4. bölüm · GİZEMLİ ÇOCUK
3'LÜ GRUP
BÖLÜM 4: 3'LÜ GRUP
Okurken bu șarkıyıda dinleyiniz.
Spor salonuna vardığımda, basketbol oynayan üç kişilik bir grup dikkatimi çekti. İçlerinden biri, bahçede bana gülmeyen çocuktu. Onların varlığını fark edince hafifçe duraksadım ama yoluma devam ettim. Ancak top bir anda durdu ve iki çocuk bana doğru ilerlemeye başladı.
İçimde bir huzursuzluk yükseldi.
Kahverengi saçlı ela gözlü çocuk kollarını göğsünde kavuşturup alaycı bir gülümsemeyle konuştu:
"Hey, sen okula yeni gelen kız değil misin? Burada ne işin var?"
Kumral saçlı mavi gözlü çocuk ise daha da ileri gidip kahkaha attı:
"Oyun oynamaya mı geldin yoksa? Biz de seninle oynayabilir miyiz, yeni kız?"
Gözlerimi kaçırdım, ne diyeceğimi bilemeden içimde öfke ve tedirginlik arasında gidip geliyordum. O sırada, en başından beri beni izleyen o çocuk—bana gülmeyen çocuk— nihayet hareket etti.
Kumral saçlı hafifçe geriye dönüp ona seslendi:
"Kunt, gel bak, yeni kız çok eğlenceli!"22
Ben o çocuğun ismini duyduğumda bir anda yerimde duraksadım. Sanki ismin her harfi havada asılı kalmış gibi yankılandı koridorda.
Kunt…
Bu ismi daha önce hiç duymamıştım. Kulağa keskin ve güçlü geliyordu.
Kafasmı hafifçe eğip Kunt’a baktım. Çocuğun ifadesiz, donuk yüzüne… Soğuk bir taş parçası gibi sert ve erişilmezdi. Adı gibi…
Belki de bir insan, ismiyle şekillenirdi.
Adını ilk kez duyduğum bu çocuk, ağır adımlarla yanımıza geldi. Gözleri, simsiyah ve derindi. Baktığında insanın içini okur gibi bir havası vardı. Kirli sakalları ve keskin yüz hatları, onu yaşıtlarından daha olgun gösteriyordu. En uzunları oydu ve en sessizleri.
Ama sesi çıktığında, tonundaki sertlik her şeyi değiştirdi.
"Bırakın kızla uğraşmayı. Hadi gidiyoruz."
Sesi, emir verir gibi çıkmıştı. Ve ilginçtir ki, diğerleri sorgulamadan itaat etti.
Kahve saçlı sinirli bir homurtuyla omzuma sertçe çarpıp geçerken, Kumral saçlı başını iki yana sallayarak ona katıldı. Kunt, onlardan biraz daha uzun durdu, bakışlarını doğrudan gözlerime dikerek…
Sonra o da arkasını dönüp uzaklaştı.
İçimden okulun ilk günü ve șimdiden bașım belada sanırım dedim.
Ben çocukların uzaklașmasını izlerken göğsümdeki baskının hafiflediğini hissettim. Ama aynı zamanda bir huzursuzluk vardı içimde.
Kunt...Kimdi bu çocuk? Neden diğrelerinden farklıydı?
Bir kaç saniye daha derin bir nefes alıp soyunma odasına doğru yürüdüm. Kapıyı açıp içeri girerken halâ Kunt'un bana baktığını hissediyordum.
🏖🏖🏖
Soyunma odasına girdiğimde içimde hâlâ o huzursuzluk vardı. Müdürün sözleri, o çocukların alaycı bakışları, Kunt’un o soğuk, donuk yüzü… Hepsi zihnimde yankılanıyordu. Elimdeki poşeti sertçe bankın üzerine bıraktım ve aynaya yöneldim.
Yansıyan yüzüme baktım. Solgundu. Gözlerimin altı hafif morarmış, dudaklarım kupkuruydu. Aynanın camına elimle hafifçe dokundum, içimden geçenleri kelimelere dökemedim. Daha ilk günden bașım belaya girmiști.
Derin bir nefes alarak soyunma kabinine geçip perdeyi kapattım ve üstümü çıkarmaya başladım. Cildime değen soğuk hava tüylerimi ürpertti. Daha sonra yeni okul kıyafetlerimi kabinin dıșında unuttuğumu farkettim. Perdeyi açıp kıyafetlerimi aramaya bașladım.
Kalbim hızlandı. Etrafı biraz daha panikle aradım ama sonuç değişmedi.
Küçük bir nefes alıp kapıya doğru yöneldim. Ama tam kulpa uzandığımda kapının açılmadığını fark ettim.
Kilitliydi.
Bir anda içimi keskin bir korku kapladı. Kulpu yeniden çevirdim, sertçe çektim, ittirdim. Ama nafile.
“Hey!” diye bağırdım, kapıyı yumruklayarak. “Burada kilitli kaldım! Biri yardım edebilir mi?”
Cevap yoktu.
Sonra dışarıdan gelen 2 kișinin kahkahaları duyuldu. Tanıdık kahkahalar.
İçimde bir şeyler buz gibi oldu.
“Kıyafetlerin için teşekkürler, yeni kız!”
O çocuklardı.
Sinirden gözlerim dolarken kapıya sert bir tekme attım. “Sizin…” Dişlerimi sıkarak küfür ettim. “Hemen açın şu kapıyı!”
Ama sadece kahkahalar devam etti.
“Sana iyi eğlenceler!” diye alaycı bir ses duyuldu. Sonra ayak sesleri uzaklaştı.
Kapının önüne diz çöktüm. Boğazım düğümlenmişti. Ağlamamaya çalıştım ama gözyaşlarımın akmasına engel olamadım.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Belki birkaç dakika, belki de sonsuzluk gibi gelen birkaç saniye…
Sonra bir çift ayak sesi yankılandı koridorda.
Kapının kilidi hafifçe döndü, ardından metal kapı yavaşça açıldı.
Başımı kaldırdım.
Karşımda Kunt duruyordu.
Bana şaşkın ve bir o kadar da… garip bir ifadeyle bakıyordu. Saçları hafifçe ıslanmıştı, yüzü solgundu ama gözleri… Gözleri kıpkırmızıydı.
Göz göze geldiğimiz an, aklımda tek bir şey belirdi: Bunu o yaptı.
Ayağa fırladım, hızla elindeki okul kıyafetlerini alıp üstümü giydim. Ellerim titriyordu. O ise aynı yerinde duruyor, gözlerini benden ayırmıyordu.
Okul zili çaldığında, gözyaşlarımı silerek kapıya doğru yöneldim. Ama tam çıkarken durdum. Kunt’un önünde dikilip, ona sert bir bakış attım.
“Sen yaptın, değil mi?” Sesim öfkeyle titriyordu. “O çocuklara sen mi söyledin? ‘Şu kızı soyunma odasına kapatıp kıyafetlerini alın’ mı dedin?”
Kunt’un yüzü hafifçe gerildi ama konuşmadan önce sertçe devam ettim.
“Biliyor musun?” dedim, dudaklarım titrerken. “İlk bașta senin bu çocuklardan farklı biri olduğunu sanmıștım... Ama, yanılmıșım. Siz, evet, hepiniz, aynı pisliksiniz. İnsanların en ufak kusuruyla bile dalga geçebilecek kadar aciz ve şerefsizsiniz.”
Göz ucuyla onu süzüp küçümseyici bir bakış attım.
"Sizin gibilerden asla korkmuyorum."
Omzuna sertçe çarparak geçtim.
Arkamdan seslenmedi.
Sadece olduğu yerde durdu.
Ve ben koridorun sonuna ilerlerken, hâlâ onun bakışlarını sırtımda hissedebiliyordum.
