15. bölüm · Gizli numara
Oyuna Devam?
15.Bölüm- Oyuna Devam?
Selin Kerem’in gözlerine bakarken, ilk kez içinde bu kadar açık, bu kadar savunmasız bir hal gördü. Kerem başını eğmişti ama gözleri hâlâ Selin’in gözlerinde kilitliydi. Kalabalığın uğultusu uzaklaştı, zaman yavaşladı.
Kerem bir adım attı, sesi derinden, yutkunarak geldi:
*“Beni böyle çıplak yakalayacağını hiç düşünmemiştim.”*
Selin hafifçe gülümsedi, gözlerinde hem zafer hem kırılgan bir yumuşaklık vardı.
*“Senin duvarlarını indiren bir oyun değildi, Kerem. Sadece seni biraz sana gösterdim.”*
Kerem arkasına yaslandı, nefes aldı, gözlerini Selin’in dudaklarına kaçırdı, sonra tekrar gözlerine.
*“Bu gece... beni dağıttın.”*
*“İlk kez biri gerçekten içime dokundu.”*
Selin başını eğdi, bakışları Kerem’in ellerine kaydı.
*“Ama oyun oynayan sadece ben değildim. Öptüğüm dedikodusunu sen yaydın, unutma.”*
Kerem gözlerini kapattı bir an, sonra hafifçe başını salladı.
*“Evet… o bir hataydı. Tek bir hataydı. Ama neyin başlangıcı olduğunu bilmiyordum.”*
Selin geri çekildi hafifçe, dudağında alaycı ama yumuşak bir tebessüm vardı.
*“Belki de başlangıç değil, sondu.”*
Kerem hızla başını kaldırdı.
*“Hayır. Bu gece... bizim ilk gerçeğimizdi.”*
O an ikisi de sessiz kaldı.
Yalnızca kalp atışları vardı.
Ve başlamakta olan yepyeni bir hikâye.
Kerem’in gözleri Selin’in gözlerinde sabitlenmişti. Etraflarındaki dünya susmuş, herkes silinmişti sanki. Onun sesi tekrar yankılandı, bu sefer daha derin, daha gerçekti:
*“İlk kez... birini kaybetmekten korkuyorum.”*
Selin’in kalbi bir anlığına duracak gibi oldu. İçindeki intikam ateşi, Kerem’in çatırdayan gururunun önünde yavaş yavaş sönüyordu. O da aynı derinlikte fısıldadı:
*“Kaybetmekten korkuyorsan... neden beni hep ittin?”*
Kerem bir adım daha attı, aralarındaki mesafe neredeyse yoktu. Elini Selin’in yanağına uzatacak gibiydi ama durdu.
*“Çünkü... sevmek zayıflıktı sanıyordum. Ama şimdi...”*
Bakışları titredi.
*“Seni izlerken... başka biriyle... kendimden nefret ettim.”*
Selin gözlerini kırptı, bir damla yaş yanaklarına süzülecek gibi oldu ama tutundu.
*“Beni gerçekten istiyor musun, yoksa sadece başkasıyla olduğum için mi bu kadar kırıldın?”*
Kerem sessiz kaldı birkaç saniye. Ardından, sesi neredeyse boğuktu:
*“Sana dokunmadan önce, sana ait hissettiğimi fark ettim.”*
Selin’in gözleri doldu ama gülümsedi.
*“Peki ya şimdi?”*
Kerem başını eğdi, alnını onun alnına yasladı.
*“Şimdi... sadece senin yanında kim olduğumu unuttuğum anları seviyorum.”*
Selin, o an kalbinin Kerem'e bir adım daha attığını hissetti. Ama hâlâ kolay affedilecek bir yerde değildi.
Elini Kerem’in göğsüne koydu, hafifçe itti:
*“Bu bir oyun değildi, Kerem. Ama ne olduğu da hâlâ belirsiz. Kendini ne kadar değiştireceğine bağlı.”*
Ve arkasını dönüp yavaşça uzaklaştı.
Kerem, o an ilk defa kaybetmekten gerçekten korktuğunu hissetti.
Ama bu sefer... pes etmeyecekti.
Selin uzaklaştıkça Kerem'in içinde bir şey eksiliyordu. İlk kez gerçekten yutkunamadı. Ama hâlâ gururu tam anlamıyla kırılmamıştı. Onun peşinden gitmek yerine, Cenk'in yanına dönüp içkisini tazeledi.
*“Bana oyun oynadı. Beni kıskandırmak için yaptı.”*
dedi hırsla.
Cenk sessizce omzunu silkti.
*“Belki de hislerini anlatmak için başka yolu kalmamıştı?”*
Ama Kerem o gece boyunca Selin’in ona dönmesini bekledi. Gelmedi.
***
Ertesi gün...
Selin, Kerem’den tek bir mesaj bile almadı. Ne bir özür, ne bir açıklama. Bu defa sinirlendi. Onca şeyden sonra hâlâ gururuna sığınıyorsa, o da beklemesini bilecekti.
Okul koridorunda karşılaştıklarında Kerem yine gözlerini kaçırdı. Yanındaki kızlarla gereksiz kahkahalar atıyordu. Selin içinden geçirdi:
*“Hâlâ bu oyundasın yani. Tamam Kerem, daha çok beklersin.”*
O gün teneffüste Özge’yle kahve içerken Selin’in aklına bir fikir geldi. Eski bir arkadaşları olan Emir’le flörtöz mesajlaşmalar yaparak story attı. Gülüşüyorlardı. Bilerek Kerem’in görebileceği şekildeydi.
***
Kerem telefonu açtığında, yüzü gerildi. Gülümsedi ama gözleri fena halde kararmıştı.
*“Demek Emir... ha? Güzel.”*
Ama sinirini Emir’den değil, yanlış insanlardan çıkardı. Ders sırasında hocayla bile laf kavgasına girdi. Cenk fark etti:
*“Abi iyi misin?”*
*“Gayet iyiyim. Özgürüz sonuçta. O da öyle davranıyor.”*
Ama kalbi, o kadar rahat değildi. O gece mesaj attı Selin’e, uzun zamandır gizli numarasına yazarken bu sefer kendi numarasına yazdı .
*“Şu Emir ne kadar komikmiş ya. Güzel gülüyorsun.”*
Selin telefonu görüp gülümsedi.
Cevap yazdı:
*“Artık gülmek bana da yakışıyor değil mi? Geçmişte sadece susuyordum.”*
Kerem telefonu sıktı. İlk kez biri ona oyununu geri oynuyordu.
Ve bu sefer... yeniliyordu.
Ama kabul etmeyecekti.
Henüz değil.
Ama kalbi… artık onu inkâr etmiyordu.
Her şey daha yeni başlıyordu.
***
*Kerem* o mesajı tekrar tekrar okudu. Her kelime, göğsünün ortasına saplanan küçük bir bıçak gibiydi.
“*Artık gülmek bana da yakışıyor değil mi? Geçmişte sadece susuyordum.*”
"Geçmişte sadece susuyordum..."
Demek ki o suskunluk, sessizlik, içine atmalar hep onundu. O zaman fark etmemişti. Umursamamıştı. Belki de bilerek görmezden gelmişti. Ama şimdi... her kelimesi tokat gibi yüzünde patlıyordu.
Telefonu masaya fırlattı. Odanın içinde dolanıyor, öfkesine bir yön arıyordu.
Ama en çok kendine sinirleniyordu.
*"Ne oldu lan Kerem?"*
diye mesaj attı Cenk.
*"Yine sinir küpüsün. Bu Selin işi seni fena yakmış."*
Kerem cevap vermedi. Onun tarzı değildi duygularını anlatmak. Ama ilk defa gerçekten kafası karışıktı.
*"Kendime söz verdim lan. Aşık falan olmayacaktım. Şimdi bu kız aklımı aldı. Ama o da oyun oynuyor. Üstüme oynuyor. Eskisi gibi değil. Şimdi o kontrol ediyor."*
***
*Selin* ise gece yatağında yatarken telefonunu eline aldı.
Kerem'den hâlâ yeni bir mesaj yoktu.
Bir anlık zafer hissi vardı içinde. Ama tuhaf bir boşluk da... Onu süründürmek istiyordu, evet. Ama yüreği hâlâ deli gibi onunla bir bağ kurmaya çalışıyordu.
Kendini hatırlattı:
*"Bu bir oyun. Bu sefer güçlü olan benim. Onun yaşattığını o da yaşayacak."*
Ama yine de...
*"Neden hâlâ yazmadı?"*
dedi içinden.
*"Bir kez daha mesaj atsa... biraz daha sürünse. Sonra tamamen yok olurum."*
***
*Ertesi gün okulda* Kerem ve Selin göz göze bile gelmediler.
Ama her adımda fark ediyorlardı birbirlerini.
Selin konuşurken Kerem uzaktan bakıyordu.
Kerem gülerken Selin içten içe bozuluyordu.
Bu artık sadece bir oyundu.
Ama kazananı belli olmayan bir oyun.
Ve ikisi de farkındaydı:
Artık kalpleriyle oynuyorlardı.
