”
“Bu sayılar sana annenin öğrettiği şifreli mektup yazma oyunundakilere benziyor.” Dediğinde aniden ürperdim. Babamın elinden yavaşça kağıdı alıp baktım. Kağıttaki sayıları aynen annemle aramızdaki oyun gibi çevirmeye çalıştığımda gerçekten ortaya bir cümle çıkmasını beklemiyordum. Kağıtta yazan yazıyı titreyen sesimle okudum.”
“Yardım edin.”
Biri annemin şifreli oyununu biliyor ve bizden yardım istiyordu. Babama döndüğüm sırada Ayaz çatık kaşlarıyla kağıdı elimden aldı.
“Baba, bu ne demek oluyor?” Babam birden uzaklara daldı. Yüzündeki mimikleri takip edemez oldum. Ne hissettiğini ne düşündüğünü anlayamıyordum.
“Baba, ne oluyor?” Babam dolmuş gözleriyle bana doğru döndüğünde her ne olduysa ucunun bize dokunduğunu anladım.
“Nil, annen…” Annemin adının geçmesi beni daha da korkuttu.
“Ne olmuş anneme?” Diye sordum titreyen sesimle.
“Annen kaçmamış kızım. Kaçırılmış.” Dediği anda nefesim kesildi. Babamın yüzüne bakakaldım.
“Baba ne diyorsun sen? Ne demek annen kaçırıldı? Benim annem bu adamın elinde mi şimdi?” Ayağa kalktığım sıra da Barış da benimle birlikte kalkıp kolumu tuttu.
“Nil, sakin ol.”
“Barış, annem bu adamın elinde mi şimdi?” Ağlamaya başladım. Babam da benimle birlikte ağlıyordu. İkimiz de çok çaresizdik. Tam bu sırada Ayaz’ın sesini duydum.
“Ben bu şifreyi biliyorum.” Dedi birden. Hepimiz ona doğru döndük. Ayaz’ın yüzündeki şaşkın ifadeye anlam veremiyorduk.
“Ne demek biliyorum? Sen benim annemle aramdaki şifreyi nereden bilebilirsin?” Diye sorduğumda gözlerini kağıttan kaldırıp yüzüme baktı.
“Babam bana küçükken bu şifreyi öğretmişti.”
Ayaz’ın sözleriyle birlikte hepimiz anlayamayan ifadelerle birbirimize baktık. Artık işler çok daha karmaşık bir hâl almıştı ve biz bunun içerisinden çıkamıyorduk.
Bölüm etkileşimi
