4. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Fatma Güngör

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 4. BÖLÜM

Aylin derin bir nefes aldı, başını hafifçe eğip düşüncelere daldı. Yüzündeki ciddiyet ve gözlerindeki hüzün, anlatacaklarının kolay olmayacağını belli ediyordu. Uzun boylu adam heyecanla ve suçlulukla Aylin’e bakıyordu. Sanki bir an önce her şeyi öğrenmek istiyor ama duyacaklarından da korkuyordu. O sırada ben elimdeki deftere bir şeyler yazmaya başladım:

"Lütfen anlatma. Bu yükü taşımasına gerek yok. O gün ne yaşadıysam yaşadım, geçmişte kaldı. Şimdi önemli olan bu mahkeme süreci ve benim geleceğim."

Aylin defterime bir bakış attı, ardından yumuşak bir ses tonuyla konuşmaya başladı:
—Aylin: "Biliyorum küçük adam, sen anlatmamı istemiyorsun. Ama bazen bazı şeylerin açıklığa kavuşması gerekir. O gün yaşadıkların seni güçlü yaptı, ama bu adamın vicdanını da rahatlatmamız gerekiyor. Merak etme, her şeyi olduğu gibi anlatacağım."

Adamın yüzündeki endişe, Aylin'in ağzından çıkacak kelimelere odaklanmıştı. Aylin, o karanlık günü anlatmaya başladı:
—Aylin: "O gün bu çocuk, yaşadığı evde zaten büyük sorunlarla karşı karşıyaydı. Maddi sıkıntılar, şiddet, sevgisizlik... Bunların üstüne bir de mendil satarak eve para götürmeye çalışıyordu. Ama sokakta karşılaştığı biri –sen– mendillerini almamış. Bunun sonucunda aç kaldı. Eve döndüğünde ise eli boş olduğu için daha da büyük bir şiddetle karşılaştı. O gece aç, yaralı ve yalnız bir şekilde sokakta uyumak zorunda kaldı."

Adamın gözleri büyümüştü, yüzü bembeyaz olmuştu. Eliyle alnını sıvazladı ve nefesi hızlandı. Aylin, sözlerine devam etti:
—Aylin: "O gün sen belki bir mendil almadın, belki önemsemedin. Ama onun için o mendil, o gün her şey demekti. Hayatta kalabilmek için tek çaresiydi. Senin belki bir anlık ilgisizliğin, onun için bir gecelik kabusa dönüştü."

Adam ayağa kalktı, odanın içinde bir ileri bir geri yürümeye başladı. Ellerini saçlarına götürdü, başını iki yana salladı:
—Adam: "Hayır... Hayır, bunu bilmiyordum. Ben sadece mendil almak istememiştim. O gün acelem vardı. Ona kötü bir şey yapmak istememiştim

Görevliler odaya gelmiş, tanıdık olan adamın şaşkınlığı hala gözlerinden okunuyordu. Herkes bir süre sessiz kaldı. Sessizliği bozan, içeri giren diğer görevli kadın oldu. Yumuşak ve sakin bir sesle konuştu:

—Kadın Görevli: "Herkes biraz sakinleşsin. Buraya bazı şeyleri çözmek ve bu çocuğun geleceğini planlamak için geldik. Lütfen meseleye odaklanalım."

Adam, kadının uyarısıyla derin bir nefes aldı, bir adım geri çekildi ve gözlerini kaçırarak oturdu. Aylin, bir süre kadını süzdü. Kadının bu kararlı ve düzen sağlayan tavrı dikkat çekiciydi. Ben ise hâlâ olup bitenleri anlamaya çalışıyordum. Kadın bana döndü, yavaşça konuşmaya başladı:

—Kadın Görevli: "Seninle bir yolculuğa çıkıyoruz. Bu yolculukta çok zorlandığını biliyoruz. Ama artık yalnız değilsin. Bugün burada seninle konuşmak ve sana yardımcı olabileceğimiz bir çözüm bulmak için buradayız. Sana birkaç soru soracağım, tamam mı?"

Defterime "tamam" yazıp ona gösterdim. Kadın gülümsedi.
—Kadın Görevli: "Harika. Öncelikle şunu bilmeni istiyorum: Hayatındaki tüm bu zorlukları geride bırakabileceğin bir yer arıyoruz. Seni güvende hissedeceğin, büyüyebileceğin, hayallerine ulaşabileceğin bir yer. Ama bunun için ne istediğin önemli. Ailenle mi kalmak istiyorsun? Yoksa başka bir ortam mı?"

Sorusu kafamda yankılandı. Ailem… Beni yaralayan, sevmeyen, yalnız bırakan ailem. O gün yaşadığım acılar, dışlanmışlık, sokağa atılmak... Hepsi tekrar tekrar zihnimde canlandı. Ama sonra durdum. Ne kadar incinsem de bu sorunun cevabı kolay değildi. "Ailemi istemiyorum" demek kolay değildi. Bir süre düşündüm ve deftere şu cümleyi yazdım:

"Ailem beni istemiyor. Belki ben de istememeliyim. Ama bazen bir evin içinde bile yalnız hissediyorsanız, o ev size yuva olmaz. Benim yuvam neresi, bilmiyorum. Ama beni gerçekten seven birine ihtiyacım var."

Kadın bu cümleleri okurken gözleri doldu, bir an için sustu. Sonra bana döndü ve sakin bir şekilde başını salladı:
—Kadın Görevli: "Anlıyorum. Bu, senin için çok zor bir karar. Ama bil ki biz burada sana yardım etmek için varız. Sana yeni bir yuva, yeni bir başlangıç sunabiliriz."

Bu sözler beni hem rahatlatıyor hem de ürkütüyordu. Yeni bir başlangıç... Gerçekten buna hazır mıydım?

O sırada adam konuşmaya başladı:
—Adam: "Eğer bana izin verirsen, bu süreçte yanında olmak istiyorum. Geçmişte yaptığım hatayı telafi etmek istiyorum. Sana zarar vermek istememiştim, ama verdim. Şimdi bunu düzeltmek için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım."

Aylin araya girdi:
—Aylin: "Bu süreç onun seçimi olacak. Sadece baskı yapmadan yanında olduğunuzu hissettirin. Bazen en büyük destek sessizce varlık göstermektir."

Ben tekrar defterime yazdım:
"Beni kimse zorlamasın. Yalnızca sevilmek ve kabul edilmek istiyorum. Geçmişte yaşananları unutmasam da, gelecekte umut etmek istiyorum."

Kadın defteri okuduktan sonra, "Bu doğru bir başlangıç" der gibi başını salladı. Ardından mahkeme süreci hakkında bilgi vermeye başladı. Bana farklı seçenekler sundu: Aileme dönmek, devlet korumasında bir yurtta yaşamak ya da koruyucu bir aileyle yeni bir başlangıç yapmak.

Bu seçenekler arasında kaybolurken, bir şey netleşiyordu: Artık yalnız değildim. Hayatıma yön verecek olan bu süreçte, beni dinleyen, anlamaya çalışan insanlar vardı. Bu bile benim için büyük bir adımdı.

İçimden geçirdim: Evet, her şey zamanla düzelmeyecek. Ama belki de mücadele ettiğim sürece, kendimle ve hayatımla barışabileceğim. Ve bu yolda, bu insanlar bana ışık olabilir.

Annem gözyaşları içinde duruyordu. Sanki söylediği hiçbir kelime onu kurtaramazmış gibi susmuştu. Aylin Doktor’un bakışları hâlâ sert ve sorgulayıcıydı. Mustafa ise olan bitene tanıklık ederken, ne diyeceğini bilemeden bir köşeye çekilmiş, sessizce olanları izliyordu. Odaya ağır bir sessizlik çökmüştü.

Ben… Ben ise artık hiçbir şey hissetmiyordum. İçimdeki tüm duygular o an sustu. Sevineyim mi, üzüleyim mi, korkayım mı? Ne yapacağımı bilmiyordum. Sadece düşünüyordum: Şimdi ne olacak?

Annem sonunda konuşmaya başladı:
—Annem: "Haklısınız… Maksut’a iyi bir anne olamadım. Ama burada olmamın bir sebebi var. Beni dinlemenize ihtiyacım var."

Aylin Doktor, kollarını göğsünde birleştirerek ona baktı.
—Aylin Doktor: "Dinliyoruz. Söyleyeceklerinizi merak ediyorum."

Annem bir sandalye çekip oturdu, elleri titriyordu. Yavaşça konuşmaya başladı:
—Annem: "Maksut’un yaşadıklarını öğrendiğimden beri kendime gelemiyorum. Onun acı çektiğini, yalnız kaldığını bilmek… Beni de mahvetti. Ama elimden bir şey gelmedi. O gün… O gün Maksut’u sokağa atan, aslında ben değildim. O, benim için de bir kurban oldu."

Annemin bu sözleriyle başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Ne demek istiyordu? Eğer o değilse, beni kim atmıştı? Neden izin vermişti? Defterime hızlıca birkaç kelime yazıp anneme uzattım:
"Beni kim attı? Neden engel olmadın?"

Annem defteri okudu, gözleri yaşlarla doldu.
—Annem: "Baban… O gün eve gelmiş, sinirliydi. İş yerinde sorun yaşamıştı. Maksut, mendil satıp eve para getirmedi diye onu azarladı. Maksut cevap verince… Sinirden çılgına döndü. Maksut’u… Maksut’u kapı dışarı etti. O gün ben de karşı koymaya çalıştım ama beni de susturdu. O kadar güçsüzdüm ki…"

Annem sustu, hıçkırıklara boğuldu. O an içimde bir öfke patlaması yaşadım. Beni sokağa atan babam mıydı? Bir yandan acı, bir yandan nefret… Ve anneme karşı hissettiğim hayal kırıklığı. Onun bana yardım edememesi, o gün beni yalnız bırakması…

Aylin Doktor sert bir tonla sordu:
—Aylin Doktor: "Peki şimdi buraya gelmenizin sebebi nedir? Maksut için ne yapmayı düşünüyorsunuz?"

Annem gözyaşlarını silerek cevap verdi:
—Annem: "Onu geri istiyorum. Maksut’u eve geri götürmek istiyorum. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Ona söz veriyorum. Bunu düzeltmek için elimden gelen her şeyi yapacağım."

Bu sözler odada yankılanırken, Mustafa bir anda lafa girdi:
—Mustafa: "Affedersiniz ama bu çocuğun daha önce çektiği acıları düşündüğümüzde, bu yeterli mi? Maksut’a bir kez daha zarar verilmesine izin veremeyiz."

Kadın görevli de bu düşünceye katılıyormuş gibi başını salladı. Bana döndü ve sakin bir sesle konuştu:
—Kadın Görevli: "Maksut, bu senin kararın. Ama unutma, her ne seçersen seç, seni koruyacak ve yanında olacak bir sistem kuracağız. Şu anda ne hissediyorsun? Eve dönmek ister misin, yoksa farklı bir yol mu seçmek istersin?"

Yine karar bana kalmıştı. Yüreğimde bir savaş kopuyordu. Annemi affedebilir miydim? Onun sözlerine inanabilir miydim? Ya eve dönersem ve her şey yine eskisi gibi olursa?

Defterimi elime alıp yavaşça yazdım:
"Beni seviyorsanız, önce kendinizi düzeltin. Babam değişmeden eve dönmek istemiyorum. Ama sizi görmek isterim. Lütfen benimle iletişimde olun."

Annem defterdeki bu sözleri okurken gözyaşlarını tutamadı. Bana sarılmak için yaklaştı, ama geri çekildim. Henüz hazır değildim.

Aylin Doktor, durumu toparlamak için sözü aldı:
—Aylin Doktor: "Maksut çok doğru bir noktaya değindi. Önce güven inşa etmelisiniz. Şimdi yapılacak şey, Maksut’un huzur ve güven içinde olacağı bir ortam sağlamak. Anne olarak siz de bir destek programına katılmalısınız. Bu süreç herkes için bir yeniden başlangıç olacak."

Odanın havası biraz yumuşadı. Ama içimdeki karmaşa hâlâ dinmemişti. Mustafa’nın söyledikleri, annemin gözyaşları ve görevlinin vaatleri arasında bir yerlerde, kendi yolumu bulmam gerektiğini biliyordum.

Hayatım belki de ilk kez benim kontrolümdeydi. Ama bu kontrol, her zamankinden daha ağır bir sorumluluk hissettiriyordu.

Hıçkırıklarım odada yankılanıyordu. Herkes panik içinde bana bakıyordu, ama hiçbir şey söyleyemiyordum. İçimde biriktirdiğim her şey, anneme karşı hissettiğim öfke, Doktor Aylin'in ona söyledikleri, yalnızlık, korku… Hepsi bir anda üzerime çökmüştü. Sadece ağlıyordum.

—Doktor Aylin: "Maksut, tamam. Sakin ol. Söylemek istediğin bir şey mi var? Hadi, defterine yaz, biz seni dinliyoruz."

Ama ellerim titriyordu. Deftere yazacak kadar bile sakinleşemiyordum. Yalnızca başımı salladım, "Hayır" der gibi. O sırada annem dayanamayıp yanıma geldi. Yavaşça eğildi, gözlerime baktı.

—Annem: "Maksut... Benim yüzümden böyle oldu, biliyorum. Ama lütfen beni dinle. Senden vazgeçtiğimi düşünmeni istemiyorum. Bunu nasıl düzeltirim, bilmiyorum. Ama sana söz veriyorum, ne gerekiyorsa yapacağım. Yeter ki sen iyi ol."

Sözleri samimi miydi? Yoksa sadece kendini affettirmek mi istiyordu? Emin olamıyordum. İçimden bir ses onun sevgisini istiyordu, ama diğer bir yanım bana “Dikkatli ol, yine incinirsin” diyordu.

—Mustafa: "Sanırım Maksut’un biraz zamana ihtiyacı var. Hepimiz onun için buradayız, ama önce onun ne istediğini anlamalıyız."

Mustafa’nın sesi sakinleştiriciydi. O da anneme dönerek konuşmaya devam etti:
—Mustafa: "Siz de buraya gelerek bir adım attınız. Ama bu, hemen her şeyin düzeleceği anlamına gelmez. Maksut’un size güvenmesi zaman alabilir. Onu zorlamayın, bırakın kendi kararını versin."

Annemi ilk defa bu kadar kırılgan görüyordum. Gözlerini yere indirdi ve sessizce başını salladı. Bana tekrar dönüp fısıldadı:
—Annem: "Ben gitsem bile, senin yanında olmaktan vazgeçmeyeceğim. Sana her zaman bir kapımın açık olduğunu bilmeni istiyorum, Maksut."

O sözler içimi biraz olsun rahatlattı. Ama hâlâ tam olarak ne hissettiğimi bilemiyordum. Annem ağır adımlarla odadan çıktı. Ardından derin bir sessizlik oldu.

—Doktor Aylin: "Maksut, korkma. Senin için en iyisini bulmaya çalışıyoruz. Ama şunu bilmelisin: Ne yaşarsan yaşa, yalnız değilsin. Senin yanında olacağız."

Yavaşça deftere bir cümle yazdım ve Doktor Aylin’e uzattım:
"Herkesin gitmesini istiyorum. Biraz yalnız kalmalıyım."

Doktor deftere baktı, sonra sakin bir sesle diğerlerine döndü:
—Doktor Aylin: "Bence hepimiz Maksut’a biraz alan tanıyalım. Onun için zorlu bir gündü. Maksut’un dinlenmeye ihtiyacı var."

Herkes sırayla odadan çıktı. Sonunda yalnız kalmıştım. Pencereden dışarı baktım. Gökyüzü bulutluydu, ama ufukta biraz güneş ışığı vardı. Belki hayatım da böyleydi: Kasvetli ve fırtınalı, ama ufukta bir umut ışığı hâlâ vardı.

Kendi kendime düşündüm: Ne yapmalıyım? Hangi yolu seçmeliyim? Bilmiyordum. Ama bir şeyden emindim: Artık savaşacak gücüm vardı. Ve bu savaşı kazanacaktım.

Odaya yalnız kalmıştım ama içimde fırtınalar kopuyordu. Annem, Mustafa, Doktor Aylin… Hepsi farklı şeyler söylüyordu. Ama bir tek şey netti: Karar artık bendeydi. Pencereden dışarı bakarken derin bir nefes aldım. Zihnimdeki karmaşayı susturmak için bir süre gözlerimi kapattım. Geçmişim gözümün önünden bir film şeridi gibi geçiyordu.

Sokakta geçen o soğuk geceler, açlık, korku, ailemden gördüğüm sevgisizlik... Sonra Mustafa’nın sözleri geldi aklıma. “Sana zarar vermek istememiştim ama verdim. Şimdi bunu düzeltmek istiyorum.” Gerçekten düzeltmek mi istiyordu? Yoksa bu da diğer insanlar gibi bir sözden mi ibaretti?

Birden kapı nazikçe tıklatıldı. Gözlerimi açtım. Kapının arkasından Doktor Aylin’in sesi geldi:
—Doktor Aylin: "Maksut, ben sadece sana iyi geceler dilemek için geldim. İçeri girmemi ister misin?"

Bir an düşündüm, sonra başımı salladım. "Hayır" diyemedim ama girmesine de izin verdim. Kapı yavaşça açıldı. Doktor Aylin elinde bir bardak suyla yanıma geldi ve masanın üzerine koydu.

—Doktor Aylin: "Bugün senin için zor bir gündü. Ama bilmeni istiyorum, yalnız değilsin. Ne zaman konuşmak istersen buradayım."

Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Ağlamak istemiyordum, ama kendimi tutamıyordum. Sessizce hıçkırıyordum. Doktor Aylin, yanımda bekledi. Hiçbir şey söylemedi, sadece yanımda durdu. Bu sessizlik bana garip bir şekilde iyi geliyordu.

Bir süre sonra kendimi toparladım ve defterimi aldım. Ona bir şeyler yazmak istedim ama elim titriyordu. Sonunda kısa bir cümle yazabildim:
"Kime güveneceğimi bilmiyorum."

Doktor Aylin yazıyı okudu, sonra bana döndü:
—Doktor Aylin: "Bu tamamen normal, Maksut. Senin yaşadıklarını yaşayan herkes böyle hissederdi. Güven zamanla kazanılır. Kimse seni acele ettiremez. Ama bir gün içinden gelirse, kendi kararını verdiğinde, bu hissin yavaş yavaş değiştiğini göreceksin."

Derin bir nefes aldı, devam etti:
—Doktor Aylin: "Şimdi sana bir önerim var. Bugün her şeyi bir kenara bırak ve sadece dinlenmeye çalış. Karar vermek zorunda değilsin. Bırak zaman sana yol göstersin. Tamam mı?"

Başımı salladım. O an konuşamayacak kadar yorgundum. Doktor Aylin, beni anladığını belli eden bir gülümsemeyle odadan çıktı.

Yatağa uzandım. İçimde hâlâ bir huzursuzluk vardı ama aynı zamanda bir ışık da belirmişti. Belki Doktor Aylin haklıydı. Belki de her şey bir anda düzelmeyecek ama bir yerden başlamak gerekiyordu.

Kendi kendime fısıldadım:
"Her şey güzel olacak, Maksut. Sadece sabret."

Ve gözlerimi kapattım. Yarına dair bir umutla ilk kez huzurlu bir uykuya dalıyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.