2. bölüm · GİZEMLİ ÇOCUK

YENİ ARKADAȘ

Ada ATIȘLI

BÖLÜM 2: YENİ ARKADAȘ

Yarım saatlik bir yolculuğun ardından taksi okulun girişinde durdu. Ücreti ödeyip araçtan indim. Camdaki yansımama göz attım, derin bir nefes aldım ama içimdeki huzursuzluk hiç azalmıyordu. Arkamı dönüm ve okulun neden adı "gizemli lise" olduğunu o zaman anladım. Okul çok eskiydi. Dıșarıdan bile buranın ne kadar büyük ve ihtişamlı olduğu hissediliyordu. Koca demir kapılar, yılların ağırlığını taşıyan sütunlar gibi dimdik yükseliyordu. Kapının hemen ardında geniş bir bahçe vardı; Bakımlı çimler, taş yollar ve sağlı sollu sıralanmış yaşlı ağaçlar...

Gözlerimi okul binasına çevirdiğimde içimde bir ürperti hissettim. Yüksek pencereleri, koyu renk taşları ve keskin hatlarıyla sanki sessiz ama otoriter bir şekilde beni izliyordu. Buranın canlı ama aynı zamanda boğucu bir atmosfere sahip olduğunu hissettiriyordu.

Bahçede gruplar halinde toplanmış öğrenciler vardı. Kimi kahkahalarla sohbet ediyor, kimi telefonlarına dalmış yürüyordu. Ama bazıları… Bazıları dikkatini bana çevirmişti bile. Hafifçe birbirlerine eğilip fısıldaşan birkaç kişi gözümün ucuna takıldı. Gözlerindeki merak mıydı, yoksa alay mı? İçimde tanıdık bir huzursuzluk yükseldi.

Bir adım attım. Ve işte o an, fark edilmiştim.

Ama artık geri dönüș yoktu.

Başımı dik tutmaya çalışarak yürümeye devam ettim ama içimdeki sıkıntı adeta mideme oturdu. Buraya ait değildim.

Git gide fısıltılar yükselmeye başladı. Öğrenciler, önce bana göz ucuyla baktı, sonra işaret etmeye başladılar. Gülüşmeler duyuluyordu. Fısıltılar kahkahalara dönüştü. Omuzlarımı kasarak, başımı eğip adımlarımı hızlandırdım.

Görmezden gel, Kumsal. Duymazdan gel.

Yüzüme yerleșen utanç ve çaresizlik içinde, kalabalığın gürültüsüne rağmen gözlerim bir noktaya takıldı.

3'lü bir erkek grubu gördüm içlerinden birisi, birisi bana gülmüyordu, sadece pür dikkat ifadesiz bir șekilde bana bakıyordu. Beni izleyen o çocuk diğerleri gibi değildi. Bunu hissedebiliyordum. Gözlerimi kaçırıp yürümeye devam ettim. Gülüșmelere kulak asmamaya çalıșarak hızlı adımlarla okulun içine girdiğimde gözlerim, geniş ve yüksek tavanlı koridorları taradı. O kadar büyüktü ki nereye gideceğimi bilemedim.

Tam yönümü bulmaya çalışırken omzumda bir el hissettim. Aniden sıçradım ve hızla arkamı döndüm.

Uzun boylu, kumral saçlı ve ela gözlü bir çocuk bana bakıyordu. Hafifçe gülümseyerek elini kaldırdı.

"Sakin ol, korkma! Ben Bulut. Yeni gelen öğrencilere okulu gezdirmekten sorumluyum. Senin adın ne?"

Kendimi toparlamaya çalışarak başımı salladım.

"Yok canım, ne korkması? Ben sadece okulun büyüklüğüne daldım. Ben de Kumsal."

Bulut hafifçe gülümsedi ama bakışları kıyafetime kaydı. Önce hafifçe kaşlarını çattı, sonra gözleri büyüdü.

"Kumsal... Bu halin ne? Sana ne oldu?"

Gözlerimi kaçırdım. "Boş ver, uzun hikâye. Ee, beni gezdirmeyecek misin?"

Bulut kısa bir tereddütten sonra başını salladı. "Tabii ki, hadi gel."

İlk olarak kantini ve yemekhaneyi gösterdi. Oldukça şık ve düzenliydi. Masalar ve sandalyeler bile adeta özel seçilmiş gibiydi. Ardından kütüphaneye yöneldik. İçeriye adım attığımda devasa raflarla çevrelendiğimi hissettim.

"Burası fazla büyük değil mi? Resmen kütüphane değil, labirent!"

Bulut kahkaha attı. "Birkaç güne alışırsın."

Kütüphaneden çıktıktan sonra okulun eksi birinci katına indik.

"Burası seni en çok heyecanlandıracak yer."

"Nasıl yani? Okulun alt katı mı var?"

"Evet, burası spor salonu. Müdür, senin çok iyi voleybol oynadığını söyledi. Doğru mu?"

Bir an duraksadım. "Müdür bunu nereden biliyor ki?"

"Buraya alınacak öğrenciler önceden araştırılır, sonra kabul edilir. Onun prensibi böyle."

Bunu duyunca içimde garip bir his oluştu ama belli etmemeye çalıştım. Başımı sallayıp devasa kapıyı açtım.

Ve nefesim kesildi.

Spor salonu inanılmaz büyüktü. Basketbol, voleybol, futbol sahaları ve ayrı soyunma odaları vardı. İzleyici tribünleri bile düşünülmüştü.

"Burası harika..."

Bulut gülümseyerek kolunu kavuşturdu. "Tenefüslerde gelip oynayalım mı? Marifetlerini görelim."

Gaza gelmiştim. "Tabii ki! Kaybedince bahane uydurma ama!"

"Bak sen! Hadi bakalım, kim kaybedecek göreceğiz."

Gülerek spor salonundan çıktık ve okulun diğer bölümlerini gezmeye devam ettik. Sonunda sınıfların olduğu kata geldiğimizde Bulut, koridorun sonundaki bir kapıyı işaret etti.

"İşte burası senin sınıfın, 12-E. Bu arada benimki de şurada, 12-D. Kapım her zaman açık."

Gülümseyerek başımı salladım. "Tamam, teşekkür ederim."

Bulut’la vedalaştıktan sonra derin bir nefes alıp sınıfıma doğru yürüdüm.

Sınıfıma bile ulaşamadan okulun hoparlörlerinden yankılanan bir anons sesiyle irkildim:

"Okulumuzun yeni öğrencisi Sayın Kumsal Özgü, lütfen müdürün odasına."

Birkaç öğrenci başlarını kaldırıp bana baktı. İçimde tuhaf bir ürperti yükseldi. Daha ilk günümde müdüre çağrılmak… Bu hiç hayra alamet değildi. Eski okulumda müdürle yaşadığım kavgalar aklıma geldi. Lütfen, bu okulda da aynı şeyler yaşanmasın…

Hızla müdürün odasına gitmek için hareketlendim, ama sonra duraksadım. Odasının nerede olduğunu bilmiyordum.

Bulut'un sınıfına gitmeye karar verdim. Kapıyı açıp içeriye göz attım. Öğretmen henüz gelmemişti, öğrenciler kendi aralarında sohbet ediyordu. Gözlerim hızla Bulut'u aradı. Sınıfın en arkasında, duvar kenarında oturmuş birkaç arkadaşıyla konuşuyordu. O da beni fark edince bana tebessüm etti ve ayağa kalkıp yanıma geldi.

"Kumsal? Ne oldu, daha sınıfına bile girmeden beni mi özledin?... Neyse șaka bir yana hoş geldin, gel otur, biraz sohbet edelim," dedi gülümseyerek.

"Yok, onun için gelmedim. Müdür beni odasına çağırdı ama nerede olduğunu bilmiyorum. Beni götürür müsün?"

Bulut başını salladı. "Tabii, gel benimle."

Koridorda yürürken bana dönüp mahcup bir ifadeyle konuştu: "Kusura bakma, müdürün odasını göstermeyi unutmuşum."

"Önemli değil, hem böylece senin sınıfını da görmüş oldum," dedim hafifçe gülümseyerek.

Birkaç dakika sonra müdürün odasının önüne geldik. Kapının önünde durduğumda içimde belirsiz bir huzursuzluk hissettim. Burası gereğinden fazla kasvetliydi.

"İstersen burada bekleyebilirim," dedi Bulut.

Başımla onay verdim. "İyi olur."

Derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Sağ ayağımla içeri adım attım.

İlk bakışta müdürün odası bana eski bir film sahnesini andırdı. Oda, ağır ahşap mobilyalar ve antika eşyalarla doluydu. Raflarda dizili kitaplar, masa üzerindeki eski saat ve kararmış çerçeveli fotoğraflar… Burası, zamanın içinde asılı kalmış gibi duruyordu.

Ama en tuhafı, müdürün oturduğu koltuğun sırtının bana dönük olmasıydı.

Bir an tereddüt ettim. Kapının eşiğinde öylece dikilirken arkamı dönüp gitmeyi bile düşündüm. Tam o sırada derin, tok bir ses odada yankılandı:

"Kumsal Özgü… Nihayet geldin."