1. bölüm / 7
GEÇMİŞ'İN İZİÇocukluğumda Kalmış Hayallerim
Bölümler 7Şu an: Çocukluğumda Kalmış Hayallerim
Hayatımı hep başkalarının kararları şekillendirdi. Mutluluk dediğiniz o soyut kavram, benim için yalnızca bir kelimeden ibaretti. Çocukluğumu düşleyince, aklıma yalnızca suçlandığım, dışlandığım ve sürüklendiğim o soğuk günler geliyor. Ailemin gözünde hep suçlu, çevremin gözünde hep gereksizdim. Peki, mutluluk neydi gerçekten? Yenecek bir lokma mıydı, yoksa tutup avuçlayabileceğim bir şey mi?
Benim için mutluluğun tanımı, her öğün sıcak bir yemek yemek, gece rahat bir yatakta uyumak ve mendil satmadan sokakta arkadaşlarımla oynayabilmekti. Ama bu kadar basit hayaller bile benim için imkansız görünüyordu. Acaba benim isteklerim mi fazla pahalıydı, yoksa dünya mı bana çok acımasızdı?
Bir çocuk düşünün, henüz altı ya da yedi yaşında. Siyah saçları, kahverengiyle sarının karışımı gözleri ve yaşıtlarına göre zayıf, cılız bir bedeni var. Bu çocuğun zayıflığı yalnızca bedeninde değil, hayatında da hissediliyor. Ailesi tarafından sürekli aç bırakılan, ihmal edilen, sokağa terk edilen bir çocuk. Çocukların gülümsemeleri kadar doğal olan mutluluk, bu çocuğun hayatında hiç yer bulamamıştı.
Bir gün, gözyaşlarıyla sokakta tek başıma dikiliyordum. Kendime sorular soruyordum:
"Bu hayat neden bu kadar ağır? Neden hep ben? Hep ben mi hatalıyım? Yoksa çevrem mi kendi hatalarını görmek istemiyor?"
Birdenbire bir arabanın farları gözlerime yansıdı. Akan yaşlarımı hızla sildim ve arkamı döndüm. Fren sesleri duyuldu ve sonra bir karanlık... O an her şey kayboldu. Karanlık, duygularımı, bedenimi ve hayatımı yuttu. Herkes hayatta bir şeyler kaybeder; kimi ailesini, kimi işini, kimi duygularını. Ama ben, hepsini birden kaybettim.
Ailem dediğim insanları, mendil satarak geçimimi sağlayan işimi ve en önemlisi hissetme yetimi... Artık ne sevinç kaldı içimde, ne korku, ne de mutluluk. Bir çocuk düşünün, örümcekten korkmayan, yüksek seslerden irkilmeyen. İşte o çocuk benim. Çünkü korku bile benden uzaklaştı.
Sonra bir hastane odasında gözlerimi açtım. Başımda bir polis memuru vardı.
“Bu küçücük çocuk sokakta ne yapıyordu?” diye bağırıyordu. Yavaşça gözlerimi açtım, bana sorular soruyordu:
“Hey ufaklık, ne oldu sana?”
Ama ben suskundum. Konuşacak bir şeyim yoktu. Zaten konuşacak gücüm de kalmamıştı. Sessizce ona baktım.
Hayatımın hikayesi burada bitmiyor. Bu yalnızca başlangıç. Sayfalar arasında ilerledikçe, bir çocuğun hayata nasıl tutunmaya çalıştığını, acılarıyla nasıl başa çıktığını okuyacaksınız. Bu yalnızca benim değil, sokaklarda büyümek zorunda kalan binlerce çocuğun hikayesi... Her bir satırda onların sesini duyacaksınız.
Belki duygulanacak, belki de gözleriniz dolacak. Ama unutmayın, bu hikaye yalnızca bir çocuğun değil, kaybolmuş hayallerin ve bastırılmış duyguların hikayesidir.
Çocukluğumun Sessiz Haykırışı
Polise sessizce bakarken doktor odama girdi. Kendime geldiğimi görünce yüzündeki sevinci saklayamadı. Hafifçe eğilip başımı okşadı:
— Doktor: "Aferin, güçlü adam. Başardın!"
Ama ben ne başarmış olabilirdim?
Polis memuru odayı terk ederken, "Biz gidiyoruz, sonra tekrar geliriz. Bu ufaklık kendine gelsin, devam ederiz," dedi.
Neye devam edeceklerdi? Ben neyi başarmıştım?
Herkes odadan çıktı. Sırt üstü uzanmış, hareketsiz bir şekilde tavana bakıyordum. Ayağımı hissetmiyordum. Hareket ettirmeye çalıştım, olmadı. Denedim, çabaladım ama nafile. Ve o an gözyaşlarım yanaklarımdan süzülmeye başladı.
"Ne oldu bana?" diye mırıldandım.
Doktor tekrar geldi, benimle konuşmaya çalıştı. Ama sustum. Ne dese cevap vermedim. Yaşadıklarım beni sessizliğe mahkûm etmişti. Çünkü daha küçük yaşta ailem bana hep şunu öğretti:
— "Sen sus. Konuşmak sana kalmadı."
Sessiz bir çocuğa dönüşmemin sebebi buydu.
O eski, yaramaz, kahkahalarla cevap veren çocuk nerede?
O çocuk kaybolmuştu.
Doktor ne kadar uğraştıysa konuşmadım. Sonunda pes etti ve odadan çıktı. Tıpkı benim hayattan umudumu kestiğim gibi.
Yine yalnız kalmıştım. Yalnızlık zaten bana çok tanıdık bir duyguydu. Herkes kendi işine bakıyor, beni anlamak için kimse çaba harcamıyordu. Oysa konuşmam için yalnızca sevgi ve biraz ilgi lazımdı. Ama bunu yapmayı kimse beceremedi.
Çocuk dediğin sevgi, merhamet ve şefkat ister...
Ama neredeydi o sevgi?
Hayat sadece bana mı zordu, yoksa ben mi kendime zorluk çıkarıyordum?
Bu düşünceler beynimde yankılanırken, doktorun sesi beni kendime getirdi.
— Doktor: "Hey, küçük adam, nereye kayboldun?"
Haklıydı. Ben nereye kaybolmuştum?
Bu kez farklı bir şey oldu. Kapı çaldı. Odaya esmer, zayıf ve orta boylu bir kadın girdi. Kim olduğunu bilmiyordum ama farklıydı. Beni konuşturmaya çalışmadı. Sadece sakin bir sesle:
— Psikolog: "Biliyorum, hayat çok zor. Ve sen bu yaşında çok şey yaşadın."
Sessizce söylediklerini dinledim. Yüzümden anlamıştı, eskiden böyle bir çocuk olmadığımı. Çantasına uzanıp bir defter ve kalem çıkardı.
— Psikolog: "Al, yakışıklı. İstediğin her şeyi bu deftere karala. Biliyorum senin yaşındaki biri okuma yazma bilmez. Ama senden tek istediğim, içinden ne geliyorsa çizmen. Çizdiğin her sayfa için sana bir ödül vereceğim."
Ödül mü? Benim gibi bir çocuğa ödül? Şaşırmıştım. Kimse bana bir şey vermemişti. Ama bilmiyordu ki ben okuma yazma biliyordum. Elim bu deftere çok şey sığdırabilirdi.
Şimdi diyorsunuzdur, küçük bir çocuk nasıl okuma yazma bilir? Merak etmeyin, anlatacağım. Her şeyi, başıma gelenleri, beni bu hale getirenleri…
Tek bildiğim, kimse göründüğü kadar temiz, gösterdiği kadar masum değil. Bana yaşatılanların karşılığı elbet bir gün bulunacaktı.
O küçücük yaşımda tek umudum Allah’tı.
Kimseye söyleyemediklerimi O’na anlattım.
Sessizce dua ettim, sabrettim.
Hep dedim ki:
"Sabrın sonu selamettir. Meyvesi tatlıdır."
Ama sabır boyun eğmek değil; sabır, tüm zorluklara rağmen dimdik ayakta kalabilmekti.
Ve şimdi hayatımın defterine yeni bir sayfa açıyorum.
Çizgilerle dolu bir defter, ama belki de çizgiler arasında kaybolan bir umut ışığı...
Çocukluğumun Çizgileri
Psikoloğun bana verdiği defteri elime aldım. Sayfaları çevirirken içimden bir şeyler akmaya başladı, sanki o defter bana kendini açmam için yalvarıyordu. Bana güç veren o yazıyı gördüm:
"Unutma her şey geçici, tıpkı dünya ve içindekiler gibi. Sadece sabret, bu da geçer elbet."
Yazıyı okurken yüzümde beliren tebessümü hissettim. Çok uzun zaman olmuştu gülümsemeyeli. Gülmek... Ne kadar uzak, ne kadar yabancı bir duyguymuş bana.
Kalemi elime aldım. Çizmeye başlamadan önce düşündüm:
"Ne çizmeli? Yaşadıklarımı mı, hayallerimi mi? Ya da her şey yolundaymış gibi davranmalı mıyım?"
Bir an duvarda asılı duran güzel bir resim gözüme çarptı. Resme bakarken "Bunu kim çizmiş acaba?" diye düşündüm. O resmi hayranlıkla izledikten sonra defterime döndüm ve çizmeye başladım. Ama yaşadıklarımı değil, tam tersine hayalini kurduğum, hiç yaşayamadığım mutluluğu resmettim.
Bir küçük kız... Elinde bir uçurtma, yüzünde masum bir tebessüm...
Benim kaybolan çocukluğumdu aslında o kız. Çizgilerimi tamamladım ve resmin altına şunu yazdım:
"Bazen yaşadıklarımızı unutup, gerçek olmayan bir dünyaya dalarız. Bir anlık bile olsa mutlu olmaya çalışmalıyız."
Resmimi bitirdiğimde içimden bir yük kalkmış gibiydi. Hayal dünyamla gerçeği harmanlamış, kendimi kısa bir süreliğine de olsa başka bir dünyaya taşımıştım.
Bir anda gözlerim kapanmaya başladı. Kendimi uykunun kollarına bıraktım. O gece uzun zamandır ilk defa derin bir uyku çektim. Sabah olduğunda kapının çalmasıyla uyandım. Daha "Gir" diyemeden psikolog içeri girdi.
— Psikolog: "Günaydın yakışıklı! Umarım bir şeyler çizmişsindir, çünkü ödülle birlikte geldim."
Ben yine tek kelime etmedim. Yanımdaki defteri eline aldı ve sayfaları çevirdi. Birden durdu. Resmime bakarken yüzü dondu. Dakikalarca öylece baktıktan sonra kafasını kaldırdı ve bana döndü.
— Psikolog: "Muhteşem... Bunu sen mi çizdin? Bu yaşta bir çocuk böyle bir resim çizebilir mi? Söylesene, yardım mı aldın?"
Ardından resmin altına yazdığım sözü yüksek sesle okudu:
"Bazen yaşadıklarımızı unutup, gerçek olmayan bir dünyaya dalarız. Bir anlık bile olsa mutlu olmaya çalışmalıyız."
Bu sözle birlikte sandalyeye oturdu ve sessizce bana baktı.
— Psikolog: "Sen... Sen bu yaştaki bir çocuk olamazsın. Hem böyle bir resim çizmek, hem de böyle bir söz yazmak... İnanılmaz. Peki, okuma yazmayı nereden öğrendin?"
Sadece sustum. Cevap vermedim. Hayretini gizleyemedi ama çantasından bir çikolata çıkarıp bana uzattı. İlk başta almayacaktım, çünkü bir ödülü hak etmenin ne demek olduğunu bile bilmiyordum. Ama sonra düşündüm: "Bu benim ilk ödülüm." Çikolatayı aldım ve yavaşça açtım. Odayı sessizlik kaplamıştı. Psikolog hiçbir şey demeden hızlıca odadan çıktı.
Çikolatayı yerken içimde garip bir huzur hissettim. Ödülümün tadı çok güzeldi. Ama ödülden çok, içimdeki kayıp çocuğun bir parça varlığını hissetmekti beni mutlu eden.
Çizdiğim resim küçük bir kızdı. Ben bir erkek çocuğuydum ama o kız benim içimde kaybolmuş çocukluğumdu. Belki yaşayamadıklarımı, belki hissettiklerimi kağıda dökmüştüm.
Ve o resim...
O resim, benim yeniden yaşama tutunma çabamdı.
Bir şeyler değişiyordu. Ama neler olduğunu anlamam için daha çok zamana ihtiyacım vardı...
Kapı hafifçe aralandı ve içeriye adım atan kişi psikologdu. Elinde bir defter daha vardı, üzerinde benimkinden farklı olarak birkaç çizim vardı. Yavaşça içeri girdi ve kapıyı sessizce kapattı. Sandalyeyi alıp yatağımın yanına çekti.
— Psikolog: "Merhaba yakışıklı, nasılsın? Umarım çok bekletmedim."
Başımı salladım, bir şey demedim. Defteri elime aldı ve dikkatlice yüzüme baktı.
— Psikolog: "Bugün sana farklı bir şey getirdim. Bu defter benim küçükken kullandığım defterlerden biri. Çizim yapmayı çok severdim. Belki benim yaptığım gibi hislerini çizmek istersin diye düşündüm."
Defteri önüme koydu. Sayfaları çevirdim. İçinde rengârenk çizimler vardı. Çocukların oyun oynadığı sahneler, kuşlar, bulutlar… Çok mutlu bir dünyanın resimleri. Ama benim dünyam asla böyle değildi.
Defteri kapatıp kendiminkini açtım. Kalemi elime aldım ve yavaşça bir şeyler yazmaya başladım:
"Biliyor musunuz, sizin resimleriniz benim dünyamdan çok uzak. Ama yine de güzel bir dünya hayal ettirdiğiniz için teşekkür ederim. Sizi bir daha gördüğümde, belki o dünyadan bir resim çizerim."
Defteri ona uzattım. Yazdıklarımı okudu ve gülümsedi.
— Psikolog: "O dünyadan bir resim çizmek için kendini zorlamana gerek yok. Belki bir gün, o dünyayı gerçek hayatta yaşarsın. Ama unutma, önce kendi dünyanı iyileştirmen gerek."
Bu sözleri duymak tuhaf bir his uyandırdı. İyileştirmek... Kendi dünyamı nasıl iyileştirecektim? Ayağıma ne olduğunu bile bilmiyordum hâlâ. Hayatımda bir düzen yoktu, kimseye güvenemiyordum.
Psikolog defterini toparladı ve ayağa kalktı.
— Psikolog: "Bugünlük bu kadar yeter. Yarın tekrar uğrayacağım. Kendine iyi bak, tamam mı? Eğer çizmek ya da yazmak istersen, defterin burada."
Sessizce başımı salladım. Kapı kapanırken derin bir nefes aldım. Hastane odası yeniden sessizliğe büründü. Psikoloğun söylediklerini düşünüyordum. "Kendi dünyamı iyileştirmek" ne demekti? Bu mümkün müydü?
Düşüncelerim içinde kaybolmuşken, odanın duvarlarına bakıp durmaya devam ettim. Belki de ilk adım, bu boşluğu dolduracak bir şey bulmaktı. Ama nasıl?
Başka bir hikaye başlıyordu, ama bu hikayeyi yazıp yazamayacağımdan emin değildim...
Defteri açtım ve yazmaya başladım. Kalem elimdeydi ama ellerim titriyordu. Hastaneye geldiğim gün, hayatımın en zor günlerinden biriydi. Kalemi sıkıca kavrayıp yazıya döktüm:
"Hastaneye geldiğim gün her şey çok hızlı gelişti. Ayağımı hissetmiyordum. Annem ve babam yanımda değildi, beni komşular getirdi buraya. Ayağıma ne olduğunu o zaman da söylemediler, hâlâ bilmiyorum. Herkes bir şeyler söylüyordu ama benimle konuşan kimse yoktu. Odama alındığımda sadece dört duvar arasında, yapayalnızdım. İlk gece sabaha kadar ağladım. Sessizce, kimse duymasın diye... Ama ağlamanın da bir faydası yoktu."
Yazarken o anları tekrar yaşıyor gibi oldum. Gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım. Yazmaya devam ettim:
"Ayağım neden hareket etmiyor, kimse söylemiyor. Ama ben hissediyorum, bir şeyler ters gitti. Belki de asla düzelmeyecek... İşte o zaman, bu hastane odasına mahkûm olduğumu düşündüm. Ve şimdi babam buraya gelmiş, beni suçluyor. Doktor, keşke her şeyi daha önce anlatabilseydim. Ama kimse beni dinlemedi ki. Sizi tanıyana kadar kimse gerçekten beni anlamaya çalışmadı. O yüzden, şimdi size anlatıyorum."
Yazmayı bitirdikten sonra defteri kapattım. Sanki içimden bir yük kalkmış gibiydi. Doktorun sözleri aklımda yankılanıyordu: "Korkma küçük adam, o adam odana giremeyecek."
Bir süre sonra doktor yeniden odaya geldi. Yanında başka biri yoktu, bu da beni biraz rahatlattı. Defteri ona uzattım. Yazdıklarımı sessizce okumaya başladı. Gözleri ara sıra bana kayıyor, yüzünde derin bir düşünce ifadesi beliriyordu.
Yazıyı bitirdiğinde defteri kapattı ve gözlerimin içine baktı.
— Doktor: "Küçük adam, sen gerçekten çok şey yaşamışsın. Sana yardımcı olabilmek için elimden geleni yapacağım. Ama önce ayağınla ilgili gerçekleri öğrenmelisin. Şimdi sana her şeyi açıklayacağım."
Sözlerini duyunca kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Doktor konuşmaya başladı:
— Doktor: "Ayağında ciddi bir kırık var ve zamanında tedavi edilmediği için yanlış kaynamış. Bu yüzden şu an hareket ettiremiyorsun. Ama endişelenme, ameliyatla düzeltebiliriz. Fakat bu biraz zaman alacak."
Kelimeler havada asılı kaldı. Ameliyat... Zaman... Hareket edememek... Bir yandan umut doluydum, bir yandan da korku. Ama en azından artık bir şeyler biliyordum.
Doktor yazıyı göstererek devam etti:
— Doktor: "Babanla ilgili endişelenmene gerek yok. Artık bu hastanede olduğun sürece seni koruyacağım. Ve bu yazdıklarını, seni daha iyi anlamamız için kullanacağım. Ama bir gün, bu defteri sadece kendine yaz. Çünkü senin de anlatmaya ve yazmaya değer bir hikâyen var."
O an doktorun söylediklerinden cesaret aldım. Belki gerçekten bir gün hikâyemi anlatacak cesareti bulurum. Ama önce bu hastane, bu ameliyat ve bu dört duvar arasında kalmış hayatımı aşmam gerekiyordu.
Şimdi sıra bendeydi... Bu defter benim dünyamı değiştirecek ilk adım olacaktı.
---
Doktor gideli birkaç saat olmuştu. Odaya gelen hemşire serumumu değiştirdi ve çıkıp gitti. Yine yalnızlık... Yalnızlık, artık bana yabancı değildi. Sanki benimle konuşan, beni teselli eden tek dostumdu. Ama bir dostu olmasını istemezdim kimsenin; soğuk, sessiz ve acımasız bir dosttu yalnızlık.
Defteri elime aldım. Doktorun kopardığı sayfanın yerine yenisini yazmam gerekiyordu. Çünkü bu hikâye yarım kalamazdı. Kalemimi sayfanın üzerine koydum, ama nereden başlayacağımı bilemedim. Bir süre boş sayfaya baktım.
"Ben bir çocuk değilim," diye başladım.
"Evet, herkes beni bir çocuk gibi görüyor. Ama ben bir çocuğun yaşaması gereken şeyleri hiç yaşamadım. Ne bir oyuncak arabam oldu, ne bir balonum. Ne de koşup oynayacak bir parkım... Bunun yerine mendil sattım, aç kaldım, dövüldüm ve sonunda bir araba çarptı bana. Şimdi buradayım, hastane odasında. Yine yalnızım. Ama bu yalnızlık artık bana ağır gelmiyor. Çünkü ben alıştım. İnsan her şeye alışıyor... Sevgiye, sevgisizliğe, yalnızlığa..."
Kendi kendime durdum. Acaba doktor bunları da okuduğunda yine ağlayacak mıydı? Belki de ağlamasını istemiyordum. Belki de artık kimsenin benim için üzülmesini istemiyordum. Çünkü üzülmek bir çözüm değil. Ama yine de yazmayı bırakamadım. Çünkü bu defter, içimde taşıdığım yüklerden kurtulmamı sağlıyordu.
Devam ettim:
"Bu defter benim hayatım olacak. Her gün, her anımı buraya yazacağım. İnsanlar belki beni unutur, ama bu defter unutmamalı. Bir gün birileri okuyacaksa, bilsinler ki benim hayatım yalnızca acılardan ibaret değildi. Küçük de olsa hayallerim vardı. Belki bir gün bir oyuncak arabam olur diye umut ettim. Belki bir gün biri bana 'aferin, sen güçlüsün' der diye bekledim. Ama ne oyuncak arabam oldu, ne de o 'aferin'i duydum."
Sayfanın sonunda kalemi bıraktım. Yazacak daha çok şeyim vardı ama artık içimden gelmiyordu. Defteri kapatıp yatağın kenarına koydum.
Bir süre sonra kapı tekrar çaldı. Gelen yine doktordu. Ama bu sefer yalnız değildi. Yanında bir hemşire vardı, ellerinde bir dosya ve birkaç kâğıt vardı. Doktor bana doğru yürüdü ve konuşmaya başladı:
— Doktor: "Küçük adam, sana iyi bir haberim var. Ayağın için ameliyat olman gerekiyor ve bu ameliyat sonrasında tekrar yürüyebileceksin. Ama bunun için biraz cesaret gerekiyor. Sen hazır mısın?"
Yürümek... Ayağımı tekrar hissetmek... Kalbim hızla çarpmaya başladı. Ama korku da vardı içimde. Ameliyat kelimesi ürkütücüydü. Konuşamasam da, yüzümdeki ifadeden doktor korkumu anlamıştı.
— Doktor: "Korkma, küçük adam. Bu ameliyat senin için yeni bir başlangıç olacak. Sana söz veriyorum, her şey daha güzel olacak."
Gözlerimin içine baktı ve elimi tuttu. İşte o an, doktorun sadece bir doktor olmadığını, bir dost, bir abi gibi olduğunu hissettim. Belki de hayatımda ilk kez birine güvendim.
Başımı hafifçe sallayarak onay verdim.
— Doktor: "Tamam, küçük adam. Hazırlıklara başlıyoruz. Merak etme, her şey yoluna girecek."
Doktor odayı terk etti. İçimde bir şeyler hareketlenmeye başlamıştı. Korku ve umut birbirine karışıyordu. Ama belki de ilk kez, gerçekten bir umut ışığı görmüştüm. Şimdi sadece beklemek kalmıştı
Bu çocuk, boynunda taşıdığı anahtarı bir sır gibi saklardı. Belki bir kilidi yoktu, belki de hiç olmamıştı. Ama o anahtar, onun için özgürlüğün, umudun ve bir gün kırılacak zincirlerin sembolüydü. Her darbeden sonra anahtara dokunur, kendi kendine "Bir gün bu anahtar beni bambaşka bir dünyaya götürecek," derdi.
Hastanede geçen günler onun için hem bir mola hem de bir mücadeleydi. Doktor ve hemşirelerin ilgisi, hayatında daha önce hiç tatmadığı bir sıcaklık sunuyordu. Ama içinde bir korku da büyüyordu: Ya bu sıcaklık da kaybolursa? Ya yine yalnız kalırsa?
Bir gün, doktor odaya girdi. Elinde küçük bir paket vardı. Masanın üzerine koydu ve gülümseyerek çocuğa döndü.
— Doktor: "Küçük adam, sana küçük bir hediye getirdim. Belki geçmişi silemeyiz ama geleceği birlikte şekillendirebiliriz."
Paketi açtığında, içinden küçük bir defter ve bir kalem çıktı. Defterin kapağında, büyük harflerle yazılmış bir cümle vardı: "Hayatını yaz, kendi hikayenin kahramanı ol."
Çocuk, deftere baktı ve yüzüne hafif bir gülümseme yayıldı. Bu, onun için sadece bir defter değil, yeni bir başlangıcın sembolüydü.
Doktor, çocuğun yanına oturdu.
— Doktor: "Biliyorum, küçük adam. Hayat sana adil davranmadı. Ama sen, yaşadığın her zorluğa rağmen ayakta kaldın. Şimdi bu defter senin. Kendi hikayeni yazmaya devam et. Çünkü bir gün bu hikaye başkalarına ilham olacak."
Çocuk, defteri eline aldı ve sayfaları karıştırmaya başladı. İlk sayfaya titrek bir şekilde bir cümle yazdı: "Benim adım küçük adam. Ama bir gün, büyük adam olacağım."
O günden sonra çocuk, deftere her gün bir şeyler yazmaya başladı. Yaşadığı zorlukları, hayallerini, umutlarını ve korkularını... Her satırda biraz daha güçlendiğini hissediyordu.
Doktor, her gelişinde çocuğun yazdıklarını okuyor, onunla konuşuyor ve onun dünyasını biraz daha anlıyordu. Bir gün, doktor ona şunu söyledi:
— Doktor: "Küçük adam, seni bir okula kaydettirmek istiyoruz. Artık sokaklarda mendil satmak yok. Artık kendi hikayeni yazacağın bir gelecek var."
Çocuğun gözleri parladı. İlk kez, bir hayal gerçek oluyordu. İlk kez, bir kapı açılıyordu. Ve boynunda taşıdığı anahtarın, belki de o kapıyı açacağını düşündü.
Devam edecek...
Bölüm etkileşimi
