12. bölüm · GEÇMİŞİN İZLERİ
12. BÖLÜM
Dün abime Aras ile gitmek istemediğimi, burada kalıp ajansı ve onu kurtaracağımı söyledikten sonra abime bir daha ulaşamadım. Aramalarıma bile cevap vermiyordu. Zihnim abimle meşgulken, telefonuma düşen yabancı bir numarayla gözlerimi bilgisayardan çekip aramayı yanıtladım.
"Alo, Gülce! Derhal sana lazım olan tüm şeyleri al ve evden çık. Dün Aras'a yönelik bir saldırı olmuş!" dedi telefondaki ses.
Bu abimden başkası değildi; sesi her zamankinden daha endişeli ve yorgun geliyordu.
"Gülce duydun mu beni? Bak, bu her kimse seni de bulmaya çalışacaktır!" deyip telefonu yüzüme kapattı.
Abim telefonu kapatınca kalbim göğüs kafesimi dövmeye başladı. Hemen Aras’ı aradım. Bir yandan telefonun çalmasını beklerken bir yandan da camın önüne geçip perdenin arkasından sokağa baktım.
"Aras, bu duyduklarım doğru mu?" dedim, o açar açmaz. Cevabını beklemeden, sokağın köşesinde duran ve evimi izleyen siyah bir arabayı fark ettim. Kanım donmuştu. Hemen kapıya koşup kilitleri arkadan çevirdim.
"Gülce sakin ol ve kapını kilitle," dedi Aras. Sesi sakin gelmeye çalışsa da arkadaki o sert otoriteyi duyabiliyordum.
"Aras, birileri evimi gözetiyor ve ben korkmaya başlıyorum!" dedim, sesim titreyerek.
Aras endişemi fark edince o da gerildi. "Kapını kilitle ve sakın açma, on dakikaya oradayım!" dedi. Telefonun ucundan gelen güçlü bir motor sesiyle aramayı sonlandırdı.
On dakika sonra Aras kapımdaydı. Beni hızla evden çıkarıp şehrin oldukça uzağında, yüksek duvarlarla çevrili, eski ama modernize edilmiş o görkemli malikaneye getirdi. Aras arabadan inip kapımı açtı.
"Burası benim kalem, Gülce. Ve tek gerçeğim," dedi.
İçeri girdiğimizde bizi yirmi yaşlarında, duru bir güzelliği olan genç bir kız karşıladı. Aras, kardeşi Yağmur’u takdim ettikten sonra kısa bir telefon görüşmesi için yanımızdan ayrıldı. Yağmur ile salonda yalnız kaldık.
"Abim seni buraya getirdiğine göre sıradan biri olamazsın," dedi Yağmur, meraklı bakışlarla. "Kaç yaşındasın? Ne iş yapıyorsun?"
"Yirmi beş yaşındayım," dedim gülümseyerek. "Muhabirim."
Yağmur’un gözleri parladı. "Vay canına, muhabir mi? Abimin hayatındaki o karanlık adamların aksine çok renkli bir işin varmış."
"Peki ya sen?" dedim, bir abla sıcaklığıyla yanına oturarak. "Okula gidiyor musun?"
"Üniversiteye hazırlanıyorum, psikoloji istiyorum," dedi Yağmur. "Ama abim dışarıdaki riskler yüzünden beni genelde burada tutuyor."
"Zor olmalı," dedim elini tutarak. "Ama abin seni gerçekten çok seviyor. Bu arada, gelirken yanımda biraz ekler getirmiştim, sever misin?"
"Ekler mi? Bayılırım!" diye neşeyle güldü. Birlikte mutfağa geçip eklerleri yerken aramızdaki buzlar tamamen erimişti. Ancak bir süre sonra karnımda o tanıdık, keskin ağrıyı hissettim. Yaşadığım yoğun stres, regl dönemimi erkene çekmişti. Hazırlıksızdım.
Yavaşça Yağmur’a yaklaştım, sesimi alçaltarak ve biraz da utanarak sordum: "Yağmur... Şey, çok mahcup hissediyorum ama hazırlıksız yakalandım. Acaba evde ped var mı?"
Yağmur bir an duraksadı, yüzünde benzer bir mahcubiyet oluştu. "Ah Gülce, inanır mısın benimki dün bitti. Abime söyleyecektim ama o kargaşada unutmuşum. Kemal’e de söyleyemezdim..."
İkimiz de birbirimize bakakaldık. Tek çare Aras’tı ama otuz bir yaşındaki o sert adamdan bunu istemek... Tam o sırada Aras mutfağa girdi.
"Neyiniz var? Neden fısıldaşıyorsunuz?" diye sordu şüpheyle.
Yutkundum, bakışlarımı yere indirdim. "Aras... Şey, bizim bir şeye ihtiyacımız var. Yani, markete gidilmesi gerekiyor."
"Dışarısı güvenli değil dedim Gülce. Ne lazımsa Kemal’e söyle o getirsin."
"Kemal’e söyleyemeyiz Aras!" dedim bir çırpıda. Aras’ın kaşları çatıldı. "Nedenmiş o?"
"Çünkü..." dedim, sesim iyice kısılarak. "Kadınsal bir durum. Özel bir şey. Ped lazım Aras..."
Urfa’yı dize getiren Aras Dağhan’ın o sarsılmaz duruşu bir anlık şaşkınlıkla bozuldu. Boğazını temizledi, bakışlarını kaçırdı. "Anladım," dedi sesi boğuklaşarak. "Ben... Ben hallederim. Kimseye söylemenize gerek yok."
Aras mutfaktan hızla çıkarken Yağmur’la birbirimize bakıp sessizce gülmeye başladık. O karanlık adamı ilk kez bu kadar savunmasız görmüştük.
