25. bölüm · GEÇMİŞİN İZLERİ

25. BÖLÜM

Esma Zinar

Konak sabahın erken saatlerinden itibaren bir kovan gibi işlemeye başladı. Bahçeye büyük yer sofraları kuruldu, dev kazanlarda yemekler pişti. Akşam olduğunda avlu, meşalelerin titrek ışıkları ve Urfa’nın yanık türküleriyle dolup taştı. Üzerimde Urfa usulü, ağır işlemeli, kadife ve zümrüt yeşili bir bindallı vardı.
Hazal Hanım Ağa yanıma gelip oturduğunda, Cemre’nin kolunda Kemal’in hediye ettiği o firuze bilekliği gördüm. Cemre o kadar mutluydu ki, sanki kendi kınasıymış gibi bir oraya bir buraya koşturuyordu. Kemal ise bahçenin girişinde, gözünü bir an bile Cemre’den ayırmadan nöbet tutuyordu.
"Hadi bakalım gelin, kına vakti!" diye seslendi Yağmur.
Ortaya oturtuldum. Başımın üzerine kırmızı duvağım örtüldü. Kadınlar etrafımda dönerken "Yüksek yüksek tepelere" türküsü yankılanmaya başladı. İçimde garip bir hüzün ve büyük bir mutluluk harmanlanmıştı. Sıra avucumu açmaya geldiğinde, Hazal Hanım Ağa elindeki altın lirayı avucuma bırakırken fısıldadı:
"Aç avucunu gelin, Dağhanların bereketi seninle olsun."
Tam kına yakılacaktı ki, bahçe kapısında bir hareketlilik oldu. Normalde kına gecesine erkekler girmezdi ama gelen Aras’tı. Elinde büyük bir buket kırmızı gülle, üzerinde siyah gömleğiyle o kadar yakışıklı görünüyordu ki, bütün kadınlar bir an sustu.
Aras doğruca yanıma geldi, duvağımı yavaşça kaldırdı. Herkesin önünde alnıma bir öpücük kondurdu. "Kınan kutlu, ömrün benimle olsun muhabir," dedi.
O sırada Kemal yanımıza yaklaşıp Aras'ın kulağına bir şeyler fısıldadı. Aras’ın yüzündeki o mutlu ifade bir anlığına buz kesti. Bana belli etmemeye çalışarak gülümsedi ama ben o bakışı tanıyordum.
"Bir sorun mu var Aras?" diye fısıldadım.
"Küçük bir misafirimiz varmış kapıda. Sen eğlenmene bak, ben hemen döneceğim," dedi ve Kemal ile birlikte bahçeden çıktı.
Ende arası takip ederek kapıya gitim babam ve bir iki araba korumayla kapidaydi beni bindanliula görünce tiksintiyle baktı ve "anende kına gününde bu renk bir elbise giymişti" gözlerimin ardı sizlanirken
Aras babama yaklaşarak
"Birdaha karımı üzerse yapacaklarının sorumlusu ben değilim dedi
Babam arasa vakarak "karinmi ben izin vermedigim sürece gülce senin karın olamaz" diye haykırdı
Konakta. İçeri bir adım atmıştı ki adem abimin sesini duydum "sen kimsinki izin istiyorsun katil bir baba iz yok ben kardeşimin arkasındayım şimdi siktir git"
Abimden destek almak be i çık mutlu etmişti
Aras babama tehditkar bir sesle
"Adamlarını al ve git yoksa elimdeki belgelerin yedekleri savcıya gider" dedi kendinden emin bir sesle
Babam arasa nefretle bakarak adamlarına el işaretiyle geri ceklimelerini söyleyip uzaklaştı
Aras beni kolarina alarak
"Herşey şimdilik yolunda merak etme sen kına gecenin keyfine bak güzelim
KINA GECESİ
Babamın gidişiyle konaktaki hava bir anda değişti. Avluda meşaleler yakıldı, zümrüt yeşili bindallımın içinde kendimi bir masal prensesi gibi hissediyordum. Hazal Hanım Ağa yanıma gelip oturdu ve kadınlara işaret verdi. Türküler yükselirken başıma kırmızı duvağım örtüldü. Avucumu açma vakti geldiğinde, Hazal Hanım Ağa büyük bir altın lirayı avucuma bırakıp kınamı yaktı: "Dili ballı, yüzü nurlu, yuvası huzurlu olsun gelinimin!"
Asıl coşku, davulun o ilk tok sesiyle başladı. Hazal Hanım Ağa, "Haydi bakalım! Bugün Dağhanların günüdür, yer yerinden oynamalı!" diyerek meydanı açtı.
Aras, üzerinde siyah şık takımıyla avlunun ortasına geçti. Yanına abim Adem, Kemal ve diğerleri dizildi. Davul zurna öyle bir çalmaya başladı ki, taş duvarlar yankılanıyordu. Aras eline gümüş işlemeli mendili aldı ve halayın başına geçti. O sert adam gitmiş, yerine toprağına bağlı bir Urfa yiğidi gelmişti.
Bir süre sonra Aras, halay sırasından çıkıp doğruca yanıma geldi. Elini uzattı: "Seni bu halayda yanımda görmeden bu gece bitmez muhabir."
Zümrüt yeşili bindallımın eteklerini toplayıp elini tuttum. Bütün kadınlar zılgıt çekmeye başladı. Urfa’nın o meşhur "Lorke" ve "Grani" havalarıyla tüm avlu bir ritim tutturdu. Ayaklarımızı aynı anda yere vururken, Aras kulağıma eğilip "Bu topraklar seninle daha güzel," diye fısıldadı.
Cemre ise halay çekerken göz ucuyla halayın diğer ucundaki Kemal’e bakıyordu. Kemal, elindeki mendili Cemre’ye doğru hafifçe sallayarak ona selam verdi. Cemre’nin yanakları kına çiçeği gibi kıpkırmızı oldu; Kemal’in hediye ettiği firuze bileklik kolunda parlıyordu.
Gecenin sonuna doğru meşaleler iyice parladı. Aras halayı bitirip karşımda durdu. Terlemiş alnını silerken gözlerimin içine öyle bir baktı ki, sanki tüm Urfa şahidimizdi.
"Yarın," dedi Aras, "Yarın bu vakitlerde artık tamamen bir olacağız Gülce. Ne baban, ne töre, ne de geçmiş... Sadece biz." Arasın sabırsız sesi yarını dört gözle bekliyordu
Davul ve zurnanın sesi kesilince arasın baba annesi
Dün kına için aldıkları altınları bana takarak
En sona bıraktıgı alın kemerle
"Gelinime nehirde bir şey vermedim bu gelinime mehir hediyemdir" diyerek kemeri kaftanin üstüne taktı o an annemin yanımda olmasını istedim gözümden düsen yaşlarla arasın babaannesi ne sarildım
Arasın babaannesi bana sarılırken "neden ağlıyorsun kızım"diye sordu sevecen bir sesle
"Şey annemin yanımda olmasını çok isterdim"dedim ağlamaktan kisilan sesimle arasın babaannesi bana tekrar sarılarak "ben varım kızım annenin yerini tutmama ama bende varım"beni bırakmadan önce anne şefkatiyle yanağıma sulu bir öpücük bıraktı
Altın takma merası i bitikten sonra kinada sinlani ve herkes odalarına çekildi ben ve Arasta odamıza çıkarak günun yorgunluguyla dinlendik