2. bölüm / 7
GEÇMİŞ'İN İZİ2. BÖLÜM
Bölümler 7Şu an: 2. BÖLÜM
Küçük adam defteri eline aldı, yazmaya başlamadan önce derin bir nefes aldı. "Nereden başlayacağım? Hangi kelime her şeyin ağırlığını anlatabilir ki?" diye düşündü. Ama sonra doktorun yüzünü hatırladı; söz vermişti, doktoru korumak için her şeyi anlatacaktı.
Kalemle deftere ilk cümlesini yazdı: "Benim adım küçük adam. Ailemle yaşadıklarımı anlatacağım. Ama bu hikaye bir çocuğun değil, bir hayatta kalanın hikayesi."
Görevliler, çocuğun yazmaya başlamasını sessizce izliyorlardı. Kaba adamın yüzündeki sert ifade biraz yumuşamış gibiydi. Küçük adam, yazmaya devam etti:
"Ben dört yaşındayken başladı her şey. Annem ve babam, beni sevmek yerine sokaklara mendil satmaya gönderdi. Her gün mendil satamazsam dayak yer, yemek yiyemezdim. En çok korktuğum şey, onların öfkesi değil, hiç sevilmemekti. Hiçbir zaman 'Aferin' ya da 'Seni seviyorum' cümlesini duymadım."
Görevlinin kaşları çatıldı, yanındaki daha sessiz olan diğer memur yavaşça çocuğun yazdıklarına bakmaya başladı.
Küçük adam yazmaya devam etti:
"Bir gün mendil satamadım. Babam beni eve sokmadı. Geceyi sokakta geçirmek zorunda kaldım ve bir araba bana çarptı. İşte bu yüzden buradayım. Ama beni burada tutan şey sadece ayağımdaki yara değil, kalbimdeki kırıklık."
Küçük adam yazmayı bıraktı, kafasını kaldırıp görevlilere baktı. Onların ifadelerinde şok, hüzün ve biraz da suçluluk vardı. Sanki o anda, bu çocuğun gerçekten neler yaşadığını ilk kez anlamışlardı.
— Görevli: "Devam et küçük adam. Daha fazlasını yaz. Seni burada tutabilmek için elimizden geleni yapacağız."
Küçük adam bir an duraksadı, sonra deftere yeniden yazmaya başladı:
"Eğer buradan ayrılırsam, o eve dönmek istemiyorum. Çünkü o ev bir çocuk için bir yuva değil, bir hapishane. Benim tek isteğim, sevildiğim bir yerde olmak. Bir gün, birilerinin bana 'Sen değerlisin' demesi. Eğer bir gün bu olur, ben de ayağa kalkıp yürüyebilirsem, işte o zaman gerçekten özgür olacağım."
Defteri görevliye uzattı. Görevli yazılanları sessizce okudu, sonra derin bir nefes aldı. Yanındaki daha sessiz olan memur ise gözlerini siliyordu.
— Görevli: "Tamam, küçük adam. Burada kalacaksın. Seni o eve göndermeyeceğiz. Ama bunu yapabilmemiz için başka bir yere yerleştirilmeyi kabul etmen gerekiyor. Bize güvenmelisin."
Küçük adam başını salladı. Gözleri yaşla dolmuştu, ama bu kez korkudan değil, ilk kez bir umut ışığının belirdiğini hissettiği için.
O anda doktor içeri girdi. Görevlilerin ona baktığını görünce hafifçe gülümsedi.
— Doktor: "Her şey yolunda mı? Küçük adam, görevli amcalara her şeyi anlatabildin mi?"
Küçük adam defteri gösterdi. Doktor yazılanları okuyunca derin bir nefes aldı ve çocuğun başını okşadı.
— Doktor: "Aferin küçük adam. Çok cesursun. Şimdi sıra bizde. Senin için güzel bir yer bulacağız. Artık yalnız olmayacaksın."
Küçük adam, doktorun yüzüne baktı. O anda hayatında ilk kez, gerçekten güvende olduğunu hissetti.
Devam edecek...
Görevli yazdıklarımı yüksek sesle okudukça içimde bir ağırlık daha büyüyordu. Her cümle, her kelime bir tokat gibi yüzüme çarpıyordu. O günü bir daha yaşamak, yaşadıklarımı başkalarının önünde duyup kendime bile itiraf etmekten daha acıydı. İçim daralmıştı ama belli etmeye çalışmadım. Beni daha fazla incitmesinler diye gözyaşlarımı saklamaya çalıştım. Göz ucuyla Dokturu süzdüm. Kapının kenarına çekilmiş, sessizce beni izliyordu. O da ne yapacağını bilemez bir haldeydi. Gözleri dolmuştu, ama kendini toparlamaya çalışıyordu.
Görevli okumayı bitirdiğinde odada sessizlik hâkim oldu. Yüzlerindeki ifadeyi anlayamıyordum. Acıma mıydı, öfke mi, yoksa başka bir şey mi? Kimse konuşmuyordu. Sonunda görevlilerden biri bir adım öne çıktı.
—Görevli: "Bu yazdıkların doğru mu küçük adam? Ailene dair anlattıkların gerçek mi?"
Soruyu sorduğunda cevap veremedim. Sadece başımı eğip yere baktım. Tek bir kelime bile çıkmadı ağzımdan. İçimde bir yerlerde konuşmam gerektiğini biliyordum ama yılların yükü omuzlarımdaydı. Ne kadar istesem de bir kelime dökülmüyordu dudaklarımdan.
Doktur yavaşça odanın içine girdi. Sessiz adımlarla yanımda durdu ve görevliye döndü.
—Doktur: "Bu çocuğun anlattıkları, yazdıkları tamamen gerçek. Onun için bu kadarını bile yazmak büyük bir cesaret. Ona daha fazla baskı yapmayın lütfen."
Görevli biraz duraksadı ve derin bir nefes aldı. Gözlerini benden ayırmadan Doktura döndü.
—Görevli: "Anlıyorum ama prosedürü tamamlamak zorundayız. Eğer bu çocuğun söyledikleri gerçekse ailesi hakkında işlem yapmamız gerekecek. Ama elimizde daha fazla bilgiye ihtiyacımız var."
Doktur nazik ama kararlı bir sesle cevap verdi.
—Doktur: "Daha fazla bilgi istiyorsanız, ben size yardımcı olurum. Ama lütfen onu daha fazla zorlamayın. Yeterince ağır bir yük taşıyor."
Görevli başını salladı ve defteri kapattı. Diğer görevliye döndü ve bir süre sessizce konuştular. Ardından tekrar bana baktılar.
—Görevli: "Tamam küçük adam. Şimdilik bu kadar. Ama endişelenme, bundan sonra her şey daha iyi olacak. Seni o eve geri göndermeyeceğiz. Bu bir söz."
O anda bir parça rahatlamıştım. Ama içimde bir huzursuzluk hâlâ vardı. Peki şimdi ne olacaktı? Nereye gidecektim? Hayatım nasıl devam edecekti? Görevli ve Doktur göz göze geldi. Görevli çıkarken, Doktur sessizce yanıma yaklaştı.
—Doktur: "Aferin küçük adam. Çok cesur bir şey yaptın. Şimdi sıra bende. Sana söz verdiğim gibi, ayağın ve geleceğin hakkında konuşacağız. Ama önce dinlen biraz, olur mu?"
Başımı salladım. Gözlerim Doktura minnetle bakıyordu. O an anladım ki, hayatımda ilk kez birisi benim tarafımdaydı. Ve bu, bana o kadar iyi geldi ki…
Yarın beklediğimden daha erken geldi. Sabah güneş ışıkları odama vurduğunda, içimi bir huzur kapladı. Uzun zamandır hissetmediğim bir duygu bu; sanki her şey yoluna girecekmiş gibi. Görevli ve doktorun söyledikleri aklımda dönüp duruyordu. Görevliler ne konuşacak benimle? Bu sefer başka bir sürpriz mi var? Ya da hayatımı değiştirecek bir şey mi? Her neyse, beklemek zorundayım.
Kapı çaldı, içeri giren doktorumdu. Yüzündeki gülümsemeyi görünce içimdeki tedirginlik biraz azaldı.
— Doktor: "Günaydın küçük adam! Umarım dün gece güzel bir uyku çektin. Bugün seninle konuşacağımız önemli şeyler var ama önce kahvaltını yapman gerekiyor. Karnın doymazsa hiçbir şey konuşamayız."
Doktorun bu tatlı tavrı beni rahatlatıyordu. Yatağıma küçük bir masa kurdular, üzerinde sıcacık bir kahvaltı vardı. Yine köfte, makarna gibi ağır şeyler beklerken peynir, zeytin, yumurta ve ekmek görünce şaşırdım. Bu çeşitlilik bile benim için bir lükstü.
— Doktor: "Haydi, kahvaltını et. Görevliler birazdan burada olacaklar. Onların ne diyeceklerini merak ediyorsun, değil mi?"
Başımı salladım, gözlerimdeki merakı gizleyememiştim. Doktor kahkahayla güldü ve başımı okşadı. "Sabırlı ol," dedi. Kahvaltımı yaparken bir yandan da kendi kendime düşünüyordum: "Acaba başka bir test mi yapacaklar? Ya da beni başka bir yere mi götürecekler?"
Kahvaltıyı bitirir bitirmez görevli geldi. Bu sefer daha ciddi görünüyordu ama aynı zamanda yüzünde bir yumuşaklık vardı.
— Görevli: "Merhaba, küçük adam. Bugün seninle çok önemli bir şey konuşacağız. Öncelikle dünkü cesaretinden dolayı seni tebrik ederim. Hayatını yazarken gösterdiğin dürüstlük ve cesaret hepimizi etkiledi. Ama artık sana başka bir yol çizeceğiz."
Bu sözler içimde bir heyecan dalgası yarattı. "Başka bir yol mu?" diye düşündüm. Gözlerimle görevliyi süzdüm, bir açıklama bekliyordum.
— Görevli: "Artık buradan taburcu olmanın zamanı geldi. Ama yalnız gitmeyeceksin. Sana güzel bir aile bulduk. Seni seven, değer veren bir aile."
Bu sözleri duyunca içimde karmaşık duygular uyandı. Bir yanım bu habere sevinirken diğer yanım korku ve tedirginlik içindeydi. "Ya yine hayal kırıklığına uğrarsam?" diye düşünüyordum. Ama görevlinin gözleri samimiydi.
— Görevli: "Bak, seni anlayabiliyorum. Güvenmek zor olabilir ama bu aile farklı. Seni gerçekten istiyorlar. Seni evlat edinmek istiyorlar."
Bu sözler odada yankılandı. İlk kez biri beni gerçekten istediğini söylüyordu. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Bir yandan korkuyordum ama bir yandan da umut doluydum. Görevli devam etti:
— Görevli: "Eğer kabul edersen, bugün o aileyle tanışacaksın. Ama acele etmek zorunda değilsin. Her şey senin kararına bağlı."
Bir süre sessiz kaldım. İçimdeki sesler birbirine karışıyordu. Görevli beni aceleye getirmemek için bekliyordu. Derin bir nefes aldım ve konuşmaya karar verdim. İlk kez kendi hayatım hakkında bir karar verecektim.
— Ben: "Tanışmak istiyorum."
Bu sözler dudaklarımdan döküldüğünde görevlinin yüzünde bir rahatlama ve mutluluk belirdi. Doktor da içerideydi ve mutluluktan gözleri parlıyordu.
— Doktor: "Harikasın küçük adam! İşte bu! Bu hayatta artık kendi seçimlerini yapacaksın. Ve ben inanıyorum ki bu kararın seni çok mutlu edecek."
Görevli ve doktor hazırlık yapmam için bana biraz zaman verdi. Bugün hayatımın yeni bir başlangıcı olacaktı. Yarın neler olacağını bilmesem de içimde bir umut vardı. Artık yalnız değildim.
Bu yeni aileyle tanıştığımda neler olacağını ve hissettiklerimi size bir sonraki bölümde anlatacağım. Ama şimdilik, umutla dolu bir bekleyiş içerisindeyim. Daha yazacak çok şey var, kalbimdeki her yeni duygu bir hikaye olacak.
Görevlilerin odama tekrar geleceği düşüncesiyle beklerken, bir yandan da deftere kararımı yazıyordum. Kalbim hızlıca atıyordu. "Acaba Doktur onları ikna edebildi mi? Yoksa yine beni yurt veya aile seçenekleriyle mi karşı karşıya bırakacaklar?" diye düşünüyordum. Zaman sanki durmuş gibiydi, her saniye bir ömür gibi geliyordu. Tam yazmayı bitirdiğim sırada kapı çalındı. Gelen, tahmin ettiğim gibi görevli ekip ve Dokturdu. Yüzlerinde ciddi bir ifade vardı ama Doktur'un gözlerindeki umut dolu bakışı fark ettim. İçeri girdiler ve yine oturdular.
— Görevli: "Evet küçük adam, kararını düşündün mü? Eğer düşündüysen deftere yazdıysan okuyabilir miyiz?"
Başımı onaylarcasına sallayıp defteri uzattım. Görevli defteri aldı ve yazdıklarımı okumaya başladı.
— Defterde yazdıklarım:
"Ben ne aileme dönmek ne de yurtta kalmak istiyorum. Ailemin yanında her gün acı, şiddet ve zorbalık gördüm. Yurtta ise beni nasıl bir hayatın beklediğini tahmin edebiliyorum. Yurt hakkında duyduklarım beni korkutuyor. Bir çocuk başka çocuklar tarafından zorbalık görmemeli. Benim için en güvenli yer burası. Bu hastanede kalmak, bu Dokturun yanında olmak istiyorum. Bana hayatımı değiştirebilecek cesareti veren, beni hayata bağlayan insanlar buradalar. Eğer benim kararım önemliyse ve gerçekten beni düşünüyorsanız, benim kararım bu. Lütfen, beni buradan göndermeyin."
Görevli defteri okurken odada sessizlik hâkimdi. Okumayı bitirdiğinde yüzünde hem şaşkınlık hem de bir tebessüm vardı. Doktur ise oturduğu yerden kalktı ve yanıma yaklaşıp omzuma hafifçe dokundu.
— Doktur: "Küçük adam, bu senin hayatın ve senin kararların. Seni anlamaya çalışıyoruz. Ben de senin gibi düşünüyorum ama burada kalman bizim prosedürlerimiz gereği mümkün olmayabilir. Ancak ben de seni yalnız bırakmam. Eğer izin verirsen, sana bir teklifim var."
Doktur’un bu sözleri beni hem heyecanlandırdı hem de biraz korkuttu. "Acaba ne teklif edecek?" diye düşünmeye başladım. Teklifini söylemeden önce derin bir nefes aldı ve görevlilere dönerek konuştu.
— Doktur: "Bu çocuğun durumu özel bir durum. Onu bir yurda göndermek ya da ailesine geri vermek hem fiziksel hem de psikolojik olarak geri dönülmez zararlar verebilir. Eğer bana izin verirseniz, onu geçici olarak kendi himayeme alabilir, onun gelişimi ve iyileşmesiyle birebir ilgilenebilirim. Elbette bu bir süreliğine olur ama ona gereken desteği sağladıktan sonra kalıcı bir çözüm bulabiliriz. Ama bunun için sizin de onayınıza ihtiyacım var."
Görevli ekibin birbirlerine bakışlarından bu teklifin beklenmedik olduğunu anladım. Bir süre kendi aralarında sessizce fısıldaştılar. Ben ise kulak kesilmiştim ama söylediklerini tam duyamıyordum. İçimde bir umut kıvılcımı parladı. Nihayet görevli konuşmaya başladı.
— Görevli: "Doktur, bu gerçekten alışılmışın dışında bir teklif ama çocuğun ruh hali göz önünde bulundurulduğunda mantıklı bir çözüm gibi görünüyor. Ancak bu durumu üst birimlere bildirmemiz ve onların da onayını almamız gerekiyor. Eğer onay çıkarsa, çocuğun geçici velayeti size verilebilir. Ama bunu hemen netleştiremeyiz."
Bu sözler içimde bir heyecan yaratsa da hâlâ bir kesinlik olmaması beni biraz üzmüştü. Doktur, yüzümdeki ifadeyi fark etmiş olacak ki yanıma yaklaşıp başımı okşadı.
— Doktur: "Merak etme küçük adam. Ben elimden geleni yapacağım. Sana söz veriyorum, seni yalnız bırakmayacağım. Bugünden sonra her şey senin iyiliğin için olacak."
Görevliler, Doktur’un bu teklifini üstlerine iletmek üzere odadan çıktılar. Doktur ise yanımda kalıp beni sakinleştirmeye çalıştı. İçim biraz olsun rahatlamıştı. O an anladım ki, Doktur gerçekten de benim hayatımda bir melek gibiydi. Ama hâlâ kafamda bir soru vardı: Ayağım hakkında bana ne söyleyeceklerdi?
Doktura bu konuda yazmak istedim ama o elimi tutup, "Sana söz veriyorum, zamanı geldiğinde her şeyi açıklayacağım. Şimdilik bir şey düşünme ve sadece dinlen." dedi. O an, ilk defa içimde küçük de olsa bir huzur hissettim.
Bölümün sonu
Bir sonraki bölümde, Doktur’un teklifi kabul edilecek mi? Görevliler çocuğa ne gibi haberlerle dönecek? Ayağıyla ilgili gerçek ne? Merakla bekleyelim.
Psikolog, her zamanki sakin tavrıyla sandalyeye oturdu. Yüzündeki ifade, beni anlamaya çalıştığını gösteriyordu. Sessizce bir süre bana baktı. Sanki gözlerimin içine bakarak duygularımı anlamaya çalışıyordu. Sonunda derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı.
— Psikolog: "Merhaba küçük adam. Seni bugün biraz yorgun gördüm. Görevlilerle yaptığın konuşma seni çok düşündürmüş olmalı. Haklısın, hayatında böyle önemli bir karar vermek kolay değil. Ama şunu bil ki, bu odada kimse sana baskı yapmayacak. Seni zorlamayacağız. Sadece sana rehberlik etmeye çalışacağız. Ama önce, nasıl hissettiğini ve ne düşündüğünü anlamam gerek. Bana anlatmak ister misin?"
Ona anlatmak istedim, ama nasıl? İçimdeki karmaşayı kelimelere dökmek zor görünüyordu. Yine defterime yöneldim. Kalemimi aldım ve düşüncelerimi yazmaya başladım:
"Bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum. Sadece yoruldum. Ne aileme dönmek ne de yurt istiyorum. Mahkemelere sürüklenmek de istemiyorum. İlgiyi, sevgiyi sadece burada buldum. Ama burası da sonsuza kadar benim evim olamaz, değil mi? Ne yapmalıyım, gerçekten bilmiyorum. Benim için en iyisini bilecek olan sizlersiniz. Ama ben de karar verirken yanlış yapmak istemiyorum."
Defteri psikoloğa uzattım. Yazdıklarımı sessizce okudu. Başını kaldırıp bana baktığında yüzünde anlayışlı bir ifade vardı.
— Psikolog: "Senin için ne kadar zor olduğunu anlayabiliyorum. Ama bir şey söylemek istiyorum: Karar vermek, hayatının kontrolünü eline almak demektir. Ve sen bunu başarabilecek kadar güçlü birisin. Korkularını anlıyorum, ama korkularımızı yenmek için bazen adım atmamız gerekir. İzin verirsen sana birkaç şey anlatmak istiyorum. Bunlar belki sana yardımcı olabilir."
Başımı salladım. Dinlemeye hazırdım, ama yine de söylediklerinin kafamdaki karmaşayı azaltacağından emin değildim.
— Psikolog: "Ailene dönmek istemiyorsun. Bunun sebebini hepimiz anlıyoruz. Seni o şartlara geri göndermek kimsenin isteyeceği bir şey değil. Yurt konusundaki korkularını da anlayabiliyorum. Yurtta yaşananları başka çocuklardan duymuş olabilirsin, ama unutma ki her yer aynı değildir. Kaldı ki, eğer yurtta bir sorun yaşarsan, senin yanında olacak insanlar var. Yalnız olmayacaksın. Ve yurt sadece geçici bir çözüm olabilir. Daha sonra senin için farklı bir yol da bulunabilir."
Sözleri mantıklı geliyordu, ama yine de içimde bir direnç vardı. Yurt fikri bana hiç sıcak gelmiyordu. Psikolog konuşmaya devam etti.
— Psikolog: "Burada kalmak istediğini biliyorum. Ama hastane, seni sonsuza kadar burada tutamaz. Bu bir hastane ve buradaki insanlar başkalarına da yardım etmek zorunda. Ama bu, seni bırakacağımız anlamına gelmiyor. Seni yalnız bırakmamak için elimizden geleni yapacağız. Peki, şöyle düşünelim: Yurt fikrini biraz daha incelemeye ne dersin? Orada seni daha iyi tanıyıp, yeteneklerini geliştirebileceğin bir ortam yaratılabilir. Seni zorlamayacak, aksine destekleyecek bir yer olmasını sağlayabiliriz."
O an düşündüm. Söyledikleri bir yandan umut verici geliyordu, bir yandan da hâlâ korkularımı silemiyordu. Psikoloğun sözünü kestim ve defterime yazmaya başladım:
"Ama ya orada beni anlamazlarsa? Ya diğer çocuklar bana kötü davranırsa? Ben zaten yorgunum. Tekrar aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. Bana biraz daha zaman verin. Yurt fikrini düşüneceğim ama hemen karar veremem."
Defteri ona uzattım. Yazdıklarımı okuyunca gülümsedi.
— Psikolog: "Zaman istediğini anlıyorum. Bu karar, senin kararın ve kimse seni acele ettirmeyecek. Görevliler de bu konuda sabırlı olacaklarına söz verdiler. Ama unutma, seni seven ve destekleyen insanlar var. Sen yalnız değilsin. Şimdi biraz dinlen, tamam mı? Zihnini toparlamak için buna ihtiyacın var."
Psikolog, söylediklerinin ardından beni daha fazla yormamak için sessizce odadan çıktı. Odaya yine sessizlik hâkimdi. Gözlerim tavana bakarak düşünmeye başladım. Zaman daralıyordu, ama hâlâ içimde bir karar verecek cesareti bulamıyordum. Belki de bu sessizlik, kararımı vermem için bana biraz daha zaman tanıyacaktı.
Bölüm etkileşimi
