13. bölüm · Gizli numara

Doğru Olan Neydi?

Selincesi Se

13.Bölüm- Doğru Olan Neydi?

Müziğin ritmi değişmişti… daha yavaş, daha ritmik bir melodi çalmaya başladı. Kalabalık dağılırken loş ışıkların altında dans eden çiftler yavaş yavaş salınmaya başlamıştı. Kerem’in gözlerinin hâlâ üzerimde olduğunu hissettim, adeta tenime değiyordu bakışları… içimde bastıramadığım bir yangın gibi.

Mert’in beni yukarı çıkarmaya çalışmasından sonra artık ona karşı hissettiğim tüm masum düşünceler yavaş yavaş siliniyordu. Onunki sadece bir hevesti, bir istek… ilgiyle sarılı gibi görünen elleri aslında sadece sahip olmak istiyordu.

Oysa Kerem…
O başka bir savaştı. Kırgındım. Ama daha fazlası vardı… İçimde anlamlandıramadığım bir düğüm. Ve bu gece, onu çözmeye kararlıydım.

Yavaşça Mert’in elini tuttum, gözlerimin içiyle gülümsedim, ama içinde başka bir plan vardı bu tebessümün.
“Sırtımı dönmek istiyorum,” dedim.
Mert şaşırsa da kabul etti.
Arkamı döndüm… ve tüm o geniş salonun ortasında, Kerem’in olduğu yöne doğru, sırtımı gösterdim.
*Derin sırt dekoltem... tam karşısındaydı.*

Mert’in elleri belimden kalçama doğru kayarken sırtımı ona yasladım. Müzikle birlikte vücutlarımız ağır ağır salınmaya başladı. Her hareketimizde tenlerimiz birbirine değiyor, aradaki boşluk yok oluyordu. Mert’in nefesi boynuma düşerken ben başımı hafif yana eğip gözlerimi Kerem’e çevirdim.

*Kerem.*

Kadehini sıkıyordu, parmakları neredeyse camı çatlatacak gibiydi. Çenesini sıkmıştı, gözleri karanlıkta bile ışıldıyordu.
Yüzünde öyle bir ifade vardı ki…
Sanki her an patlayacak bir fırtına gibi.

Ben ise bu fırtınayı daha da azdırmak istiyordum.
Sanki onu ne kadar yakarsam… o kadar bana ait olacak gibiydi.

Mert ellerini belimde gezdirirken bir adım daha yaklaştım ona, sırtımda elleri, boynumda nefesi…
Ama aklımda… yalnızca *Kerem’in gözleri* vardı.

Ve bu dans, artık sadece müzikle değil, duygularla da ağırlaşıyordu.

Mert’in dudakları boynuma yaklaştığında vücudum istemsizce gerildi. Sırtımı hala ona yaslamıştım, elleri belimi kavrıyor, başını boynuma doğru eğiyordu. Sıcak nefesi tenime çarptığında tüylerim ürperdi ama bu his… romantik bir yakınlıktan çok, içimde bir boşluk gibi yankılanıyordu.

Ben ise... gözlerimi çoktan *Kerem’e kilitlemiştim.*

Salonun diğer ucunda, kalabalığın içinde bile sanki yalnızdı. Elindeki viski kadehini sıktığını görebiliyordum, parmakları beyazlaşmıştı. Çenesini kasmış, dişlerini sıkmıştı. Yüzü bir alev topu gibi, öfkeyle ama bir o kadar da acıyla yanıyordu.

**Beni izliyordu.
Her saniyesini.
Her temasımı.
Her kıpırdanışımı.**

Ve ben de onun beni bu kadar yandığını bilerek… gözlerimi bir an bile kaçırmadan, Mert’in dudaklarının boynuma dokunuşunu izlettim.
Ama asıl yangını ben çıkarmıyordum artık.
*Yangın, Kerem’in içindeydi.*

Kadehini bir hamlede kafasına dikti. Gözlerini bir an kapattı, sanki içindeki ateşi alkolle bastırmak ister gibi. Ama nafile… Gözlerini tekrar açtığında artık bakmıyordu. *Deliriyordu.*
Sandalyeyi hızla itti.
Omzundaki ceketini çekiştirerek çıkardı.
Masaya göz ucuyla bir şeyler fısıldayan Cenk onun telaşını anlamaya çalıştı ama Kerem çoktan ayağa kalkmıştı bile.

*Yerinden kalktı.*

Bütün salon o kadar kalabalık olmasına rağmen, onun gelişini hissedebiliyordum.
Adımları sertti.
Kararlıydı.
Sarsıcıydı.

Mert hala boynumda geziyordu, ama ben sadece yaklaşan fırtınayı hissediyordum.
Kerem’in gözleri artık sadece kıskanç değil, *sahiplenici* bakıyordu.
Ve o an anladım…
Bu gece, asıl oyun yeni başlıyordu.
Ve Kerem… sahaya inmişti.