1. bölüm / 6
Geçmişin GölgesiGiriş
Bölümler 6Şu an: Giriş
- 1 Giriş590 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 1. Bölüm2.289 kelime
- 3 2. Bölüm3.705 kelime
- 4 3. Bölüm3.863 kelime
- 5 4. Bölüm5.437 kelime
- 6 5. Bölüm6.204 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
16 Ağustos 2005.
İki köyün arasına kabus gibi çöken, düşmanlığı harlayan o yalanlarla dolu kanlı tarih.
Şimdi bir başka 16 Ağustos.
O gece yetim kalan ve bir güç hırsı uğruna babasız büyüyen bir gencin zihnine, şüphe tohumlarının ilk ekildiği tarih.
O tek şüphe, yıllar boyunca anlatılan her şeyi yerle bir edecek; sırlar bir bir ortaya çıkacaktı. Aynı tarihin mağduru iki sevdalı, kendilerine kanla yazılan kaderi silecek ve düşmanlığın bir başka yüzüyle tanışacaklardı.
•••
Zaman, bu odanın kapısından içeriye hiç uğramamış gibiydi. Her şey sanki gerçekleri biliyormuş gibi, sahipleri geri gelecekmiş gibi, tam yirmi üç senedir olduğu gibi duruyordu. Eşyaların üzerine örtülen beyaz örtülerin rengi solmuş, toz toplayan ahşap zeminin üzerinde tek bir ayak izi bile yoktu.
Şirin Furtuna, “Oğlumdan geriye kalan her şey olduğu gibi duracak, anılarına dokunulmayacak.” diyerek bu odaya kilit vurmuş ve bir daha konusu açılmamıştı.
Ama İso, bu evde yıllardır yazılı olmadan uygulanan bu kuralı bugün bozacaktı. Babasını özlemişti, çok özlemişti hem de. Artık yüzünü bile tam olarak hatırlamadığı babasından geriye kalan tek şey bu odayken, girip babasını anmak istiyordu. Hem sadece bakıp çıkacaktı, babaannesinin ona bu yüzden kızacağını düşünmüyordu.
Kapıyı ardından kapattığında, artık yıllardır girmediği bu eski odanın içindeydi. Bir zamanlar babasının kokusuyla dolu olan bu odadan şimdi gelen toz kokusu, İso'nun canını acıtmıştı. Titrek bir nefes verip odanın içinde göz gezdirdi. Beyaz örtülerle sarılı birkaç mobilya ve yılların tozunu taşıyan, grileşmiş duvarlar...
Yerde bıraktığı ayak izlerini umursamadan odanın içinde küçük adımlarla gezmeye başladı. Babasını, onunla olan anılarını anımsamaya çalışıyordu ama çabası boşaydı, babasıyla olanları geride bırakacak kadar anı biriktirmişti geçen yıllar zihninde. Bunu fark etmek, sol gözünden bir damla yaşın süzülmesine neden oldu.
“Baba...” diye fısıldadı gardırobun üzerindeki örtüyü yavaşça kaldırırken. Gardırobun kapağını açtı, içerisindeki birkaç cekete baktı. Dokunup dokunmamak arasında kararsız kalmıştı, zarar vermekten, bozmaktan korkuyordu. Sonunda dayanamayıp siyah bir hırkayı eline aldığında, istemsizce burnuna götürdü. İçine çektiği kokunun tozla karışık ahşap kokusu olduğunu anladığında, küçük bir çocuk gibi hayal kırıklığıyla hırkayı aldığı yere geri bıraktı. Zaman, acıya hiç saygı göstermeden geçiyordu işte, kokusu bile kalmamıştı.
Derin bir nefes verip “Çok erken gittin be baba...” diye mırıldandı. Sesinde saf bir özlem ve acı vardı. Yokluğuna bir şekilde alışmıştı da, var olduğu zamanları hatırlamıyor oluşuna kalbi acıyordu, ondan geriye kalanları görünce bütün acısı gün yüzüne çıkmıştı.
Çalışma masasına kaydı gözü. Babasının, ara sıra bu masaya oturup da bir şeyler yazdığı, hayal meyal hatırladığı sayılı şeylerden birisiydi. Bu sefer tereddüt etmeden masanın üzerindeki örtüyü kaldırdı yavaşça. Belki bir günlük, bir çalışma defteri, ya da babasının el yazısını taşıyan herhangi bir şey bulma umuduyla masanın üzerini gözleriyle taradı. Ama masada, birkaç dolma kalemden başka hiçbir şey yoktu.
Çekmeceye baktı. Orada bir şeyler olabileceğini düşündü. Elini çekmecenin kulpuna attı ama yıllardır el değmemiş ve çürümeye yüz tutmuş tahta, İso'nun bu ani sert dokunuşuna hazır değildi. Çekmece, rafın içerisindeki raylı mekanizmasından çıkıp İso'nun elinde kaldığında panikle elindeki boş çekmeceye baktı. Derin bir pişmanlık ve vicdan azabı içini kaplarken, babaannesinin bu odaya girilmesi konusunda neden bu kadar hassas olduğunu daha iyi anlamıştı şimdi. Evladından geriye sadece bu eşyalar kalmışken, dokunulmasını, zarar görmesini istememesi çok anlaşılabilirdi.
Çekmeceyi yerine takmak için rafa doğru eğildiğinde, gördüğü şey ile kaşları çatıldı. Rafın duvar kısmında, tam çekmece ile raf arasında bir kağıt parçası vardı. Kasıtlı olarak saklandığını anlamıştı İso, tesadüfen düşebileceği bir konumda değildi. Ne olduğunu anlamaya çalışırken içinden bir ses, alıp bakmasını söylüyordu. Başka bir ses ise “Boş ver, saklandığına göre özel bir şeydir.” Diyordu.
İso, kısa süren bir kararsızlığın ardından uzandı ve sararmış kağıdı dikkatlice yerinden çekti. Henüz bilmiyordu ama elindeki birkaç satır, iki düşman köyün kaderini ve yıllardır inandığı her şeyi değiştirecekti.
Bölüm etkileşimi
