3. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Fatma Güngör

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 3. BÖLÜM

Yarım kalan resmimi tamamlamak için elimdeki kalemi kâğıda dokundurdum. Çizdiğim şey ilk başta anlamsızdı. Birkaç çizgiyle başladım, ama zamanla ortaya bir şekil çıkmaya başladı. Çizgiler birleşiyor, gölgeler beliriyor, resim kendini gösteriyordu. Fakat bu kez resmim, düşündüğümden daha karanlık bir hal aldı. Yüzüme bir damla yaş düştü, kâğıda yayıldı ve çizgilerle birleşti. Bu bir gözyaşı damlasıydı. Çizimim bir yandan içimi rahatlatıyor, bir yandan da içimde birikenleri daha da yüzeye çıkarıyordu.

Çizimim tamamlandığında, kâğıtta kendimden bir parça buldum. Resimde bir çocuk vardı, kucağında bir defterle oturuyordu. Çevresi karanlıktı, ama çocuğun gözleri yukarıya bakıyordu; karanlığın arasından sızan bir ışığa… Çocuğun bir ayağı eksikti, sandalye yerine yerde oturuyordu. Ama gözlerinde bir umut ışığı vardı. Sanki karanlık ne kadar yoğun olsa da, o çocuğun pes etmeye niyeti yoktu.

Resmi bitirdiğimde bir süre sadece baktım. Kendi içimde bir konuşma başladı:

"Evet, hayat adil değil. Ama bu resimdeki çocuk gibi bir ışık aramalıyım. Mahkeme seçeneği belki zor olacak, belki beni daha fazla yoracak, ama en azından kendi kararım olacak. Kendi hayatım üzerinde bir sözüm olduğunu bilerek devam edeceğim. İkilemden kurtulmamın tek yolu bu. Kendimi savunacağım, bir yol bulacağım."

Defteri kapattım ve gözlerimi kapattım. Ama bu kez düşüncelerim daha netti. Kararım artık kesindi. Mahkeme yolunu seçecektim. Hangi zorluklarla karşılaşırsam karşılaşayım, en azından bu mücadele benim mücadelem olacaktı. Kendi ayaklarımın üzerinde duramıyor olsam da, kendi kararlarımın arkasında durabilecektim.

Yarın geldiğinde görevliye ve psikoloğa bunu söyleyecektim. Ama bu gece, kendi içimdeki savaşta bir zafer kazandım. Kafamdaki sesler bir süreliğine sustu, ve gözlerim karanlığın içinde bir umut ışığı arayarak kapandı.

Ertesi sabah uyandığımda, içimde hafif bir huzursuzluk vardı ama bu huzursuzluğun altında kararlılık yatıyordu. Defterim ve resmim yanımda, kalbim ise bir sonraki adımı atmak için hazırdı. Kapı yavaşça açıldı, beklediğim gibi Doktor ve Psikolog birlikte odama geldiler. İkisi de sabahın erken saatine rağmen oldukça enerjik görünüyorlardı. Psikolog elinde bir kahve bardağı tutuyordu, Doktor ise hafif bir gülümsemeyle beni selamladı.

—Doktor: "Günaydın, küçük adam. Bugün zor bir gün olacak ama önemli bir gün. Umarım hazırsındır."

Defteri elime aldım ve onlara doğru uzattım. Psikolog hemen uzanıp aldı ve yüksek sesle okumaya başladı. Yazdıklarımı okurken yüzündeki ifadeyi anlamaya çalışıyordum. Bazen dudakları hafifçe yukarı kıvrılıyor, bazen ise kaşları çatılıyordu. Okuması bittiğinde defteri Doktor'a verdi. Doktor okumadan önce bana baktı.

—Doktor: "Demek bu resmi benim için çizdin, ha? Bakalım ne anlatmışsın."

Doktor, yazdıklarımı sessizce okudu ve defteri bir süre kapatmadan ellerinde tuttu. Gözlerini resme çevirdi. Uzun bir süre konuşmadan resme baktı, sanki her detayı içine çekiyordu. Ardından bir derin nefes aldı.

—Doktor: "Bu resim, senin hikâyen. Ne kadar zorlandığını, ne kadar güçlü olduğunu ve her şeye rağmen kendi yolunu bulmaya çalıştığını anlatıyor. Seninle gurur duyuyorum, küçük adam. Kararını vermişsin ve bu karar senin kararın. Artık biz sana sadece destek olabiliriz."

Psikolog, Doktor'un sözlerine katıldığını belli eden bir baş hareketi yaptı.

—Psikolog: "Evet, ne karar verirsen ver, biz arkandayız. Görevliler birazdan burada olacaklar. Hazır mısın, küçük adam?"

Başımı salladım. Hazırdım. Mahkeme yolunu seçmiştim ve bu seçimin arkasında duracaktım. Bana her ne olursa olsun, kendi kararımı verebilmiş olmak, benim için bir zaferdi.

Bir süre sonra kapı çaldı ve görevliler içeri girdi. Ellerinde birkaç dosya ve bir tabletle beni selamladılar. Yüzlerinde profesyonel bir ciddiyet vardı. Herkes sustu, odada sessizlik hâkimdi. Görevliler bana bakarak konuşmaya başladılar.

—Görevli: "Küçük adam, kararını vermek için bir gün süren vardı. Şimdi senden net bir yanıt bekliyoruz. Nereye gitmek istediğini bize açıkça söylemelisin."

Derin bir nefes aldım, tüm cesaretimi topladım ve defterime büyük harflerle yazdım:

"MAHKEMEYE GİDECEĞİM."

Defteri görevliye uzattım. Yazımı okuyunca yüzünde bir anlık şaşkınlık belirdi, ardından ciddi bir ifadeyle başını salladı.

—Görevli: "Anladım. Kararın bu. O zaman prosedürlere uygun şekilde işlemleri başlatacağız."

Psikolog ve Doktor bana dönüp gülümsediler. Psikolog, elini omzuma koydu.

—Psikolog: "İşte bu! Kendi yolunu seçtin, küçük adam. Umarım hayat sana her zaman bu cesaretini ödüllendirecek yollar sunar."

Doktor ise sadece başını salladı, ama gözlerinde gördüğüm şey kelimelerden çok daha fazlasını anlatıyordu. Gurur, sevgi ve hafif bir hüzün...

Görevliler odadan ayrıldılar ve Doktor ile Psikolog da kısa bir süre sonra gitmek zorunda olduklarını söylediler. Doktor tam çıkmadan önce bir kez daha dönüp bana baktı.

—Doktor: "Sana güveniyorum. Her şey çok daha güzel olacak. Sakın vazgeçme, tamam mı?"

Başımla onayladım. Artık önümde zorlu bir yol vardı ama bu yol benim yolumdu. Kendi seçimimdi. Ve ne olursa olsun, kendim olmaktan asla vazgeçmeyecektim.

Gözlerim dolmuştu ama ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Doktor’un hiçbir şey söylemeden gitmesi beni derinden yaralamıştı. Sanki en büyük destekçim beni yalnız bırakmış gibi hissediyordum. Oysa içimde bir yerde, Doktor’un beni anladığını ve sadece bana zaman tanımak istediğini düşünüyordum. Ama yine de bu düşünce, acımı dindirmeye yetmiyordu.

Görevliler çıktıktan sonra odada yalnız kalmıştım. Kafamda Doktor’un yüz ifadesi ve söylediği sözler yankılanıyordu: "Böyle bir kararı hiçbirimiz beklemiyorduk." Peki, benim kararım gerçekten bu kadar şaşırtıcı mıydı? Ben sadece kendi hayatımın kontrolünü elime almak istemiştim. Bu kararı verirken ne kadar zorlandığımı kimse bilemezdi.

Masada duran deftere tekrar baktım. Yazdıklarım ve çizdiğim resim hâlâ oradaydı. Resmi Doktor’a göstermek için sabırsızlanıyordum ama onun tepkisinden korkuyordum. "Acaba resme bakınca beni anlar mı? Yoksa bana daha fazla mı kızar?" diye düşünüyordum.

O sırada kapı tekrar çalındı. Gelen kişi Doktor’du. Elinde bir dosya vardı ama yüzünde ciddi bir ifade hâkimdi. İçeri girdiğinde sessizce kapıyı kapattı ve yanıma oturdu. Bir süre konuşmadan durdu, sanki ne diyeceğini toparlamaya çalışıyordu.

—Doktor: "Küçük adam... Seni anladığımı sanıyordum ama belki de yeterince dinleyemedim. Kararını okuyunca, seni hayal kırıklığına uğratmış gibi hissettim. Ama biliyor musun? Aslında sen beni utandırdın. Kendi yolunu seçme cesaretini gösterdin. Bu yaşta böyle bir kararlılık görmek, bir doktor olarak beni hem gururlandırdı hem de düşündürdü. Belki de sana daha fazla güvenmeliydim."

Bu sözleri duymak bir nebze olsun içimi rahatlattı ama hâlâ bir şeyler söylemek istiyordum. Konuşmaya cesaret edemedim, sadece masanın üzerinde duran resmi ona uzattım. Doktor, resme uzun uzun baktı. Detaylarına dikkatle göz gezdiriyordu. Resmin sol üst köşesindeki yazıyı okurken yüzünde belirsiz bir gülümseme belirdi.

—Doktor: "Karmakarışık duyguların içinde olsan bile kendin olmaktan ödün verme, öyle mi? İşte bu... Tam bir küçük adama yakışır bir mesaj. Resim de tıpkı senin gibi; karmaşık ama bir o kadar da anlamlı."

Sonra bana döndü, gözlerimin içine baktı.

—Doktor: "Bak, mahkeme süreci kolay olmayacak. Ama sen bu kararı verdiysen, biz senin yanındayız. Seni bu yolda yalnız bırakmayacağız. Sadece senden bir şey istiyorum: Ne olursa olsun, her adımda benimle konuş. Anlaştık mı?"

Başımı salladım. O anda içimde büyük bir rahatlama hissettim. Doktor’un desteğini hissetmek, beni yeniden güçlü hissettirdi. Artık mahkeme süreci ne kadar zor olursa olsun, kendi kararımı savunacak cesareti bulacağıma inanıyordum.

Doktor, bir süre daha odada kaldı, çizdiğim resim üzerine konuşmaya devam ettik. Odayı terk ederken arkasını dönüp bir kez daha bana baktı.

—Doktor: "Bu resim, senin hikâyen. Mahkemede bu resmi de götürmelisin. Çünkü herkes senin ne kadar güçlü bir küçük adam olduğunu bilmeli."

Kapı kapandıktan sonra, ilk kez içimde bir umut ışığı hissettim. Belki de bu süreç bana sadece kendi yolumu seçme hakkı değil, aynı zamanda hayata olan inancımı geri kazandıracaktı. Resmimi sıkıca tuttum ve içimden bir söz verdim: "Her ne olursa olsun, kendim olmaktan asla vazgeçmeyeceğim."

Babam odadan çıktığında, içimde bir boşluk hissettim. Onun söyledikleri, sanki göğsümde ağır bir taş gibi oturmuştu. Bir insanın ailesinden böyle şeyler duyması, kelimelerle anlatılamayacak kadar acı vericiydi. Onun "vurdum duymaz" dediği çocuk, aslında hayatta kalabilmek için her şeye direnen bir çocuktu. Ama bunu görmüyorlardı, görmek istemiyorlardı.

Birkaç dakika boyunca odada sessizce oturdum. Kafamda sürekli aynı düşünce dönüp duruyordu: "Ben mi kötüyüm? Yoksa onlar mı yanlış? Gerçekten mi beni bu hale getiren sadece ben miyim?" Ama içimden bir ses, hayır diye bağırıyordu. Hayır, ben yanlış değildim! Ben sadece kendim olmaya çalışıyordum.

O sırada kapı yavaşça aralandı. Gelen hemşireydi. Bana nazikçe gülümsedi, ama yüzünde hafif bir hüzün vardı.

—Hemşire: "Merhaba küçük adam. Nasıl hissediyorsun? Az önce olanları duydum. Seni yalnız bırakmak istemedim."

Bir şey söylemek istedim ama yine konuşamadım. Hemşire bunu anladı ve sakin bir sesle devam etti:

—Hemşire: "Biliyor musun, bazen insanlar, özellikle de ailemiz, bizi anlamakta zorlanabilir. Ama bu, senin yanlış olduğun anlamına gelmez. Sen kendi kararlarını verdiğin için, kendi yolunu seçtiğin için suçlu değilsin. Bunu bilmelisin."

Bu sözler, içimde bir nebze olsun rahatlama yarattı. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Hemşire, masadaki resme baktı ve merakla sordu:

—Hemşire: "Bu resmi sen mi yaptın? Çok güzel görünüyor. Bunun anlamı ne?"

Başımı salladım, resim hakkında konuşmak istiyordum ama yine de kelimeler boğazımda düğümleniyordu. Bunun üzerine hemşire bir kağıt ve kalem getirdi ve bana uzattı.

—Hemşire: "Konuşmak istemiyorsan yazabilirsin. Ben seni dinlemeye hazırım."

Kağıdı elime aldım ve yazmaya başladım. Hislerimi, düşüncelerimi, içimde biriktirdiğim her şeyi kağıda döktüm. Yazarken hemşire dikkatle beni izliyordu. Bitirdiğimde yazıyı ona uzattım. Yazdıklarımı okuduktan sonra derin bir nefes aldı.

—Hemşire: "Küçük adam, senin ne kadar güçlü bir çocuk olduğunu bir kez daha gördüm. Sana bunu söylemem lazım: Her ne olursa olsun, senin kendi kararlarına ve duygularına sahip çıkma hakkın var. Ama bu süreçte yalnız kalmamalısın. Sana destek olmak isteyen insanlar var. Doktor da onlardan biri, biliyorum. Bazen insanlar kırılır ama sonra toparlanır. Eminim Doktor da seni anlıyordur."

Onun bu sözleri, içimde bir umut ışığı yaktı. Belki de haklıydı. Belki de bu süreçte yalnız olmadığımı fark etmeliydim. Ama yine de yaşadıklarım beni derinden etkiliyordu.

Hemşire odadan çıkarken bir kez daha yüzüme baktı ve ekledi:

—Hemşire: "Unutma, her şey daha iyi olacak. Sen küçük ama güçlü bir adamsın. Bu süreç seni daha da büyütecek. Ne olursa olsun, kendine inanmayı bırakma."

Kapı kapandıktan sonra tekrar yalnız kalmıştım ama bu kez hissettiğim yalnızlık biraz daha farklıydı. Hemşirenin sözleri ve davranışları, içimdeki karanlığa bir parça ışık getirmişti. Şimdi önümde zorlu bir süreç vardı. Mahkeme, ailem, hastane ve Doktor... Ama bu kez kendime bir söz verdim: Her ne olursa olsun, kendi doğrularımı savunacağım.

Bu hayatta yalnız da olsam, kendi kararlarımla yaşamayı seçeceğim.

...Kalem elimde, defter önümde, derin bir nefes aldım. Kendi kimliğimi bulma yolculuğumda ilk adımı atmış gibi hissettim. Kendime verdiğim sözleri hatırladım. Her ne kadar kafam karışık ve yüreğim yorgun olsa da, içimde hala bir kıvılcım vardı. O kıvılcımı büyütmek, beni hayatta tutan tek şeydi.

O an fark ettim ki, kaybettiğim "ben"i bulmanın yolu dışarıda değil, içimdeydi. Çıkmazda hissettiğim kafesin anahtarı belki de kimse de değildi. Belki de hep elimdeydi, ama göremiyordum. Tek yapmam gereken, içimdeki sesi dinlemekti. Kendime güvenmekti.

Bir süre çizimime baktım. Çıkmaz bir kafesin içinde küçücük bir umut ışığını resmetmiştim. Ama eksik bir şey vardı. Kalemi tekrar elime aldım ve kafesin dışına küçük bir kuş çizdim. O kuş, benim özgürlüğümü temsil ediyordu. O, içimde hala var olan umudun bir sembolüydü. Yanına şu cümleyi yazdım:

"Kimliğini bulmak için önce içindeki kafesi kır."

Resmi tamamladıktan sonra gözlerim doldu ama bu kez gözyaşlarım acıdan değil, bir şeyleri fark etmenin verdiği rahatlıktan aktı. Çizimim, bana kendi gücümü hatırlatıyordu. Hayat beni nereye sürüklerse sürüklesin, içimdeki o kuş hep var olacaktı.

Kapı aniden açıldı. Hemşire, gülümseyerek içeri girdi. Elindeki tepsiyi masaya koydu ve nazik bir şekilde konuştu:

—Hemşire: "Bakıyorum yine bir şeyler çizmişsin. Merak ettim, bana göstermek ister misin?"

Resmimi ona uzattım. Bir süre dikkatle baktı. Gözleri resme kilitlenmişti. Ardından derin bir nefes aldı ve bana döndü:

—Hemşire: "Bu resim, senin ne kadar güçlü olduğunu anlatıyor. Ama aynı zamanda bir şeyleri bırakmaktan korktuğunu da gösteriyor. Biliyor musun? Herkesin içinde bir kafes vardır. Ama o kafesi kıracak cesareti bulmak, seni sen yapar. Ve sen bunu başarabilirsin."

Söyledikleri içime dokundu. Belki de haklıydı. Kafesimi kırmak, kendi yolumu bulmak tamamen benim elimdeydi. Ona teşekkür edercesine başımı salladım. Hemşire gülümseyerek odadan çıktı.

O gece resmime uzun uzun baktım. Hayatıma dair bir karar vermem gerektiğini hissettim. Bu hastanede ne kadar kalacağımı bilmiyordum ama burada kendimi yeniden inşa edebilirdim. Kimseye muhtaç olmadan, kendi gücümle yol alabilirdim.

Sabah olduğunda, yeni bir günün bana getireceği her şeye hazırdım. Artık bir hedefim vardı: Kendi kimliğimi bulmak, içimdeki o kuşu özgürlüğe uçurmak. Ve bu yolculukta kimse beni durduramazdı.

Kendime sessizce söz verdim: "Bir gün kafesimi kıracağım ve o kuşu özgür bırakacağım."

Kapıdan içeri giren mahkeme görevlileri, odaya soğuk bir hava getirmiş gibiydi. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Ellerindeki belgeleri dikkatlice tuttular ve gözleri üzerimdeydi. Sessizlik, her zamankinden daha ağırdı. Doktor, mahkeme görevlilerinin yanına geçti ve bana dönerek bir kez daha "Yanındayım, küçük adam," dedi. Bu cümle bir nebze olsun içimdeki kaosa huzur getirdi ama yine de endişelerim dinmek bilmiyordu.

Mahkeme görevlilerinden biri yumuşak bir sesle konuşmaya başladı:
—Görevli: "Sana açıklamamız gereken birkaç konu var. Bunlar hayatınla ilgili önemli kararlar. Bugün burada seni dinleyeceğiz. Ama önce bazı prosedürleri tamamlamamız gerekiyor. Kendini hazır hissettiğinde bize söyle."

Hazır mıydım? Gerçekten bilmiyordum. Ama bu yolculukta hep sustum, kendimi ifade etmekten korktum. Artık buna son vermem gerektiğini biliyordum. Derin bir nefes aldım ve önümde duran defteri elime alıp yazmaya başladım:
"Hazırım. Sormak istediklerinizi sorun. Size her şeyi açıkça anlatacağım."

Defteri görevliye uzattım. Okuduktan sonra başını salladı ve konuşmasına devam etti:
—Görevli: "Öncelikle, babanla ilgili kararın çok önemli olduğunu söylemeliyim. Baban, seninle ilgili bazı itirazlarda bulundu ve seni tekrar yanına almak istediğini ifade etti. Ancak senin kendi kararların da bu süreçte belirleyici olacak. Bize açıkça söylemeni istiyoruz: Ailenle birlikte yaşamak istiyor musun, yoksa başka bir yol mu tercih edeceksin?"

Bu soru beni öylesine derinden sarstı ki elimdeki kalemi bir an düşürdüm. Ailemin bana yaşattığı onca şiddet ve zorluk aklımdan bir film şeridi gibi geçti. Ama bir yandan da, babamın gelip beni görmek istemesi kafamı karıştırmıştı. Kalemi yerden aldım ve yazmaya başladım:
"Onlara dönmek istemiyorum. Ama bu, onları sevmediğim anlamına gelmiyor. Artık kendi yolumu çizmek istiyorum. Onların beni zorladığı hayatın bir parçası olmak istemiyorum."

Görevli, yazdıklarımı dikkatlice okudu ve anlayışla başını salladı. Doktor da araya girerek konuşmaya başladı:
—Doktor: "Bakın, bu çocuk şu anda yeni bir kimlik arayışında. Ona destek olmak hepimizin görevi. Zorla bir yere gönderilmesi ya da istemediği bir hayatı yaşamak zorunda bırakılması, sadece daha büyük sorunlara yol açar. Bu noktada onun kararlarını öncelikli olarak değerlendirmeliyiz."

Görevli tekrar bana döndü:
—Görevli: "Peki, yurt fikrine nasıl bakıyorsun? Eğer yuvaya dönmek istemiyorsan, sana farklı seçenekler sunabiliriz. Kendi hayatına yön verebilmen için uygun bir ortam sağlayabiliriz."

Yurt mu? Hayır, orası bana ait bir yer gibi gelmiyordu. Kalemi elime alıp şu cevabı yazdım:
"Yurtta yaşayabileceğimi sanmıyorum. Kendime ait bir yer istiyorum. Bir yere ait hissetmek, kendi kararlarımı alabilmek istiyorum."

Görevli bir süre sessiz kaldı, ardından yüzündeki ciddi ifade biraz yumuşadı:
—Görevli: "Bu söylediklerini dikkate alacağız. Ama bu süreçte sana destek olacak birinin olması gerekiyor. Burada Doktor beyin desteği çok önemli. Senin için uygun bir çözüm bulunacağından emin olabilirsin."

Doktor bana dönerek gülümsedi:
—Doktor: "Ne dedim sana, küçük adam? Yanındayım ve her zaman da olacağım. Hayatını nasıl şekillendireceğine karar verirken tek başına olmadığını unutma."

Bu sözleri duymak, içimde bir umut ışığı yaktı. Belki de kafesimin anahtarını bulmaya bir adım daha yaklaşmıştım. Mahkeme görevlileri gerekli notlarını aldıktan sonra odadan ayrıldılar. Doktor, sessizce başucuma oturdu ve konuşmaya başladı:

—Doktor: "Bak küçük adam, hayat bazen çıkmazlar sunar ama bu çıkmazlardan çıkmanın yolları her zaman vardır. Sen güçlü bir çocuksun. Bu süreçte kendine inanmayı asla bırakma. Ve şunu unutma: Ben senin yanında olacağım, her zaman."

İçimden geçen binlerce soru hala cevapsızdı ama en azından artık yalnız olmadığımı biliyordum. Kendimi ifade edebilmek, duygularımı ve düşüncelerimi açıkça söyleyebilmek, kimliğimi bulma yolunda en büyük adım olacaktı.

Defterimi kapattım, gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Yarın neler olacağını bilmiyordum ama bildiğim bir şey vardı: Bu yolculuk benim. Kendi hikayemi yazmaya başladım ve onu tamamlamak için elimden geleni yapacağım. Kafesimin anahtarını bulup o kuşu özgürlüğe uçuracağım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.