1. bölüm / 6
Geri Sarılamayan1. Bölüm
Bölümler 6Şu an: 1. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.034 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. BÖLÜM685 kelime
- 3 3.bölüm498 kelime
- 4 4.Bölüm427 kelime
- 5 5. Bölüm244 kelime
- 6 6. BÖLÜM200 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Daha aydınlanmayan odamda, penceremden sızan güneşin ilk ışıklarıyla ve tabii horozlar uyanmadan önce annemin sesini her zamanki gibi duymuştum.
“ Kızım, okula geç kalacaksın!”
Annemin bu cümlesi alarm sesi gibi gelmişti.
Herhangi bir sabahtı. Önceki okul günümü bitirmiş, bugün okulun ilk gününe uyanmıştım.
“Of, ne giyeceğim ben şimdi?” derdiyle yataktan kalkıp kahvaltıya indim. Annemin yaptığı kahvaltıyı yedikten sonra hazırlanmaya başladım. Saçımdır, başımdır derken bir saatte hazırlanıp yola çıktım.
Zaten önceki yıldaki arkadaşlarımla aynı sınıfta olacağım için tanışma heyecanım yoktu. Tabii okula varana kadar ben öyle düşünüyordum.
Okula giderken gözüme çıkan saç parçalarımı arkaya atarak yürüyordum.
“Ah, ne sinir bozucu bir şey.”
Karşıdan karşıya geçerken arabaların korna sesleri, yoldan geçen insanlar ve 60 TL'ye bayat simit satan simitçi... Her şey bana çok tanıdık geliyordu.
Acaba nereden?
Kendi kendime konuşurken okulun kapısına varmıştım bile.
“Günaydın Mustafa abi.”
Güvenlik Mustafa abiye iyi günler dileyerek okulun bahçesinden geçip içeri girdim.
Birden herkesin bir yerde toplandığını gördüm. Yerde yatan Deniz'e bakıyorlardı.
Deniz benim kuzenimdi.
Koşup arkadaşlarıma ne olduğunu sordum.
“Nefes almıyor!”
Deniz'in yanına eğildim. Nefes almakta zorlanıyordu.
Hemen nöbetçi öğretmenlerden birine öğretmenleri ve müdürü çağırmasını söyledim.
Müdür geldiğinde bir an öylece bakakaldı. Ardından ambulansı aradı.
Deniz'in annesi bizim okulumuzun matematik öğretmeniydi. Yani benim teyzemdi.
Koşup ona haber verdim. Kadın ağlaya ağlaya yanıma geldi. Sanki birazdan kendisi de bayılacak gibiydi.
Müdür yardımcısı Sena Hoca onu sakinleştirmeye çalıştı.
“Lütfen telaşlanmayın. Ambulans gelecek. Durumunu orada öğrenirsiniz.”
Üç saniye sonra ambulansın siren sesi duyuldu.
“Aman Allah'ım... Daha okulun ilk günü!”
İçim içime sığmıyordu. Ben de ağlayacak gibi olmuştum.
Ambulanstan acil sağlık görevlileri indi. Deniz'i sedyeye almadan önce durumuna baktılar.
Kalbi yavaş atıyordu ve nefes almakta zorlanıyordu.
Görevlilerden biri:
“Olmaz...” dedi.
Hemen oksijen maskesini taktı ve yanındaki görevlilere Deniz'i ambulansa taşımalarını işaret etti.
Ambulansta yanında bir kişinin gidebileceğini söylediler.
Tabii ki teyzem gitti.
Ambulans sirenleri eşliğinde okuldan ayrıldı.
Olayı izleyenlerden birinin,
“Oley, ders boş!” dediğini duydum.
Ona sinirli bir bakış attım.
Sonra sınıfıma çıktım.
Olanlardan dolayı biraz kafam dağılmıştı. İlk ders zaten geçmişti. İkinci dersteydik.
Yeni gelen öğretmenler kendilerini tanıtıyor, biz de kendimizi tanıtıyorduk.
Dört saattir, dört derstir tam on beş kere adımı söylemiştim.
Neyse, alışmıştım artık.
Dersler başlamıştı.
Türkçe öğretmenimiz Yusuf Hoca telefonla konuşarak sınıfa girdi.
“Deniz'in durumu iyiymiş. Telaşlanmanıza gerek yok.”
Tabii, tabii... Asla telaşlanmayacağız.
Biz neyiz, taş mıyız?
Ders sözcükte anlam konusuyla başladı.
Zil çaldı ve teneffüs yaptık.
Tam o sırada sınıfımızın kapısında bir kız belirdi.
Söylentilerden kızın adının Ceren olduğunu duymuştum.
Yanına gidip:
“Selam. Birini mi arıyorsun? Yardım edeyim mi?” dedim.
Kız hayır anlamında başını salladı.
“Ben Ceren. Sınıfınıza yeni geldim.”
Şaşırarak ve bir yandan da mutlu bir ifadeyle:
“Sınıfımıza hoş geldin! Beraber oturalım mı?” dedim.
Başını salladı.
Ve derse başladık.
Ders o kadar sıkıcıydı ki...
Neyse ki son teneffüs zili çaldığında koridorda Ceren'le beraber sohbet etmeye başladık.
Koridorda ilerlerken Sena Hoca'yı gördük.
Bizim katta nöbetçiydi.
Elindeki çay bardağıyla telefonda biriyle konuşuyordu.
Konuştuğu kişi teyzemdi.
Deniz'in annesi, yani bizim matematik öğretmenimiz...
Sena Hoca'nın ses tonunu ufaktan yükselttiğini fark ettik. İster istemez kulak misafiri olduk.
Bir anda Sena Hoca'nın elindeki bardak yere düştü.
“Hayır!”
diye çığlık attı.
“Bunu bize yapamazsın!”
Sesi bütün koridorda yankılandı.
Herkes Sena Hoca'ya bakıyordu.
Deniz'in kalbi durmuştu.
Kalp masajı yapıyorlardı.
Doktorlar ter içinde uğraşıyordu.
Sena Hoca Deniz'in öğretmeniydi ama neden bu kadar fazla endişelenmişti?
Bunu düşünürken bir yandan da ağlamaya devam ediyordum.
Hocadan izin isteyip okuldan ayrıldım ve koşarak teyzemin olduğu hastaneye gittim.
Hastaneye telaşla girdiğimde sekreterin yanına koştum.
“Ben Kumsal Akgün. Deniz Akgün'ü görebilir miyim?” diye nefes nefese konuştum.
Sekreter bana Deniz'in nesi olduğumu sordu.
“Annemin kardeşinin kızı. Yani kuzenim.”
Sekreter bana ameliyathane numarasını söyledi.
Beklemeden koşmaya başladım.
Bir anda hastane koridoruna giren bir kıza çarptım.
“Özür dilerim!”
deyip koşmaya devam ettim.
Sonunda ameliyathaneye ulaştım.
Ameliyathanenin perdelerinin kapalı olduğunu görünce dizlerimin üzerine çöktüm ve ağlamaya başladım.
Yanımdan geçen insanlar bana acıyarak bakıyor, “Yazık,” diyerek geçiyorlardı.
Ne sinir bozucu...
Teyzemi aramak için ağlayan gözlerimi biraz açtım ama etrafta göremedim.
Gözyaşlarımı silip tekrar baktım.
Teyzem lavabo kapısından çıkıyordu.
Ve mutlu gibiydi.
Yanına koştum.
Bana sarıldı.
“Her şey yoluna girecek, merak etme Kumsal'cığım.”
Ben de ona daha sıkı sarıldım.
“Deniz benim en sevdiğim kuzenim. Ona bir şey olmasına dayanamam.”
Gözyaşlarımı sildim.
Bu kadar ağlamak yeterdi.
Bir süre sonra Deniz'i dinlenme odasına aldılar. Ziyarete bir saat sonra girmemize izin verdiler.
Hemen yanına gittik.
Teyzem doktorla Deniz'in durumu hakkında konuştu.
Doktor, “Şu an durumu ciddi değil. Ameliyathaneden yeni çıktığı için birkaç saat mide bulantısı olabilir.” dedi ve oradan ayrıldı.
Teyzem Deniz'e sarıldı.
“Benim artık eve gitmem gerekiyor.”
dedi ve oradan ayrıldı.
Ben de eve döndüm.
Numaramı Ceren'e vermiştim.
Telefonuma baktığımda bir bildirim olduğunu fark ettim.
Ceren mesaj atmıştı.
Deniz'in durumunu ve benim nasıl olduğumu soruyordu.
Ben de kısa bir mesajla iyi olduğumu söyledim.
Bana iyi geceler diledikten sonra telefonu kapattı.
Ben de biraz telefonumda gezinirken yeni bir bildirim geldi.
Yazan Bahar'dı.
Bahar, benim sınıfımda 14 yaşında kumral bir kızdı.
“Deniz'in durumu nasıl? Çıkarken pek iyi görünmüyordun.”
“Ben de çok iyiyim şu an.” diye cevap verdim.
“O zaman nasıl istersen.”
Telefonu fırlatmak istiyordum ama elim gitmedi.
Üniformamı çıkarıp yatağa uzandım.
Uyumak istiyordum ama uyuyamıyordum.
Okuldan hastaneye, hastaneden eve geleli bir saat olmuştu.
Bir şeyler yemek için mutfağa gittim.
Mutfağa girdiğimde annemi gördüm.
Telefonla biriyle konuşuyordu.
Bir an durup onu izledim.
Konuştuğu kişi kimdi?Bir şeyler yemek için mutfağa gittim.
Mutfağa girdiğimde annemi gördüm.
Telefonla konuşuyordu.
Beni fark etmemişti.
Tam geri dönüp odama gidecekken söylediği bir cümleyle olduğum yerde kaldım.
“Hayır... Kumsal'ın bu işin içinde olduğunu bilmiyor.”
Kalbim bir anda hızlandı.
Benim mi?
Neyin içinde?
Annem birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra daha alçak bir sesle konuştu.
“Deniz'in başına gelenin kaza olmadığını biliyorsun.”
Nefesimi tuttum.
Deniz...
Telefonun diğer ucundaki kişinin ne söylediğini duyamıyordum.
Annem bir süre dinledikten sonra:
“Hayır. Hastaneye gitmesine gerek yok. Deniz uyandığında her şeyi hatırlarsa zaten—”
Bir anda arkasını döndü.
Göz göze geldik.
Annemin yüzündeki ifade bir saniyede değişti.
Telefonu kulağından çekti.
“Kumsal?”
Hiçbir şey söylemedim.
Annem telefonu kapattı.
“Sen ne zamandır oradasın?”
İlk kez annemin sesinden korktuğumu hissettim.
“Ben... yeni geldim.”
Yalan söyledim.
Annem bana birkaç saniye baktı.
Sonra gülümsedi.
Ama bu, annemin normal gülümsemesi değildi.
“Odana git.”
“Anne, Deniz'in başına ne geldi?”
Yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Hiçbir şey.”
“Telefonda kiminle konuşuyordun?”
Cevap vermedi.
Tam odama gidecekken telefonuma bir mesaj geldi.
Ekrana baktım.
Numara kayıtlı değildi.
Beni duyduğunu biliyorum.
Mesajın altında tek bir cümle daha vardı.
Ve Deniz'i neden seçtiklerini yakında öğreneceksin.
Bölüm etkileşimi
